Aşağıda tablo olarak Allah’ın isim ve sıfatlarını anlamları ile birlikte verdim. Ama öncelikle sizlerle Esma-ül Hüsna hakkında bilinen bilinmeyen bazı bilgi ve tecrübelerimi paylaşmak isterim…

Allah musta(-ha-)kını versin

Eskilerde allah mutsa(ha) kını versin diye bir deyim vardı.
Allah, neyi hak ediyorsan onu versin demektir.
Bilen bilir. Açıklamam bilmeyen gençler için.
Bu bir duadır. Beddua değil.

İslamda beddua yasak gibidir. Şüpheden uzak durun kuralına göre ise yasaktır.
Çünkü yapılan her dua önce yapana gelir.
Allahın âdeti böyledir.
Adetullah denir.
Eğer beddua ettiğiniz kimse gerçekten hatalıysa ona da uğrar, size de.
Eğer karşı taraf hak etmemişse (çoğu zaman biz bunu bilemeyiz, çünkü ameller niyetlere göredir. Niyet okuru olmadığımıza göre burada da şüphe vardır ve kaçınmak şarttır) o takdirde yalnız biz zarar görürüz.
O nedenle yine eskiden ’Allah ıslah etsin. Allah hidayet versin ’gibi…
Veya yukarıda belirtildiği üzere ’Allah mustahakını versindenilirdi.

Mademki laf açıldı Mevlevi adetlerinden bir hikâyecik;

Ağızdan çıkan her kelimenin dua nitelikli olduğu kabul edilir;
Az konuşmak önerilir.
Ayrıca zorunlu konuşmalarda da en olumlu kelimeler seçilirdi.

Örn;
Işığı yak denilmez. Yakmak kemalde bir esmadır. Çok anlamlıdır. Yerine ışığı uyandır denilirdi.

Işığı kapat, ya da söndür yerine ışığı dinlendir denirdi.

.
HZ MEVLANA BUYURUR Kİ;
BU ÂLEMDE YANİ DÜNYADA, OLABİLECEK HER BİR OLAY İÇİN,
MİSAL ÂLEMİNDE SAYISIZ İHTİMAL UYUR. SİZ AĞZINIZDAN ÇIKARDIĞINIZ LAKIRDILARLA,
O İHTİMALLERİ UYANDIRIRSINIZ. GÜZEL KELİMELER
(ANLAM YÖNÜNDEN DEMEK İSTEDİM. ÇÜNKÜ KELİMENİN GÜZELLİĞİ ANLAMINDA GİZLİDİR)
SÖYLEYİN Kİ GÜZEL İHTİMALLER UYANSIN.
İNSANIN KADERİNE MÜDAHALESİ BURADADIR; BUYURUR.

Bu açıklama aslında bir hadisi şerifin tefsiridir.
’Bir organınıza sahip olun, cennetinize kefil olayım buyuran Rasuli kibriyaya sordular: hangi organ ya resulullah. o mübarek eliyle kendi dilini tutarak, diliniz. ‘’ Buyurdu.

Ayrıca;
‘Mümin ya hayır konuşsun ya da sussun.’ diyerek de aynı noktayı işaret etmiştir.
.
Bir de atasözü hatırlatıp bitirelim. ’dilim, dilim; sen ettin beni dilim dilim.’
Kendimizde veya toplumda gözlemlediğimiz olumsuzlukların karşılığı olan kelimeler, ihtiyaç derecesine göre, baş kısmınala”olumsuzluk takısı eklenerek, okunur.

DURUMUN ACİLİYETİNE VE OKUYANIN ZAMAN BULABİLME DERECESİNE GÖRE, ÜÇ KERE, YEDİ KERE, DOKUZ KERE, ON DOKUZ KERE, YİRMİ BİR KERE, OTUZ ÜÇ KERE, YETMİŞ VE DOKSAN DOKUZ, YÜZ BİR GİBİ SAYILARDAN BİRİNE RASTLATILIRSA DAHA ÇABUK TECELLİ EDER.

Kişi nur görüyorsa, tevhit olmuşsa çok az sayıda bile okusa yeterlidir.

Duruma göre üç gün, yedi gün, yirmi bir gün, kırk gün okumak gerekir.
Tecellinin değiştiğini görmek o işi bitirmek için yeter.

Köklü değişimler ancak yirmi bir günde veya kırk günde olur.
Artık işi bilen bilir. Habir sıfatından haberi alan alır. İhtilaç ilminden haberi olmayanlar, nur görmeyenler zahirden işaret alıncaya kadar bilemez.

Şimdi de simlerin gruplanmasına yani tertibine üç örnek verelim.

‘’LA HARAMI, VELA GAFLETİ VELA DALALETİ VELA İHANETİ VELA CEHALETİ FİL HAYATİ.’

Bu tertip beş esmadan ibarettir.
Herkes tarafından ve her zamanda okunabilir. İnsanlar haramı terk eder, uyanık olurlar, yanlışa gitmezler, yanlıştan dönerler, her türlü nimetin değerini fark ederek yaşar, nimetlere ve emanetlere ihanet etmezler.
Ve en önemlisi cehaletten kurtulmaya çalışırlar.
Unutmayınız;
Gökler değişmeden yerler değişmez,
Dua edilmeden de gökler değişmez.
Yerler ile gökler arasında emir iner de iner /çıkar da çıkar.

Bir duayı ne maksatla okursanız okuyunuz o dua önce okuyanda (zatta-kişide)
tecelli eder. Sonra niyetle hedeflenen merciye (sıfata )gider.

Bu nedenle İslam da beddua ancak hak edene yapılır.
Zalimin zulmüne karşı dua müminin silahıdır.

Ancak nasıl yapılması gerektiğini iyi bilmek lazımdır.
Olur, olmaz şeyler için nefsine uyup beddua edilmez.

KENDİSİNİ KORUMAYI BİLMEYEN, HİKMETTEN HABERDAR OLMAYANLARIN,
CELAL ESMALARINI AĞIZLARINA BİLE ALMAMALARI GEREKİR.
BEDDUA GERİ TEPMELİ TOP GİBİDİR, İLK ATEŞİ GERİSİNE VERİR,
İYİ NİŞAN ALINDIYSA HEDEFE ÇOK SONRA VARIR…
BEDDUA YERİNE;

Allah Mustahakını versin,
veya
‘’hasbiyallahu ve niğmel vekil, niğmel mevla ve niğmel nasir;
Şeklinde dua etmesi yeterlidir.

‘’ene hayyün,ene muhyün,ene alimün ene şafiün ene habirün.’

Bu tertip de yine beş güzel esma vardır. Her zaman ve herkes dilediği kadar okuyabilir.
Esmaların anlamları okuyanda ve ailesinde, Müslümanlarda,toplumda tecelli edecektir.

‘’la renci vela zaifiyeti vela ağrıları vela sancıları illa şifai fil hayati.’
(hasta için okunur)

Dördüncü bir daha
‘’la zinai vela fuhşiyati vela livatai illa kuddüs ettahirun .’
Toplumsal taharet,temiz ahlak oluşması için okunur..

Toplumdaki ihtiyaç düşünülerek benzeri tertipler yapılır.
Üç gün, yedi gün, okunabildiği gibi tam tecelli için yirmi bir gün ve kırk bir gün okunur. Bu arada alınacak ihtilaç, nur görme veya keşifle kabul edildiği bilinirse, daha erken de bitirilir. Yeni bir göreve başlanır.

Bir meseleyi halletmek için okuyan, duanın kabul edildiğine dair işareti almadan bırakmamalıdır.

Sadece sağ ayak başparmağı deprenerek (aşağı yukarı sürekli indirip kaldırarak) zatın kendisi ve müminlerin saadeti için okunacak esmalar aşağıya alınmıştır.

Zat yeterince tecrübe sahibi olduğunda, bunlara eklenebilecek esmaları kendiliğinden ilave edebilir.

Esasen anlam bakımından güzel her esma ”el” takısı veya ”ya” takısıyla;
Anlamı celali olanlarsa, ”la” takısıyla bu sağ ayak efaliyle okunabilir…

ÖRNEĞİN ;
”la terörü vela teröristi vela eroini vela sıgarai”  vb…

Esmaların efallerle birleşmesi duanın tecellisini,( kabulünü) çabuklaştırır, demiştik.

Duanın kabulü için bir de zaman kavramı yani evkat vardır.

Bu nedenle nur görmeyen, bu vakitleri bilmeyen insanlar vakit namazlarını tam zamanında kılmak şartıyla ve namazlardan sonra efallerini yapmak suretiyle, vakit şartını yerine getirmiş olurlar.

İlmi ledünü öğrenmiş olan, nur gören Allah dostları,
Müşteri, kamer, zühre saatlerinden birinde okumalılar.

Cemal saatlerinde okunmalı ki müminlere faydası olsun.
Aksi takdirde sen çalışırsın da kâfirler yararlanır. Evkat ilmi çok önemli bir ilimdir. Bilmeyenler yedi vakit namaz kılarak namazların ardından okumalıdır…
Beş vakte işrak-kuşluk namazı ile teheccüt-gece namazını eklemelidirler

Şeriatın namaz vakitleri tealiye göredir.
Bu tür iş yapanlar, namazlarını tam vaktinde kılmalıdır. Vakti kaçırmamalılar. Beş on dakika belki, gecikilebilir. O da zaruret halinde. Asla kazaya bırakmamak lazımdır.

ESASEN HAKİKATTE KAZAYA BIRAKMAK DİYE BİR ŞEY YOKTUR.

Giden vakit gitmiş, tecelli aksamış, ya o zaman diliminden faydalanılamamış, ya da tecelli gecikmiştir. Sevabı ya hiç olmamış, yani kâfire yaramış, ya da çok az olmuştur.

Sağ ayakta okunan esmalar

Ene Hayyul baki, Ene azizün, Ene malikel mülkün, Ene latıfün, Ene kaviyyün
Ene mü’minün, Ene metinün, Ene rahmetün, Ene alimün, Ene cemiliün
Ene mağmurun, Ene gaaniyyün, Ene şerifün, Ene saidün, Ene nurelgalbün
Ene camiun, Ene fettahun, Ene şifaün, Ene guddüsün, Ene tahirun
Ene mutahharun, Ene mukaddesün, Ene sahiyyün, Ene kerimün, Ene vasiun
Ene hakkun, Ene mahbubun, Ene mergubun, Ene muizzün, Ene nurun
Ene hakk’el bakiyyün, Ene ruhun, Ene hayyün, Ene adl’el bakiyyün, Ene imam ez zemanün

Ene ruhulkuddüsün, Ene ruhultayyibün, Ene ruhulbakiyyün, Ene ruhulhakkun,
Ene ruhulhayyün, Ene ruhulazizün, Ene mesrurun, Ene mesudun, Ene makbulün, Ene sahip el mümin’ün

Zat bu esmaları zühre, kamer ve müşteri saatlerinde okur. Herkes okuyabilir.
Aşağıda yazılı menfi olarak okunan esmalar da aynı saatlerde okunur.
Sağ ayak başparmağında, hem zatın kendisi için hem müminler için çok faydalıdır.
Kemaldir ve camaldır. Çok büyük saadetler bahş eder.
Tecelli zata ve sıfatadır. Kendisine, aile efradına ve Türk milletinedir.

Menfi olarak başına la takısı getirilerek okunacak esmalar bunlardır

La küfrü, la isyanı, la fesadı, la gazabı, la fenaelalemi,
la fena el hakkı, la zulmü, la zalimi, la hüznü, la kahrı,
la hiddeti, la habaseti, la şerri, la şehveti, la fakiri,

la fena el şeriat el muhammedi, la zilleti, la rezaleti, la fena-i,
la helaki, la zevali, a mahviyeti, la emrazı, la illeti, la gafleti,
la dalaleti, La şeytani, la vesvese-i, la hakti, la hasedi,
la kıybeti, la cevri, la cefa-i, la kederi, la zararı, la hüsranı,
La hata-i, la inadı, la kezbi, la sanemi, la vesni, la fena el kuvveti,
la evsani, la tuğyani, la adaveti, la hıyaneti, la yemuti,
la memati, la mevti, la kasveti, la zaifiyeti, la sehvi,
la süfliyati, la sefahati, la ihtiyacı, la zahmeti, la zevali,
la zeval el cismi, la noksanı, la noksan el ömrü, la havfi, la afatı,
la zeval el ismi, la suizanni, la inkar el hakkı,
la inkar el şeriat el muhammedi,
la inkar el kitab el muhammedi, la terk el ibadeti, la selb el imanı,
la fakrezzemanı, la mekri, la hetati, la şekki el hakkı,
la rayb el kalbi, la elemi, la azabı, la gahtı, la kalai,
la terörü, la teröristi. la enflasyonu, La develiasyonu, vb.

GAYRET KULDAN, BAŞARI HAKK TELADANDIR.

Bundan sonra sol ayakta okunan dualar yazılacaktır. Bu konular herkese açık olmakla beraber, anlaşılması kolay olmayan bir alandır.
Her şeye rağmen okuyana Allah bir şeyler verir.
Buraya kadar okumak nasip olduysa ne mutlu aziz kardeşim
Nasiplisin demektir.Her emeğin ecri mutlaka verilecektir.

Sol ayakta okunan esmaları da vaktimiz oldukça sizlerle paylaşmaya çalışacağım… Selam es selam / selame…

Allah │ Ed-Darr │ El-Adl El-Afüvv │ El-Ahir │ El-Alim │ El-Aliyy │ El-Azim │ El-Aziz │ El-Bais │ El-Baki │ El-Bari │ El-Basir │ El-Basit  El-Batın  El-Bedi  El-Berr  El-Cami  El-Cebbar  El-Celil  El-Evvel  El-Fettah  El-Gaffar  El-Gafur  El-Ganiyy  El-Habir  El-Hadi  El-Hafid  El-Hafiz  El-Hakem  El-Hakim  El-Hakk  El-Halık  El-Halim  El-Hamid  El-Hasib  El-Hayy  El-Kabid  El-Kadir  El-Kahhar  El-Kaviyy  El-Kayyum  El-Kebir  El-Kerim  El-Kuddüs  El-Latif  El-Macid  El-Mani  El-Mecid  El-Melik  El-Metin  El-Muahhir  El-Mucib  El-Muğni  El-Muhsi  El-Muhyi  El-Muid  El-Muizz  El-Mukaddim  El-Mukit  El-Muksit  El-Muktedir  El-Musavvir  El-Muteali  El-Mübdi  El-Müheymin  El-Mümin  El-Mümit  El-Müntekim  El-Mütekebbir  El-Müzill  El-Vacid  El-Vahid  El-Vali  El-Varis  El-Vasi  El-Vedüd  El-Vehhab  El-Vekil  El-Veli  En-Nafi  En-Nur  Er-Rafi Er-Rahim  Er-Rahman Er-Rakib  Er-Rauf  Er-Reşid  Er-Rezzak  Es-Sabür  Es-Samed  Es-Selam  Es-Semi  Eş-Şehid  Eş-Şekur  Et-Tevvab  Ez-Zahir  Malikül-Mülk  Zül-Celali-Vel-İkram 

UYARI !!!

1-) Kırmızı renk ile belirtilen Esmaların (Allah’ın isimlerinin) belli bir seviyeye gelmemiş zikir ehlinin (zakirlerin) uzun süreli zikretmesi (Eğer bilirseniz) sakıncalıdır.

2-) Mavi renk ile belirtilen Esmalar (Allah’ın isimleri) yeterince kemâle ermemiş kişilerin taşıyamayacağı isimlerdir. Bazıları ısrar edilirse hayatı kısaltacak kadar tehlikelidir. Örnek ”El-Halık” ”El-Melik” ”El-Kadir” gibi  esmalar ısrarla zikredilmez. ”El-Hakim” de bunlardan biridir.

3-) Yeşil renk ile belirtilen Esmalar (Allah’ın isimleri) cemâl  ve kemâl esmalardır. Yinede belli bir sıralama ile okunmalıdır. Öncelikle ”El-Kuddüs” ”El-Tahir” ”El-Afüvv” ”Errahmannirrahim” ”El-Alim” ”El-Basir” gibi esmalar okunalıdır.

ALLAH

allah

“EN GÜZEL İSİMLER ALLAH’INDIR. O’NA O GÜZEL İSİMLERİYLE DUA EDİN.” (ARAF,180)

Kur’an’daki Esma’ül Hüsna‘dan ilk inen isimdir. Çünkü ilk inen ayet besmeledir. Allah’ın doksan dokuz isminin en büyüğüdür.

Hz. Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki: “Allah’ın doksan dokuz ismi vardır. Kim ezberlerse cennete girer. Allah tektir, teki sever.” Esmâ’ül Hüsna’nın bütün anlamını içinde toplar. Yüce Yaratıcı’nın diğer bütün isimlerini kapsar. Bu yüzden el-Esmau’l-hüsna olarak bilinen bütün isim ve sıfatlar bu ada yandırılır. Bu nedenle “Rahman, Rahim, Aziz, Gaffar, Kahir Allah’ın adlarındandır deriz. ” Ama Allah, Rahman’ın adlarındandır” demeyiz.

Allah isimi Kur’an’da 2697 yerde geçmektedir.

Allah’ın güzel isimleri vardır. En güzel isimler O’nundur. Gerçi Allah zatında birdir ve zatının ismi Allah’dır. Fakat sayı olan bir gibi eşi ve benzeri bulunabilecek şekilde bir birlikle değil, eşi ve benzeri bulunmayan üstün bir birlikle birdir. Zatında yalnızca vahid değil, birdir: İlâhî hitapta yer alan “Biz, şehadet ettik, yarattık.” gibi çoğul kiplerindeki azamet ve ihtişam, işte ilâhî sıfat ve isimlerin bir araya gelmesinden doğan azamet ve yüceliği dile getirir ki, Allah yüce ismi, bütün bu sıfat ve isimlerin hepsini içine alan bir yüce isimdir. Allah ismi, Allah’ın kendisi gibi, eşi ve benzeri olmayan bir isimdir. Sıfat ve isimlerin çokluğu, zatın çokluğunu gerektirmeyeceğinden o isim ve sıfatların her biri Allah’ın eşsiz özelliklerinden birine delalet eder. Âdem’e öğretilen de isimlerin en güzelleridir.En güzel isimler Allah’a mahsustur. Öyleyse ey müminler, O’na o isimlerle dua ediniz, O’nu onlarla çağırınız veya O’nu bu güzel isimlerle adlandırıp anınız.

Tenbih : Kul, Allah’a bütün kalbiyle bağlanmalıdır. Gözü O’ndan başkasını görmemeli, O’ndan başkasına iltifat eylememeli, O’ndan başka hiç kimseden bir dilekte bulunmamalı, O’ndan başkasından korkmamalıdır.

Öze /le ÇAĞRI

I.PERDE

Bilesin ki
Allah (cc)
yar ve yardımcın olsun
sıfat ve isimleriyle bilinir
zatı ,bir emirden ibarettir

huzurunda divan dur / eğil
isim ve sıfatlar O’na dayanır
ancak / özdedir
vücut olarak değil

herhangi bir şeyin
varlığıyla dayandığı zat
isim ya da sıfattaki / özdür
özün sıfattan talebi / akıl edip bulsun
zat tabirini kabul eden şey
isterse var / mevcut
ister / Anka olsun

süphan olan
Allah’ın zatı yüce
bir ve tek
kendi nefsiyle kendine yardır
öyle ki
her var ve yok / yalnız onunla vardır

zira o nefsiyle kaimdir
halkı kendi nurundan var etmiş
kimliğinde / özü, isimleri
sıfatları birbirine yar etmiş.

ezelden ebede böyle olunca
O yüce zat;
her surette / suret olup görünmüş
her sıfatta / türlü vasfa bürünmüş.

II.PERDE

sayıya gelmez / kemalleri
hadsizdir / hudutsuzdur
kendi kendine / bürünmüş, perdelenmiş

cüz akıl, küll’ü idrak edemez.
bil ki / bu konuda idrak,
idraksizliği idraktir.
öze miraç olmadan
kul celali bilemez
kemali / kemal bilir

anla ki / Allah’ü tealanın zatı
örtülü / âlemlere perdeli
tekliğinden ibarettir / deriz.
O sultan, aziz olan zat’a
imanı /göz görmeden ederiz

şeyin bilinmesi
anlaşılmasıyla olur
anlaşılmak olunca gaye
şey şeyi münasip,dengiyle
yahut ,kamil zıddıyla bulur.

vayy, böyle iken iş
ne kalır kulun eline
zıt yok ki, zatına denk
kıyas edip, biline

her kuş bu meydanda ötemez
dinleyen hem
izinle
söz söyleyen susar.
fehimler teslim olur / diz çöker.
davalara girişmez
ilim süphan Allaha
zati yönden ilişmez.

III. PERDE

bu böyledir dedi
lütfedip
mukaddes kuş
ve
uçtu yüceler yücesi zat derinliğine

bütünde eksiksiz yüzüp /gezdi.
kainatta kayboldu / göçtü
her zerre’de ve kül’de
müsavi hakikati bulmakla,
ayan beyan açık halde olmakla
isim ve sıfatta araladı perdeyi

bildirdi ki
mutlak / bir vücut gerekli.
ancak
zatiyle asla bilinmez
olsa da olur
olmasa da denilmez.

basiret dediğin şu iş
tendeki bu gözedir
bir yitirilmiş varsa / yar
O’na değil
Bizedir

IV. PERDE

duymalısın ey nefsim
Kur’an sana seslendi
cennet ,cehennem / sende
bütün aleme halife sen
duy /duy çağrıyı lütfen
sensin muhatap dendi

maksat sensin
ya sin

Alanya /007

Başa Dön

ER-RAHMAN
er-rahman

DÜNYADA BÜTÜN MAHLÛKATA MERHAMET EDEN, ŞEFKAT GÖSTEREN, İHSAN EDEN

Allah’ın pek merhametli, çok rahmet sahibi olması anlamlarına gelen bir sıfat ismidir. Sıfat ismi olmakla beraber, bu ismin Allah’tan başkasına verilmesi uygun görülmez. “Çok rahmet sahibi, gayet merhametli ve sonsuz rahmeti bulunan” diye tefsir edilip açıklanabilirse de, yalnız yüce Allah’ın özel bir ismi olduğundan dolayı tam anlamıyla tercüme edilemez.

Dilimizde onun tam karşılığı olan bir kelime yoktur. “Esirgeyici” olarak tercüme edilmesi de doğru değildir. Dolayısıyla bu anlam Rahman isminin tercümesi olamaz. “Acıyan” diye tercüme edilmesi de onun tam anlamını vermekten uzaktır. Çünkü kuru bir acıma merhamet değildir. Bilindiği gibi, merhamet acıyı giderip yerine sevinç ve iyiliği getirmektir. Bu itibarla merhametli sözcüğünden anladığımız anlamı, diğerlerinden anlayamayız.

Rahman, “pek merhametli” şeklinde eksik olarak tefsir edilebilirse de tercüme edilemez. Yüce Allah’ın rahmeti, sadece bir iyilik duygusundan ibâret değildir. O’nun rahmeti, insanlara iyilik dilemesi ve sayılamayacak kadar nimetler vermesidir. O halde “Rahman” ismini böylece bilmek ve anlamak gerekir. Her gün karşılaştığımız ve içinde bulunduğumuz nimetler, aslında bize Rahman’ın en güzel açıklamasıdır.

Başa Dön

/ ESMA / İSİM / I .

Bilesin ki, azizim
Allah yar ve yardımcın olsun
İsim denilen: kelam
Vara / yoğa ad olan şeydir
Öyle ki
Fehim / varlığı isimle görür
Hayal / suretlere bürür
Vehim / yakınlaştırır
Fikir /düşündürür
Akıl bilir / hüküm yürür
Ve
Şey
İsmiyle / eşleşir
Şüpheye yer bırakmadan
Özleşir

Zatın bilincinde / söz
Var /ve yok’un yerini alır
Her halükarda
Bilinçli / bilinçsiz
Gerektikçe
Şey / ismi
İsim / şeyi çağırır

II .

İsmin kemali
Bilinmeyeni bildirmesidir
Şeyle aynileşmesidir
Böylece
Demiş olduk ki
Azizim / bi iznillahi teala / anla
O öyle bir kudrete sahiptir ki
Varı bildirmekle kalmaz
Batına dahi / bağırır
Gayrından yardım almadan
Masallardaki dev gibi
Anka gibi
Yoğu varlık mertebesine çağırır
Hatta varı yokluğa gönderen de odur
Öl demek yeter /ölür
Bu yüzden / mahluk olan akıl
Halık karşısında aciz
Hem /ebedi hayrette kalır
Ol emriyle
Batın / elle tutulur gibi çıkar da/ zahire
göz görür
çift / çift /âlemler
gümansız / külliyen yer ile yeksan
Kimi celaline /kimi cemaline
halen / topyekun secdeye varır
Cehennem gibi /cennet gibi
Sevgi gibi/ nefret gibi
Her var ve yok / nefsini
O kadir-i mutlak
Bir’’den alır

III.

İşte
Azizim
O nedenle
Kendi hükmünce
İsim ve sıfatlarla
Bilinen
Sırf varlık olan Hakk’a
Yakin için
Allah adından başka yol yoktur

Nebiler tespihinin imamesi
Kâinatın efendisi
Muhammet s.a.v
Diliyle
Kitabullah bildirdi ki
Var ve bir olan
Allah
Var’a yok’a hükmetmiş
İblis müstesna /melekler
Halef Ademe secdetmiş

IV.

Mümküne ol de / bak
Hemen oluyor
Azizim
A canım
Aymalısın
Hakk’ı her nefisle bir saymalısın

V.

Duymalısın ey nefsim
Kur’an sana seslendi
Cennet, cehennem / sende
Bütün âleme halife sen
Duy /duy çağrıyı lütfen
Sensin muhatap dendi

Maksat sensin
Ya sin

Er-Rahim

er-rahim

AHİRETTE, SADECE MÜMİNLERE ACIYAN, MERHAMET EDEN

Cenab-ı Hak buyuruyor: “O Rahmân’dır ve Rahim’dir” O, öyle Allah’tır ki, O’ndan başka tanrı yoktur. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O, esirgeyendir, bağışlayandır.”

Rahman ve Rahim isimleri aynı kökten türetilmiştir. Her ikisi de mübalağa ifade eder. Ancak Rahman’ın Rahim sıfatının tecellileri ise daha çok ahirette görülecek, Cenab-ı Hakk’ın oradaki ikram ve ihsanları müminler için olacaktır.

Kur’an-ı Kerim’in 115 ayetinde büyük çoğunluğu çok bağışlayıcı anlamına gelen “gafur” sıfatı ile birlikte olmak üzere “rahim” sıfatı kullanılmıştır. Bu da Cenab-ı Hakk’ın ne kadar bağışlayıcı ve merhametli olduğunu gösterir. Dört ayettede “erhamü’r-rahimin (merhametlilerin en merhametlisi)” tamlaması kullanılmıştır.

SIFAT (TULLAH)

I.
bilesin ki;
azizim
sıfat
şeyin kimliğini
niteliğini / niceliğini
açık / kapalı bildirendir

şeye, fehimde şekil veren
vehimde toparlayan / belirten
karanlığa ışık tutan
akıl adıyla bilinene
yakınlık kazandıran
sıfattır / isimdir deriz
uzun / uzun ki
eksik kalmasın, kavransın
algılansın
yerli yerine otursun
yitirilmesin, zayi olmasın
II.
çünkü
Allahu teala
ve her var
ancak ve ancak
isim ve sıfatlarla sezilir
zatı
özün,özünde;saklı
yetmiş iki bin perde ile örtülmüş
kim hayatı kolay sanır,aldanır
bunun için verilmiş, ömür dediğin
öğrenilir,yaşanır
tefekkür edilir, köşe bucak gezilir
demem o ki
azizim
sıfatların adeti böyledir

tıpkı isim gibi
kendisiyle sıfat alana bağlıdır
nasıl ki sen / ben,biz
vasfımız dışında sıfatlanamayız
diriyiz,tekiz ,biriz
‘biz size şah damarınızdan daha yakınız.’
buyuran
O, yüceler yücesi zat dahi öyledir

iki şey ki
aynı sıfatlarla tanımlandı
o iki şey, özde,bir şeydir

değişik görünür ilk bakışta
içeri gir bak, aynıdır
çokluk cilvedir, yansımadır
sayılar gibi, kitap gibi
tab ettikçe, kopyalanır
çoğalır
III.
tahkik ehli
dediler ki
isim ve sıfatlar ilkin ikiye ayrılır
zatına bağlı isimler ve sıfatlar
sıfatına bağlı sıfatlar ve adlar
ahat,vahit, fert
samet,azim,batın,malik
vb. öze bağlananlar
cemal,celal,zahir,halik
ve benzeri, dışa yansıyanlar

yine
bir kısım alim
Allah zatıyla bilinir
sıfatları ile bilinemez
zatı tek
sıfatları sınırsız
dediler
‘’bir kimse ki;nefsini bildi
gerçekten rabbini bilen o oldu’’
hadislerle delil getirdiler

bir kısım,tam zıddını söyledi
zatını idrake yol yoktur
idrak,bir şeyi kapsamaksa
hakk’ı idrak na mümkün
kulun payına düşen
idrak
’idraksizliği idraktir.’’
amma !
biliriz ki
Allah: camiundur
bütün zıtları cem eder

öyleyse
deriz ki
İkisi de doğrudur

O, yüce zat
yüceliğinin icabı
ne zati yönden / ne sıfati cihetten
kamilen idrak edilir
değildir
kula düşen
kendini bilmektir
cehlini itiraf etmektir

emirlere uymak
yasaklardan sakınmak
müslüman olarak yaşamaktır

cenneti temenni etmek
cehennemden sakınmaktır

buyuruldu ki
‘bilinmez bir hazine idim
bilinmek istedim
insanı yarattım’
görevimiz bildirdiği kadar,bilmektir

yine buyuruldu
‘ Onun zatını değil
isim ve sıfatlarını tefekkür edin.’
Tefekkür/ ibadettir
IV.
bilesin ki
O,yüce zat
Yakınlıkta,ezelde ve ebedde
kendisinden hep razıdır

cehennem melekleri
daima hamd ve şükürde
gıdaları ateştir

insana cehennem olan
cennettir / zebaniye
kargalara tezeklik
cennet
gülistan, bülbüllere

‘ insan yaratıldı da başıboş bırakıldı mı sanırsın
biz herkesi ensesinden yakalamışızdır.’

‘bu dünyada kör olan ötede de kördür’
rabbim kör kullarını,dilersen kör tut
dilersen gördür

rabbim
isim ve sıfatlarını bilmeyi
layıkıyla hamd ve şükrü
düzenli dua etmeyi
sakınmayı,sevmeyi
yalnız ve yalnız
senden istemeyi
bu fakire nasip et
sen; işiten
gören / gözeten
ihtiyaçları ölçüyle verensin
amin
V.
duymalısın ey nefsim
kur’an sana seslendi
cennet, cehennem / sende
bütün âleme halife sen
duy /duy çağrıyı lütfen
sensin muhatap dendi

maksat sensin
ya sin
Alanya /007

(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.
Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Başa Dön

El-Melik

el-melik

ÇOK MÜLKÜ OLAN, HER ŞEYİN SAHİBİ VE MALİKÎ, ONLARI TERBİYE EDİP YETİŞTİREN, MÜLK VE GÜÇ VEREN

Melik yada malik olma, malik olunan şey üzerinde istenildiği biçimde tasarrufta bulunmayı gerektirir. Bütün kainat Allah’ın mülküdür ve Allah mülkünde dilediği gibi tasarruf sahibidir. İnsan yeryüzünde halife olduğu için, kendisine yeryüzü mülkü üzerinde izafi bir meliklik yetkisi tanınmıştır. Herkesin belli bir tasarruf sahası vardır. Fakat bu tasarruf, hiç bir zaman mutlak değil, sınırlı ve Allah’ın tanıdığı alanda sadece bir emanettir.

Başa Dön

El-Kuddüs

el-kuddus

HER TÜRLÜ ÇİRKİNLİK, NOKSANLIK VE AYIPLARDAN UZAK, TERTEMİZ, BÜTÜN KEMAL SIFATLARI KENDİSİNDE TOPLAYAN, GÜZELLİK, İYİLİK VE FAZİLETLERLE ÖVÜLEN

Kuddüs, gayet mukaddes her türlü kusurdan uzak, her vasfında mükemmel, sınırlamaya ve tasvire sığmaz, hiçbir leke kabul etmez, tertemiz demektir.

O,YARATIKLARDAN HER HANGİ BİRİNE BENZEMEZ.

Cenab-ı Hak buyuruyor: “Her türlü noksanlıklardan arınmıştır. Dengi, rakibi, eşi yoktur. İnsani sıfatlardan uzak.O, öyle Allah’tır ki, kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. O, mülkün sahibidir, Kuddus’tur (eksiklikten arınmıştır), selâmet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır Allah.” Haşr, 23

Başa Dön

Es-Selam

es-selam

EKSİKLİK, ÂCİZLİK, HASTALIK, ÖLÜM VE BENZERİ ŞEYLERDEN SALİM OLAN KULLARINA GÜVEN VE SELAMET VEREN

Selâm, esenlik, barış ve mutluluğun kaynağı anlamındadır. Hastalıktan, beladan, ayıptan ve kusurdan arınmış ve her türlü eksiklikten salim olduğu gibi, kullarını da her türlü tehlikeden koruyandır.

Her selametin kaynağı, kendisi ayıbdan, kusurdan, eksiklikten, yokluktan kısacası her tehlikeden sâlim olduğu gibi, selamet umulan, selamet arayanları selamete erdirecek olan da O’dur.

CENAB-I HAK (C.C.) HER TÜRLÜ EKSİKLİKLERDEN ARINMIŞ OLDUĞU İÇİN BU İSİMLE İSİMLENMİŞTİR.

Selâmette olan, selâmette kılan. ‘Selâm’ kelimesi Kur’anı Kerimde 33 defa geçer ama bunlardan yalnız bir tanesi Haşr, 23 Allah’ın ismi olarak geçmektedir.

Her doğan ölüyor, her yeşeren kuruyor, her yapılan yıkılıyor. Yaratılanların en değerlisi insan doğuyor, büyüyor, ihtiyarlıyor, hastalanıyor, acıkıyor, uyuyor ve ölüyor. ‘Selâm’ olan Rabbimiz bütün bunlardan salimdir. İslâm dinini indirerek selâmet yurdu olan Cennete davet eden, bu dünyada gönüller arasına köprü olan selâmı, nezaket kurallarını öğreten Rabbimiz Mü’minleri Cehennem azabından selâmette kılandır.

Başa Dön

El-Mü’min

el-mumin

YARATTIKLARINA GÜVEN VEREN

Kuran’da Allah tarafından belirlenmiş olan bu sıfat, Allah’a güvenerek inanan veya kendisine güvenilen anlamına gelmektedir.

İnancın, Allah ile kul arasındaki güçlü güven bağının adıdır. Aynı zamanda Kur’an‘da geçen Allah’ın güzel isimlerinden birisidir. İsim Allah’a izafe edildiğinde anlam değişikliği yapılarak (ismi mef’ul) Güvenilen şeklinde anlamlandırılır.

Yılmayın ve üzülmeyin. Güveniyorsanız mutlaka kazançlısınız. Al-i İmran, 139

Başa Dön

El-Müheymin

el-muheymin

İNSANLARIN BÜTÜN YAPTIKLARINI BİLEN, KORUYAN, GÖRÜP GÖZETEN

Görüp gözeten, her şeye şahid olan koruyan ve bekçilik eden de O‘dur ve varlıkları görüp, gözeten, itaatkar kullarının sevaplarını eksiltmeden mükafatlarını veren, her şeyi varacağı noktaya ulaştırandır.

Durmadan bir şeyler yapıp eden bir varlık olan insan, her an Rabbi tarafından görüp gözetildiğini hiç unutmamalı ve o da hep Rabbine bakarak kendini denetim altında tutmalı; böylece hal ve işlerini sürekli ıslaha gayret etmelidir.

“O Allah ki, O’ndan başka İlah yoktur. Meliktir; Kuddûstur; Selamdır; Mü’mindir; Müheymindir; Azizdir; Cebbardır; Mütekebbirdir. Allah, (müşriklerin) şirk koştuklarından çok Yücedir.” Haşr,23

Yüce Allah, yarattığı bütün canlıların işlerini, rızıklarını ve ecellerini bilip, muhafaza eder. Günahkar kullarının işledikleri günahları zerre miktarı kadar artırmayan, bir zerre kadar fazla ceza vermeyendir.

Başa Dön

El-Aziz

el-aziz

ÜSTÜN, GÜÇLÜ, KUVVETLİ, GALİP, ŞEREFLİ, DEĞERLİ, MELİK

Allah’ın mutlak hakimiyet ve üstünlüğünü ifade eder.

O hiç bir şekilde ve surette asla yenilgiye uğramayan, her şeye gücü yetendir. O, haksızlık yapılamayacak kadar güçlüdür.

O EN ÜSTÜNDÜR, EN YÜCEDİR, ŞEREF VE İZZET SAHİBİDİR.

Gayet izzetli, onurlu ve şanlıdır. Hiçbir şekilde mağlup edilmez, her işinde gâlibdir. Yahut eşi benzeri yoktur ve gayet yüksektir. Yani . “Hiçbir şey O’nun dengi olmamıştır.” İhlâs, 112/4 âyetinde ifade edildiği gibidir. Yahut dilediğini yapan yani Hûd, 11/108. Bununla beraber alçaklığı, ahlâksızlığı, küfür, zulüm, fesad, isyan ve küfran gibi fenalıkları sevmez.

Kur’an-ı Kerim’de doksanbir yerde geçmektedir. Fakat hiç bir yerde tek başına zikredilmemiş; daima Esma-i Hüsna’dan diğer bir isimle beraber varid olmuştur.

Başa Dön

El-Cebbar

el-cebbar

EMİR VE YASAKLARINI, HÜKÜM VE KARARLARINI KULLARINA YAPTIRMAYA GÜCÜ YETEN, AZGIN VE ZALİMLERİ KAHREDİCİ, DERTLERE DERMAN OLAN, YARALARI SARIP ONARAN, YARATTIKLARININ HALLERİNİ DÜZELTEN

O yapılmasına karar verdiği şeyi, dilediğinde zorla yaptırır, düzeltir ve onarır. Ancak bundan, Cebriyye’nin dediği gibi kullara hiç irâde vermez, her emrini zorla yürütür, insanlarda ihtiyârî fiiller yoktur mânâsını da anlamamak gerekir.

Çünkü kanun yapma ile ilgili emirlerin kulların cüz’i iradeleriyle şartlı kılınmış olduğu da “Eğer siz Allah’a (O’nun dinine) yardım ederseniz (Allah da) size yardım eder.” Muhammed, 47/7 gibi birçok nass ile tesbit edilmiştir. Ancak bundan şu mânâ anlaşılmalıdır ki, Allah Teâlâ birçok fiilde insana irade vermiş ve hür yaratmış olmakla beraber bütün isteklerini yerine getirmeye mecbur değildir. Dilerse, dilediği anda iradelerini yok eder. Nitekim bir hadiste “Allah Teâlâ kaza ve kaderini yerine getirmeyi istediği vakit, akıl sahiplerinin akıllarını gideriverir ki, kaza ve kaderi onlarda yerine gelsin. Emri yerine gelince de akıllarını onlara geri verir. Böylece de pişmanlık başlar.” buyurulmuştur. Dilerse onların akıl ve iradelerini yok etmemekle beraber isteklerinin aksine kendi hüküm ve iradesini zorla üzerlerinde icra eder.

Halkın eksikliklerini tamamlayan, ihtiyaçlarını karşılayan, işlerini düzelten ve bunları yapmakta çok güçlü olandır. Allah Teâlâ dertlere derman veren, kırılanları onaran, yoksulları zengin eden, perişanlıkları yoluna koyup düzelten en yüce zâttır.

Allah’tan korkmayan, emirlerine karşı gelen asiler hiç bir zaman cezaya çarptırılmak istemezler. Ama zamanı gelince Allah’ın takdir edeceği cezayı çekmeye mecbur olurlar. Hâsılı Allah Teâlâ’nın mutlak iradesi altında mağlub ve mecbur olmayacak hiçbir şey tasavvur olunamaz. Bu husus, “Oysa göklerde ve yerde olanların hepsi, ister istemez, O’na teslim olmuştur ve O’na döndürülüp götürüleceklerdir.” Al-i İmrân, 3/83 âyetinde ifade edilmiştir.

Cebbâr isminde bu iki mânâdan başka iki farklı anlamın daha olduğu beyan edilmiştir. İbnü’l-Enbarî der ki: “Allah’ın sıfatlarından olan Cebbâr, kendisine erişilmez, el uzatılmaz demektir. Nitekim el yetişmeyen yüksek hurma ağacına da denilir. İbnü Abbas‘dan yapılan bir rivayette de “el Cebbâr, “Melik-i azîm” yani çok büyük, azametli padişah mânâsına gelmektedir. ” Vahidi de der ki: “Bu zikredilen mânâlar, Allah Teâlâ’nın Cebbâr sıfatı hakkındadır. Halkın sıfatı olarak kullanılan Cebbâr’ın, daha başka anlamları da vardır. Bunlar şöyle sıralanabilir:

Musallat (zorlayıcı – sataşan) demektir. “Sen onların üstünde bir zorlayıcı değilsin…” Kâf, 50/45 âyetindeki Cebbâr, bu anlamdadır.

İri cisimli mânâsınadır “Orada iri cisimli (insanlardan oluşan) bir kavim vardır…” Mâide, 5/22 âyetinde de, bu anlamdadır.

Allah’a ibadet etmeyen, baş kaldıran mânâsına gelmektedir. Bu anlam da, “Beni başkaldıran bir zorba yapmadı.” Meryem, 19/23 âyetinde vardır. Çok insan katleden yani “kattâl” anlamını da ifade etmektedir. Nitekim “Yakaladığınız vakit, çok katleden zorbalar gibi yakalıyorsunuz.” Şuarâ, 26/130 âyeti ile “Sen yeryüzünde katil bir zorba olmak istiyorsun.” Kasas, 28/19 âyetinde de bu mânâ söz konusudur.”

Başa Dön

El-Mütekebbir

el-mutekebbirİHTİYAÇ VE NOKSANLIĞI GEREKTİREN HER ŞEYDEN MÜNEZZEH, PEK YÜCE VE ULU

O’nun zatına nisbetle her varlığın küçük ve basit bulunduğunu ve mutlak büyüklüğün ancak: Allah’ın zatına ait bir sıfat olduğunu ifade eder.

O’nun büyüklüğü her şeyde ve her olayda tezahür eder. Yaratılmış her şey O’nun büyüklüğünü ortaya koyar ve her varlık mevcudiyetiyle ilahi azamet ve büyüklüğü ile işaret eder.

Ancak, yaratıklardan bazıları, kibirlenerek, zorbalık yapmak isteyerek yahut öyle yapmak isteyenlere aşırı sevgi bağlayarak Allah’ın zikredilen sıfatlarına şirk koşuyorlar. Gerçek ve mutlak büyüklüğün ilahi planda söz konusu olduğunu belirtir ve O, asli yeri olan kulluk konumunu unutup şımararak kibirlenenleri de helake uğratır.

Çok büyük, her hususta büyüklüğünü gösteren, büyüklük, ululuk, kibriyâ, ve azâmet kendisine mahsus, kendisinin hakkı olan O’dur.. Kibirlenmek ve büyüklük taslamak yaratıkların hak ettikleri bir sıfat değildir. Onun içindir ki mütekebbir sıfatının insan için kullanımı, hoş karşılanmamıştır. Zira mütekebbir kibir gösteren, büyüklenen demektir. Halbuki yaratıklarda esasen büyüklük, ululuk yoktur; aksine aşağılık, horluk, yoksulluk ve ihtiyaç vardır. Hatta zaman olur ki bir sinek, bir mikrop bir Nemrûd’un işini bitirmeye yeter. Böylesine acizlik ve ihtiyaçtan kendilerini kurtaramayan ölümlülerin, büyüklük ve ululuk taslamaya kalkışmaları, cahillikten ve yalancılıktan başka bir şey değildir. Onun için yaratıklarda büyüklenme hoş karşılanmayan bir noksanlıktır. Fakat Allah Teâlâ zât, sıfat ve fiillerinde büyüklüğün, yüceliğin ve kudsiyyetin her nev’ini toplamıştır. O’nun bu yücelik ve büyüklüğünü göstermesi, hem hiçbir ortaklık kabul etmeyen hakkı, hem de kendisinin celâl ve cemâl sıfatlarını kullarına tanıtmak, onları bilgilendirmek ve huşû ile saadete götürmek gibi, büyük bir lütuf ve yardım gösterdiği için son derece güzel bir sıfattır.

Başa Dön

El-Halık

el-halikHER ŞEYİ YARATAN

Allahu Teâlâ her şeyin Halikidir ve bu O’nun subuti sıfatlarındandır. O’ndan başkası için bu sıfat kullanılamaz.

Bütün mükevvenat ve bunun içinde insan, Cenab-ı Hakk‘ın yaratmayı sürekli tazeleyip yürütmesine, her an tazelenen oluş gerçeğine muhtaçtır ve yaratış vakıasına devamlı konu olmaktadır. Allah’ın yaratışı, sadece var edip ortaya çıkarmaktan, yani hayatın yalnızca başlangıç safhasına ilişkin – zaman ve konu yönünden sınırlı, belirli- bir özellik olmaktan ibaret kalmayıp sürekli cari olan bir gerçektir.

Hâlık’tır diğerleri ise mahluktur. “Halk” fiili, iki mânâ ifade eder.

Birincisi, takdir etmek, yani bütün açıklığı ile eşyanın miktar ve derecelerini tayin etmektir. Bir şeyi bütünüyle takdir etmek, onun eşyâ arasındaki miktar ve derecesini tamamiyle bilmeye bağlıdır. Bu takdir mânâsı itibâriyledir ki halk, ekseriya miktar ve sayısı bulunan şeylerde kullanılır.

İkincisi ise, yok olan şeye varlık vermek, hiçbir asıl ve örneği yokken icad etmektir. Bazan bir şeyden başka bir şeyi ortaya çıkarmak mânâsı da verilebilir. Ancak bu mânâya daha çok icad tabir edilir. Yaratıklara nisbet edilen hiçbir sanat, Allah Teâlâ’nın takdir buyurduğu keşf ve icad mahiyyetinden ileri geçemez. Çünkü mahluk, fiilerinin ayrıntısını takdir edemez ve bir atom bile yapamaz. Böyle bir yaratma sonsuz ilim ve kudrete bağlıdır. Mahluk ise bundan ancak sınırlı kısmını elde edebilir. Herşeyi tam anlamıyla takdir ve icad ederek yaratan Ancak Allah Teâlâ’dır.

Başa Dön

El-Bari

el-bariYARATAN, ÖRNEĞİ OLMADAN VARLIKLARI ÎCAT EDEN

Cenab-ı Hak buyuruyor: “O Allah ki, Yaratan’dır, kusursuzca var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O’nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir.“ Haşr, 24

Bâri’dir. Yani öyle temiz yaratıcı ki yarattıklarını temiz ve sağlam bir nizam üzere seçip düzenleyerek ve tamamlayarak birbirinden farklı özelliklerle yaratır.

Cenab-ı Hak ne yaratmışsa düzenli bir şekilde yaratmıştır. Dikkat edilecek olursa yaratılan her eşya ve insanın diğer mahluklarlarla bir ilgi ve bir bağlantısı bulunuyor. Kulun bu isimde hiç bir rolü yoktur. Kullara bu isim verilmez ve onlara yaratıcı denilmez ancak çok uzak bir ihtimalle mecazi anlamda denilebilir. Çünkü yaratmak ve icad etmek, ilmin gerektirdiği şekilde gücü kullanmaktır.

Allah, kula ilim ve kudret vermiştir. İnsan çalışması sayesinde, bazı şeyleri icad edebilecek dereceye yükselirse, o şeylerin mucidi sayılır. Allah’ın yaratıcı olduğunu kabul etmek, O’nun aynı zamanda Bâri olduğunu da kabul etmektir. Allah’ın yaratıcı ve Bâri olduğunu kabul eden, kendisinini daima bir halden bir hale geçtiğini ve sonuçta bu varlığının mutlaka son bulacağına inanır. Bu inanç ona, Allah’a tam bir teslimiyetle teslim olmasını sağlar. Olayların gerçek yaratıcısının Allah olduğunu bilen kimse, meydana gelen olaylardan derinden etkilenmez, kalbini derin üzüntüler sarmaz, sırlarının bilinmesinden korkmaz. O’nun yasaklarından şiddetle kaçınır ve daima O’na sığınarak korunur.Bu ismi bilen, her şeyin Allah elinde olduğunu ve O’nun emriyle gerçekleştiini bilir. O’ndan başka yaratıcının olmadığını anlar. O’nun bütün emir ve yasaklarını samimiyetle uygular.

Başa Dön

El-Musavvir

el-musavvirYARATTIKLARINA ŞEKİL VE ÖZELLİK VEREN

Allah’ın varlıkları, onların her birinin hüviyetini şeklen ortaya koyan ve açığa çıkaran bir özellikle yarattığını ifade eder.

Cenab-ı Hakk takdir eden ve yaratmayı murad ettiği şeyi varlık planına çıkaran olduğu gibi; aynı zamanda, yarattığı her şeyi bir suret çizerek biçimlendiren ve böylece de her bir şeye ayrı bir hususiyet verendir. Ve bu husus canlı ve cansız bütün varlıklar için geçerlidir. Bu sayede varlıkları birbirinden ayırabiliyoruz.

YARATIKLARIN SURETLERİNİ VE HALLERİNİ TAKDİR EDİP, DİLEDİĞİ ŞEKİLDE İCAD EDEREK TASVİR EDEN ANCAK O’DUR.

Nitekim bu husus şu âyetlerde ifade edilmektedir.

“Rahîmlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O’dur.” Al-i İmrân, 3/6,

“O (Rab) ki seni yarattı, sana düzen verdi, ölçülü bir biçim verdi. Dilediği surette seni terkib etti.” İnfitâr, 82/7,8

Rağıb der ki: “Suret, varlığın kendisiyle nakışlanıp diğerlerinden farkedildiği şeydir. Bu da iki kısımdır.

Birincisi, hissedilen surettir ki, onu hem sıradan hem seçkin insanlar, hatta hayvanlardan birçoğu da idrak eder. Mesela görülen bir hayvanın sureti gibi.

Biri de makul olan surettir ki, bunu bütün insanlar değil ancak seçkinler anlar. Mesela, insana mahsus olan akıl, düşünce ve eşyanın birbirlerine nazaran hususiyetlerini ifade eden mânâlar gibi ki, “Sizi yarattık, sonra size biçim verdik…” A’râf, 7/11 şeklindeki âyetlerde iki surete de işaret edilmiştir.”

Başa Dön

El-Gaffar

el-gaffarÇOK AFFEDEN, ÇOK BAĞIŞLAYAN, GÜNAH NE KADAR ÇOK OLURSA OLSUN YİNE BAĞIŞLAYAN

Günahları çok örten, mağfireti çok olan, kullarının günahlarını pek çok bağışlayandır. Cenab-ı Hak buyuruyor: “Hakikaten Allah çok bağışlayıcı ve mağfiret edicidir.”

“Gerçekten ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup sonra da doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım.” Taha, 82

“De ki: “Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, merhametlidir.” Zümer, 53

Gaffar, kulların günahlarını örtmede mübalağa edendir. Öyle ki, bu günahları ne dünyada ne de ahirette ortaya çıkarmaz. Mümin, tövbe ve mağfiret ile ilgili olarak daima korku ile ümid arasında bulunmalıdır. Müslüman, ne kadar ibadet ederse etsin, Allah’ın azabından güven içersinde olamaz; ne kadar günahkar olursa olsun Allah’ın mağfiretinden ve bağışlamasından ümidini kesemez. Bundan dolayıdırki; vitir namazının son rekatında okunması vacib olan kunut duaları sonunda “Ya Rabb; rahmetini umar, azabından korkarız” diye dua edilmektedir.

“Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin.” Bu âyetin, Kur’ân’da en ümitli âyet olduğu söylenir. Bununla beraber dikkat edilmesi gerekir ki, bu ümit, günaha teşvik için değil, en günahkar kimseleri bile bir an önce tevbe edip Allah’a yönelmeye teşvik için olduğu hemen peşinden gelen iki âyetten açıkça anlaşılmaktadır. Yüce Allah, bu dünyada güzellikleri ortaya çıkaran, çirkinlikleri ve günahları örten, ahirette ise bu çirkinlikleri cezalandırmaktan vazgeçip onları bağışlayandır.

Hz.Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: Resûlullah (s.a.v) Rabbinden naklen buyururlar ki: “Bir kul günah işledi ve: “Ya Rabbi günahımı affet!” dedi. Hak Teâla da: “Kulum bir günah işledi; arkadan bildi ki günahları affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır.” Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: “Ey Rabbim günahımı affet!” der. Alllah Teâla Hazretleri de: “Kulum bir günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır.” Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: Ey Rabbim beni affeyle!” der. Allah Teâla da: “Kulum günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle muâhaze eden bir Rabbi olduğunu bildi. Dilediğini yap, ben seni affettim!” buyurdu.”

Başa Dön

El-Kahhar

el-kahharYENİLMEYEN, DAİMA GALİP GELEN

Allah’ın her şeye, her istediğini yapacak surette galip ve hakim olması, en zorlu zalimlerin bile O’na boyun eğmek mecburiyetinde oldukları, hükmünün dışına çıkamayacağı anlamına gelen ismidir.

Kul, Rabbinin herşeye galip ve hakim olduğunu, ahirette sadece O’na hesap vereceğini, yaratıklardan hiçbirinin, O’nun hükmünün dışına çıkamayacağını bilmeli, O’na ortak koşmaktan sakınmalıdır.

Başa Dön

El-Vehhab

el-vehhabKARŞILIKSIZ ÇOK NİMET VEREN, İKRAM VE İHSANDA DEVAMLI OLAN LÜTFU,, İHSANI VE RAHMETİ BÜTÜN KULLARI KUŞATAN

Kullarına hiçbir karşılık gözetmeksizin tekrar tekrar ve çok çok bağışlarda bulunan ve Sonu gelmeyen bağışların sahibidir.

Yaratılışdan varlık alanına çıkışından itibaren insan sürekli nimetlendirilmiş, daima lütuf ve ikramlara mazhar olmuştur. İşte bütün bunlar tesadüfen olmuyor; şuursuz ve rastgele yürüyen bir yapının sonucu ortaya çıkmış bulunmuyor. Ziyadesiyle bağışta bulunan çok cömert bir Vehhab’ın lütfunu gösteriyor. Ve insanı, kendisine yapılan ikramlara bakarak onun sahibini anlamaya çağırıyor.

Başa Dön

Er-Rezzak

er-rezzakBOL NİMET, MADDÎ VE MANEVÎ RIZIK VEREN

Beslenerek yaşamaları için bütün canlıların rızıklarını veren yalnız Allah Teala’dır. O’ndan başka rızık veren yoktur. Eğer Allah rızkı kulları için bolca yaysaydı, yeryüzünde taşkınlık yapar ve azarlardı. Allah kullarından dilediği kimsenin rızkını genişletir ve dilediğine de kısar.

ŞÜPHESİZ ALLAH HER ŞEYİ HAKKIYLA BİLENDİR.

Kulun, her istediğini talep etmede helal yollardan hareket ettikten sonra, Rabbine müracaat etmesi lazımdır. Sebeplerine yapıştıktan sonra, rızkları taksim eden Allah’ın taksimine razı olup kanaat getirmek ve O’na şükür etmek ve hamd etmek lazımdır. Allah’ın kendi hazinesinden kendisine verdiğini ne israf etmeli, ne de cimrilik etmeli, orta bir yol tutmalıdır.

Başa Dön

El-Fettah

el-fettahEN ÂDİL HÜKÜM VEREN İYİLİK KAPILARINI AÇAN

Taraflar arasında hüküm veren; birine yardım edip zafere ulaştıran; hayır ve rahmet kapılarını açan O’dur.

Silah gücü, kelime cambazlığı ve basit mantık oyunlarıyla hakkı batıla karıştırıp, içine zehir, dışına şeker konmuş öldürücü imansızlık tuzaklarına yakalananlar gerçeği anlayamadan giderlerse, ahirette hak ile batılın arasını ‘el-Fettâh’ olan Rabbimiz açacak ve herkes gerçeği görecek, ama iş işten geçmiş olacak. Çocuk ana rahminde iken çocuğa rızık kapısını açan, çocuk dünyaya gelince bir kapıyı kapayınca annenin göğüslerinden iki kapıyı açandır. Göğüslerdeki iki kapı kapanınca ise acı-tatlı, yaş-kuru yiyeceklerden dört kapıyı açan O’dur.

Başa Dön

El-Alim

el-alimHER ŞEYİ ÇOK İYİ BİLEN, ANLAYAN VE TANIYAN

Allah’ın bilgisine sınır yoktur. O her şeyi bilir. Olmuşları olduğu gibi, olacakları da, olmuşlar kadar açık ve seçik bilir.

Hiç bir şey ilminin dışında değildir. Yaratıklar, onun müsaade ettiği kadar bilgiye sahip olabilirler. Ötesini bilemezler. İnsanların bilgisi tam ve mutlak değildir; istikbali bilmekte tamamen acz içersindedirler.

Oysa Allah’ın bilgisi mekanla kayıtlı olmadığı gibi zamanla da kayıtlı değildir.

Başa Dön

El-Kabid

el-kabidDİLEDİĞİNE RIZKI DARALTAN, ÖLÜM ZAMANI GELENLERİN RUHLARINI KABZEDEN

Bütün canlılara hayat veren, ölüm anında varlıkların ruhlarını kabzeden O’dur.

Maddi yönden fakirleştiren ve daraltanında, zengin edip genişleten de Allah’dır. Zenginken fakir olanları, güçlü iken zayıf olanları, yüksek makamlardan düşenleri, bilginken bunayanları gördüğümüz gibi, fakirken zengin olanları, Mekke’de zayıf görüldüğü halde Medine’de güçlenenleri, Bilal-i Habeşi gibi kafirlerin kölesi iken mü’minlerin efendisi olanları, Yusuf (a.s.) gibi hapishaneden Mısır’a sultan olanları, Ümmi iken kıyamete kadar gelecek insanlara ilim öğreticisi olan Hz Muhammed (s.a.v.)‘i yaratan O’dur.

Kabid ve Basıt’e iman eden bir mü’min haksız insanların ellerine aldığı, zimmetine geçirdiği hakları onlardan alarak hak sahiplerine dağıtarak birini daraltırken, haklıların dışını ve içini genişletir. Zalimlerin yüreğine korku salarak daraltırken mazlumların gönlünü genişletir ferahlatır.

Başa Dön

El-Basit

el-basitDİLEDİĞİNE RIZKI BOL VEREN

Dilediği kullarının rızkını genişleten veya ruhlarını cesetlere yayan anlamına gelir.

Yaratıkların hayatı, Allah’ın kudret elindedir. O istediği kulundan ihsan ettiği serveti evlad, hayat zevkini, gönül ferahlığını alıverir, istediği kulunada yepyeni bir hayat, neşe ve rızk bolluğu verir. Rızık, fakir ve zengin herkese ulaştırılır. Allah, rızkın insanlar arasında eşit olmamasında derin ibretler bulunduğunu da beyan buyurmuştur.

Başa Dön

El-Hafid

el-hafidŞAN, ŞEREF VE İTİBAR BAKIMINDAN KÂFİRLERİ ALÇALTAN, DEĞERSİZ YAPAN, CEZALANDIRAN

Dilediğini, kendince bilinen bir hikmet ile bir şekilde alçaltan, özellikle suçlu olanları sonunda mutlaka buna maruz bırakan O’dur.

Kendisini tanımayan; emir ve yasaklarını dinlemeyen; yasaklarına açıkça karşı gelen, asi, hain, ve mütekebbirler, müstehak oldukları için nihayet alçaltırlar. Sebep bizzat kendileridir; haklarında Allah’ın geçerli kanunu işlemiş ve suçu oldukları için buna muhatap olmuşlardır.

Başa Dön

Er-Rafi

er-rafiPEYGAMBER VE MÜMİNLERİN İTİBAR, ŞAN VE ŞEREFLERİNİ ARTIRAN, GÖĞÜ YÜKSELTEN

Allah’ın insanları yükselttiğini, ahirette müminlerin derecelerini yükselteceğini, böylece onları mutlu kılacağını ve şereflerini artıracağını ifade eder.

Kur’an-ı kerim’de isim olarak yer almayan Râfi, esmâ-i hüsnâyı sayan hadiste (Tirmiz, Da’vaat, 82) geçmektedir. Yükselmek isteyen O’nun rızasını kazandıracak amellerle bu yoldaki özlemini ortaya koymalıdırlar. Zira O dilemedikten sonra kimse kendiliğinden yükselemez.

Başa Dön

El-Mu’izz

el-muizzİZZET VE ŞEREF, GÜÇ VE KUVVET, İTİBAR VE ŞEREF VEREN, AZİZ YAPAN

Allah’ın kullarını üstün kılınıp onurlandırdığını, onlara şeref bahşettiğini ifade eder. İnsanları hidayeti onurlandırdığı için Müiz adı da ancak O’na mahsustur.

Genellikle halk arasında izzetle kibir birbirine karıştırılır. İzzet, bir insanı kendi derecesini şerefini bilmesi, onu geçici şeyler için harcamaması, değerini koruması ve hakarete maruz bırakmamasıdır. Kibir ise, insanın kendi derecesini bilmemesi ve onu gerçek mertebesinin üstünde tutmasıdır.

Allah azizdir, O’nun her şeye gücü yeter. O dilediğini yükseltir. Gücü hiç bir sınırlamaya tabi değildir.

Başa Dön

El-Müzill

el-muzillBOYUN EĞDİREN, ZELİL EDEN, ALÇALTAN

Herhangi bir konuda yetki ve söz sahibi kişilerin bu durumlarını yitirmeleri ve itibarlarını tamamen kaybederek haysiyetsiz duruma düşmeleri Müzill isminin tecellisidir.

Zillet, izzetin aksidir. Yüce Allah kullarından dilediğine izzet verir, dilediğine de zillet verir.

Bu isim asıl ahirette tecelli edecektir. O gün zillet içinde bırakılanlar artık telafisi mümkün olmayan bir perişanlığa mahkum olmuşlardır. Kafirlerin, nankörlerin ve mücrimlerin seçtikleri yol budur. Kurtuluş sadece iman ve teslimiyet ile mümkündür.

Başa Dön

Es-Semi

es-semiHER SÖZÜ, BÜTÜN KONUŞULANLARI EN İYİ İŞİTEN, DUYAN

İster gizlensin ister açıkça söylensin, gizliyi, fısıltıyı bile işitendir. O’nun işitmesi yaratıklarında olduğu gibi işitmek için bir organı, kulağı veya onun kısımlarından birini gerektirmez. Çünkü Allah bir cisim olmaktan münezzehtir.

Bu sıfat İslam bilginlerince Allah’a sübûtu zaruri bulunmuş ve isbatı için akıldan delil getirmeye bile gerek görülmemiştir.

Başa Dön

El-Basir

el-basirAYDINLIK VE KARANLIKTA KÜÇÜK VE BÜYÜK HER ŞEYİ GÖREN

Allah her şeyi, herkesin yaptığını görür. Onun görmesine hiç bir şey engel olamaz.

Allah’ın, kalpteki fısıltıları, beyindeki oluşumları, fikirdeki gizlilikleri, kalplerdekini, zifiri karanlık bir gecede kapkara bir taşın üzerinde yürüyen simsiyah bir karıncayı ve çıkardığı sesi görür, duyar, bilir.

İbadette ihlas, kulun Allah’ı görmemesine rağmen, Allah’ın onu gördüğünü bilmesi ve onu görür gibi ibadet etmesidir.

Başa Dön

El-Hakem

el-hakemHÜKÜM VEREN, SON KARARI VEREN

Cenab-ı Hak Buyuruyor:

“Allah size Kitab’ı açık açık indirmişken O’ndan başka bir hakem mi isteyeyim?” Enam, 114

“Allah aranızda hükmedinceye kadar bekleyin. O hakimlerin en iyisidir.” Araf, 87

“Kullarının ayrılığa düştükleri şeyler hakkında aralarında Sen hükmedeceksin.” Zümer, 46

Allah’ın bu ismi, bütün üstün sıfatları ve güzel isimleri içine almaktadır. Çünkü işitmeyen, görmeyen ve haberi olmayan birinin Hakem olması mümkün değildir. O, bu dünyada ve ahirette açık ve gizli olarak kulları arasında hüküm verendir. Verdiği emirlerin, koyduğu yasaların, icra ettiği hükümlerin, varlıklar üzerinde sözlü vefiili olarak uyguladığı kararların hepsi O’nun gerçek hakim olduğunu göstermektedir.

Hakem ismi, O’nun zati sıfatlarındadır. Hüküm verme yetkisi sadece Allah’a aittir. Hükmü elinde tutan, iyiyi kötüden ayırdeden ve verdiği hükmü kimsenin bozamayacağı yegane merci O’dur. Kimseye zerre miktarı kadar haksızlık yapmaz. Kimseye günahından fazla ceza vermez. Allah’ın hükmüne karşı, hükmüne müracaat edilebilecek hiçbir hakem tasavvur olunamayacağı gibi, ilâhî hükmü anlamak ve tebliğ etmek için de diğer âyetlerin, mucizelerin delaleti, icazı, kitabın mucizesi kadar kuvvetli, açık ve tafsilatlı değildir. Kul hüküm yetkisinin yalnız Allah’a ait olduğuna inanmadıkça iman etmiş sayılmaz.

Her müslüman, Allah’tan başka Hakim ve Hakem olmadığını, O’nun bütün fiillerinin dava ve hüküm; bütün sözlerinin hikmet ve vasiyetler olduğunu, peygamberlerin hikmet kaynağı ve hikmet ehli kimseler olduğunu, Allah’ın yalnız onlara hüküm verme yetkisi verdiğini, peygamberlerin dışında herkesin onlara uyması gerektiğini bilmelidir.

Her müslüman, Allah’ın hükümleriyle hükmeden bir mahkemeye çağırıldığı zaman bu çağrıya cevap vermek ve aleyhinde bir hüküm çıkması halinde buna uymak zorundadır. aksi halde zulmedenlerden olur.

Hakim ve yöneticiler, Allah’ın çizdiği sınırların dışına çıkmamalı ve koyduğu yasaları çiğnememelidir. İnsanlar arasında adil davranmalı, kimseye ayrıcalık tanımamalıdır. Aleyhlerinde bile olsa doğruluktan ayrılmamalı ve hak ile hüküm vermelidirler.

Başa Dön

El-Adl

el-adlADİL, İNSAFLI, HER ŞEYİ YERLİ YERİNDE YAPAN, HER ŞEYİ HAK VE DOĞRU OLAN

Adalet, zulmün zıddıdır. Zulüm kelimesinde; incitme, can yakma mânası vardır. Zulmetmiyerek herkese hakkını vermek ve her şey’i akıl ve mantığa, hikmet ve maslahata uygun olarak yapmak da adalet demektir. Allah Teâlâ Âdil’dir. Zâlimleri sevmez. Zâlimlerle düşüp kalkanları ve hattâ sadece uzaktan onlara imrenenleri ve sevenleri de sevmez.

“Rabbinin sözü, doğruluk bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır…” En’am 115

Allah bütün söz ve fiillerinde mutlak adalet sahibidir. O’nun kararı doğru, hükmü adildir. Nimet ve ihsanını dilediğine verir veya vermez. Aziz veya zelil kılar, yükseltir veya alçaltır, ikram eder veya etmez, hemen yapar veya veya erteler, yarar sağlar veya zarar verir, korur veya korumaz, zengin veya fakir yapar, sağlık verir veya hastalandırır, bela verir veya beladan muaf tutar. Allah, bütün bunları mutlak iktidar sahibi sahibi olması nedeniyle dilediği şekilde, verdiği karara göre yapar. Eğer Allah, peygamber ve nebilerin, kendisine en yakın meleklerin ve salih kulların da aralarında bulunduğu bütün varlıklara, isyankar ve inkarcılara azap ettiği gibi azap etse bu O’nun adaletinden sayılır.

Allah’ın bütün herkese azap etmesi adaletinden, merhamet etmesi fazlından, onları iki guruba ayırması da hikmetindendir. Bu yüzden bazı âlimler şöyle söylemişlerdir: “Allah’ın adaletinden Allah’a sığınırız. O’ndan ihsan ve keremini isteriz, hikmetinin de iyi yönünü talep ederiz.”

Her müslüman, Allah’tan başka mutlak adalet sahibi kimsenin olmadığını, her adil sahibinin ve uyguladığı adaletinin Allah’tan geldiğini, O’ndan olmayan her hükmün zulüm ve bâtıl olduğunu bilmelidir. Sonra da Allah’ın kendisi için takdir ettiği ve uyguladığı (kaza)her şeyi kabullenmeli ve içtenlikle O’na teslim olmalıdır. Bütün sözlerinde, fiillerinde ve hükümlerinde hiç bir zaman adaletten ayrılmamalıdır.

Başa Dön

El-Latif

el-latifYARATTIKLARINA KARŞI YUMUŞAK DAVRANAN, ÇOK MERHAMETLİ, ÇOK LÜTUFKÂR, İHSAN SAHİBİ, İNSANLARA HAK ETTİKLERİNDEN FAZLASINI VEREN HER ŞEYİN DETAYINI, SIRLARINI EN İYİ BİLEN, İŞLERİ ÇOK HASSAS DÜZENLEYEN, GÖZLE GÖRÜLMEYEN

Allah Teâlâ Lâtîf’dir. En ince şeyleri bilir. Çünkü onları yaratan O’dur. Nasıl yapıldığı bilinmiyen, gizli olan en ince şeyleri yapar.

Allah kullarına karşı lütuf sahibidir. Kulluğunu bilen, vazifesini doğru yapan kullarına çok lütufkârdır. Onları çeşitli lütuflarla öyle mutlu kılar ki akıllar onu kavramaktan acizdir. Her dilediğini bir şekilde rızıklandırır. Kullarından her birini büyük hikmeti içeren “dilemesi”ne göre bir çeşit lütuf ile seçkin kılar. Ve öyle güçlü, öyle azizdir ki her şeye ve herkese karşı dilediği gibi iradesini uygulamaya, vaadini yerine getirmeye kadir ve hiçbir sebep ve şekilde mağlup edilmez, her yönden galiptir. Onun için dinini doğru tutan kullarını o korkunç “saat” geldiği zaman perişan etmez, kuvvet ve izzetiyle türlü lütuflarından nasiplendirir.

“Allah kullarına lütufkârdır, dilediğini rızıklandırır. O kuvvetlidir, güçlüdür.” Şûra, 19

Başa Dön

El-Habir

el-habirHER ŞEYDEN HABERDAR OLAN, GİZLİ ÂŞİKÂR HER ŞEYİ BİLEN, HABER VEREN

En küçüğünden en büyüğüne kadar bütün eşya ve hâdiselerden Allah haberdardır. Onun haberi olmadan hiçbir hâdise cereyan etmez.

“Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını (görülmeyen esrarını) bilir. Allah yaptıklarınızı görendir.” Hucurât 18

Yerde ve gökte daha bilmediğimiz birçok alemlerde ne kadar varlıklar varsa onların bütün hareketlerinden Hz.Allah haberdardır. O’nun haberi olmadık hiçbir şey mevcut değildir.

“Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.” Mülk, 14

Başa Dön

El-Halim

el-halimÇOK SAKİN, HEMEN ÖFKELENMEYEN, KIZMAYAN, HEYECANLANMAYAN, ACELE ETMEYEN HOŞGÖRÜLÜ, TEENNİ İLE HAREKE EDEN

Allah Teâlâ Halîm’dir. Her günah işleyeni hemen cezalandırmaz. Hışım ve gazabda acele etmez, mühlet verir. Bu mühlet içinde yaptıklarına pişman olup tevbe edenleri afveder. Israr edenler hakkında, hüküm artık kendisine kalmıştır.

“Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar, O’nu (Allah’ı) tesbih ederler. O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur. Fakat siz, onların tesbihlerini iyi anlamazsınız. Şüphesiz O, Halîm’dir çok bağışlayandır.” İsrâ 44

Halim kelimesi Kur’an’ın 15 yerinde geçmekte olup bunlardan on birinde Allah’a izafe edilmiştir. “el-Halim” kelimesi tek başına kullanılmayıp altı ayette “bütün günahları bağışlayan” anlamındaki “el-Gafûr”, üç ayette “hakkıyla bilen” anlamındaki “el-Alim”, bir ayette “her şeyden müstağni olan, kendi dışındaki her şeyin O’na muhtaç olduğu varlık” anlamındaki “el-Gani”, bir ayette de “az iyiliğe çok mükafat veren” anlamındaki “eş-Şekür” ismiyle birlikte anılmıştır.

“Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür. Kim bağışlar ve barışı sağlarsa, onun mükâfatı Allah’a aittir. Doğrusu O, zalimleri sevmez.” Şura, 40

Başa Dön

El-Azim

el-azimZATI, İSİM, SIFAT VE FİİLLERİ İTİBARİYLE PEK ULU, BÜYÜK, YÜCE

Azîm, pek azametli, pek büyük, zatının ve sıfatının mahiyeti çok yüce olan, aklın, hakîkatinin künhünü ihâtadan âciz kaldığı Yüce Zât demektir.

“O halde Azîm (pek yüce olan) Rabbini ismi ile (“Subhâne Rabbiyel Azîm” diyerek) tesbih et!” Vâkıâ 96

Cenab-ı Hak azimdir. Fakat O’nun azameti ancak kendine malumdur. Kullar O’nun büyüklüğünü tam olarak anlayamaz. Her namazın tesbihini çekmeden evvel okuduğumuz ayetel kürsünün sonunda “Vehüvel aliyyül azim” denir. İşte burada Allah’ın azameti, büyüklüğünün ne kadar sonsuz olduğunun düşünülmesi istenir.

“O, yücedir, büyüktür.” Bakara, 255

“Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. O yücedir, uludur.” Şura, 4

Başa Dön

El-Gafur

el-gafurÇOK AFFEDEN, ÇOK BAĞIŞLAYAN

Allah Teâlâ’nın mağfireti çoktur. Bir kulun kusuru ne kadar büyük ve çok olursa olsun onları örter, meydana çıkarıp da sâhibini rezîl etmez.

Kusurları insanların gözünden gizlediği gibi, melekût âlemi sâkinlerinin gözünden de gizler. İnsanların görmediği bâzı şeyleri melekût âlemi sâkinleri görürler. Gafûr ism-i şerîfi, kusurların onların gözünden de gizlenmesini ifade eder.

“O, günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, azabı çetin, lütuf sahibi Allah’tandır ki. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur, dönüş ancak O’nadır.” Mümin, 3

“Dikkat et! O, azizdir ve çok bağışlayandır.” Zümer, 5

“Kullarıma, benim, çok bağışlayıcı ve pek esirgeyici olduğumu haber ver.” Hicr, 49

Gafur ism-i şerifi, Kur’ân-ı Kerîm’de en çok geçen isimlerden biri olup, 20 âyette tek başına; 71 âyette de “Rahîm” ismi ile birlikte olmak üzere, toplam 91 âyette kullanılmıştır.

Başa Dön

Eş-Şekur

es-sekurİBADET EDEN KULLARININ MÜKÂFATLARINI BOLCA VEREN, AZ ÇOK HER İTAATİ ÖDÜLLENDİREN

Az tâat karşılığında çok büyük dereceler veren, sayılı günlerde yapılan amel karşılığında âhiret âleminde sonsuz nimetler lûtfeden demektir. Bu mânaya Allah’dan başka hakikî sâhip yoktur

“Eğer Allah’a güzel bir borç verirseniz, Allah onu sizin için kat kat yapar ve sizi bağışlar. Allah Şekûr (çok mükâfat verendir), Halîm’dir.” Tegâbün, 17

“Her kim de gönlünden koparak bir hayır işlerse, şüphesiz Allah Şâkir’dir (iyiliğin karşılığını kat kat verendir), o Alîm’dir (her şeyi bilendir).” Bakara sûresi, 158

“EY RABB’İM! SANA NASIL ŞÜKREDEYİM Kİ? BENİM ŞÜKRÜM BİLE SENİN BİR NİMETİNDİR” HZ. DAVUD A.S.

Kullarına, onlar tarafından şükrü ifade edilen nimetleri artıracağına dair Allah’ın kesin vaadi vardır. Şükür yolunu tutanlar; kendilerine gelmiş olan nimetleri, sebeplerden, vasıtalardan değil, ancak Allah’tan olduğunu itiraf ederler. Çünkü onlar hediyeyi getiren uşaklara değil, gönderen efendiye bakarlar. Gönüllerinden inanmışlardır ki, nimeti yaratan, kısmet eden, gönderen, onunla meşgul olacak kuvvetleri, sebepleri veren, tertib eden ancak Allah’tır.

Başa Dön

El-Aliyy

el-aliyyŞANI, ŞEREFİ, İZZETİ VE KUDRETİ YÜCE OLAN

Kur’ân-ı Kerîm’in seksen yedinci sûresi A’lâ sûresidir! Bu sûre, Rahmân sûresinin, Allah Teâlâ’nın bir ismi olan Rahmân, ismi ile başlayışı gibi “Aliyy” ism-i şerifi zikredilerek başlar. Bu sûrenin ilk ayetinde Yüce Allah, Hz. Peygambere (s.a.s.) hitab ederek, “Rabbinin yüce adını tesbih et.” buyurur. Bu, âlemleri titreten yakınlık ve iltifat dolu hitaba, Peygamber Efendimiz (s.a.s.) hemen; “Sübhane Rabbiyel A’lâ” diye cevap verir.

“Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi O’nundur. O çok yücedir, çok büyüktür.” Şûra, 4

Allah, yücelerin en yücesidir. Namazımızın her secdesinde üç defa “Subhane Rabiyel ala” diyoruz.

“O, görüleni de görülmeyeni de bilir; çok büyüktür, yücedir.” Rad, 9

Başa Dön

El-Kebir

el-kebirZATI, İSİM VE SIFATLARI, ŞANI VE ŞEREFİ, KADRİ VE KIYMETİ, DEĞER VE İZZETİ PEK YÜCE, ULU VE BÜYÜK

Allah Teâlâ kibriyâ sâhibidir. Kibriyâ, zâtın kemâli demektir. Her bakımdan büyük, varlığının kemâline hudut yoktur. Bütün büyüklükler O’na mahsustur.

“O, gaybı da, müsahede edileni de bilendir. Pek büyüktür, yücedir.” Rad, 9

“Artık hüküm, Yüce, büyük olan Allah’ındır.” Mumin, 12

Başa Dön

El-Hafiz

el-hafizVARLIKLARI YOK OLMAKTAN KORUYAN

Allah her mahlûkuna, kendine zararlı olan şeyleri bilecek bir his ilham buyurmuştur. Bu Hafîz ism-i şerîfinin tecelliyatındandır. Bir hayvan kimyevî tahlil raporuna muhtaç olmadan kendine zararlı otları bilir ve onları yemez. Kulların amellerinin yazılması, zâyi olmaktan korunması da Hafîz isminin iktizasıdır. Bu bakımdan âhirette yeniden dirilme ve yaptıklarından hesaba çekilme ile Hafîz isminin yakından alâkası vardır.

“Ve itaatten çıkmış her azgın şeytandan koruduk” Saffat,7

Başa Dön

El-Mukit

el-mukitHER ŞEYE GÜCÜ YETEN, RIZIK VEREN, YAPILANLARI BİLEN, KORUYAN, MÜKÂFAT VEREN

Mukît, mahlûkatın azığını temin eden, yaşamak için gıdaları yaratan, bedenlerin ve ruhların açlığını doyuran, onların gıdasını veren ve her şeyi koruyan demektir.

“Ey insanlar! Allah’ın üzerinizdeki nimetini anın. Allah’tan başka bir yaratıcı mı var? O size gökten ve yerden rızık verir. O’ndan başka ilâh yoktur. O halde (haktan) nasıl çevrilirsiniz?” Fâtır, 3

Mukît, Rezzâk’tan daha hususîdir. Rezzak, azık olanı da olmayanı da içine alır.

“Azık isteyene vermemek, kişiye günah olarak yeter.” Peygamber Efendimiz (s.a.v)

Başa Dön

El-Hasib

el-hasibİNSANLARI SORGULAYAN, HESABA ÇEKEN

Allah Teâlâ, neticesi hesapla bilinecek ne kadar miktar ve kemmiyet varsa hepsinin neticelerini hiçbir ameliyeye muhtaç olmadan doğrudan doğruya ve apaçık bilir.

“Çünkü Allah, herkesi kazandığı ile cezalandıracaktır. Gerçekten Allah, hesabı çabuk görendir.” İbrahim, 51

“Şüphesiz, Allah her şeyin hesabını tam olarak yapandır.” Nisa, 86

Başa Dön

El-Celil

el-celilULU, KUDRETLİ, YÜCE, AZAMET VE KİBRİYA SAHİBİ

“Allah” lafza-i celâlinin anılmasından sonra, bir saygı ifadesi olarak kullanılan “Celle Celâluhû, Celle Şânuhû, Celle ve Alâ, Azze ve Celle” ifadeleri de “azameti büyük”, “şanı yüce” ve “ulu olan” anlamlarına gelir.

“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” Rahmân 78

Varlığı ile “el-Celîl”dir. O’nun büyüklüğü, hiçbir ölçü ile anlatılamaz dostlar. Ama O, Yüce Allah kutsî bir hadiste “Beni ne yerim içine aldı ne göğüm, lakin mü’min bir kulumun kalbi Beni içine alır!” İmam Rabbânî, Mektûbât-ı Rabbânî, 287. mektup

Başa Dön

El-Kerim

el-kerimDEĞERLİ, ŞEREFLİ, ÇOK NİMET VEREN, NİMET VE İHSANI BOL OLAN

Allah vaad ettiği zaman sözünü yerine getirir, verdiği zaman son derece bol verir.

“Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, o bilsin ki Rabbim müstağnîdir (hiç bir şeye ihtiyacı yoktur), Kerîm’dir (çok kerem sahibidir).” Neml, 40

Kendisine sığınan ve gönül vereni boş çevirmez, rahmetine gark eder. Vesilelere ve şefaatçilere muhtaç bırakmadan doğrudan doğruya kendisine iltica ettirir.

“Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir;” Alak, 3

“Ey insan, ‘üstün kerem sahibi’ olan Rabbine karşı seni aldatıp-yanıltan nedir?” Infitar, 6

Başa Dön

Er-Rakib

er-rakibİNSANLARIN HALLERİNİ, SÖZLERİ, YAPTIKLARINI VE DAVRANIŞLARINI BİLEN, HABER ALAN, MURAKABE EDİP KORUYAN

Allah Teâlâ, bütün varlıkları her lâhza gözetip duran bir şâhid, bir nâzırdır. Hiçbir şey’i kaçırmaz. Her birini görür ve herkesin yaptığına göre karşılığını verir.

“Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözeticidir.” Nisâ, 1

“Allah her şeyi gözetler” Ahzab, 52

Başa Dön

El-Mucib

el-mucibDUALARI, İSTEKLERİ, DİLEKLERİ KABUL EDEN, İHTİYAÇLARI KARŞILAYAN, SIKINTILARI GİDEREN

“Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki doğru yolu bulmuş olurlar.” Bakara, 186

Şu ayrımın bilinmesi gerekir. Cevab vermek farklı, kabûl etmek farklıdır. Âyet-i kerîmede, Allah tarafından her duaya cevab verileceği vadedilir: Fakat kabûl edileceği vadedilmez. Kabûl edip etmemek Cenâb-ı Hakk’ın hikmetine bağlıdır. Dilerse aynı zamanda kabûl eder. Dilerse daha iyisini verir. Dilerse duâyı âhiret için kabûl eder, neticesi dünyada görülmez. Kulun menfaatine uygun olmayan duayı dilerse hiç kabûl etmez.

“Bana dua ediniz ki size icabet edeyim.” Ğâfir, 60

Müslüman daima Allah’a muhtaç olduğunun bilincinde olmalı ve yalnız O’na güvenip dayanmalıdır. O’nun duaları işittiğini, başına gelen bela ve musibetleri bildiğini, sıkıntı ve zorluklardan haberdar olduğunu unutmamamlı ve ümitsizliğe kapılmamalıdır. Dua yaptığı ve talepte bulunduğu istekler, kendisini Allah’a yaklaştıracak istekler olmalıdır.

“De ki: Duanız olmasa Rabbim size ne kıymet verir?” Furkan, 77

Başa Dön

El-Vasi

el-vasiGÜÇLÜ, KUVVETLİ, İLİM VE MERHAMETİ HER ŞEYİ KUŞATAN, BÜTÜN YARATIKLARA RIZIK VEREN, NİMET VE İHSANI BOL OLAN

Allah’ın ilmi, rahmeti, kudreti, afv ve mağfireti geniştir ve her şey’i kaplamıştır. Allah’ın ilminden hiçbir şey gizlenemez, ikram ve ihsanına bir nihayet yoktur.

“Bununla beraber, doğu da Allah’ın, batı da Allah’ındır. Onun için nereye döner, yönelirseniz Allah’ın yüzü (kıblesi) oradadır. Şüphe yok ki, Allah Vâsi’ (rahmeti geniş)dir, her şeyi bilendir.” Bakara, 115

Allah’ın varlığı tüm evreni kuşatır. Mülk O’nundur. Her şey O’nun kudret elindedir. Dilediğine, dilediğince zenginlik verir; imkânlar nasip eder, rızk kapıları açar, dilediklerini “zengin” eder.

“Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, bir tanenin durumu gibidir ki, yedi başak bitirmiş ve her başakta yüz tane var. Allah, dilediğine daha da katlar. Allah Vâsi’ (rahmeti geniş)dir, her şeyi bilendir.” Bakara, 261

Başa Dön

El-Hakim

el-hakimHİKMET SAHİBİ, HER İŞİ, EMRİ VE YASAĞI YERLİ YERİNDE OLAN

Allah Hakîm’dir. Faydasız, boş ve tesadüfî bir işi yoktur. Her emir ve filinin her yönüyle sonsuz fayda ve maslahatları vardır. Her yarattığı mahlûk, her yaptığı iş bütün kâinat nizamı ile alâkalıdır.

“Şüphesiz Rabbin O’dur ki, onları (kıyamet gününde hesaba çekmek için) toplayacaktır. Şüphesiz O, Hakîm (hüküm ve hikmet sahibi)dir, her şeyi bilendir.” Hıcr, 25

Her emrinin mutlak bir hikmeti vardır. Biz anlayamayız, algılayamayız ama “olan” her şeyin, “yaradılan” her şeyin, O’nun yasakladığı her şeyin, bilemediğimiz birçok hikmeti vardır.

Başa Dön

El-Vedüd

el-vedudMÜMİNLERİ ÇOK SEVEN, KULLARI TARAFINDAN ÇOK SEVİLEN

“Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O’na tevbe edin. Muhakkak ki Rabbim çok merhametlidir, çok sever” Hud, 90

Vedûd hem Seven hem Sevilen demektir.

“O, çok bağışlayan ve çok sevendir.” Buruc, 14

Allah’ın Vedûd ismini bilen her müslüman, insanlarla sevgi ve muhabete dayalı ilişkiler kurmalı, itaat ve ibadetlerle Allah’ın sevgisini kazanmaya çalışmalıdır.

Başa Dön

El-Mecid

el-mecidÇOK ŞEREFLİ, ÇOK İTİBARLI

Mecid, fiilleri güzel, lütuf, keremi çok, şanı büyük, yüce, kadri çok büyük, medh ve övülmesinde ortağı bulunmayan demektir.

“(Melekler) dediler: “Sen Allah’ın emrine mi şaşıyorsun? Allah’ın rahmeti ve berekâtı üzerinizdedir. Ey ev halkı! Muhakkak ki O, Hamid’dir (övülmeye lâyıktır), Mecîd(dir (cömertliği boldur).” Hûd, 73

Başa Dön

El-Ba’is

el-baisKIYAMET KOPUNCA ÖLÜLERİ DİRİLTEN, MAHŞER YERİNE SEVK EDEN, UYARICI VE MÜJDECİ OLARAK PEYGAMBER GÖNDEREN, KIYAMETTE ŞAHİTLER GETİREN

Allah Teâlâ insanları, onlar ölüp toprak olduktan sonra âhiret günü dirilterek kabirlerinden kaldıracak ve ruhları ile cesedleri birlikte olarak hesaplarını görecek, sonra da yine ruh ve cesedleri birlikte olarak mükâfat veya cezalarını verecektir.

“Ancak dinleyenler icabet eder. Ölüleri, onları da Allah diriltir. Sonra O’na döndürülürler.” En’am, 36

Başa Dön

Eş-Şehid

es-sehidHER ŞEYE MUTTALİ OLAN, HER ŞEYİ GÖREN, HER ŞEYİ BİLEN, HER ŞEYDEN HABERDAR OLAN, HER YERDE HAZIR NAZIR OLAN, HİÇBİR ŞEY KENDİSİNDEN GİZLENEMEYEN, BÜTÜN SIRLARA VAKIF OLAN, HER ŞEYİ MURAKABE EDEN

Hiçbir şey Yüce Allah’tan gizli olamaz. Her şeye şâhit olan, her zaman ve her yerde hazır olan Allah, ahirette de herkese halini bildirecek olandır.

“Şahit olarak da Allah yeter.” Nisa, 79

Başa Dön

El-Hakk

el-hakkVARLIĞI, İLAH VE RAB OLUŞU HAK OLAN, EŞYAYI VAR EDEN HAKKI IZHAR EDEN, MÜLK SAHİBİ, YOK OLMAYAN, VARLIĞINDA ŞÜPHE BULUNMAYAN, ÂDİL

“Allah’in hiç şüphesiz hak olduğunu bileceklerdir.” Nur, 25

Hakk, varlığı hakiki bulunan Zâtın ismidir. Varlığı daima sâbittir.

“Bu da şundandır ki, Allah Hakk’dır. (İnsanların) O’ndan başka taptıkları ise mutlaka batıldır. Şüphesiz ki Allah, çok yücedir, çok büyüktür.” Lokmân, 30

Hakikaten var olan yalnız Allah’tır.

Başa Dön

El-Vekil

el-vekilGÜVENİLEN, KORUYUCU, YARDIM EDEN, GÖRÜP GÖZETEN, HER ŞEYİN MALİKÎ VE YÖNETİCİSİ

“Beni ne yerim içine aldı ne göğüm, lakin mü’min bir kulumun kalbi Beni içine alır!” Mektubat-ı Rabbanî, 287

“Vekil olarak Allah yeter.” Nisa, 81

Bütün işlerimiz O’nun kudretiyle cereyan eder. O en güzel vekil ve en güzel yardımcıdır. Kul önce tedbir almalı, sonra O’na vekaletini vermelidir.

“Benden baska vekil edinmeyin” İsra,2

Başa Dön

El-Kaviyy

el-kaviyyKUVVETLİ, KUDRETLİ, HER ŞEYE GÜCÜ YETEN

Allah için hiçbir acziyet söz konusu olamaz, O tam ve mükemmel bir kudretin sahibidir.

“Tıpkı Firavun’un izinden gidenlerle onlardan öncekilerin gidişâtı gibi onlar da Allah’ın âyetlerini tanımadılar, Allah da kendilerini günahları yüzünden yakalamıştı. Çünkü Allah Kaviyy (çok kuvvetli) ve azabı çok çetin olandır.” Enfâl, 52

“Hem Allah, kâfirleri herhangi bir hayra ulaşmadan hınçlarıyla defetti. Bu şekilde Allah, mü’minlere savaşta kâfi geldi. Allah Kaviyy (çok güçlüdür), çok üstündür.” Ahzâb, 25

Başa Dön

El-Metin

el-metinÇOK KUVVETLİ, ÇOK DAYANIKLI, ÂCİZLİĞİ, ZA’FİYETİ VE GEVŞEKLİĞİ OLMAYAN

Allah için zorluk ya da kolaylık söz konusu değildir. Bir kainatı dahi bir yaprağı yarattığı gibi yaratabilir. Allah Metin, güç ve kuvvetli azalmayan, güçsüz düşmeyendir.

“Şüphesiz Allah’ın kendisi, rızık verendir, Metîn (sağlam olan), kuvvet sahibi olandır.” Zâriyât, 58

Başa Dön

El-Veli

el-veliDOST, SEVEN, GÖRÜP GÖZETEN, YARDIM EDEN

“Allah, iman edenlerin Veli’si’dir, Onları karanlıklardan nura çıkarır…” Bakara, 257

Allah, sevdiği kullarına yardım eder. Sıkıntılarını, darlıklarını kaldırır, ferahlık verir. Karanlıklardan kurtarır, nurlara çıkarır.

Ebu’d-Derdâ (ra) Hazret-i Rasûlullah’ın Dâvud peygamber için İnsanların en çok ibadet edeniydi- dedikten sonra şöyle anlatıyor:

“-Dâvud’un duasında sözü şuydu: “Allah’ım Senden Seni sevmeyi, Seni seveni sevmeyi, Senin sevgini ulaştıracak ameli sevmeyi dilerim. Allah’ım, sevgini bana nefsimden, ailemden ve soğuk sudan daha sevgili kıl!” Tirmizî, Deavât, 73, Tefsîru’l-Kur’ân, 39.)

Başa Dön

El-Hamid

el-hamidÇOK ÖVÜLEN, ÖVGÜYE LAYIK OLAN

“Hamd Alemlerin Rabbi olan Allah’adır” Fâtiha, 1

Bütün hamd-ü senalar O’na mahsustur.

Her müslüman O’nu sevdiği kadar O’nu övmelidir de. Hamd ve övgünün yalnız Allah’a ait olduğunu bilmelidir.

“Meleklerin de arşın etrafını kuşatarak, Rablerine hamd ile tesbih ettiklerini görürsün…” Zümer, 75

“Musa dedi ki: Siz ve yeryüzünde bulunanların hepsi nankörlük etseniz, iyi biliniz ki Allah hepinizden zengindir, hamdedilmeye layıktır.” İbrâhîm, 8

Başa Dön

El-Muhsi

el-muhsiİNSANLARIN BÜTÜN YAPTIKLARINI, OLUP BİTEN HER ŞEYİ BİLEN VE KORUYAN

Herşeyin miktarını bilip eksiksiz sayabilen, ilmi herşeyi kuşatan yalnız Allah’dır.

“Göklerde ve yerde bulunan hiçbir kimse yoktur ki (kıyamet günü) Rahmân’ın huzuruna kul olarak çıkmasın. And olsun ki Allah onların hepsini kuşatmış, kendilerini ve yaptıklarını bir bir saymıştır Kıyamet günü onların her biri Allah’ın huzuruna tek başına çıkacaktır.” Meryem, 93, 94, 95

Başa Dön

El-Mübdi

el-mubdiVARLIKLARI İLK DEFA YARATAN

“Yarattığı her şeyi güzel yaratan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayan O’dur.” Secde, 7

İlk yaratmayı da yeniden hayat vermeyi de yapan O’dur. Her ilk yaratılanı o yaratır, her yeniden yaratılanı o yeniden yaratır.

“Allah’ın mahlukunu ilk baştan nasıl yarattığını, sonra bunu tekrarladığını görmediler mi? Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.” Ankebût, 19

Başa Dön

El-Mu’id

el-muidCANLI VARLIKLARI ÖLÜMLERİNDEN SONRA DİRİLTEN, YENİDEN YARATAN

İnsanları ahiret günü Allah Teala diriltip yeniden hayatlandıracak, yeniden yaratacaktır. Ve Dünyada yaptıkları işlerden hesaba çekecektir.

“Ey kâfirler! Siz ölü iken sizi dirilten Allah’ı nasıl inkâr ediyorsunuz? Sonra sizi öldürecek, tekrar sizi diriltecek ve sonunda O’na döndürüleceksiniz.” Bakara, 28

“Sizi yerden (topraktan) yarattık, yine (ölümünüzden sonra) ona döndüreceğiz. Hem de ondan sizi bir kere daha çıkaracağız.” Tâ-Hâ sûresi, 55

O’nun tekrar yaratması bir ihtiyaç değildir. Kudretinin bir göstergesi içindir ve bir hikmet gereğidir.

Başa Dön

El-Muhyi

el-muhyiVARLIKLARA HAYAT VEREN, ONLARI YAŞATAN, ÖLÜMLERİNDEN SONRA DİRİLTEN

Öldüren de, dirilten de O’dur.

“Şüphesiz biz diriltir ve öldürürüz. Dönüş de ancak bizedir.” Kaf, 43

Allah yoğu var edip hayat verdiği gibi, ölüyü de tekrar canlandırabilir. Buna ihyâ (diriltme) denir. Hiç yoktan verenin, ölülere yeniden hayat verip diriltmesi son derece kolaydır.

“Şüphesiz O, ölüleri de mutlaka diriltecektir.” Rum, 50

Başa Dön

El-Mümit

el-mumitVARLIKLARIN HAYATLARINA SON VEREN, CANLARINI ALAN

“Her canlı, ölümü tadar…” Enbiya, 35

Canlı varlıklar için ölüm gerçektir. Allah Hayatı ve ölümü yaratandır.

“O, kulları üzerinde hükümranlığı sürdürür ve size koruyucular gönderir, sonunda sizden birinize ölüm geldiği vakit elçilerimiz, hiç eksiklik yapmadan, onun canını alırlar.” En’âm sûresi, 61

Başa Dön

El-Hayy

el-hayyYAŞAYAN, DİRİ, CANLI, ÖLÜMSÜZ, EZELÎ VE EBEDÎ OLAN

“Hay ve kayyûm olan Allah’tan başka ilâh yoktur.” Ali İmran, 2

Allah bir hayatın bütün anlamlarını kendinde toplayandır. O eksiksizdir.

“Ölümsüz ve daima diri olan Allah’a güvenip dayan. “ Furkan, 58

Başa Dön

El-Kayyum

el-kayyumZATI İLE KAİM OLAN, EZELÎ VE EBEDÎ, HER ŞEYİN VARLIĞI KENDİSİNE BAĞLI, UYKUSU VE UYUKLAMASI OLMAYAN, VARLIKLARI YÖNETEN, KORUYAN, İHTİYAÇLARINI ÜSTLENEN

Allah Teâlâ, her şey’in mukadder olan vaktine kadar durması için sebeblerini ihsân etdendir. Onun için herşey Hak ile kâimdir.

O’nun ayakta kalmak için hiçbir yönden kimseye ihtiyacı yoktur. O, kendi kendine yetendir ve başkasına muhtaç değildir. O’nun dışında her şey O’na muhtaçtır. Her şeyi ayakta tutan ve koruyan O’dur. O’nun desteği olmadan hiçbir şey ayakta duramaz ve varlığını devam ettiremez. Bu, O’nun mükemmel gücünün göstergesidir.

“Allah, O’ndan başka tanrı yoktur; O, hayydir, kayyûmdur. “ Bakara, 255

Başa Dön

El-Vacid

el-vacidZENGİN, HİÇ BİR ŞEYE MUHTAÇ OLMAYAN, HER ŞEYİN SAHİBİ, HER ŞEYE GÜCÜ YETEN

“Göklerde ve yerde bulunanlar hep Allah’ındır.” Necm, 31

O, her şeyin en ince teferruatına kadar nüfuz edebilen ve her şeye yetişendir. O’nun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, çünkü her şeyin Sahibi O’dur.

O’nun Hiçbir şey’e ihtiyacı yoktur. istediğini, istediği vakit bulur. Kendisi için lüzumlu olan şeylerin hiç birinden mahrum değildir.

Başa Dön

El-Macid

el-macidŞAN VE ŞEREF SAHİBİ, HAYIR VE İHSANI, KEREM VE LÜTFU BOL OLAN

“…Allah’ın nimetini saymak isterseniz sayamazsınız!…” İbrâhîm, 34

Allah sevdiği kullarına ölçüsüz verir, karşılıksız ikram eder ve dilediği an onları affeder. Çünkü O’nun ihsanı boldur.

Başa Dön

El-Vahid

el-vahidZATINDA, İSİM VE SIFATLARINDA EŞİ VE BENZERİ BULUNMAYAN, TEK OLAN

O zâtında, sıfatlarında, işlerinde, isimlerinde, hükümlerinde asla şerîki (ortağı) veya nazîri (benzeri) ve dengi bulunmayandır.

“O ancak bir tek Allah’tır.” Enam, 19

El-Vahid ismi Allah’ın, zatında, sıfatlarında ve fiillerinde bölünmesi ve sayısının artması söz konusu olmayan ve bir ve tek olduğunu ifade eden isimdir.

“İlâhınız bir tek Allah’tır. O’ndan başka ilâh yoktur.” Bakara, 163

Başa Dön

Es-Samed

es-samedHER ŞEYİN KENDİSİNE MUHTAÇ OLDUĞU, YÖNELDİĞİ, HER DİLEK VE İSTEĞİN MERCÎİ; HİÇ EKSİĞİ, KUSURU VE İHTİYACI OLMAYAN ULU, ŞANLI, DOSDOĞRU, ÂDİL VE GÜVENİLİR

” De ki: O, Allah birdir. Allah sameddir.” İhlas, 1-2

Allah Teâlâ, her dileğin dileneceği makamdır. Yerde, gökte bütün dilek sâhipleri yüzlerini O’na döndürürler, el açarak O’na yalvarırlar. Buna lâyık olan yalnız O’dur.

“Göklerde ve yerde bulunanlar, O’ndan isterler. O, her gün yeni bir iştedir.” Rahmân, 29

İnsanın karşılaştığı her türlü sıkıntıyı, zorluğu, ihtiyacı giderebilecek olan da ancak O’dur.

Başa Dön

El-Kadir

el-kadirGÜÇLÜ, KUVVETLİ, HER ŞEYE GÜCÜ YETEN, İSTEDİĞİNİ İSTEDİĞİ GİBİ EKSİKSİZ, KUSURSUZ VE TAM YAPABİLEN

“Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.” Bakara, 148

Bütün alemlere intizam sağlayan şüphesiz Hz.Allah’tır. Yeryüzünde her yaprağın düşüşü O’nun izniyledir, yine hiçbir dişi O’nun izni olmadan gebe kalamaz ve hiçbir canlı O’nun bilgisi dışında doğuramaz.

Allah Teâlâ, kudretine bir ayna olmak üzere kâinatı yaratmıştır. Fezalarda, sayısı belirsiz âlemleri birbirine çarptırmadan düzenlemek Kâdir isminin tecellisidir.

Başa Dön

El-Muktedir

el-muktedirGÜÇLÜ, KUVVETLİ, İSTEDİĞİNİ İSTEDİĞİ GİBİ YAPAN

Allah Teâlâ her şey’e karşı mutlak surette Kâdirdir. Bu kudreti ile dilediği şey’i yaratır ve isterse onda dilediği kadar kuvvet ve kudret de yaratır. Hiç kimse O’na mani olamaz. hiçbir güç O’nu aciz bırakamaz. Kudreti her şeyi kuşatır.

“Allah, her şey üzerinde iktidar sahibidir.” Kehf, 45

Başa Dön

El-Mukaddim

el-mukaddimÖNE ALAN

Yüce Allah, istediği kimseleri yaradılış ve maddi konularda da olur öne geçirir. Allah, canlıların kimini önce, kimini de sonra yaratmıştır. Zenginliği kimine vermiş, kimine vermemiştir.

Allah Teâlâ ancak seçtiklerini ileri almıştır. İnsanların bâzısını dince, dünyaca bâzısı üzerine derece derece yükseltmiştir.Bu yükseltme ve seçme, kullarının amelleri ile ona lâyık olmaları sonucunda olmuştur.

“Hiçbir ümmet, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez.” Hıcr, 5

Müslüman, Allah’ın öne çıkardığını öne çıkarmalı arkaya koyduğunu arkaya koymalıdır.

Başa Dön

El-Muahhir

el-muahhirGERİYE BIRAKAN

Allah Teâlâ istediği kulunu ileri, istediği kulunu geri alır. Kullarının teşebbüslerini, onların bekledikleri zamanda sonuçlandırmaz, Bunda birçok hikmetleri vardır. Bu hikmetleri sezmeye çalışmalıdır müslüman.

“Hiçbir ümmet, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez.” Hıcr, 5

O’nun takdirini saygı ile karşılayıp bu ertelemeyi O’ndan olduğu bilinciyle kabul etmek lazımdır.

Başa Dön

El-Evvel

el-evvelÖNCESİ OLMAYAN, YARATILMAMIŞ, EZELÎ VE KADÎM TEK VARLIK

“O Evvel’dir, Ahir’dir, Zâhir’dir, Bâtın’dır.” Hadid, 3

Allah Teâlâ, başlangıcı ve sonu olmayandır. O, her şeyden öncekidir ve her şeyden sonrakidir.

Başlangıç ilk olarak Allah’la başladı, son olarak dönüş yine O’nadır.

Başa Dön

El-Ahir

el-ahirVARLIĞININ SONU OLMAYAN, ÖLÜMSÜZ, EBEDÎ VE BÂKÎ OLAN

“O Evvel’dir, Ahir’dir, Zâhir’dir, Bâtın’dır. O, her şeyi bilendir.” Hadid, 3

Herşey biter,O kalır. Allah’ın varlığının sonu yoktur. Başlangıcı olmadığı gibi, sonu da yoktur. Yüce Allah için zaman sınırlaması söz konusu değildir. O, her şeyden önce vardı, her şey sonra da kalacak olan O’dur;

“Yer üzerinde bulunan her şey fânidir. Yalnız celâl ve ikram sahibi Rabbinin yüzü (zâtı) bâkî kalacaktır.” Rahmân, 26, 27

Başa Dön

Ez-Zahir

ez-zahirVARLIĞI HER ŞEYDEN ÂŞİKÂR OLAN, HER ŞEYE GALİP GELEN HER ŞEYDEN YÜCE OLAN

Gördüğümüz her manzara, işittiğimiz her ses, tuttuğumuz, tattığımız her şey, her mana, içimizde ve dışımızda şimdiye kadar anlayıp sezebildiğimiz her şey O’nun varlığına şahiddir.

“O Evvel’dir, Ahir’dir, Zâhir’dir, Bâtın’dır.” Hadid, 3

Allah Teâlâ’nın varlığı herşeyden âşikârdır.

Başa Dön

El-Batın

el-batinMÂHİYETİ AKIL İLE İDRÂK OLUNAMAYAN, HAYA İLE TAHAYYÜL EDİLEMEYEN, HER ŞEYİN İÇ YÜZÜNÜ, SIRLARINI BİLEN

“O Evvel’dir, Ahir’dir, Zâhir’dir, Bâtın’dır.” Hadid, 3

Yüce Allah bize göre Batındır. Biz O’nu ancak sıfatlarıyla tanıyabiliriz. Zatını bilmemize imkan yoktur. Varlığı varlığının içinde gizlidir.

“Rabbin, onların, sinelerinde gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir.” Kasas, 69

O her şeyin içinde ve yakınındadır. Bâtın olmasıyla her şeye aslından daha yakındır.

Başa Dön

El-Vali

el-valiKORUYUP GÖZETEN, YARDIM EDEN, İŞLERİ DERUHTE EDEN

Allah Teâlâ bütün varlığı idare eden, tek ve en büyük vâlidir. Diğer vâliler ve hükümdarların idaresi, Ancak O’nun izni iledir.

“O’nun emri, bir şeyi dileyince ona sadece “Ol!” demektir. O da hemen oluverir. O halde her şeyin mülkü ve tasarrufu (hükümranlığı) elinde bulunan Allah’ın şanı ne yücedir. Siz de yalnız O’na döndürüleceksiniz.” Yasin, 82, 83

Ondan habersiz hiçbir şey cereyan etmez. İyiye mükâfatını, zâlime cezasını eksiksiz verir.

Başa Dön

El-Mute’ali

el-mutealiAŞKIN, PEK YÜCE, ULU, EKSİK VE NOKSANLIKLARDAN BERÎ OLAN

O, her türlü noksanlık, eksiklik, âcizlik, hatâ ve kusurdan münezzehtir.

“Allah görünmeyeni de bilir, görüneni de. Büyüktür ve yücelerden yücedir.” Ra’d, 9

Allah’ın yüceliğinin üstünde hiçbir yücelik olamaz. O, her yüksek makamın daha üstündedir.

O, ilimde, kudrette, hayatta, cömertlikte, merhamette ve diğer bütün sıftlarında kusursuz olduğu gibi yücelikte de kusursuzdur. Her şey, O’nun kudreti ve iktidarı altındadır.

Başa Dön

El-Berr

el-berrİYİLİK EDEN, ÇOK LÜTÜFKÂR, ÇOK MERHAMETLİ, ÇOK ŞEFKATLİ

Allah Teâlâ kulları için zorluk istemez, zorluk çıkaranları da sevmez. Yapılan kötülükleri bağışlar ve örter. Bir iyiliğe en az 10 mükâfat verir. Kul gönlünden iyi bir şey geçirmişse, onu yapmamış olsa bile, yapmış gibi kabûl edip mükâfat verir. Kötülükleri ise yapmadıkça cezalandırmaz.

“Kim iyilik getirirse, ona o (getirdiği)nin on katı vardır. Kim kötülük getirirse, sadece onun dengiyle cezalandırılır; onlar haksızlığa uğratılmazlar.” En’âm, 160

O, ihsanda bulunandır. Her iyilik ve ihsanın kaynağı, mutlak iyilik sahibi ancak ve ancak O’dur.

Başa Dön

Et-Tevvab

et-tevvabTEVBELERİ ÇOK KABUL EDEN, SÜREKLİ TEVBELERİ KABUL EDEN

“Allah tevbeyi çok kabul eden, pek esirgeyendir.” Tevbe, 118

Kulun tövbesi tekrarlandıkça Tevvab olan Allah Teala’dan da kabulü tekrarlanır.

Resulullah (s.a.v) buyuruyor. “Allah, güneş henüz batıdan doğmadan önce tevbe edenin kimsenin tevbesini kabul eder. “

Her günahtan tevbe edilebilir. Tevbeler, ölüm anına kadar kabul edilmektedir.

“Hep birden Allah’a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” Nur, 31

Başa Dön

El-Müntekim

el-muntekimSUÇLULARI CEZALANDIRAN

“Allah daima galiptir, öç alandır.” Maide, 95

Allah Teâlâ, her topluma, içine düştükleri şirkten ve bozulmuşluktan kurtarmak için elçiler göndermiş ve onları uyarmıştır. Allah’ın davetine uymayıp kulak tıkayarak şeytanlaşanlardan, kendilerine gönderilen peygamberlere ve inananlara haksızlık yapmaktan geri durmayanlardan. Hakk Teâlâ Hazretleri peygamberlerine ve salih kullarına eza ve cefa çektiren kavimlerden el-Müntekım isminin tecellileri ile intikam almıştır.

“Fakat biz büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırız.” Duhan, 16

Başa Dön

El-Afüvv

el-afuvvÇOK AFFEDİCİ, ÇOK BAĞIŞLAYAN

“Hakikaten Allah çok bağışlayıcı ve mağfiret edicidir.” Hac, 60

Kullar işledikleri günahlardan vazgeçip tevbe ettiklerinde ve Allah’tan pişmanlıkla bağışlanma dilediklerinde, Allah onların bu günahlarını affeder.

“Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, merhametlidir.” Zümer,53

Afüvv ismi Gafûr ismine yakındır. Aradaki fark Gafûr Günahları örtmekle ilgili, Afüvv ise, günahları kökünden kazımakla ilgilidir.

Başa Dön

Er-Rauf

er-raufÇOK MERHAMETLİ, ÇOK ŞEFKATLİ, ÇOK ACIYAN

“Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık âyetler indiren O’dur. Şüphesiz Allah, size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.” Hadîd, 9

Allah, Kullarına kolaylık sağlayandır. Onlara kaldıramayacakları ibadet ve yük yüklememiştir. Hastalıklarında ve yaşlılıklarında ibadetlerden dahi muaf tutmuştur.

“Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametlidir.” Bakara, 143

Allah’ın kullarına bol nimetler vermesi, onlar çeşitli tehlikelerden koruması- nefislerinin arzu ve isteklerinin peşinden koşmalarına mani olması, O’nun kullarına olan şefkat ve merhametindendir.

İnsanın başına bazen bir musibet gelmesi doğru yola girmesini sağlaması içindir, O’nun şefkat ve merhametinin gereğidir bu. Bela ve musibetler dışardan böyle görünebilir; ancak gerçekte bunlar, kendileri için şefkat ve merhamettir.

Başa Dön

Malikül Mülk

malikul-mulkMÜLKÜN SAHİBİ

Allah Teâlâ mülkün sâhibi ve hükümdârıdır. Dilediği gibi tasarruf eder. O’nun bu tasarrufuna hiçbir kimsenin itiraz hakkı yoktur, olamaz. Dilediğine verir, dilediğinden alır. Mülkünde hiçbir ortağa ve yardımcıya ihtiyacı yoktur.

“De ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden geri alırsın.” Ali İmran, 26

İnsan O’nun varlığını gözardı ederek elindeki herşeyin kendisine ait olduğunu sanır. Kendini bu şekilde üstün görme yanılgısı içinde olan insanoğlu büyüklenir ve inkara kalkışır. Fakat bu inkar yalnızca kendisine zarar verir.

Başa Dön

Zül Celali Vel İkram

zul-celali-vel-ikramAZAMET VE KİBRİYA, İKRAM VE İHSAN SAHİBİ

“Büyüklük ve ikram sahibi Rabbinin adı yücelerden yücedir.” Rahman, 78

Bu isim, Kur’ân-ı Kerîm’de; Rahmân sûresi’nde iki yerde geçmektedir;

“Yer üzerinde bulunan her şey fânidir. Yalnız celâl ve ikram sahibi Rabbinin yüzü (zâtı) baki kalacaktır. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?” Rahmân, 26-28

Allah, kullarına bu dünyada ikramda bulunabileceği gibi onu, ahirete de erteleyebilir. O, nimetini hak edene de etmeyene de verir. Ancak Yüce Allah ikramı, hak etmeyenden başkasına vermez. Ahirette nimetini hak etmeyenlere vermediği gibi.

Başa Dön

El-Muksit

el-muksitADİL, HAKLA HÜKMEDEN

“O hakimlerin en iyisidir.” Araf, 87

Mazlum olanı zalimin elinden almayı ifade eder.

“De ki: “Rabbim bana adaleti emretti. Her mescidde yüzünüzü O’na doğrultun ve dini yalnız kendisine has kılarak O’na yalvarın. İlkin sizi yarattığı gibi yine O’na döneceksiniz.” Â’râf, 29

Allah Teâlâ üstün bir adalet ve merhametin sâhibidir. Kullarına muamelesi merhamet ve adalet üzeredir. Yapılmış olan hiçbir iyiliğin zerresini bile karşılıksız bırakmaz. İnsanların birbirlerine karşı işledikleri haksızlıkları da düzelterek hakkı yerine getirir.

Başa Dön

El-Cami

el-camiKIYAMETTE İNSANLARI BİR ARAYA TOPLAYAN, CEM EDEN

“Kendinden başka ilâh olmayan Allah, sizi kıyamet gününde mutlaka bir araya toplayacaktır. Bunda asla şüphe yoktur. Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir?” Nisâ, 87

Allah, bütün faziletleri ve güzel nitelikleri kendinde toplamıştır. Parçaları bir araya getirip birleştirmiş, böylece onlara özel bir yapı kazandırmıştır. Birbirini seven kalpleri bir araya getiren de O’dur. ölümle birbirinden tamamen ayrılan ruh ve bedeni yeniden birleştiren O’dur. Kıyamet günü bütün insanları huzurunda toplayacak olan, zalim ile mazlumu bir araya getirecek olan O’dur.

“Rabbimiz! Gelmesinde şüphe edilmeyen bir günde, insanları mutlaka toplayacak olan sensin.” Al-i İmran, 9

Yüce Allah, “kün” emriyle, birbirine benzeyen ve de birbirinden çok farklı unsurları bir araya getirerek, tam bir âhenk ile birleştirmiş ve bu hârika âlemi yaratmıştır.

“Ve, onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı. “ Enfal, 63

Başa Dön

El-Ganiyy

el-ganiyyZENGİN, HİÇBİR ŞEYE MUHTAÇ OLMAYAN

“Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise zengin ve her hamde lâyıktır.”Fâtır, 15

“Eğer inkar ederseniz bilin ki Allah size muhtaç değildir.” Zümer, 7

Yerin, göğün sahibi Yüce Allah, zenginliğinden dilediği kuluna vererek onu zengin kılandır!

“Şüphesiz zengin eden de sermaye veren de O’dur.” Necm sûresi, 48

Hiçbir zaman, hiçbir surette, hiçbir şeye muhtaç olmayan, bunun yanında her şeyin kendisine muhtaç olduğu tek zengin Yüce Allah’tır.

Başa Dön

El-Muğni

el-mugniİNSANLARA MAL MÜLK VEREN, ONLARI ZENGİN YAPAN, CÖMERT, NİMET SAHİBİ

Allah Teâlâ dilediğini zengin eder, ömür boyunca zengin olarak yaşatır. Dilediğini de ömür boyunca fakirlik içinde bırakır.

“Zengin eden de yoksul kılan da O’dur.” Necm, 48

Yüce Allah, Bazı kullarını zenginken fakir, bazılarını fakirken zengin yapar.

“Seni fakir bulup zengin etmedi mi?” Duha, 8

Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuştur;

“Gerçek zenginlik, mal çokluğu değil; gönül zenginliğidir.” Buhârî, Rikâk, 15; Müslim, Zekât, 130; Tirmizî, Zühd, 40

En zengin kimse, Allah’a en çok muhtaç olduğunun bilendir. Çünkü gerçek zenginlik ancak, Allah ile elde edilir.

Başa Dön

El-Mani

el-maniİSTEDİĞİ ŞEYE ENGEL OLAN, KORUYAN, KURTARAN, YARDIM EDEN

“Ve eğer Allah, sana bir zarar dokunduracak olursa, onu O’ndan başka giderecek yoktur. Ve eğer sana bir hayır dilerse, o zaman da O’nun lûtfunu engelleyebilecek kimse yoktur. O, lütfunu dilediği kuluna nasip eder. Allah çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir.” Yûnûs, 107

Yüce Allah, bazı isteklere de müsaade etmez. İsteyenin yapıştığı sebebler kısır kalır, çabalar netice vermez.

“Allah’ın insanlara açacağı herhangi bir rahmeti tutup hapseden olamaz. O’nun tuttuğunu O’ndan sonra salıverecek de yoktur.” Fatır, 2

Mani olan Allah, düşmanlarına karşı dostlarını himaye ederek onlara yardım edendir. Kullarının başına gelecek felâket ve musibetleri önlemek Bu ismin tecelliyatındandır.

Başa Dön

Ed-Darr

ed-darrZARAR VEREN ŞEYLERİ YARATAN, ÂSİLERİ ZARAR VEREREK CEZALANDIRAN

“Şayet Allah sana bir zarar dokunduracak olursa, O’ndan başka bunu giderecek yoktur. Sana bir iyilik dokunduracak olursa da O, herşeye güç yetirendir.” Enam,17

Tatlı, güzel şeyleri yaratan Yüce Allah, acıyı, sıkıntıyı ve kederli şeyleri de yaratmıştır.

Yüce Allah, her şeyi zıddıyla dengeleyerek o eşsiz kudretini gösterir kullarına. Onların ellerindeki nimetlerin kıymetini bilmelerini, anlamalarını ve idrak etmelerini ister.

Başa Dön

En-Nafi

en-nafiFAYDALI ŞEYLERİ YARATAN, BÜTÜN YARATIKLARA FAYDASI OLAN

“Ve Allah’tan başka, sana faydası da, zararı da dokunmayacak olan şeylere yalvarma! Eğer böyle yaparsan, o zaman hiç şüphesiz sen zalimlerden olursun.” Yûnus, 106

Gerçekte zararın da faydanın da, hayrın da şerrin de yaratıcısı Allah’tır. İnsana menfaat ve zararlar bazı sebepler ile gelir, o sebebler de Allah’ın yaratmasıyla meydana gelir.

“Nimet olarak size ulaşan ne varsa, Allah’tandır, sonra size bir zarar dokunduğunda (yine) ancak O’na yalvarmaktasınız.” Nahl, 53

Başa Dön

En-Nur

en-nurAYDINLATICI, IŞIK VERİCİ

“Allah, göklerin ve yerin nurudur (aydınlatıcısıdır). O’nun nurunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandil gibidir. O lamba bir billur içindedir; o billur da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da batıya da nisbet edilemeyen mübarek bir ağaçtan çıkan yağdan tutuşturulur. (Bu öyle bir ağaç ki) yağı, neredeyse, kendisine ateş değmese bile ışık verir. (Bu ışık) nur üstüne nurdur. Allah dilediği kimseyi (dileyeni de) nuruna eriştirir. Allah insanlara (işte böyle) misaller verir; Allah her şeyi çok iyi bilendir.” Nûr, 35

“Ne zaman ki, Musa, mikatımıza geldi, Rabbi ona kelâmıyla ihsanda bulundu. “Ey Rabbim, göster bana kendini de bakayım Sana”. dedi. Rabbi ona buyurdu ki; “Beni katiyyen göremezsin ve lâkin dağa bak, eğer o yerinde durabilirse, sen de Beni göreceksin”. Daha sonra Rabbi dağa tecelli edince onu yerle bir ediverdi, Musa da baygın düştü. Ayılıp kendine gelince, “Sen sübhansın”, “tevbe ettim, Sana döndüm ve ben inananların ilkiyim,” dedi.” A’râf, 143

Nurun kaynağı âlemleri nurlandıran Yüce Allah, yüzleri, akıllari, gönülleri ve kullarının iç âlemlerini nurlandırarak onları hidâyete kavuşturan, hakkı, doğruyu görmesini sağlayandır.

Başa Dön

El-Hadi

el-hadiHİDAYET EDEN, DOĞRU YOLU GÖSTEREN

Yüce Allah yarattığı her mahlûku yaradılış gayesine uygun şeyleri yapmaya sevk eder.

“Rabbinin yüce adını tesbih et. Yaratıp düzene koyan O’dur. Takdir edip hidayeti gösteren O’dur.” Â’lâ, 1-3

Allah her kimi hidayete erdirmek isterse İslam için gönlünü açar. O kulların Allah için vazifeler yerine getirmekten canı sıkılmaz, zahmet ve ıstırap duymaz, tersine neşe ve sevinç duyar. Allah kimi de yolundan şaşırtmak ve saptırmak dilerse, göğsünü daraltır. O kullar için iman ve İslam için emek sarfetmek son derece güç bir hale gelir.

“O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir.” Nahl, 93

“Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir.” Kasas, 56

Başa Dön

El-Bedi

el-bediBİR ŞEYİ NÜMÛNESİ OLMADAN YARATAN, VÂR EDEN, ÎCÂT EDEN

“Yarattığı her şeyi güzel yaratan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayan O’dur.” Secde, 7

Yüce Allah, hiç benzeri olmadan çeşitli şeyleri yaratandır. İnsanın daha önce bir benzeri yok iken, yoktan var etmiş ve en güzel bir biçimde meydana getirmiştir.

“Göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır. Bir şeyi dilediğinde ona sadece “Ol!” der, o da hemen oluverir.” Bakara, 117

Başa Dön

El-Baki

el-bakiSONLU VE ÖLÜMLÜ OLMAYAN, VARLIĞI SÜREKLİ OLAN, EBEDÎ

“Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacak” Rahman, 27

Kainat yokken zaman da yoktu, ancak Yüce Allah vardı. Kıyamet kopunca zaman da sona erecek, fakat Allahü Teala Baki’dir.

O’nun zatından başka herşey yokluk demektir. O, zatında diri, ezelî ve ebedî, varlığı kendisiyle var olandır.

“Yer üzerinde bulunan her şey fânidir. Yalnız celâl ve ikram sahibi Rabbinin yüzü (zâtı) baki kalacaktır.” Rahmân, 26-27

Başa Dön

El-Varis

el-varisBÜTÜN VARLIKLARIN SAHİBİ, BÂKÎ, EBEDÎ VE DÂİM OLAN HER ŞEY KENDİSİNE DÖNEN

“Şüphesiz biz diriltir ve biz öldürürüz! Ve her şeye biz vâris oluruz.” Hicr, 23

Allah Teâlâ mülkün gerçek sâhibi, gerçek vârisidir. Kullarının mal mülk sâhibi olmaları ve varislikleri geçicidir.

“Biz, refahından şımarmış nice memleketi helâk etmişizdir. İşte yerleri! Kendilerinden sonra oralarda pek az oturulabilmiştir. Onlara biz vâris olmuşuzdur” Kasas, 58

Mülkün gerçek vârisi, mülk sâhibi Allah’tır. Kıyâmet hengâmında bütün canlılar ölecek, herşey tamamıyla O’na kalacaktır.

Başa Dön

Er-Reşid

er-residHER İŞİNDE İSABETLİ OLAN, DOĞRU YOLU EN İYİ GÖSTEREN

Yüce Allah, hiçbir işi boş ve faydasız olmayandır, hiçbir tedbîrinde yanılmayandır, hiçbir takdîrinde hikmetsizlik bulunmayandır. O, doğru ve selâmet yolu gösterendir.

“Rabbimiz! Bize tarafından bir rahmet ver ve işimizde bize doğruyu göster durumumuzdan bir kurtuluş yolu hazırla!” Kehf, 10

İnsanları doğru yola ileten, varlıklarının ve hayatlarının düzene girmesini sağlayan yararları gösteren Yüce Allah’tır.

“Şüphesiz ki Allah, iman edenleri, kesinlikle doğru yola iletir.” Hac, 54

Başa Dön

Es-Sabür

es-saburÇOK SABIRLI

Sabûr, çok sabırlı olan, günahkar kullarını cezalandırmakta acele etmeyen, onların kendisine dönüşü için zaman tanıyan demektir.

Hz. Allah (cc) sabırlıdır dostlarım. Kendisine isyan edip durur kulları, onları cezalandırmakta acele etmez; onları anında cezalandırmaya muktedir olduğu halde, o engin merhametinden dolayı cezaları erteler, tövbe kapılarını ölüm anına dek açık tutarak, kulunun af dilemesi için fırsatlar yaratır, onun kendisine dönmesini rahmetle ve sabırla bekler.

Sevgili Peygamberimiz, Namaz nurdur; sadaka burhandır; sabır ziyadır…” buyuruyor. Müslim, Tahâret, 1, (223); Tirmizî, Deavât, 91, (3512); Nesâî, Zekât, 1.)

“Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım isteyin. Şüphe yok ki Allah, sabredenlerle beraberdir.” Bakara, 153

“And olsun ki sizi, biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri.” Bakara, 155

“Ve sabret! Çünkü Allah iyilik edenlerin (ve iyi hareket edenlerin) mükâfatını zayi etmez.” Hûd sûresi, 115

“Sizin katınızda olan tükenir, Allah’ın katında olan ise kalıcıdır. Sabredenlerin karşılığını, yaptıklarını en güzeliyle, Biz muhakkak vereceğiz.” Nahl sûresi, 96

Başa Dön

ESMA-İ HÜSNA

Ayet ve hadislerde Allah’ın isimleri “En güzel isimler”
anlamında ( اَلْاَسْمَاءُ الْحُسْنَى )”el-esmâü’l-hüsnâ” şeklinde ifade
edilmektedir.

1. Ayetlerde Geçen Allah’ın İsimleri
Kur’ân ayetlerinde Yüce Allah’ın isimleri isim veya
isim tamlamaları şeklinde geçmektedir.
el-A’lâ (en yüce, en şerefli),
el-A’lem (her şeyi en iyi bilen),
el-Alî (şanı, şerefi, izzeti ve kudreti yüce olan),
el-Âlim (bilen, anlayan, tanıyan),
el-Alîm (her şeyi çok iyi bilen),
el-Âhir (varlığının sonu olmayan, ölümsüz, ebedî ve bâkî),
el-Akrab (bilmesi, görmesi, duyması, haberdâr olması ve
yardım etmesi açısından insanlara en yakın olan),
el-Azîm (zatı, isim, sıfat ve fiilleri itibariyle pek ulu, büyük,
yüce),
el-Azîz (üstün, güçlü, kuvvetli, galip, şerefli, değerli, melik),
el-Bâri’ (yaratan, örneği olmadan varlıkları îcat eden),
el-Basîr (aydınlık ve karanlıkta küçük ve büyük her şeyi
gören),
el-Bâtın (mâhiyeti akıl ile idrâk olunamayan, hayal ile
tahayyül edilemeyen, her şeyin iç yüzünü, sırlarını bilen),
el-Berr (iyilik eden, çok lütufkâr, çok merhametli, çok şefkatli),
Câ’ılûn (yaratan, vâr eden, bir varlıktan başka bir varlık
yapan),
el-Cebbâr (emir ve yasaklarını, hüküm ve kararlarını
kullarına yaptırmaya gücü yeten, azgın ve zalimleri kahredici,
dertlere derman olan, yaraları sarıp onaran, yaratıklarının
hâllerini düzelten),
el-Ebkâ (verdiği nimetler sürekli ve hep kalıcı olan),
el-Ehad (eşi, benzeri ve ikincisi bulunmayan bir tek,
yegâne),
el-Ekrem (en çok ikram eden),
el-Evvel (öncesi olmayan, yaratılmamış, ezelî ve kadîm
tek varlık),
Fâil(ûn) (yapan, yaratan, vâr eden),
el-Fettâh (iyilik kapılarını açan, en âdil hüküm veren)
el-Ğaffâr (çok affeden, çok bağışlayan, günah ne kadar
çok olursa olsun yine bağışlayan),
el-Ğafûr (çok affeden, çok bağışlayan),
el-Ğanî (zengin, hiçbir şeye muhtaç olmayan),
el-Habîr (her şeyden haberdar olan, gizli aşikâr her şeyi
bilen, haber veren),
el-Hâdi’ (hile yapanları cezalandıran)
el-Hâdî (hidayet eden, doğru yolu gösteren),
el-Hafî (çok ikram eden, son derece iyilik ve lütuf sahibi,
her şeyi bilen, duaları kabul eden)
Hâfiz(ûn) (koruyup gözeten),
el-Hafîz (varlıkları yok olmaktan koruyan),
el-Hakîm (hikmet sahibi, her işi, emri ve yasağı yerli yerinde
olan),
el-Hâkim (hükmeden, karar veren, haklıyı haksızı ayıran),
el-Hakem (hüküm veren, son kararı veren),
el-Hakk (varlığı, ilâh ve rab oluşu hak olan, eşyayı var
eden, hakkı ızhar eden, mülk sahibi, yok olmayan, varlığında
şüphe bulunmayan, âdil),
el-Halîm (çok sakin, hemen öfkelenmeyen, acele etmeyen,
teenni ile hareket eden),
el-Hallâk (mükemmel yaratan, devamlı yaratan),
el-Hasîb (insanlara yeten, insanların yaptıklarını koruyup
hesaba çeken),
Hâsib(în) (insanları sorgulayan, hesaba çeken),
el-Hayr (hayırlı olan, faydalı olan, iyilik eden),
el-İlâh (ma’bûd, Tanrı),
el-Kadîr (çok güçlü, çok kuvvetli, istediğini istediği gibi
eksiksiz, kusursuz ve tam yapabilen),
el-Kâdir (güçlü, kuvvetli, her şeye gücü yeten),
el-Kâfî (kullarına yardım eden, vekil olan, yol gösteren,
yaptıklarını bilen, gören, haberdar olan ve hesaba çeken),
el-Kahhâr (yenilmeyen, daima galip gelen),
el-Kâhir (galip gelen, zelil eden, güçlü, her şeyi kuşatan,
yaratıklarını dilediği gibi yöneten),
el-Kâim (varlıkları görüp gözeten, koruyan, yöneten),
el-Karîb (af, mağfireti, rahmeti, bilmesi, görmesi ve duyması
itibariyle kullarına yakın olan),
el-Kâşif (azap, sıkıntı, bela ve dertleri gideren),
Kâtib(ûn) (insanların yaptıklarını yazan),
el-Kavî (kuvvetli, kudretli, her şeye gücü yeten),
el-Kayyûm (zatı ile kaim olana, ezelî ve ebedî, her şeyin
varlığı kendisine bağlı, uykusu ve uyuklaması olmayan, varlıkları
yöneten, koruyan, ihtiyaçlarını üstlenen),
el-Kebîr (zatı, isim ve sıfatları, şanı ve şerefi, kadri ve
kıymeti, değer ve izzeti pek yüce, ulu ve büyük),
el-Kerîm (değerli, şerefli, çok nimet veren, nimet ve ihsanı
bol olan ),
el-Kuddûs (her türlü çirkinlik, noksanlık ve ayıplardan
uzak, tertemiz, bütün kemal sıfatları kendisinde toplayan,
güzellik, iyilik ve ihsanlarıyla övülen),
el-Latîf (yaratıklara karşı yumuşak, çok merhametli, çok
lütufkâr, ihsan sahibi, insanlara hak ettiklerinden fazlasını
veren her şeyin detayını, sırlarını en iyi bilen, işleri çok hassas
düzenleyen, gözle görülmeyen),
Mâhid(ûn) (yeryüzünü yaratıkları için elverişli, yarayışlı
ve faydalı olarak yaratan),
el-Mâlik (bütün varlıkların sahibi),
el-Mecîd (çok şerefli, çok itibarlı),
el-Melik (bütün varlıkları yöneten, dilediğini yapan, dilediği
gibi hükmeden),
el-Melîk (çok mülkü olan, her şeyin sahibi ve maliki, onları
terbiye edip yetiştiren, mülk ve güç veren),
el-Metîn (çok kuvvetli, çok dayanıklı, acizliği, za’fiyeti
ve gevşekliği olmayan),
el-Mevlâ (dost, yardımcı, görüp gözeten),
Mu’azzib(în) (suç işleyenleri, zalimleri, günahkârları cezalandıran),
el-Mu’ızz (izzet ve şeref, güç ve kuvvet, itibar ve şerefli
kılan, aziz yapan),
el-Muhric (bir şeyi açığa çıkaran, bir varlıktan başka bir
varlık var eden, gizli şeyleri ortaya çıkaran),
el-Muhît (ilim ve kudretiyle her şeyi kuşatan, her şeye
muttali olan),
el-Mukît (her şeye gücü yeten, rızık veren, yapılanları
bilen, koruyan, mükâfat veren),
el-Muktedir (güçlü, kuvvetli, istediğini istediği gibi yapan),
el-Musavvir (yaratıklara şekil ve özellik veren),
Mûsi(’ûn) (gökleri genişleten),
el-Mübîn (varlığı aşikâr olan, hakkı ızhar eden, gerçeği
beyan eden),
Mübrim(ûn) (hile ile kötülük yapmaya karar verenleri
bilen, onların bu kötülüklerini boşa çıkran, onları kesin olarak
cezalandıran),
Mübtelî(n) (deneyen, imtihan eden, gizli olanları açığa
çıkaran),
el-Mücîb (duaları, istekleri, dilekleri kabul eden, ihtiyaçları
karşılayan, sıkıntıları gideren),
el-Müheymin (insanların bütün yaptıklarını bilen, koruyan,
görüp gözeten),
el-Mühlik (isyan eden, azan, günaha dalan ve zulmeden
fert ve toplumları helâk eden),
el-Mü’min (yaratıklarına güven veren),
el-Müneccî (sıkıntı, bela ve azaptan kurtaran),
el-Münezzil (nimet veren, su, sekînet, melek, kitap ve
peygamber indiren),
el-Münîr (ışık veren, aydınlatan),
Münşi’(ûn) (îcat eden, inşa eden, yapan, örneksiz olarak
yaratan),
Müntekım(ûn) (suçluları cezalandıran),
Münzil(în) (melek, kitap, su ve sekînet indiren, nimet veren),
Münzir(în) (kullarına fayda ve zarar veren şeyleri bildiren;
inkâr ve isyan edenlerin âkibetinin kötü olduğunu haber
vererek onları bu davranışlardan sakındıran ve azabı ile
korkutan),
Mürsil(în) (vahiy, peygamber, bol yağmur, aşılayıcı rüzgâr,
koruyucu melek, âsiler için yıldırımlar ve âfetler gönderen),
el-Müste’ân (kendisinden yardım istenen, kendisine sığınılan),
Müstemi(ûn) (sesleri işiten, duyan),
el-Müte’âl (aşkın, pek yüce, ulu, eksik ve noksanlıklardan
berî olan),
el-Mütekebbir (ihtiyaç ve noksanlığı gerektiren her şeyden
münezzeh, pek yüce ve ulu),
el-Müteveffî (yaratıkların canlarını alan),
en-Nâsır (yardım eden),
en-Nesîr (çok yardım eden, sürekli yardım eden),
er-Râfi’ (peygamber ve mü’minlerin itibar, şan ve şereflerini
artıran, göğü yükselten),
er-Rahîm (çok merhametli),
er-Rahmân (çok merhametli),
er-Rakîb (insanların hâllerini, sözlerini, yaptıklarını
ve davranışlarını bilen, haberdar olan, murakabe edip koruyan),
er-Raûf (çok merhametli, çok şefkatli, çok acıyan),
er-Rezzâk (bol nimet, maddî ve manevî rızık veren),
Sâdık(ûn) (söz, iş, va’d ve va’îdinde doğru olan, her sözünü
ve va’dini yerine getiren),
es-Samed (her şeyin kendisine muhtaç olduğu, yöneldiği,
her dilek ve isteğin mercii; hiç eksiği, kusuru ve ihtiyacı olmayan
ulu, şanlı, dosdoğru, âdil ve güvenilir olan),
es-Selâm (eksiklik, acizlik, hastalık, ölüm ve benzeri şeylerden
salim olan kullarına güven ve selamet veren),
es-Semî’ (her sözü, bütün konuşulanları en iyi işiten, duyan)
Şâhid(în) (bilen, muttali olan, her şeye tanık olan),
eş-Şâkir (verdiği nimetlere şükreden ve çalışan kimseyi
ödüllendiren),
eş-Şefî’ (mü’minlerin yâr ve yardımcısı, azap ve sıkıntılardan
koruyucusu olan),
eş-Şehîd (her şeye muttali olan, gören, bilen, haberdâr
olan, her yerde hazır nazır olan, hiçbir şey kendisinden gizlenemeyen,
bütün sırlara vakıf olan, her şeyi murakabe eden),
eş-Şekûr (ibadet eden kullarının mükâfatlarını bolca veren,
az çok her itaati ödüllendiren),
eş-Şey (var olan, mevcut),
et-Tevvâb (sürekli tövbeleri kabul eden),
el-Vâhid (zatında, isim ve sıfatlarında eşi ve benzeri bulunmayan,
tek olan),
el-Vâlî (koruyup gözeten, yardım eden, işleri deruhte eden),
el-Vâris (bütün varlıkların sahibi, bâkî ve ebedî olan, her
şey kendisine dönen),
el-Vâsi’ (güçlü, kuvvetli, ilim ve merhameti her şeyi kuşatan,
bütün yaratıklara rızık veren, nimet ve ihsanı bol olan),
el-Vedûd (mü’minleri çok seven, kulları tarafından çok
sevilen),
el-Vehhâb (karşılıksız çok nimet veren, ikram ve ihsanda
devamlı olan, lütfu, ihsanı ve rahmeti bütün kulları kuşatan),
el-Vekîl (güvenilen, koruyan, yardım eden, görüp gözeten,
her şeyin maliki ve yöneticisi olan),
el-Velî (dost, seven, görüp gözeten, yardım eden),
ez-Zâhir (varlığı her şeyden aşikâr olan, her şeye galip
gelen, her şeyden yüce olan),
Zâri’(ûn) (ekinleri, bitkileri yetiştiren, büyüten),
Hüvallâhüllezî lâ ilâhe illâ hû (Kendisinden başka hiçbir
ilâh bulunmayan Allah) (Toplam: 119)

İSİM TAMLAMALARI
Adüvvün li’l-kâfirîn (kâfirlerin düşmanı)
Âhizün bi nâsiyetihi (suçluları cezalandıran)
Ahkemü’l-hâkimîn (hüküm verenlerin en adili)
Ahsenü’l-hâlikîn (yaratanların, takdir ve tasvir edenlerin
en iyisi)
Âlimü’l-ğaybi (gaybı bilen)
Allâmü’l-ğuyûb (görünmeyenleri çok iyi bilen)
Bâliğu emrihi (emri, hükmü hedefine ulaşan, kararını
infaz eden)
Bedî’u’s-semâvâti ve’l-ard (gökleri ve yeri örneği olmadan
yaratan)
Berîü’n mine’l-müşrikîn (müşriklerden berî, uzak
olan)
Câmi’u’n-nâs (kıyamette insanları bir araya toplayan,
cem eden)
Ehlü’l-mağfire (mağfiret ehli, affedici )
Ehlü’t-takvâ (azabından korkup sakınmaya, korunmaya
lâyık olan)
Erhamü’r-râhımîn (merhamet edenlerin en merhametlisi )
Esdaku hadîsen (en doğru sözlü)
Esdeku kîlen (en doğru sözlü)
Esra’u ferahan (kullarının tövbesine çok sevinen)
Esra’u mekren (hile ve tuzak kuranları en süratli bir şekilde
cezalandıran)
Esra’u’l-hâsibîn (hesap soranların, hesap görenlerin en
süratlisi)
Eşeddü be’sen (çok şiddetli cezalandıran)
Eşeddü ferahan (kulunun tövbesine çok sevinen)
Eşeddü kuvveten (çok kuvvetli, çok güçlü)
Eşeddü tenkîlen (çok şiddetli cezalandıran)
Fa’âlü’n-limâ yürîd (dilediğini yapan)
Fâliku’l-abbi ve’n-nevâ (çekirdek ve taneleri çatlatan,
yarıp açan )
Fâliku’l-ısbâh (karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran)
Fâtıru’s-semâvâti ve’l-ard (yeri ve gökleri yaratan)
Gâlib’ün ‘alâ emrihî, (emirinde işinde ve hükmünde galip
olan)
Ğâfirü’z-zenbi (günahları bağışlayan)
Hâliku külli şey’in (her şeyin yaratıcısı)
Hayru’l-fâsılîn (hükmedenlerin, haklı ile haksızı ayırt
edenlerin en hayırlısı)
Hayru’l-fâtihîn (hükmedenlerin, nimet verenlerin, hayır
kapılarını açanların en hayırlısı)
Hayru’l-ğâfirîn (bağışlayanların en hayırlısı)
Hayru’l-hâkimîn (hüküm ve karar verenlerin en hayırlısı )
Hayru’l-mâkirîn (hile ile kötülük yapanları bilemeyecekleri,
anlayamayacakları cihetlerden daha şiddetli cezalandıran)
Hayru’l-münzilîn (nimet verenlerin, ikram edenlerin
en hayırlısı)
Hayru’l-vârisîn (varislerin en hayırlısı)
Hayru’n-nâsırîn (yardım edenlerin en hayırlısı)
Hayru’r-râhımîn (merhamet edenlerin en hayırlısı)
Hayru’r-râzkîn (rızık, nimet verenlerin en hayırlısı)
Hayrun hâfizan (en iyi koruyup gözeten)
İlâhü’n-nâs (insanların ilâhı)
Kâbilü’t-tevb (tövbeleri kabul eden)
Kâşifü’l-azâb (azabı, sıkıntıyı, derdi kaldıran)
Mâlikü yevmiddîn (hesap gününün maliki, sahibi)
Mâlikü’l-mülk (bütün mülkün sahibi)
Meliki’n-nâs (insanların meliki)
Mûhinü keydi’l-kâfirîn (kâfirlerin tuzağını zayıflatan,
boşa çıkaran)
Muhîtü’n bi’l-kâfirîn (kâfirleri kuşatan)
Muhyî’l-mevtâ (ölüleri dirilten)
Muhzî’l-kâfirîn (kâfirleri rezil rüsvay eden)
Mütimmü nûrihi (nurunu, dînini tamamlayan)
Nûru’s-semâvâti ve’l-ard (gökleri ve yeri aydınlatan)
Rabbü külli şey’in (her şeyin rabbi)
Rabbü’l-âlemîn (âlemlerin rabbi)
Rabbü’l-ard (yeryüzünün rabbi)
Rabbü’l-arş (arşın rabbi)
Rabbü’l-felak (sabahın rabbi)
Rabbü’l-ızzeti (kudret ve şeref sahibi)
Rabbü’n-nâs (insanların rabbi),
Rabbü’s-semâvâti (göklerin rabbi)
Rabbü’ş-şi’râ (Şi’ra yıldızının sahibi)
Refî’u’d-derecât (manevî dereceleri ve gökleri tabaka
tabaka yükselten)
Semî’u’d-du’â (tövbeleri ve duaları duyan ve kabul eden)
Serîu’l-hısâb (hesabı, sorgulaması çok süratli olan)
Şedîdü’l-‘azâb (azabı, cezalandırması çok şiddetli olan)
Şedîdü’l-‘ıkâb (çok hızlı cezalandıran)
Şedîdü’l-mihâl (cezası, azabı, kuvveti çok şiddetli olan)
Vâsi’u’l-mağfire (bağışlaması, mağfireti bol olan)
Zü’l-fadli’l-azîm (çok ikram sahibi)
Zî’t-tavl (lütuf, bağış, ikram, ihsan, af ve bağış sahibi)
Zü’l-ikrâm (ikram sahibi)
Zû fadlin ale’l-âlemîn (âlemlere nimet veren)
Zû fadlin ale’n-nâs (insanlara ikram eden),
Zû-intikam (intikam sahibi, âsileri, zalimleri cezalandıran)
Zü’l-‘ıkâb (suçluları, günahkârları, zalimleri cezalandıran)
Zü’l-Arş (Arş’ın sahibi)
Zü’l-celâl ve’l-ikrâm (azamet ve kibriya, ikram ve ihsan
sahibi)
Zü’l-kuvveti (güç ve kuvvet sahibi)
Zü’l-mağfire (af ve bağış sahibi)
Zü’l-me’âric (bütün derecelerin sahibi)
Zü’r-rahmeti (merhamet sahibi) (Toplam: 81)
Kur’ân’da Allah’ın güzel isim ve sıfatları bildirildiği gibi
hadislerde de bildirilmektedir. Bazı hadislerde Allah’ın
güzel isimlerinin sayısı 99 olarak geçmekte, hadislerin bir
kısmında bu isimler zikredilmekte, bir kısmında ise zikredilmemektedir.

İlgili makaleler

Zikre ilk adım (ZİKİR ve ADABI)

ZİKİR ve ADABI “Tez erişti seherler canların meclisine Yürek hâlâ yanıyor halde maşallah kaldı Şifalar sundu zikir, bir garip dertlisine, Unutuldu kelâmlar dilde bir ALLAH kaldı…” Yunus Karaçöp Aziz kardeşim;Her...

SAĞ DEVRİ nedir, nasıl yapılır…

Bu arada zikire başlayan kardeşlerimiz, günde bir iki defa, zikrini tamamladıktan sonra, aşağıda tarif üzere sağ devrini yaparlarsa yerde ve gökte negatif güçleri bağlamış,...

Kuran-ı Kerimde 19 harfli ayetler – CENNET-ÜL ESMA

Kuran-ı Kerimde 19 harfli ayetler İHTİYAÇLARIMI TECELLİ ETTİRMEK İÇİN NASIL DUA EDECEĞİM;  diyenlere duyurulur.. 14 Eylül 2011, 20:36 Azizim; hiçbir konuda mümin çaresiz değildir. Dua müminin silahıdır..Müminler için...

Her Esma-Ül Hüsna Zikir Edinilmez!

—Hocam adetli iken namaz kılıp zikir çekebilir miyim? —Adet meselesini Hamdiye’ye mektuplar üç ve dörtte açıkladık. Oraya bak lütfen. — Okudum hocam, Hamdiye’ye mektupları okudum. Allah...

SEĞİRMELER (Anlamları ve Savunma yolları) – İhtilaçname – İlm-i Ebedan –...

Hatırlatma!!! ''Bilgisayar yahut mobil aygıtınızın GERİ tuşuna bastığınızda bir önceki işleminize (baktığınız ihtilacın bulunduğu satıra) Başa Dön butonuna tıkladığınızda makalenin başına kolayca dönebilirsiniz...'' Baş (kafa) Bölgesindeki Seğirmeler (İhtilaçlar) Ne...

Aşağıda tablo olarak Allah’ın isim ve sıfatlarını anlamları ile birlikte verdim. Ama öncelikle sizlerle Esma-ül Hüsna hakkında bilinen bilinmeyen bazı bilgi ve tecrübelerimi paylaşmak isterim…

Allah musta(-ha-)kını versin

Eskilerde allah mutsa(ha) kını versin diye bir deyim vardı.
Allah, neyi hak ediyorsan onu versin demektir.
Bilen bilir. Açıklamam bilmeyen gençler için.
Bu bir duadır. Beddua değil.

İslamda beddua yasak gibidir. Şüpheden uzak durun kuralına göre ise yasaktır.
Çünkü yapılan her dua önce yapana gelir.
Allahın âdeti böyledir.
Adetullah denir.
Eğer beddua ettiğiniz kimse gerçekten hatalıysa ona da uğrar, size de.
Eğer karşı taraf hak etmemişse (çoğu zaman biz bunu bilemeyiz, çünkü ameller niyetlere göredir. Niyet okuru olmadığımıza göre burada da şüphe vardır ve kaçınmak şarttır) o takdirde yalnız biz zarar görürüz.
O nedenle yine eskiden ’Allah ıslah etsin. Allah hidayet versin ’gibi…
Veya yukarıda belirtildiği üzere ’Allah mustahakını versindenilirdi.

Mademki laf açıldı Mevlevi adetlerinden bir hikâyecik;

Ağızdan çıkan her kelimenin dua nitelikli olduğu kabul edilir;
Az konuşmak önerilir.
Ayrıca zorunlu konuşmalarda da en olumlu kelimeler seçilirdi.

Örn;
Işığı yak denilmez. Yakmak kemalde bir esmadır. Çok anlamlıdır. Yerine ışığı uyandır denilirdi.

Işığı kapat, ya da söndür yerine ışığı dinlendir denirdi.

.
HZ MEVLANA BUYURUR Kİ;
BU ÂLEMDE YANİ DÜNYADA, OLABİLECEK HER BİR OLAY İÇİN,
MİSAL ÂLEMİNDE SAYISIZ İHTİMAL UYUR. SİZ AĞZINIZDAN ÇIKARDIĞINIZ LAKIRDILARLA,
O İHTİMALLERİ UYANDIRIRSINIZ. GÜZEL KELİMELER
(ANLAM YÖNÜNDEN DEMEK İSTEDİM. ÇÜNKÜ KELİMENİN GÜZELLİĞİ ANLAMINDA GİZLİDİR)
SÖYLEYİN Kİ GÜZEL İHTİMALLER UYANSIN.
İNSANIN KADERİNE MÜDAHALESİ BURADADIR; BUYURUR.

Bu açıklama aslında bir hadisi şerifin tefsiridir.
’Bir organınıza sahip olun, cennetinize kefil olayım buyuran Rasuli kibriyaya sordular: hangi organ ya resulullah. o mübarek eliyle kendi dilini tutarak, diliniz. ‘’ Buyurdu.

Ayrıca;
‘Mümin ya hayır konuşsun ya da sussun.’ diyerek de aynı noktayı işaret etmiştir.
.
Bir de atasözü hatırlatıp bitirelim. ’dilim, dilim; sen ettin beni dilim dilim.’
Kendimizde veya toplumda gözlemlediğimiz olumsuzlukların karşılığı olan kelimeler, ihtiyaç derecesine göre, baş kısmınala”olumsuzluk takısı eklenerek, okunur.

DURUMUN ACİLİYETİNE VE OKUYANIN ZAMAN BULABİLME DERECESİNE GÖRE, ÜÇ KERE, YEDİ KERE, DOKUZ KERE, ON DOKUZ KERE, YİRMİ BİR KERE, OTUZ ÜÇ KERE, YETMİŞ VE DOKSAN DOKUZ, YÜZ BİR GİBİ SAYILARDAN BİRİNE RASTLATILIRSA DAHA ÇABUK TECELLİ EDER.

Kişi nur görüyorsa, tevhit olmuşsa çok az sayıda bile okusa yeterlidir.

Duruma göre üç gün, yedi gün, yirmi bir gün, kırk gün okumak gerekir.
Tecellinin değiştiğini görmek o işi bitirmek için yeter.

Köklü değişimler ancak yirmi bir günde veya kırk günde olur.
Artık işi bilen bilir. Habir sıfatından haberi alan alır. İhtilaç ilminden haberi olmayanlar, nur görmeyenler zahirden işaret alıncaya kadar bilemez.

Şimdi de simlerin gruplanmasına yani tertibine üç örnek verelim.

‘’LA HARAMI, VELA GAFLETİ VELA DALALETİ VELA İHANETİ VELA CEHALETİ FİL HAYATİ.’

Bu tertip beş esmadan ibarettir.
Herkes tarafından ve her zamanda okunabilir. İnsanlar haramı terk eder, uyanık olurlar, yanlışa gitmezler, yanlıştan dönerler, her türlü nimetin değerini fark ederek yaşar, nimetlere ve emanetlere ihanet etmezler.
Ve en önemlisi cehaletten kurtulmaya çalışırlar.
Unutmayınız;
Gökler değişmeden yerler değişmez,
Dua edilmeden de gökler değişmez.
Yerler ile gökler arasında emir iner de iner /çıkar da çıkar.

Bir duayı ne maksatla okursanız okuyunuz o dua önce okuyanda (zatta-kişide)
tecelli eder. Sonra niyetle hedeflenen merciye (sıfata )gider.

Bu nedenle İslam da beddua ancak hak edene yapılır.
Zalimin zulmüne karşı dua müminin silahıdır.

Ancak nasıl yapılması gerektiğini iyi bilmek lazımdır.
Olur, olmaz şeyler için nefsine uyup beddua edilmez.

KENDİSİNİ KORUMAYI BİLMEYEN, HİKMETTEN HABERDAR OLMAYANLARIN,
CELAL ESMALARINI AĞIZLARINA BİLE ALMAMALARI GEREKİR.
BEDDUA GERİ TEPMELİ TOP GİBİDİR, İLK ATEŞİ GERİSİNE VERİR,
İYİ NİŞAN ALINDIYSA HEDEFE ÇOK SONRA VARIR…
BEDDUA YERİNE;

Allah Mustahakını versin,
veya
‘’hasbiyallahu ve niğmel vekil, niğmel mevla ve niğmel nasir;
Şeklinde dua etmesi yeterlidir.

‘’ene hayyün,ene muhyün,ene alimün ene şafiün ene habirün.’

Bu tertip de yine beş güzel esma vardır. Her zaman ve herkes dilediği kadar okuyabilir.
Esmaların anlamları okuyanda ve ailesinde, Müslümanlarda,toplumda tecelli edecektir.

‘’la renci vela zaifiyeti vela ağrıları vela sancıları illa şifai fil hayati.’
(hasta için okunur)

Dördüncü bir daha
‘’la zinai vela fuhşiyati vela livatai illa kuddüs ettahirun .’
Toplumsal taharet,temiz ahlak oluşması için okunur..

Toplumdaki ihtiyaç düşünülerek benzeri tertipler yapılır.
Üç gün, yedi gün, okunabildiği gibi tam tecelli için yirmi bir gün ve kırk bir gün okunur. Bu arada alınacak ihtilaç, nur görme veya keşifle kabul edildiği bilinirse, daha erken de bitirilir. Yeni bir göreve başlanır.

Bir meseleyi halletmek için okuyan, duanın kabul edildiğine dair işareti almadan bırakmamalıdır.

Sadece sağ ayak başparmağı deprenerek (aşağı yukarı sürekli indirip kaldırarak) zatın kendisi ve müminlerin saadeti için okunacak esmalar aşağıya alınmıştır.

Zat yeterince tecrübe sahibi olduğunda, bunlara eklenebilecek esmaları kendiliğinden ilave edebilir.

Esasen anlam bakımından güzel her esma ”el” takısı veya ”ya” takısıyla;
Anlamı celali olanlarsa, ”la” takısıyla bu sağ ayak efaliyle okunabilir…

ÖRNEĞİN ;
”la terörü vela teröristi vela eroini vela sıgarai”  vb…

Esmaların efallerle birleşmesi duanın tecellisini,( kabulünü) çabuklaştırır, demiştik.

Duanın kabulü için bir de zaman kavramı yani evkat vardır.

Bu nedenle nur görmeyen, bu vakitleri bilmeyen insanlar vakit namazlarını tam zamanında kılmak şartıyla ve namazlardan sonra efallerini yapmak suretiyle, vakit şartını yerine getirmiş olurlar.

İlmi ledünü öğrenmiş olan, nur gören Allah dostları,
Müşteri, kamer, zühre saatlerinden birinde okumalılar.

Cemal saatlerinde okunmalı ki müminlere faydası olsun.
Aksi takdirde sen çalışırsın da kâfirler yararlanır. Evkat ilmi çok önemli bir ilimdir. Bilmeyenler yedi vakit namaz kılarak namazların ardından okumalıdır…
Beş vakte işrak-kuşluk namazı ile teheccüt-gece namazını eklemelidirler

Şeriatın namaz vakitleri tealiye göredir.
Bu tür iş yapanlar, namazlarını tam vaktinde kılmalıdır. Vakti kaçırmamalılar. Beş on dakika belki, gecikilebilir. O da zaruret halinde. Asla kazaya bırakmamak lazımdır.

ESASEN HAKİKATTE KAZAYA BIRAKMAK DİYE BİR ŞEY YOKTUR.

Giden vakit gitmiş, tecelli aksamış, ya o zaman diliminden faydalanılamamış, ya da tecelli gecikmiştir. Sevabı ya hiç olmamış, yani kâfire yaramış, ya da çok az olmuştur.

Sağ ayakta okunan esmalar

Ene Hayyul baki, Ene azizün, Ene malikel mülkün, Ene latıfün, Ene kaviyyün
Ene mü’minün, Ene metinün, Ene rahmetün, Ene alimün, Ene cemiliün
Ene mağmurun, Ene gaaniyyün, Ene şerifün, Ene saidün, Ene nurelgalbün
Ene camiun, Ene fettahun, Ene şifaün, Ene guddüsün, Ene tahirun
Ene mutahharun, Ene mukaddesün, Ene sahiyyün, Ene kerimün, Ene vasiun
Ene hakkun, Ene mahbubun, Ene mergubun, Ene muizzün, Ene nurun
Ene hakk’el bakiyyün, Ene ruhun, Ene hayyün, Ene adl’el bakiyyün, Ene imam ez zemanün

Ene ruhulkuddüsün, Ene ruhultayyibün, Ene ruhulbakiyyün, Ene ruhulhakkun,
Ene ruhulhayyün, Ene ruhulazizün, Ene mesrurun, Ene mesudun, Ene makbulün, Ene sahip el mümin’ün

Zat bu esmaları zühre, kamer ve müşteri saatlerinde okur. Herkes okuyabilir.
Aşağıda yazılı menfi olarak okunan esmalar da aynı saatlerde okunur.
Sağ ayak başparmağında, hem zatın kendisi için hem müminler için çok faydalıdır.
Kemaldir ve camaldır. Çok büyük saadetler bahş eder.
Tecelli zata ve sıfatadır. Kendisine, aile efradına ve Türk milletinedir.

Menfi olarak başına la takısı getirilerek okunacak esmalar bunlardır

La küfrü, la isyanı, la fesadı, la gazabı, la fenaelalemi,
la fena el hakkı, la zulmü, la zalimi, la hüznü, la kahrı,
la hiddeti, la habaseti, la şerri, la şehveti, la fakiri,

la fena el şeriat el muhammedi, la zilleti, la rezaleti, la fena-i,
la helaki, la zevali, a mahviyeti, la emrazı, la illeti, la gafleti,
la dalaleti, La şeytani, la vesvese-i, la hakti, la hasedi,
la kıybeti, la cevri, la cefa-i, la kederi, la zararı, la hüsranı,
La hata-i, la inadı, la kezbi, la sanemi, la vesni, la fena el kuvveti,
la evsani, la tuğyani, la adaveti, la hıyaneti, la yemuti,
la memati, la mevti, la kasveti, la zaifiyeti, la sehvi,
la süfliyati, la sefahati, la ihtiyacı, la zahmeti, la zevali,
la zeval el cismi, la noksanı, la noksan el ömrü, la havfi, la afatı,
la zeval el ismi, la suizanni, la inkar el hakkı,
la inkar el şeriat el muhammedi,
la inkar el kitab el muhammedi, la terk el ibadeti, la selb el imanı,
la fakrezzemanı, la mekri, la hetati, la şekki el hakkı,
la rayb el kalbi, la elemi, la azabı, la gahtı, la kalai,
la terörü, la teröristi. la enflasyonu, La develiasyonu, vb.

GAYRET KULDAN, BAŞARI HAKK TELADANDIR.

Bundan sonra sol ayakta okunan dualar yazılacaktır. Bu konular herkese açık olmakla beraber, anlaşılması kolay olmayan bir alandır.
Her şeye rağmen okuyana Allah bir şeyler verir.
Buraya kadar okumak nasip olduysa ne mutlu aziz kardeşim
Nasiplisin demektir.Her emeğin ecri mutlaka verilecektir.

Sol ayakta okunan esmaları da vaktimiz oldukça sizlerle paylaşmaya çalışacağım… Selam es selam / selame…

UYARI !!!

Yeşil renk ile belirtilen Esmalar (Allah’ın isimleri) cemâl  ve kemâl esmalardır. Yinede belli bir sıralama ile okunmalıdır. Öncelikle ”El-Kuddüs” ”El-Tahir” ”El-Afüvv” ”Errahmannirrahim” ”El-Alim” ”El-Basir” gibi esmalar okunalıdır.

El-Afüvv

el-afuvvÇOK AFFEDİCİ, ÇOK BAĞIŞLAYAN

“Hakikaten Allah çok bağışlayıcı ve mağfiret edicidir.” Hac, 60

Kullar işledikleri günahlardan vazgeçip tevbe ettiklerinde ve Allah’tan pişmanlıkla bağışlanma dilediklerinde, Allah onların bu günahlarını affeder.

“Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, merhametlidir.” Zümer,53

Afüvv ismi Gafûr ismine yakındır. Aradaki fark Gafûr Günahları örtmekle ilgili, Afüvv ise, günahları kökünden kazımakla ilgilidir.

El-Alim

el-alimHER ŞEYİ ÇOK İYİ BİLEN, ANLAYAN VE TANIYAN

Allah’ın bilgisine sınır yoktur. O her şeyi bilir. Olmuşları olduğu gibi, olacakları da, olmuşlar kadar açık ve seçik bilir.

Hiç bir şey ilminin dışında değildir. Yaratıklar, onun müsaade ettiği kadar bilgiye sahip olabilirler. Ötesini bilemezler. İnsanların bilgisi tam ve mutlak değildir; istikbali bilmekte tamamen acz içersindedirler.

Oysa Allah’ın bilgisi mekanla kayıtlı olmadığı gibi zamanla da kayıtlı değildir.

El-Aliyy

el-aliyyŞANI, ŞEREFİ, İZZETİ VE KUDRETİ YÜCE OLAN

Kur’ân-ı Kerîm’in seksen yedinci sûresi A’lâ sûresidir! Bu sûre, Rahmân sûresinin, Allah Teâlâ’nın bir ismi olan Rahmân, ismi ile başlayışı gibi “Aliyy” ism-i şerifi zikredilerek başlar. Bu sûrenin ilk ayetinde Yüce Allah, Hz. Peygambere (s.a.s.) hitab ederek, “Rabbinin yüce adını tesbih et.” buyurur. Bu, âlemleri titreten yakınlık ve iltifat dolu hitaba, Peygamber Efendimiz (s.a.s.) hemen; “Sübhane Rabbiyel A’lâ” diye cevap verir.

“Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi O’nundur. O çok yücedir, çok büyüktür.” Şûra, 4

Allah, yücelerin en yücesidir. Namazımızın her secdesinde üç defa “Subhane Rabiyel ala” diyoruz.

“O, görüleni de görülmeyeni de bilir; çok büyüktür, yücedir.” Rad, 9

El-Baki

el-bakiSONLU VE ÖLÜMLÜ OLMAYAN, VARLIĞI SÜREKLİ OLAN, EBEDÎ

“Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacak” Rahman, 27

Kainat yokken zaman da yoktu, ancak Yüce Allah vardı. Kıyamet kopunca zaman da sona erecek, fakat Allahü Teala Baki’dir.

O’nun zatından başka herşey yokluk demektir. O, zatında diri, ezelî ve ebedî, varlığı kendisiyle var olandır.

“Yer üzerinde bulunan her şey fânidir. Yalnız celâl ve ikram sahibi Rabbinin yüzü (zâtı) baki kalacaktır.” Rahmân, 26-27

El-Basir

el-basirAYDINLIK VE KARANLIKTA KÜÇÜK VE BÜYÜK HER ŞEYİ GÖREN

Allah her şeyi, herkesin yaptığını görür. Onun görmesine hiç bir şey engel olamaz.

Allah’ın, kalpteki fısıltıları, beyindeki oluşumları, fikirdeki gizlilikleri, kalplerdekini, zifiri karanlık bir gecede kapkara bir taşın üzerinde yürüyen simsiyah bir karıncayı ve çıkardığı sesi görür, duyar, bilir.

İbadette ihlas, kulun Allah’ı görmemesine rağmen, Allah’ın onu gördüğünü bilmesi ve onu görür gibi ibadet etmesidir.

El-Batın

el-batinMÂHİYETİ AKIL İLE İDRÂK OLUNAMAYAN, HAYA İLE TAHAYYÜL EDİLEMEYEN, HER ŞEYİN İÇ YÜZÜNÜ, SIRLARINI BİLEN

“O Evvel’dir, Ahir’dir, Zâhir’dir, Bâtın’dır.” Hadid, 3

Yüce Allah bize göre Batındır. Biz O’nu ancak sıfatlarıyla tanıyabiliriz. Zatını bilmemize imkan yoktur. Varlığı varlığının içinde gizlidir.

“Rabbin, onların, sinelerinde gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir.” Kasas, 69

O her şeyin içinde ve yakınındadır. Bâtın olmasıyla her şeye aslından daha yakındır.

El-Berr

el-berrİYİLİK EDEN, ÇOK LÜTÜFKÂR, ÇOK MERHAMETLİ, ÇOK ŞEFKATLİ

Allah Teâlâ kulları için zorluk istemez, zorluk çıkaranları da sevmez. Yapılan kötülükleri bağışlar ve örter. Bir iyiliğe en az 10 mükâfat verir. Kul gönlünden iyi bir şey geçirmişse, onu yapmamış olsa bile, yapmış gibi kabûl edip mükâfat verir. Kötülükleri ise yapmadıkça cezalandırmaz.

“Kim iyilik getirirse, ona o (getirdiği)nin on katı vardır. Kim kötülük getirirse, sadece onun dengiyle cezalandırılır; onlar haksızlığa uğratılmazlar.” En’âm, 160

O, ihsanda bulunandır. Her iyilik ve ihsanın kaynağı, mutlak iyilik sahibi ancak ve ancak O’dur.

El-Cami

el-camiKIYAMETTE İNSANLARI BİR ARAYA TOPLAYAN, CEM EDEN

“Kendinden başka ilâh olmayan Allah, sizi kıyamet gününde mutlaka bir araya toplayacaktır. Bunda asla şüphe yoktur. Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir?” Nisâ, 87

Allah, bütün faziletleri ve güzel nitelikleri kendinde toplamıştır. Parçaları bir araya getirip birleştirmiş, böylece onlara özel bir yapı kazandırmıştır. Birbirini seven kalpleri bir araya getiren de O’dur. ölümle birbirinden tamamen ayrılan ruh ve bedeni yeniden birleştiren O’dur. Kıyamet günü bütün insanları huzurunda toplayacak olan, zalim ile mazlumu bir araya getirecek olan O’dur.

“Rabbimiz! Gelmesinde şüphe edilmeyen bir günde, insanları mutlaka toplayacak olan sensin.”Al-i İmran, 9

Yüce Allah, “kün” emriyle, birbirine benzeyen ve de birbirinden çok farklı unsurları bir araya getirerek, tam bir âhenk ile birleştirmiş ve bu hârika âlemi yaratmıştır.

“Ve, onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı. “ Enfal, 63

El-Gaffar

el-gaffarÇOK AFFEDEN, ÇOK BAĞIŞLAYAN, GÜNAH NE KADAR ÇOK OLURSA OLSUN YİNE BAĞIŞLAYAN

Günahları çok örten, mağfireti çok olan, kullarının günahlarını pek çok bağışlayandır. Cenab-ı Hak buyuruyor: “Hakikaten Allah çok bağışlayıcı ve mağfiret edicidir.”

“Gerçekten ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup sonra da doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım.” Taha, 82

“De ki: “Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, merhametlidir.”Zümer, 53

Gaffar, kulların günahlarını örtmede mübalağa edendir. Öyle ki, bu günahları ne dünyada ne de ahirette ortaya çıkarmaz. Mümin, tövbe ve mağfiret ile ilgili olarak daima korku ile ümid arasında bulunmalıdır. Müslüman, ne kadar ibadet ederse etsin, Allah’ın azabından güven içersinde olamaz; ne kadar günahkar olursa olsun Allah’ın mağfiretinden ve bağışlamasından ümidini kesemez. Bundan dolayıdırki; vitir namazının son rekatında okunması vacib olan kunut duaları sonunda “Ya Rabb; rahmetini umar, azabından korkarız” diye dua edilmektedir.

“Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin.” Bu âyetin, Kur’ân’da en ümitli âyet olduğu söylenir. Bununla beraber dikkat edilmesi gerekir ki, bu ümit, günaha teşvik için değil, en günahkar kimseleri bile bir an önce tevbe edip Allah’a yönelmeye teşvik için olduğu hemen peşinden gelen iki âyetten açıkça anlaşılmaktadır. Yüce Allah, bu dünyada güzellikleri ortaya çıkaran, çirkinlikleri ve günahları örten, ahirette ise bu çirkinlikleri cezalandırmaktan vazgeçip onları bağışlayandır.

Hz.Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v)Rabbinden naklen buyururlar ki: “Bir kul günah işledi ve: “Ya Rabbi günahımı affet!” dedi. Hak Teâla da: “Kulum bir günah işledi; arkadan bildi ki günahları affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır.” Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: “Ey Rabbim günahımı affet!” der. Alllah Teâla Hazretleri de: “Kulum bir günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır.” Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve:“Ey Rabbim beni affeyle!” der. Allah Teâla da: “Kulum günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle muâhaze eden bir Rabbi olduğunu bildi. Dilediğini yap, ben seni affettim!” buyurdu.”

El-Gafur

el-gafurÇOK AFFEDEN, ÇOK BAĞIŞLAYAN

Allah Teâlâ’nın mağfireti çoktur. Bir kulun kusuru ne kadar büyük ve çok olursa olsun onları örter, meydana çıkarıp da sâhibini rezîl etmez.

Kusurları insanların gözünden gizlediği gibi, melekût âlemi sâkinlerinin gözünden de gizler. İnsanların görmediği bâzı şeyleri melekût âlemi sâkinleri görürler. Gafûr ism-i şerîfi, kusurların onların gözünden de gizlenmesini ifade eder.

“O, günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, azabı çetin, lütuf sahibi Allah’tandır ki. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur, dönüş ancak O’nadır.” Mümin, 3

“Dikkat et! O, azizdir ve çok bağışlayandır.” Zümer, 5

“Kullarıma, benim, çok bağışlayıcı ve pek esirgeyici olduğumu haber ver.” Hicr, 49

Gafur ism-i şerifi, Kur’ân-ı Kerîm’de en çok geçen isimlerden biri olup, 20 âyette tek başına; 71 âyette de “Rahîm” ismi ile birlikte olmak üzere, toplam 91 âyette kullanılmıştır.

El-Hakk

el-hakkVARLIĞI, İLAH VE RAB OLUŞU HAK OLAN, EŞYAYI VAR EDEN HAKKI IZHAR EDEN, MÜLK SAHİBİ, YOK OLMAYAN, VARLIĞINDA ŞÜPHE BULUNMAYAN, ÂDİL

“Allah’in hiç şüphesiz hak olduğunu bileceklerdir.” Nur, 25

Hakk, varlığı hakiki bulunan Zâtın ismidir. Varlığı daima sâbittir.

“Bu da şundandır ki, Allah Hakk’dır. (İnsanların) O’ndan başka taptıkları ise mutlaka batıldır. Şüphesiz ki Allah, çok yücedir, çok büyüktür.” Lokmân, 30

Hakikaten var olan yalnız Allah’tır.

El-Hafiz

el-hafizVARLIKLARI YOK OLMAKTAN KORUYAN

Allah her mahlûkuna, kendine zararlı olan şeyleri bilecek bir his ilham buyurmuştur. Bu Hafîz ism-i şerîfinin tecelliyatındandır. Bir hayvan kimyevî tahlil raporuna muhtaç olmadan kendine zararlı otları bilir ve onları yemez. Kulların amellerinin yazılması, zâyi olmaktan korunması da Hafîz isminin iktizasıdır. Bu bakımdan âhirette yeniden dirilme ve yaptıklarından hesaba çekilme ile Hafîz isminin yakından alâkası vardır.

“Ve itaatten çıkmış her azgın şeytandan koruduk” Saffat,7

El-Hadi

el-hadiHİDAYET EDEN, DOĞRU YOLU GÖSTEREN

Yüce Allah yarattığı her mahlûku yaradılış gayesine uygun şeyleri yapmaya sevk eder.

“Rabbinin yüce adını tesbih et. Yaratıp düzene koyan O’dur. Takdir edip hidayeti gösteren O’dur.” Â’lâ, 1-3

Allah her kimi hidayete erdirmek isterse İslam için gönlünü açar. O kulların Allah için vazifeler yerine getirmekten canı sıkılmaz, zahmet ve ıstırap duymaz, tersine neşe ve sevinç duyar. Allah kimi de yolundan şaşırtmak ve saptırmak dilerse, göğsünü daraltır. O kullar için iman ve İslam için emek sarfetmek son derece güç bir hale gelir.

“O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir.” Nahl, 93

“Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir.” Kasas, 56

El-Habir

el-habirHER ŞEYDEN HABERDAR OLAN, GİZLİ ÂŞİKÂR HER ŞEYİ BİLEN, HABER VEREN

En küçüğünden en büyüğüne kadar bütün eşya ve hâdiselerden Allah haberdardır. Onun haberi olmadan hiçbir hâdise cereyan etmez.

“Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını (görülmeyen esrarını) bilir. Allah yaptıklarınızı görendir.” Hucurât 18

Yerde ve gökte daha bilmediğimiz birçok alemlerde ne kadar varlıklar varsa onların bütün hareketlerinden Hz.Allah haberdardır. O’nun haberi olmadık hiçbir şey mevcut değildir.

“Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.” Mülk, 14

El-Ganiyy

el-ganiyyZENGİN, HİÇBİR ŞEYE MUHTAÇ OLMAYAN

“Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise zengin ve her hamde lâyıktır.”Fâtır, 15

“Eğer inkar ederseniz bilin ki Allah size muhtaç değildir.” Zümer, 7

Yerin, göğün sahibi Yüce Allah, zenginliğinden dilediği kuluna vererek onu zengin kılandır!

“Şüphesiz zengin eden de sermaye veren de O’dur.” Necm sûresi, 48

Hiçbir zaman, hiçbir surette, hiçbir şeye muhtaç olmayan, bunun yanında her şeyin kendisine muhtaç olduğu tek zengin Yüce Allah’tır.

El-Halim

el-halimÇOK SAKİN, HEMEN ÖFKELENMEYEN, KIZMAYAN, HEYECANLANMAYAN, ACELE ETMEYEN HOŞGÖRÜLÜ, TEENNİ İLE HAREKE EDEN

Allah Teâlâ Halîm’dir. Her günah işleyeni hemen cezalandırmaz. Hışım ve gazabda acele etmez, mühlet verir. Bu mühlet içinde yaptıklarına pişman olup tevbe edenleri afveder. Israr edenler hakkında, hüküm artık kendisine kalmıştır.

“Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar, O’nu (Allah’ı) tesbih ederler. O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur. Fakat siz, onların tesbihlerini iyi anlamazsınız. Şüphesiz O, Halîm’dir çok bağışlayandır.” İsrâ 44

Halim kelimesi Kur’an’ın 15 yerinde geçmekte olup bunlardan on birinde Allah’a izafe edilmiştir. “el-Halim” kelimesi tek başına kullanılmayıp altı ayette “bütün günahları bağışlayan” anlamındaki “el-Gafûr”, üç ayette “hakkıyla bilen” anlamındaki “el-Alim”, bir ayette “her şeyden müstağni olan, kendi dışındaki her şeyin O’na muhtaç olduğu varlık” anlamındaki “el-Gani”, bir ayette de “az iyiliğe çok mükafat veren” anlamındaki “eş-Şekür” ismiyle birlikte anılmıştır.

“Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür. Kim bağışlar ve barışı sağlarsa, onun mükâfatı Allah’a aittir. Doğrusu O, zalimleri sevmez.” Şura, 40

El-Hamid

el-hamidÇOK ÖVÜLEN, ÖVGÜYE LAYIK OLAN

“Hamd Alemlerin Rabbi olan Allah’adır” Fâtiha, 1

Bütün hamd-ü senalar O’na mahsustur.

Her müslüman O’nu sevdiği kadar O’nu övmelidir de. Hamd ve övgünün yalnız Allah’a ait olduğunu bilmelidir.

“Meleklerin de arşın etrafını kuşatarak, Rablerine hamd ile tesbih ettiklerini görürsün…” Zümer, 75

“Musa dedi ki: Siz ve yeryüzünde bulunanların hepsi nankörlük etseniz, iyi biliniz ki Allah hepinizden zengindir, hamdedilmeye layıktır.” İbrâhîm, 8

El-Hasib

el-hasibİNSANLARI SORGULAYAN, HESABA ÇEKEN

Allah Teâlâ, neticesi hesapla bilinecek ne kadar miktar ve kemmiyet varsa hepsinin neticelerini hiçbir ameliyeye muhtaç olmadan doğrudan doğruya ve apaçık bilir.

“Çünkü Allah, herkesi kazandığı ile cezalandıracaktır. Gerçekten Allah, hesabı çabuk görendir.” İbrahim, 51

“Şüphesiz, Allah her şeyin hesabını tam olarak yapandır.” Nisa, 86

El-Hayy

el-hayyYAŞAYAN, DİRİ, CANLI, ÖLÜMSÜZ, EZELÎ VE EBEDÎ OLAN

“Hay ve kayyûm olan Allah’tan başka ilâh yoktur.” Ali İmran, 2

Allah bir hayatın bütün anlamlarını kendinde toplayandır. O eksiksizdir.

“Ölümsüz ve daima diri olan Allah’a güvenip dayan. “ Furkan, 58

El-Kaviyy

el-kaviyyKUVVETLİ, KUDRETLİ, HER ŞEYE GÜCÜ YETEN

Allah için hiçbir acziyet söz konusu olamaz, O tam ve mükemmel bir kudretin sahibidir.

“Tıpkı Firavun’un izinden gidenlerle onlardan öncekilerin gidişâtı gibi onlar da Allah’ın âyetlerini tanımadılar, Allah da kendilerini günahları yüzünden yakalamıştı. Çünkü Allah Kaviyy (çok kuvvetli) ve azabı çok çetin olandır.”Enfâl, 52

“Hem Allah, kâfirleri herhangi bir hayra ulaşmadan hınçlarıyla defetti. Bu şekilde Allah, mü’minlere savaşta kâfi geldi. Allah Kaviyy (çok güçlüdür), çok üstündür.” Ahzâb, 25

El-Kayyum

el-kayyumZATI İLE KAİM OLAN, EZELÎ VE EBEDÎ, HER ŞEYİN VARLIĞI KENDİSİNE BAĞLI, UYKUSU VE UYUKLAMASI OLMAYAN, VARLIKLARI YÖNETEN, KORUYAN, İHTİYAÇLARINI ÜSTLENEN

Allah Teâlâ, her şey’in mukadder olan vaktine kadar durması için sebeblerini ihsân etdendir. Onun için herşey Hak ile kâimdir.

O’nun ayakta kalmak için hiçbir yönden kimseye ihtiyacı yoktur. O, kendi kendine yetendir ve başkasına muhtaç değildir. O’nun dışında her şey O’na muhtaçtır. Her şeyi ayakta tutan ve koruyan O’dur. O’nun desteği olmadan hiçbir şey ayakta duramaz ve varlığını devam ettiremez. Bu, O’nun mükemmel gücünün göstergesidir.

“Allah, O’ndan başka tanrı yoktur; O, hayydir, kayyûmdur. “ Bakara, 255

El-Kerim

el-kerimDEĞERLİ, ŞEREFLİ, ÇOK NİMET VEREN, NİMET VE İHSANI BOL OLAN

Allah vaad ettiği zaman sözünü yerine getirir, verdiği zaman son derece bol verir.

“Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, o bilsin ki Rabbim müstağnîdir (hiç bir şeye ihtiyacı yoktur), Kerîm’dir (çok kerem sahibidir).” Neml, 40

Kendisine sığınan ve gönül vereni boş çevirmez, rahmetine gark eder. Vesilelere ve şefaatçilere muhtaç bırakmadan doğrudan doğruya kendisine iltica ettirir.

“Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir;” Alak, 3

“Ey insan, ‘üstün kerem sahibi’ olan Rabbine karşı seni aldatıp-yanıltan nedir?” Infitar, 6

El-Latif

el-latifYARATTIKLARINA KARŞI YUMUŞAK DAVRANAN, ÇOK MERHAMETLİ, ÇOK LÜTUFKÂR, İHSAN SAHİBİ, İNSANLARA HAK ETTİKLERİNDEN FAZLASINI VEREN HER ŞEYİN DETAYINI, SIRLARINI EN İYİ BİLEN, İŞLERİ ÇOK HASSAS DÜZENLEYEN, GÖZLE GÖRÜLMEYEN

Allah Teâlâ Lâtîf’dir. En ince şeyleri bilir. Çünkü onları yaratan O’dur. Nasıl yapıldığı bilinmiyen, gizli olan en ince şeyleri yapar.

Allah kullarına karşı lütuf sahibidir. Kulluğunu bilen, vazifesini doğru yapan kullarına çok lütufkârdır. Onları çeşitli lütuflarla öyle mutlu kılar ki akıllar onu kavramaktan acizdir. Her dilediğini bir şekilde rızıklandırır. Kullarından her birini büyük hikmeti içeren “dilemesi”ne göre bir çeşit lütuf ile seçkin kılar. Ve öyle güçlü, öyle azizdir ki her şeye ve herkese karşı dilediği gibi iradesini uygulamaya, vaadini yerine getirmeye kadir ve hiçbir sebep ve şekilde mağlup edilmez, her yönden galiptir. Onun için dinini doğru tutan kullarını o korkunç “saat” geldiği zaman perişan etmez, kuvvet ve izzetiyle türlü lütuflarından nasiplendirir.

“Allah kullarına lütufkârdır, dilediğini rızıklandırır. O kuvvetlidir, güçlüdür.” Şûra, 19

El-Macid

el-macidŞAN VE ŞEREF SAHİBİ, HAYIR VE İHSANI, KEREM VE LÜTFU BOL OLAN

“…Allah’ın nimetini saymak isterseniz sayamazsınız!…” İbrâhîm, 34

Allah sevdiği kullarına ölçüsüz verir, karşılıksız ikram eder ve dilediği an onları affeder. Çünkü O’nun ihsanı boldur.

El-Mani

el-maniİSTEDİĞİ ŞEYE ENGEL OLAN, KORUYAN, KURTARAN, YARDIM EDEN

“Ve eğer Allah, sana bir zarar dokunduracak olursa, onu O’ndan başka giderecek yoktur. Ve eğer sana bir hayır dilerse, o zaman da O’nun lûtfunu engelleyebilecek kimse yoktur. O, lütfunu dilediği kuluna nasip eder. Allah çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir.” Yûnûs, 107

Yüce Allah, bazı isteklere de müsaade etmez. İsteyenin yapıştığı sebebler kısır kalır, çabalar netice vermez.

“Allah’ın insanlara açacağı herhangi bir rahmeti tutup hapseden olamaz. O’nun tuttuğunu O’ndan sonra salıverecek de yoktur.” Fatır, 2

Mani olan Allah, düşmanlarına karşı dostlarını himaye ederek onlara yardım edendir. Kullarının başına gelecek felâket ve musibetleri önlemek Bu ismin tecelliyatındandır.

El-Metin

el-metinÇOK KUVVETLİ, ÇOK DAYANIKLI, ÂCİZLİĞİ, ZA’FİYETİ VE GEVŞEKLİĞİ OLMAYAN

Allah için zorluk ya da kolaylık söz konusu değildir. Bir kainatı dahi bir yaprağı yarattığı gibi yaratabilir. Allah Metin, güç ve kuvvetli azalmayan, güçsüz düşmeyendir.

“Şüphesiz Allah’ın kendisi, rızık verendir, Metîn (sağlam olan), kuvvet sahibi olandır.” Zâriyât, 58

El-Mucib

el-mucibDUALARI, İSTEKLERİ, DİLEKLERİ KABUL EDEN, İHTİYAÇLARI KARŞILAYAN, SIKINTILARI GİDEREN

“Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki doğru yolu bulmuş olurlar.” Bakara, 186

Şu ayrımın bilinmesi gerekir. Cevab vermek farklı, kabûl etmek farklıdır. Âyet-i kerîmede, Allah tarafından her duaya cevab verileceği vadedilir: Fakat kabûl edileceği vadedilmez. Kabûl edip etmemek Cenâb-ı Hakk’ın hikmetine bağlıdır. Dilerse aynı zamanda kabûl eder. Dilerse daha iyisini verir. Dilerse duâyı âhiret için kabûl eder, neticesi dünyada görülmez. Kulun menfaatine uygun olmayan duayı dilerse hiç kabûl etmez.

“Bana dua ediniz ki size icabet edeyim.” Ğâfir, 60

Müslüman daima Allah’a muhtaç olduğunun bilincinde olmalı ve yalnız O’na güvenip dayanmalıdır. O’nun duaları işittiğini, başına gelen bela ve musibetleri bildiğini, sıkıntı ve zorluklardan haberdar olduğunu unutmamamlı ve ümitsizliğe kapılmamalıdır. Dua yaptığı ve talepte bulunduğu istekler, kendisini Allah’a yaklaştıracak istekler olmalıdır.

“De ki: Duanız olmasa Rabbim size ne kıymet verir?” Furkan, 77

El-Muğni

el-mugniİNSANLARA MAL MÜLK VEREN, ONLARI ZENGİN YAPAN, CÖMERT, NİMET SAHİBİ

Allah Teâlâ dilediğini zengin eder, ömür boyunca zengin olarak yaşatır. Dilediğini de ömür boyunca fakirlik içinde bırakır.

“Zengin eden de yoksul kılan da O’dur.” Necm, 48

Yüce Allah, Bazı kullarını zenginken fakir, bazılarını fakirken zengin yapar.

“Seni fakir bulup zengin etmedi mi?” Duha, 8

Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuştur;

“Gerçek zenginlik, mal çokluğu değil; gönül zenginliğidir.” Buhârî, Rikâk, 15; Müslim, Zekât, 130; Tirmizî, Zühd, 40

En zengin kimse, Allah’a en çok muhtaç olduğunun bilendir. Çünkü gerçek zenginlik ancak, Allah ile elde edilir.

El-Muhyi

el-muhyiVARLIKLARA HAYAT VEREN, ONLARI YAŞATAN, ÖLÜMLERİNDEN SONRA DİRİLTEN

Öldüren de, dirilten de O’dur.

“Şüphesiz biz diriltir ve öldürürüz. Dönüş de ancak bizedir.” Kaf, 43

Allah yoğu var edip hayat verdiği gibi, ölüyü de tekrar canlandırabilir. Buna ihyâ (diriltme) denir. Hiç yoktan verenin, ölülere yeniden hayat verip diriltmesi son derece kolaydır.

“Şüphesiz O, ölüleri de mutlaka diriltecektir.” Rum, 50

El-Mu’izz

el-muizzİZZET VE ŞEREF, GÜÇ VE KUVVET, İTİBAR VE ŞEREF VEREN, AZİZ YAPAN

Allah’ın kullarını üstün kılınıp onurlandırdığını, onlara şeref bahşettiğini ifade eder. İnsanları hidayeti onurlandırdığı için Müiz adı da ancak O’na mahsustur.

Genellikle halk arasında izzetle kibir birbirine karıştırılır. İzzet, bir insanı kendi derecesini şerefini bilmesi, onu geçici şeyler için harcamaması, değerini koruması ve hakarete maruz bırakmamasıdır. Kibir ise, insanın kendi derecesini bilmemesi ve onu gerçek mertebesinin üstünde tutmasıdır.

Allah azizdir, O’nun her şeye gücü yeter. O dilediğini yükseltir. Gücü hiç bir sınırlamaya tabi değildir.

El-Vali

el-valiKORUYUP GÖZETEN, YARDIM EDEN, İŞLERİ DERUHTE EDEN

Allah Teâlâ bütün varlığı idare eden, tek ve en büyük vâlidir. Diğer vâliler ve hükümdarların idaresi, Ancak O’nun izni iledir.

“O’nun emri, bir şeyi dileyince ona sadece “Ol!” demektir. O da hemen oluverir. O halde her şeyin mülkü ve tasarrufu (hükümranlığı) elinde bulunan Allah’ın şanı ne yücedir. Siz de yalnız O’na döndürüleceksiniz.” Yasin, 82, 83

Ondan habersiz hiçbir şey cereyan etmez. İyiye mükâfatını, zâlime cezasını eksiksiz verir.

El-Mü’min

el-mumin

YARATTIKLARINA GÜVEN VEREN

Kuran’da Allah tarafından belirlenmiş olan bu sıfat,Allah’a güvenerek inanan veya kendisine güvenilenanlamına gelmektedir.

İnancın, Allah ile kul arasındaki güçlü güven bağının adıdır. Aynı zamanda Kur’an‘da geçen Allah’ın güzel isimlerinden birisidir. İsim Allah’a izafe edildiğinde anlam değişikliği yapılarak (ismi mef’ul) Güvenilen şeklinde anlamlandırılır.

Yılmayın ve üzülmeyin. Güveniyorsanız mutlaka kazançlısınız. Al-i İmran, 139

El-Müheymin

el-muheymin

İNSANLARIN BÜTÜN YAPTIKLARINI BİLEN, KORUYAN, GÖRÜP GÖZETEN

Görüp gözeten, her şeye şahid olan koruyan ve bekçilik eden de O‘dur ve varlıkları görüp, gözeten, itaatkar kullarının sevaplarını eksiltmeden mükafatlarını veren, her şeyi varacağı noktaya ulaştırandır.

Durmadan bir şeyler yapıp eden bir varlık olan insan, her an Rabbi tarafından görüp gözetildiğini hiç unutmamalı ve o da hep Rabbine bakarak kendini denetim altında tutmalı; böylece hal ve işlerini sürekli ıslaha gayret etmelidir.

“O Allah ki, O’ndan başka İlah yoktur. Meliktir; Kuddûstur; Selamdır;Mü’mindir; Müheymindir; Azizdir; Cebbardır; Mütekebbirdir. Allah, (müşriklerin) şirk koştuklarından çok Yücedir.” Haşr,23

Yüce Allah, yarattığı bütün canlıların işlerini, rızıklarını ve ecellerini bilip, muhafaza eder. Günahkar kullarının işledikleri günahları zerre miktarı kadar artırmayan, bir zerre kadar fazla ceza vermeyendir.

El-Mute’ali

el-mutealiAŞKIN, PEK YÜCE, ULU, EKSİK VE NOKSANLIKLARDAN BERÎ OLAN

O, her türlü noksanlık, eksiklik, âcizlik, hatâ ve kusurdan münezzehtir.

“Allah görünmeyeni de bilir, görüneni de. Büyüktür ve yücelerden yücedir.” Ra’d, 9

Allah’ın yüceliğinin üstünde hiçbir yücelik olamaz. O, her yüksek makamın daha üstündedir.

O, ilimde, kudrette, hayatta, cömertlikte, merhamette ve diğer bütün sıftlarında kusursuz olduğu gibi yücelikte de kusursuzdur. Her şey, O’nun kudreti ve iktidarı altındadır.

El-Varis

el-varisBÜTÜN VARLIKLARIN SAHİBİ, BÂKÎ, EBEDÎ VE DÂİM OLAN HER ŞEY KENDİSİNE DÖNEN

“Şüphesiz biz diriltir ve biz öldürürüz! Ve her şeye biz vâris oluruz.” Hicr, 23

Allah Teâlâ mülkün gerçek sâhibi, gerçek vârisidir. Kullarının mal mülk sâhibi olmaları ve varislikleri geçicidir.

“Biz, refahından şımarmış nice memleketi helâk etmişizdir. İşte yerleri! Kendilerinden sonra oralarda pek az oturulabilmiştir. Onlara biz vâris olmuşuzdur” Kasas, 58

Mülkün gerçek vârisi, mülk sâhibi Allah’tır. Kıyâmet hengâmında bütün canlılar ölecek, herşey tamamıyla O’na kalacaktır.

El-Vedüd

el-vedudMÜMİNLERİ ÇOK SEVEN, KULLARI TARAFINDAN ÇOK SEVİLEN

“Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O’na tevbe edin. Muhakkak ki Rabbim çok merhametlidir, çok sever” Hud, 90

Vedûd hem Seven hem Sevilen demektir.

“O, çok bağışlayan ve çok sevendir.” Buruc, 14

Allah’ın Vedûd ismini bilen her müslüman, insanlarla sevgi ve muhabete dayalı ilişkiler kurmalı, itaat ve ibadetlerle Allah’ın sevgisini kazanmaya çalışmalıdır.

El-Vehhab

el-vehhabKARŞILIKSIZ ÇOK NİMET VEREN, İKRAM VE İHSANDA DEVAMLI OLAN LÜTFU,, İHSANI VE RAHMETİ BÜTÜN KULLARI KUŞATAN

Kullarına hiçbir karşılık gözetmeksizin tekrar tekrar ve çok çok bağışlarda bulunan ve Sonu gelmeyen bağışların sahibidir.

Yaratılışdan varlık alanına çıkışından itibaren insan sürekli nimetlendirilmiş, daima lütuf ve ikramlara mazhar olmuştur. İşte bütün bunlar tesadüfen olmuyor; şuursuz ve rastgele yürüyen bir yapının sonucu ortaya çıkmış bulunmuyor. Ziyadesiyle bağışta bulunan çok cömert bir Vehhab’ın lütfunu gösteriyor. Ve insanı, kendisine yapılan ikramlara bakarak onun sahibini anlamaya çağırıyor.

El-Vekil

el-vekilGÜVENİLEN, KORUYUCU, YARDIM EDEN, GÖRÜP GÖZETEN, HER ŞEYİN MALİKÎ VE YÖNETİCİSİ

“Beni ne yerim içine aldı ne göğüm, lakin mü’min bir kulumun kalbi Beni içine alır!”Mektubat-ı Rabbanî, 287

“Vekil olarak Allah yeter.” Nisa, 81

Bütün işlerimiz O’nun kudretiyle cereyan eder. O en güzel vekil ve en güzel yardımcıdır. Kul önce tedbir almalı, sonra O’na vekaletini vermelidir.

“Benden baska vekil edinmeyin” İsra,2

Er-Reşid

er-residHER İŞİNDE İSABETLİ OLAN, DOĞRU YOLU EN İYİ GÖSTEREN

Yüce Allah, hiçbir işi boş ve faydasız olmayandır, hiçbir tedbîrinde yanılmayandır, hiçbir takdîrinde hikmetsizlik bulunmayandır. O, doğru ve selâmet yolu gösterendir.

“Rabbimiz! Bize tarafından bir rahmet ver ve işimizde bize doğruyu göster durumumuzdan bir kurtuluş yolu hazırla!” Kehf, 10

İnsanları doğru yola ileten, varlıklarının ve hayatlarının düzene girmesini sağlayan yararları gösteren Yüce Allah’tır.

“Şüphesiz ki Allah, iman edenleri, kesinlikle doğru yola iletir.” Hac, 54

Er-Rauf

er-raufÇOK MERHAMETLİ, ÇOK ŞEFKATLİ, ÇOK ACIYAN

“Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık âyetler indiren O’dur. Şüphesiz Allah, size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.” Hadîd, 9

Allah, Kullarına kolaylık sağlayandır. Onlara kaldıramayacakları ibadet ve yük yüklememiştir. Hastalıklarında ve yaşlılıklarında ibadetlerden dahi muaf tutmuştur.

“Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametlidir.” Bakara, 143

Allah’ın kullarına bol nimetler vermesi, onlar çeşitli tehlikelerden koruması- nefislerinin arzu ve isteklerinin peşinden koşmalarına mani olması, O’nun kullarına olan şefkat ve merhametindendir.

İnsanın başına bazen bir musibet gelmesi doğru yola girmesini sağlaması içindir, O’nun şefkat ve merhametinin gereğidir bu. Bela ve musibetler dışardan böyle görünebilir; ancak gerçekte bunlar, kendileri için şefkat ve merhamettir.

ER-RAHMAN
er-rahman

DÜNYADA BÜTÜN MAHLÛKATA MERHAMET EDEN, ŞEFKAT GÖSTEREN, İHSAN EDEN

Allah’ın pek merhametli, çok rahmet sahibi olması anlamlarına gelen bir sıfat ismidir. Sıfat ismi olmakla beraber, bu ismin Allah’tan başkasına verilmesi uygun görülmez. “Çok rahmet sahibi, gayet merhametli ve sonsuz rahmeti bulunan” diye tefsir edilip açıklanabilirse de, yalnız yüce Allah’ın özel bir ismi olduğundan dolayı tam anlamıyla tercüme edilemez.

Dilimizde onun tam karşılığı olan bir kelime yoktur. “Esirgeyici” olarak tercüme edilmesi de doğru değildir. Dolayısıyla bu anlam Rahman isminin tercümesi olamaz. “Acıyan” diye tercüme edilmesi de onun tam anlamını vermekten uzaktır. Çünkü kuru bir acıma merhamet değildir. Bilindiği gibi, merhamet acıyı giderip yerine sevinç ve iyiliği getirmektir. Bu itibarla merhametli sözcüğünden anladığımız anlamı, diğerlerinden anlayamayız.

Rahman, “pek merhametli” şeklinde eksik olarak tefsir edilebilirse de tercüme edilemez. Yüce Allah’ın rahmeti, sadece bir iyilik duygusundan ibâret değildir. O’nun rahmeti, insanlara iyilik dilemesi ve sayılamayacak kadar nimetler vermesidir. O halde “Rahman” ismini böylece bilmek ve anlamak gerekir. Her gün karşılaştığımız ve içinde bulunduğumuz nimetler, aslında bize Rahman’ın en güzel açıklamasıdır.

Başa Dön

/ ESMA / İSİM / I .

Bilesin ki, azizim
Allah yar ve yardımcın olsun
İsim denilen: kelam
Vara / yoğa ad olan şeydir
Öyle ki
Fehim / varlığı isimle görür
Hayal / suretlere bürür
Vehim / yakınlaştırır
Fikir /düşündürür
Akıl bilir / hüküm yürür
Ve
Şey
İsmiyle / eşleşir
Şüpheye yer bırakmadan
Özleşir

Zatın bilincinde / söz
Var /ve yok’un yerini alır
Her halükarda
Bilinçli / bilinçsiz
Gerektikçe
Şey / ismi
İsim / şeyi çağırır

II .

İsmin kemali
Bilinmeyeni bildirmesidir
Şeyle aynileşmesidir
Böylece
Demiş olduk ki
Azizim / bi iznillahi teala / anla
O öyle bir kudrete sahiptir ki
Varı bildirmekle kalmaz
Batına dahi / bağırır
Gayrından yardım almadan
Masallardaki dev gibi
Anka gibi
Yoğu varlık mertebesine çağırır
Hatta varı yokluğa gönderen de odur
Öl demek yeter /ölür
Bu yüzden / mahluk olan akıl
Halık karşısında aciz
Hem /ebedi hayrette kalır
Ol emriyle
Batın / elle tutulur gibi çıkar da/ zahire
göz görür
çift / çift /âlemler
gümansız / külliyen yer ile yeksan
Kimi celaline /kimi cemaline
halen / topyekun secdeye varır
Cehennem gibi /cennet gibi
Sevgi gibi/ nefret gibi
Her var ve yok / nefsini
O kadir-i mutlak
Bir’’den alır

III.

İşte
Azizim
O nedenle
Kendi hükmünce
İsim ve sıfatlarla
Bilinen
Sırf varlık olan Hakk’a
Yakin için
Allah adından başka yol yoktur

Nebiler tespihinin imamesi
Kâinatın efendisi
Muhammet s.a.v
Diliyle
Kitabullah bildirdi ki
Var ve bir olan
Allah
Var’a yok’a hükmetmiş
İblis müstesna /melekler
Halef Ademe secdetmiş

IV.

Mümküne ol de / bak
Hemen oluyor
Azizim
A canım
Aymalısın
Hakk’ı her nefisle bir saymalısın

V.

Duymalısın ey nefsim
Kur’an sana seslendi
Cennet, cehennem / sende
Bütün âleme halife sen
Duy /duy çağrıyı lütfen
Sensin muhatap dendi

Maksat sensin
Ya sin

Er-Rahim

er-rahim

AHİRETTE, SADECE MÜMİNLERE ACIYAN, MERHAMET EDEN

Cenab-ı Hak buyuruyor: “O Rahmân’dır ve Rahim’dir” O, öyle Allah’tır ki, O’ndan başka tanrı yoktur. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O, esirgeyendir, bağışlayandır.”

Rahman ve Rahim isimleri aynı kökten türetilmiştir. Her ikisi de mübalağa ifade eder. Ancak Rahman’ın Rahim sıfatının tecellileri ise daha çok ahirette görülecek, Cenab-ı Hakk’ın oradaki ikram ve ihsanları müminler için olacaktır.

Kur’an-ı Kerim’in 115 ayetinde büyük çoğunluğu çok bağışlayıcı anlamına gelen “gafur” sıfatı ile birlikte olmak üzere “rahim” sıfatı kullanılmıştır. Bu da Cenab-ı Hakk’ın ne kadar bağışlayıcı ve merhametli olduğunu gösterir. Dört ayettede “erhamü’r-rahimin (merhametlilerin en merhametlisi)”tamlaması kullanılmıştır.

SIFAT (TULLAH)

I.
bilesin ki;
azizim
sıfat
şeyin kimliğini
niteliğini / niceliğini
açık / kapalı bildirendir

şeye, fehimde şekil veren
vehimde toparlayan / belirten
karanlığa ışık tutan
akıl adıyla bilinene
yakınlık kazandıran
sıfattır / isimdir deriz
uzun / uzun ki
eksik kalmasın, kavransın
algılansın
yerli yerine otursun
yitirilmesin, zayi olmasın
II.
çünkü
Allahu teala
ve her var
ancak ve ancak
isim ve sıfatlarla sezilir
zatı
özün,özünde;saklı
yetmiş iki bin perde ile örtülmüş
kim hayatı kolay sanır,aldanır
bunun için verilmiş, ömür dediğin
öğrenilir,yaşanır
tefekkür edilir, köşe bucak gezilir
demem o ki
azizim
sıfatların adeti böyledir

tıpkı isim gibi
kendisiyle sıfat alana bağlıdır
nasıl ki sen / ben,biz
vasfımız dışında sıfatlanamayız
diriyiz,tekiz ,biriz
‘biz size şah damarınızdan daha yakınız.’
buyuran
O, yüceler yücesi zat dahi öyledir

iki şey ki
aynı sıfatlarla tanımlandı
o iki şey, özde,bir şeydir

değişik görünür ilk bakışta
içeri gir bak, aynıdır
çokluk cilvedir, yansımadır
sayılar gibi, kitap gibi
tab ettikçe, kopyalanır
çoğalır
III.
tahkik ehli
dediler ki
isim ve sıfatlar ilkin ikiye ayrılır
zatına bağlı isimler ve sıfatlar
sıfatına bağlı sıfatlar ve adlar
ahat,vahit, fert
samet,azim,batın,malik
vb. öze bağlananlar
cemal,celal,zahir,halik
ve benzeri, dışa yansıyanlar

yine
bir kısım alim
Allah zatıyla bilinir
sıfatları ile bilinemez
zatı tek
sıfatları sınırsız
dediler
‘’bir kimse ki;nefsini bildi
gerçekten rabbini bilen o oldu’’
hadislerle delil getirdiler

bir kısım,tam zıddını söyledi
zatını idrake yol yoktur
idrak,bir şeyi kapsamaksa
hakk’ı idrak na mümkün
kulun payına düşen
idrak
’idraksizliği idraktir.’’
amma !
biliriz ki
Allah: camiundur
bütün zıtları cem eder

öyleyse
deriz ki
İkisi de doğrudur

O, yüce zat
yüceliğinin icabı
ne zati yönden / ne sıfati cihetten
kamilen idrak edilir
değildir
kula düşen
kendini bilmektir
cehlini itiraf etmektir

emirlere uymak
yasaklardan sakınmak
müslüman olarak yaşamaktır

cenneti temenni etmek
cehennemden sakınmaktır

buyuruldu ki
‘bilinmez bir hazine idim
bilinmek istedim
insanı yarattım’
görevimiz bildirdiği kadar,bilmektir

yine buyuruldu
‘ Onun zatını değil
isim ve sıfatlarını tefekkür edin.’
Tefekkür/ ibadettir
IV.
bilesin ki
O,yüce zat
Yakınlıkta,ezelde ve ebedde
kendisinden hep razıdır

cehennem melekleri
daima hamd ve şükürde
gıdaları ateştir

insana cehennem olan
cennettir / zebaniye
kargalara tezeklik
cennet
gülistan, bülbüllere

‘ insan yaratıldı da başıboş bırakıldı mı sanırsın
biz herkesi ensesinden yakalamışızdır.’

‘bu dünyada kör olan ötede de kördür’
rabbim kör kullarını,dilersen kör tut
dilersen gördür

rabbim
isim ve sıfatlarını bilmeyi
layıkıyla hamd ve şükrü
düzenli dua etmeyi
sakınmayı,sevmeyi
yalnız ve yalnız
senden istemeyi
bu fakire nasip et
sen; işiten
gören / gözeten
ihtiyaçları ölçüyle verensin
amin
V.
duymalısın ey nefsim
kur’an sana seslendi
cennet, cehennem / sende
bütün âleme halife sen
duy /duy çağrıyı lütfen
sensin muhatap dendi

maksat sensin
ya sin
Alanya /007

(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.
Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Er-Rafi

er-rafiPEYGAMBER VE MÜMİNLERİN İTİBAR, ŞAN VE ŞEREFLERİNİ ARTIRAN, GÖĞÜ YÜKSELTEN

Allah’ın insanları yükselttiğini, ahirette müminlerin derecelerini yükselteceğini, böylece onları mutlu kılacağını ve şereflerini artıracağını ifade eder.

Kur’an-ı kerim’de isim olarak yer almayan Râfi, esmâ-i hüsnâyı sayan hadiste (Tirmiz, Da’vaat, 82)geçmektedir. Yükselmek isteyen O’nun rızasını kazandıracak amellerle bu yoldaki özlemini ortaya koymalıdırlar. Zira O dilemedikten sonra kimse kendiliğinden yükselemez.

En-Nur

en-nurAYDINLATICI, IŞIK VERİCİ

“Allah, göklerin ve yerin nurudur (aydınlatıcısıdır). O’nun nurunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandil gibidir. O lamba bir billur içindedir; o billur da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da batıya da nisbet edilemeyen mübarek bir ağaçtan çıkan yağdan tutuşturulur. (Bu öyle bir ağaç ki) yağı, neredeyse, kendisine ateş değmese bile ışık verir. (Bu ışık) nur üstüne nurdur. Allah dilediği kimseyi (dileyeni de) nuruna eriştirir. Allah insanlara (işte böyle) misaller verir; Allah her şeyi çok iyi bilendir.” Nûr, 35

“Ne zaman ki, Musa, mikatımıza geldi, Rabbi ona kelâmıyla ihsanda bulundu. “Ey Rabbim, göster bana kendini de bakayım Sana”. dedi. Rabbi ona buyurdu ki; “Beni katiyyen göremezsin ve lâkin dağa bak, eğer o yerinde durabilirse, sen de Beni göreceksin”. Daha sonra Rabbi dağa tecelli edince onu yerle bir ediverdi, Musa da baygın düştü. Ayılıp kendine gelince, “Sen sübhansın”, “tevbe ettim, Sana döndüm ve ben inananların ilkiyim,” dedi.” A’râf, 143

Nurun kaynağı âlemleri nurlandıran Yüce Allah, yüzleri, akıllari, gönülleri ve kullarının iç âlemlerini nurlandırarak onları hidâyete kavuşturan, hakkı, doğruyu görmesini sağlayandır.

En-Nafi

en-nafiFAYDALI ŞEYLERİ YARATAN, BÜTÜN YARATIKLARA FAYDASI OLAN

“Ve Allah’tan başka, sana faydası da, zararı da dokunmayacak olan şeylere yalvarma! Eğer böyle yaparsan, o zaman hiç şüphesiz sen zalimlerden olursun.” Yûnus, 106

Gerçekte zararın da faydanın da, hayrın da şerrin de yaratıcısı Allah’tır. İnsana menfaat ve zararlar bazı sebepler ile gelir, o sebebler de Allah’ın yaratmasıyla meydana gelir.

“Nimet olarak size ulaşan ne varsa, Allah’tandır, sonra size bir zarar dokunduğunda (yine) ancak O’na yalvarmaktasınız.” Nahl, 53

El-Veli

el-veliDOST, SEVEN, GÖRÜP GÖZETEN, YARDIM EDEN

“Allah, iman edenlerin Veli’si’dir, Onları karanlıklardan nura çıkarır…” Bakara, 257

Allah, sevdiği kullarına yardım eder. Sıkıntılarını, darlıklarını kaldırır, ferahlık verir. Karanlıklardan kurtarır, nurlara çıkarır.

Ebu’d-Derdâ (ra) Hazret-i Rasûlullah’ın Dâvud peygamber için İnsanların en çok ibadet edeniydi- dedikten sonra şöyle anlatıyor:

“-Dâvud’un duasında sözü şuydu: “Allah’ım Senden Seni sevmeyi, Seni seveni sevmeyi, Senin sevgini ulaştıracak ameli sevmeyi dilerim. Allah’ım, sevgini bana nefsimden, ailemden ve soğuk sudan daha sevgili kıl!” Tirmizî, Deavât, 73, Tefsîru’l-Kur’ân, 39.)

Malikül Mülk

malikul-mulkMÜLKÜN SAHİBİ

Allah Teâlâ mülkün sâhibi ve hükümdârıdır. Dilediği gibi tasarruf eder. O’nun bu tasarrufuna hiçbir kimsenin itiraz hakkı yoktur, olamaz. Dilediğine verir, dilediğinden alır. Mülkünde hiçbir ortağa ve yardımcıya ihtiyacı yoktur.

“De ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden geri alırsın.” Ali İmran, 26

İnsan O’nun varlığını gözardı ederek elindeki herşeyin kendisine ait olduğunu sanır. Kendini bu şekilde üstün görme yanılgısı içinde olan insanoğlu büyüklenir ve inkara kalkışır. Fakat bu inkar yalnızca kendisine zarar verir.

Ez-Zahir

ez-zahirVARLIĞI HER ŞEYDEN ÂŞİKÂR OLAN, HER ŞEYE GALİP GELEN HER ŞEYDEN YÜCE OLAN

Gördüğümüz her manzara, işittiğimiz her ses, tuttuğumuz, tattığımız her şey, her mana, içimizde ve dışımızda şimdiye kadar anlayıp sezebildiğimiz her şey O’nun varlığına şahiddir.

“O Evvel’dir, Ahir’dir, Zâhir’dir, Bâtın’dır.” Hadid, 3

Allah Teâlâ’nın varlığı herşeyden âşikârdır.

Et-Tevvab

et-tevvabTEVBELERİ ÇOK KABUL EDEN, SÜREKLİ TEVBELERİ KABUL EDEN

“Allah tevbeyi çok kabul eden, pek esirgeyendir.” Tevbe, 118

Kulun tövbesi tekrarlandıkça Tevvab olan Allah Teala’dan da kabulü tekrarlanır.

Resulullah (s.a.v) buyuruyor. “Allah, güneş henüz batıdan doğmadan önce tevbe edenin kimsenin tevbesini kabul eder. “

Her günahtan tevbe edilebilir. Tevbeler, ölüm anına kadar kabul edilmektedir.

“Hep birden Allah’a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” Nur, 31

Eş-Şekur

es-sekurİBADET EDEN KULLARININ MÜKÂFATLARINI BOLCA VEREN, AZ ÇOK HER İTAATİ ÖDÜLLENDİREN

Az tâat karşılığında çok büyük dereceler veren, sayılı günlerde yapılan amel karşılığında âhiret âleminde sonsuz nimetler lûtfeden demektir. Bu mânaya Allah’dan başka hakikî sâhip yoktur

“Eğer Allah’a güzel bir borç verirseniz, Allah onu sizin için kat kat yapar ve sizi bağışlar. Allah Şekûr (çok mükâfat verendir), Halîm’dir.” Tegâbün, 17

“Her kim de gönlünden koparak bir hayır işlerse, şüphesiz Allah Şâkir’dir (iyiliğin karşılığını kat kat verendir), o Alîm’dir (her şeyi bilendir).” Bakara sûresi, 158

“EY RABB’İM! SANA NASIL ŞÜKREDEYİM Kİ? BENİM ŞÜKRÜM BİLE SENİN BİR NİMETİNDİR” HZ. DAVUD A.S.

Kullarına, onlar tarafından şükrü ifade edilen nimetleri artıracağına dair Allah’ın kesin vaadi vardır. Şükür yolunu tutanlar; kendilerine gelmiş olan nimetleri, sebeplerden, vasıtalardan değil, ancak Allah’tan olduğunu itiraf ederler. Çünkü onlar hediyeyi getiren uşaklara değil, gönderen efendiye bakarlar. Gönüllerinden inanmışlardır ki, nimeti yaratan, kısmet eden, gönderen, onunla meşgul olacak kuvvetleri, sebepleri veren, tertib eden ancak Allah’tır.

Eş-Şehid

es-sehidHER ŞEYE MUTTALİ OLAN, HER ŞEYİ GÖREN, HER ŞEYİ BİLEN, HER ŞEYDEN HABERDAR OLAN, HER YERDE HAZIR NAZIR OLAN, HİÇBİR ŞEY KENDİSİNDEN GİZLENEMEYEN, BÜTÜN SIRLARA VAKIF OLAN, HER ŞEYİ MURAKABE EDEN

Hiçbir şey Yüce Allah’tan gizli olamaz. Her şeye şâhit olan, her zaman ve her yerde hazır olan Allah, ahirette de herkese halini bildirecek olandır.

“Şahit olarak da Allah yeter.” Nisa, 79

Es-Semi

es-semiHER SÖZÜ, BÜTÜN KONUŞULANLARI EN İYİ İŞİTEN, DUYAN

İster gizlensin ister açıkça söylensin, gizliyi, fısıltıyı bile işitendir. O’nun işitmesi yaratıklarında olduğu gibi işitmek için bir organı, kulağı veya onun kısımlarından birini gerektirmez. Çünkü Allah bir cisim olmaktan münezzehtir.

Bu sıfat İslam bilginlerince Allah’a sübûtu zaruri bulunmuş ve isbatı için akıldan delil getirmeye bile gerek görülmemiştir.

Es-Selam

es-selam

EKSİKLİK, ÂCİZLİK, HASTALIK, ÖLÜM VE BENZERİ ŞEYLERDEN SALİM OLAN KULLARINA GÜVEN VE SELAMET VEREN

Selâm, esenlik, barış ve mutluluğun kaynağı anlamındadır. Hastalıktan, beladan, ayıptan ve kusurdan arınmış ve her türlü eksiklikten salim olduğu gibi, kullarını da her türlü tehlikeden koruyandır.

Her selametin kaynağı, kendisi ayıbdan, kusurdan, eksiklikten, yokluktan kısacası her tehlikeden sâlim olduğu gibi, selamet umulan, selamet arayanları selamete erdirecek olan da O’dur.

CENAB-I HAK (C.C.) HER TÜRLÜ EKSİKLİKLERDEN ARINMIŞ OLDUĞU İÇİN BU İSİMLE İSİMLENMİŞTİR.

Selâmette olan, selâmette kılan. ‘Selâm’ kelimesi Kur’anı Kerimde 33 defa geçer ama bunlardan yalnız bir tanesi Haşr, 23 Allah’ın ismi olarak geçmektedir.

Her doğan ölüyor, her yeşeren kuruyor, her yapılan yıkılıyor. Yaratılanların en değerlisi insan doğuyor, büyüyor, ihtiyarlıyor, hastalanıyor, acıkıyor, uyuyor ve ölüyor. ‘Selâm’ olan Rabbimiz bütün bunlardan salimdir. İslâm dinini indirerek selâmet yurdu olan Cennete davet eden, bu dünyada gönüller arasına köprü olan selâmı, nezaket kurallarını öğreten Rabbimiz Mü’minleriCehennem azabından selâmette kılandır.

Er-Rezzak

er-rezzakBOL NİMET, MADDÎ VE MANEVÎ RIZIK VEREN

Beslenerek yaşamaları için bütün canlıların rızıklarını veren yalnız Allah Teala’dır. O’ndan başka rızık veren yoktur. Eğer Allah rızkı kulları için bolca yaysaydı, yeryüzünde taşkınlık yapar ve azarlardı. Allah kullarından dilediği kimsenin rızkını genişletir ve dilediğine de kısar.

ŞÜPHESİZ ALLAH HER ŞEYİ HAKKIYLA BİLENDİR.

Kulun, her istediğini talep etmede helal yollardan hareket ettikten sonra, Rabbine müracaat etmesi lazımdır. Sebeplerine yapıştıktan sonra, rızkları taksim eden Allah’ın taksimine razı olup kanaat getirmek ve O’na şükür etmek ve hamd etmek lazımdır. Allah’ın kendi hazinesinden kendisine verdiğini ne israf etmeli, ne de cimrilik etmeli, orta bir yol tutmalıdır.

UYARI !!!

Mavi renk ile belirtilen Esmalar (Allah’ın isimleri) yeterince kemâle ermemiş kişilerin taşıyamayacağı isimlerdir. Bazıları ısrar edilirse hayatı kısaltacak kadar tehlikelidir. Örnek ”El-Halık” ”El-Melik” ”El-Kadir” gibi  esmalar ısrarla zikredilmez. ”El-Hakim” de bunlardan biridir.

El-Adl

el-adlADİL, İNSAFLI, HER ŞEYİ YERLİ YERİNDE YAPAN, HER ŞEYİ HAK VE DOĞRU OLAN

Adalet, zulmün zıddıdır. Zulüm kelimesinde; incitme, can yakma mânası vardır. Zulmetmiyerek herkese hakkını vermek ve her şey’i akıl ve mantığa, hikmet ve maslahata uygun olarak yapmak da adalet demektir. Allah Teâlâ Âdil’dir. Zâlimleri sevmez. Zâlimlerle düşüp kalkanları ve hattâ sadece uzaktan onlara imrenenleri ve sevenleri de sevmez.

“Rabbinin sözü, doğruluk bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır…” En’am 115

Allah bütün söz ve fiillerinde mutlak adalet sahibidir. O’nun kararı doğru, hükmü adildir. Nimet ve ihsanını dilediğine verir veya vermez. Aziz veya zelil kılar, yükseltir veya alçaltır, ikram eder veya etmez, hemen yapar veya veya erteler, yarar sağlar veya zarar verir, korur veya korumaz, zengin veya fakir yapar, sağlık verir veya hastalandırır, bela verir veya beladan muaf tutar. Allah, bütün bunları mutlak iktidar sahibi sahibi olması nedeniyle dilediği şekilde, verdiği karara göre yapar. Eğer Allah, peygamber ve nebilerin, kendisine en yakın meleklerin ve salih kulların da aralarında bulunduğu bütün varlıklara, isyankar ve inkarcılara azap ettiği gibi azap etse bu O’nun adaletinden sayılır.

Allah’ın bütün herkese azap etmesi adaletinden, merhamet etmesi fazlından, onları iki guruba ayırması da hikmetindendir. Bu yüzden bazı âlimler şöyle söylemişlerdir: “Allah’ın adaletinden Allah’a sığınırız. O’ndan ihsan ve keremini isteriz, hikmetinin de iyi yönünü talep ederiz.”

Her müslüman, Allah’tan başka mutlak adalet sahibi kimsenin olmadığını, her adil sahibinin ve uyguladığı adaletinin Allah’tan geldiğini, O’ndan olmayan her hükmün zulüm ve bâtıl olduğunu bilmelidir. Sonra da Allah’ın kendisi için takdir ettiği ve uyguladığı (kaza)her şeyi kabullenmeli ve içtenlikle O’na teslim olmalıdır. Bütün sözlerinde, fiillerinde ve hükümlerinde hiç bir zaman adaletten ayrılmamalıdır.

El-Ahir

el-ahirVARLIĞININ SONU OLMAYAN, ÖLÜMSÜZ, EBEDÎ VE BÂKÎ OLAN

“O Evvel’dir, Ahir’dir, Zâhir’dir, Bâtın’dır. O, her şeyi bilendir.” Hadid, 3

Herşey biter,O kalır. Allah’ın varlığının sonu yoktur. Başlangıcı olmadığı gibi, sonu da yoktur. Yüce Allah için zaman sınırlaması söz konusu değildir. O, her şeyden önce vardı, her şey sonra da kalacak olan O’dur;

“Yer üzerinde bulunan her şey fânidir. Yalnız celâl ve ikram sahibi Rabbinin yüzü (zâtı) bâkî kalacaktır.” Rahmân, 26, 27

El-Azim

el-azimZATI, İSİM, SIFAT VE FİİLLERİ İTİBARİYLE PEK ULU, BÜYÜK, YÜCE

Azîm, pek azametli, pek büyük, zatının ve sıfatının mahiyeti çok yüce olan, aklın, hakîkatinin künhünü ihâtadan âciz kaldığı Yüce Zât demektir.

“O halde Azîm (pek yüce olan) Rabbini ismi ile (“Subhâne Rabbiyel Azîm” diyerek) tesbih et!” Vâkıâ 96

Cenab-ı Hak azimdir. Fakat O’nun azameti ancak kendine malumdur. Kullar O’nun büyüklüğünü tam olarak anlayamaz. Her namazın tesbihini çekmeden evvel okuduğumuz ayetel kürsünün sonunda “Vehüvel aliyyül azim” denir. İşte burada Allah’ın azameti, büyüklüğünün ne kadar sonsuz olduğunun düşünülmesi istenir.

“O, yücedir, büyüktür.” Bakara, 255

“Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. O yücedir, uludur.” Şura, 4

El-Aziz

el-aziz

ÜSTÜN, GÜÇLÜ, KUVVETLİ, GALİP, ŞEREFLİ, DEĞERLİ, MELİK

Allah’ın mutlak hakimiyet ve üstünlüğünü ifade eder.

O hiç bir şekilde ve surette asla yenilgiye uğramayan, her şeye gücü yetendir. O, haksızlık yapılamayacak kadar güçlüdür.

O EN ÜSTÜNDÜR, EN YÜCEDİR, ŞEREF VE İZZET SAHİBİDİR.

Gayet izzetli, onurlu ve şanlıdır. Hiçbir şekilde mağlup edilmez, her işinde gâlibdir. Yahut eşi benzeri yoktur ve gayet yüksektir. Yani . “Hiçbir şey O’nun dengi olmamıştır.” İhlâs, 112/4 âyetinde ifade edildiği gibidir. Yahut dilediğini yapan yani Hûd, 11/108. Bununla beraber alçaklığı, ahlâksızlığı, küfür, zulüm, fesad, isyan ve küfran gibi fenalıkları sevmez.

Kur’an-ı Kerim’de doksanbir yerde geçmektedir. Fakat hiç bir yerde tek başına zikredilmemiş; daima Esma-i Hüsna’dan diğer bir isimle beraber varid olmuştur.

El-Ba’is

el-baisKIYAMET KOPUNCA ÖLÜLERİ DİRİLTEN, MAHŞER YERİNE SEVK EDEN, UYARICI VE MÜJDECİ OLARAK PEYGAMBER GÖNDEREN, KIYAMETTE ŞAHİTLER GETİREN

Allah Teâlâ insanları, onlar ölüp toprak olduktan sonra âhiret günü dirilterek kabirlerinden kaldıracak ve ruhları ile cesedleri birlikte olarak hesaplarını görecek, sonra da yine ruh ve cesedleri birlikte olarak mükâfat veya cezalarını verecektir.

“Ancak dinleyenler icabet eder. Ölüleri, onları da Allah diriltir. Sonra O’na döndürülürler.” En’am, 36

El-Bari

el-bariYARATAN, ÖRNEĞİ OLMADAN VARLIKLARI ÎCAT EDEN

Cenab-ı Hak buyuruyor: “O Allah ki, Yaratan’dır, kusursuzca var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O’nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir.“ Haşr, 24

Bâri’dir. Yani öyle temiz yaratıcı ki yarattıklarını temiz ve sağlam bir nizam üzere seçip düzenleyerek ve tamamlayarak birbirinden farklı özelliklerle yaratır.

Cenab-ı Hak ne yaratmışsa düzenli bir şekilde yaratmıştır. Dikkat edilecek olursa yaratılan her eşya ve insanın diğer mahluklarlarla bir ilgi ve bir bağlantısı bulunuyor. Kulun bu isimde hiç bir rolü yoktur. Kullara bu isim verilmez ve onlara yaratıcı denilmez ancak çok uzak bir ihtimalle mecazi anlamda denilebilir. Çünkü yaratmak ve icad etmek, ilmin gerektirdiği şekilde gücü kullanmaktır.

Allah, kula ilim ve kudret vermiştir. İnsan çalışması sayesinde, bazı şeyleri icad edebilecek dereceye yükselirse, o şeylerin mucidi sayılır. Allah’ın yaratıcı olduğunu kabul etmek, O’nun aynı zamanda Bâri olduğunu da kabul etmektir. Allah’ın yaratıcı ve Bâri olduğunu kabul eden, kendisinini daima bir halden bir hale geçtiğini ve sonuçta bu varlığının mutlaka son bulacağına inanır. Bu inanç ona, Allah’a tam bir teslimiyetle teslim olmasını sağlar. Olayların gerçek yaratıcısının Allah olduğunu bilen kimse, meydana gelen olaylardan derinden etkilenmez, kalbini derin üzüntüler sarmaz, sırlarının bilinmesinden korkmaz. O’nun yasaklarından şiddetle kaçınır ve daima O’na sığınarak korunur.Bu ismi bilen, her şeyin Allah elinde olduğunu ve O’nun emriyle gerçekleştiini bilir. O’ndan başka yaratıcının olmadığını anlar. O’nun bütün emir ve yasaklarını samimiyetle uygular.

El-Basit

el-basitDİLEDİĞİNE RIZKI BOL VEREN

Dilediği kullarının rızkını genişleten veya ruhlarını cesetlere yayan anlamına gelir.

Yaratıkların hayatı, Allah’ın kudret elindedir. O istediği kulundan ihsan ettiği serveti evlad, hayat zevkini, gönül ferahlığını alıverir, istediği kulunada yepyeni bir hayat, neşe ve rızk bolluğu verir. Rızık, fakir ve zengin herkese ulaştırılır. Allah, rızkın insanlar arasında eşit olmamasında derin ibretler bulunduğunu da beyan buyurmuştur.

El-Bedi

el-bediBİR ŞEYİ NÜMÛNESİ OLMADAN YARATAN, VÂR EDEN, ÎCÂT EDEN

“Yarattığı her şeyi güzel yaratan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayan O’dur.” Secde, 7

Yüce Allah, hiç benzeri olmadan çeşitli şeyleri yaratandır. İnsanın daha önce bir benzeri yok iken, yoktan var etmiş ve en güzel bir biçimde meydana getirmiştir.

“Göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır. Bir şeyi dilediğinde ona sadece “Ol!” der, o da hemen oluverir.” Bakara, 117

El-Celil

el-celilULU, KUDRETLİ, YÜCE, AZAMET VE KİBRİYA SAHİBİ

“Allah” lafza-i celâlinin anılmasından sonra, bir saygı ifadesi olarak kullanılan “Celle Celâluhû, Celle Şânuhû, Celle ve Alâ, Azze ve Celle” ifadeleri de “azameti büyük”, “şanı yüce” ve “ulu olan” anlamlarına gelir.

“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” Rahmân 78

Varlığı ile “el-Celîl”dir. O’nun büyüklüğü, hiçbir ölçü ile anlatılamaz dostlar. Ama O, Yüce Allah kutsî bir hadiste “Beni ne yerim içine aldı ne göğüm, lakin mü’min bir kulumun kalbi Beni içine alır!” İmam Rabbânî, Mektûbât-ı Rabbânî, 287. mektup

El-Evvel

el-evvelÖNCESİ OLMAYAN, YARATILMAMIŞ, EZELÎ VE KADÎM TEK VARLIK

“O Evvel’dir, Ahir’dir, Zâhir’dir, Bâtın’dır.” Hadid, 3

Allah Teâlâ, başlangıcı ve sonu olmayandır. O, her şeyden öncekidir ve her şeyden sonrakidir.

Başlangıç ilk olarak Allah’la başladı, son olarak dönüş yine O’nadır.

El-Fettah

el-fettahEN ÂDİL HÜKÜM VEREN İYİLİK KAPILARINI AÇAN

Taraflar arasında hüküm veren; birine yardım edip zafere ulaştıran; hayır ve rahmet kapılarını açan O’dur.

Silah gücü, kelime cambazlığı ve basit mantık oyunlarıyla hakkı batıla karıştırıp, içine zehir, dışına şeker konmuş öldürücü imansızlık tuzaklarına yakalananlar gerçeği anlayamadan giderlerse, ahirette hak ile batılın arasını ‘el-Fettâh’ olan Rabbimiz açacak ve herkes gerçeği görecek, ama iş işten geçmiş olacak. Çocuk ana rahminde iken çocuğa rızık kapısını açan, çocuk dünyaya gelince bir kapıyı kapayınca annenin göğüslerinden iki kapıyı açandır. Göğüslerdeki iki kapı kapanınca ise acı-tatlı, yaş-kuru yiyeceklerden dört kapıyı açan O’dur.

El-Hakem

el-hakemHÜKÜM VEREN, SON KARARI VEREN

Cenab-ı Hak Buyuruyor:

“Allah size Kitab’ı açık açık indirmişken O’ndan başka bir hakem mi isteyeyim?” Enam, 114

“Allah aranızda hükmedinceye kadar bekleyin. O hakimlerin en iyisidir.” Araf, 87

“Kullarının ayrılığa düştükleri şeyler hakkında aralarında Sen hükmedeceksin.” Zümer, 46

Allah’ın bu ismi, bütün üstün sıfatları ve güzel isimleri içine almaktadır. Çünkü işitmeyen, görmeyen ve haberi olmayan birinin Hakem olması mümkün değildir. O, bu dünyada ve ahirette açık ve gizli olarak kulları arasında hüküm verendir. Verdiği emirlerin, koyduğu yasaların, icra ettiği hükümlerin, varlıklar üzerinde sözlü vefiili olarak uyguladığı kararların hepsi O’nun gerçek hakim olduğunu göstermektedir.

Hakem ismi, O’nun zati sıfatlarındadır. Hüküm verme yetkisi sadece Allah’a aittir. Hükmü elinde tutan, iyiyi kötüden ayırdeden ve verdiği hükmü kimsenin bozamayacağı yegane merci O’dur. Kimseye zerre miktarı kadar haksızlık yapmaz. Kimseye günahından fazla ceza vermez. Allah’ın hükmüne karşı, hükmüne müracaat edilebilecek hiçbir hakem tasavvur olunamayacağı gibi, ilâhî hükmü anlamak ve tebliğ etmek için de diğer âyetlerin, mucizelerin delaleti, icazı, kitabın mucizesi kadar kuvvetli, açık ve tafsilatlı değildir. Kul hüküm yetkisinin yalnız Allah’a ait olduğuna inanmadıkça iman etmiş sayılmaz.

Her müslüman, Allah’tan başka Hakim ve Hakem olmadığını, O’nun bütün fiillerinin dava ve hüküm; bütün sözlerinin hikmet ve vasiyetler olduğunu, peygamberlerin hikmet kaynağı ve hikmet ehli kimseler olduğunu, Allah’ın yalnız onlara hüküm verme yetkisi verdiğini, peygamberlerin dışında herkesin onlara uyması gerektiğini bilmelidir.

Her müslüman, Allah’ın hükümleriyle hükmeden bir mahkemeye çağırıldığı zaman bu çağrıya cevap vermek ve aleyhinde bir hüküm çıkması halinde buna uymak zorundadır. aksi halde zulmedenlerden olur.

Hakim ve yöneticiler, Allah’ın çizdiği sınırların dışına çıkmamalı ve koyduğu yasaları çiğnememelidir. İnsanlar arasında adil davranmalı, kimseye ayrıcalık tanımamalıdır. Aleyhlerinde bile olsa doğruluktan ayrılmamalı ve hak ile hüküm vermelidirler.

El-Hakim

el-hakimHİKMET SAHİBİ, HER İŞİ, EMRİ VE YASAĞI YERLİ YERİNDE OLAN

Allah Hakîm’dir. Faydasız, boş ve tesadüfî bir işi yoktur. Her emir ve filinin her yönüyle sonsuz fayda ve maslahatları vardır. Her yarattığı mahlûk, her yaptığı iş bütün kâinat nizamı ile alâkalıdır.

“Şüphesiz Rabbin O’dur ki, onları (kıyamet gününde hesaba çekmek için) toplayacaktır. Şüphesiz O, Hakîm (hüküm ve hikmet sahibi)dir, her şeyi bilendir.” Hıcr, 25

Her emrinin mutlak bir hikmeti vardır. Biz anlayamayız, algılayamayız ama “olan” her şeyin, “yaradılan” her şeyin, O’nun yasakladığı her şeyin, bilemediğimiz birçok hikmeti vardır.

El-Halık

el-halikHER ŞEYİ YARATAN

Allahu Teâlâ her şeyin Halikidir ve bu O’nun subuti sıfatlarındandır. O’ndan başkası için bu sıfat kullanılamaz.

Bütün mükevvenat ve bunun içinde insan, Cenab-ı Hakk‘ın yaratmayı sürekli tazeleyip yürütmesine, her an tazelenen oluş gerçeğine muhtaçtır ve yaratış vakıasına devamlı konu olmaktadır. Allah’ın yaratışı, sadece var edip ortaya çıkarmaktan, yani hayatın yalnızca başlangıç safhasına ilişkin – zaman ve konu yönünden sınırlı, belirli- bir özellik olmaktan ibaret kalmayıp sürekli cari olan bir gerçektir.

Hâlık’tır diğerleri ise mahluktur. “Halk” fiili, iki mânâ ifade eder.

Birincisi, takdir etmek, yani bütün açıklığı ile eşyanın miktar ve derecelerini tayin etmektir. Bir şeyi bütünüyle takdir etmek, onun eşyâ arasındaki miktar ve derecesini tamamiyle bilmeye bağlıdır. Bu takdir mânâsı itibâriyledir ki halk, ekseriya miktar ve sayısı bulunan şeylerde kullanılır.

İkincisi ise, yok olan şeye varlık vermek, hiçbir asıl ve örneği yokken icad etmektir. Bazan bir şeyden başka bir şeyi ortaya çıkarmak mânâsı da verilebilir. Ancak bu mânâya daha çok icad tabir edilir. Yaratıklara nisbet edilen hiçbir sanat, Allah Teâlâ’nın takdir buyurduğu keşf ve icad mahiyyetinden ileri geçemez. Çünkü mahluk, fiilerinin ayrıntısını takdir edemez ve bir atom bile yapamaz. Böyle bir yaratma sonsuz ilim ve kudrete bağlıdır. Mahluk ise bundan ancak sınırlı kısmını elde edebilir. Herşeyi tam anlamıyla takdir ve icad ederek yaratan Ancak Allah Teâlâ’dır.

El-Kadir

el-kadirGÜÇLÜ, KUVVETLİ, HER ŞEYE GÜCÜ YETEN, İSTEDİĞİNİ İSTEDİĞİ GİBİ EKSİKSİZ, KUSURSUZ VE TAM YAPABİLEN

“Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.” Bakara, 148

Bütün alemlere intizam sağlayan şüphesiz Hz.Allah’tır. Yeryüzünde her yaprağın düşüşü O’nun izniyledir, yine hiçbir dişi O’nun izni olmadan gebe kalamaz ve hiçbir canlı O’nun bilgisi dışında doğuramaz.

Allah Teâlâ, kudretine bir ayna olmak üzere kâinatı yaratmıştır. Fezalarda, sayısı belirsiz âlemleri birbirine çarptırmadan düzenlemek Kâdir isminin tecellisidir.

El-Mecid

el-mecidÇOK ŞEREFLİ, ÇOK İTİBARLI

Mecid, fiilleri güzel, lütuf, keremi çok, şanı büyük, yüce, kadri çok büyük, medh ve övülmesinde ortağı bulunmayan demektir.

“(Melekler) dediler: “Sen Allah’ın emrine mi şaşıyorsun? Allah’ın rahmeti ve berekâtı üzerinizdedir. Ey ev halkı! Muhakkak ki O, Hamid’dir (övülmeye lâyıktır), Mecîd(dir (cömertliği boldur).” Hûd, 73

El-Melik

el-melik

ÇOK MÜLKÜ OLAN, HER ŞEYİN SAHİBİ VE MALİKÎ, ONLARI TERBİYE EDİP YETİŞTİREN, MÜLK VE GÜÇ VEREN

Melik yada malik olma, malik olunan şey üzerinde istenildiği biçimde tasarrufta bulunmayı gerektirir. Bütün kainat Allah’ın mülküdür ve Allah mülkünde dilediği gibi tasarruf sahibidir. İnsan yeryüzünde halife olduğu için, kendisine yeryüzü mülkü üzerinde izafi bir meliklik yetkisi tanınmıştır. Herkesin belli bir tasarruf sahası vardır. Fakat bu tasarruf, hiç bir zaman mutlak değil, sınırlı ve Allah’ın tanıdığı alanda sadece bir emanettir.

El-Muahhir

el-muahhirGERİYE BIRAKAN

Allah Teâlâ istediği kulunu ileri, istediği kulunu geri alır. Kullarının teşebbüslerini, onların bekledikleri zamanda sonuçlandırmaz, Bunda birçok hikmetleri vardır. Bu hikmetleri sezmeye çalışmalıdır müslüman.

“Hiçbir ümmet, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez.” Hıcr, 5

O’nun takdirini saygı ile karşılayıp bu ertelemeyi O’ndan olduğu bilinciyle kabul etmek lazımdır.

El-Muhsi

el-muhsiİNSANLARIN BÜTÜN YAPTIKLARINI, OLUP BİTEN HER ŞEYİ BİLEN VE KORUYAN

Herşeyin miktarını bilip eksiksiz sayabilen, ilmi herşeyi kuşatan yalnız Allah’dır.

“Göklerde ve yerde bulunan hiçbir kimse yoktur ki (kıyamet günü) Rahmân’ın huzuruna kul olarak çıkmasın. And olsun ki Allah onların hepsini kuşatmış, kendilerini ve yaptıklarını bir bir saymıştır Kıyamet günü onların her biri Allah’ın huzuruna tek başına çıkacaktır.” Meryem, 93, 94, 95

El-Mukaddim

el-mukaddimÖNE ALAN

Yüce Allah, istediği kimseleri yaradılış ve maddi konularda da olur öne geçirir. Allah, canlıların kimini önce, kimini de sonra yaratmıştır. Zenginliği kimine vermiş, kimine vermemiştir.

Allah Teâlâ ancak seçtiklerini ileri almıştır. İnsanların bâzısını dince, dünyaca bâzısı üzerine derece derece yükseltmiştir.Bu yükseltme ve seçme, kullarının amelleri ile ona lâyık olmaları sonucunda olmuştur.

“Hiçbir ümmet, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez.” Hıcr, 5

Müslüman, Allah’ın öne çıkardığını öne çıkarmalı arkaya koyduğunu arkaya koymalıdır.

El-Mukit

el-mukitHER ŞEYE GÜCÜ YETEN, RIZIK VEREN, YAPILANLARI BİLEN, KORUYAN, MÜKÂFAT VEREN

Mukît, mahlûkatın azığını temin eden, yaşamak için gıdaları yaratan, bedenlerin ve ruhların açlığını doyuran, onların gıdasını veren ve her şeyi koruyan demektir.

“Ey insanlar! Allah’ın üzerinizdeki nimetini anın. Allah’tan başka bir yaratıcı mı var? O size gökten ve yerden rızık verir. O’ndan başka ilâh yoktur. O halde (haktan) nasıl çevrilirsiniz?” Fâtır, 3

Mukît, Rezzâk’tan daha hususîdir. Rezzak, azık olanı da olmayanı da içine alır.

“Azık isteyene vermemek, kişiye günah olarak yeter.” Peygamber Efendimiz (s.a.v)

El-Muksit

el-muksitADİL, HAKLA HÜKMEDEN

“O hakimlerin en iyisidir.” Araf, 87

Mazlum olanı zalimin elinden almayı ifade eder.

“De ki: “Rabbim bana adaleti emretti. Her mescidde yüzünüzü O’na doğrultun ve dini yalnız kendisine has kılarak O’na yalvarın. İlkin sizi yarattığı gibi yine O’na döneceksiniz.” Â’râf, 29

Allah Teâlâ üstün bir adalet ve merhametin sâhibidir. Kullarına muamelesi merhamet ve adalet üzeredir. Yapılmış olan hiçbir iyiliğin zerresini bile karşılıksız bırakmaz. İnsanların birbirlerine karşı işledikleri haksızlıkları da düzelterek hakkı yerine getirir.

El-Muktedir

el-muktedirGÜÇLÜ, KUVVETLİ, İSTEDİĞİNİ İSTEDİĞİ GİBİ YAPAN

Allah Teâlâ her şey’e karşı mutlak surette Kâdirdir. Bu kudreti ile dilediği şey’i yaratır ve isterse onda dilediği kadar kuvvet ve kudret de yaratır. Hiç kimse O’na mani olamaz. hiçbir güç O’nu aciz bırakamaz. Kudreti her şeyi kuşatır.

“Allah, her şey üzerinde iktidar sahibidir.” Kehf, 45

El-Musavvir

el-musavvirYARATTIKLARINA ŞEKİL VE ÖZELLİK VEREN

Allah’ın varlıkları, onların her birinin hüviyetini şeklen ortaya koyan ve açığa çıkaran bir özellikle yarattığını ifade eder.

Cenab-ı Hakk takdir eden ve yaratmayı murad ettiği şeyi varlık planına çıkaran olduğu gibi; aynı zamanda, yarattığı her şeyi bir suret çizerek biçimlendiren ve böylece de her bir şeye ayrı bir hususiyet verendir. Ve bu husus canlı ve cansız bütün varlıklar için geçerlidir. Bu sayede varlıkları birbirinden ayırabiliyoruz.

YARATIKLARIN SURETLERİNİ VE HALLERİNİ TAKDİR EDİP, DİLEDİĞİ ŞEKİLDE İCAD EDEREK TASVİR EDEN ANCAK O’DUR.

Nitekim bu husus şu âyetlerde ifade edilmektedir.

“Rahîmlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O’dur.” Al-i İmrân, 3/6,

“O (Rab) ki seni yarattı, sana düzen verdi, ölçülü bir biçim verdi. Dilediği surette seni terkib etti.” İnfitâr, 82/7,8

Rağıb der ki: “Suret, varlığın kendisiyle nakışlanıp diğerlerinden farkedildiği şeydir. Bu da iki kısımdır.

Birincisi, hissedilen surettir ki, onu hem sıradan hem seçkin insanlar, hatta hayvanlardan birçoğu da idrak eder. Mesela görülen bir hayvanın sureti gibi.

Biri de makul olan surettir ki, bunu bütün insanlar değil ancak seçkinler anlar. Mesela, insana mahsus olan akıl, düşünce ve eşyanın birbirlerine nazaran hususiyetlerini ifade eden mânâlar gibi ki, “Sizi yarattık, sonra size biçim verdik…” A’râf, 7/11 şeklindeki âyetlerde iki surete de işaret edilmiştir.”

El-Mübdi

el-mubdiVARLIKLARI İLK DEFA YARATAN

“Yarattığı her şeyi güzel yaratan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayan O’dur.” Secde, 7

İlk yaratmayı da yeniden hayat vermeyi de yapan O’dur. Her ilk yaratılanı o yaratır, her yeniden yaratılanı o yeniden yaratır.

“Allah’ın mahlukunu ilk baştan nasıl yarattığını, sonra bunu tekrarladığını görmediler mi? Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.” Ankebût, 19

El-Vacid

el-vacidZENGİN, HİÇ BİR ŞEYE MUHTAÇ OLMAYAN, HER ŞEYİN SAHİBİ, HER ŞEYE GÜCÜ YETEN

“Göklerde ve yerde bulunanlar hep Allah’ındır.” Necm, 31

O, her şeyin en ince teferruatına kadar nüfuz edebilen ve her şeye yetişendir. O’nun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, çünkü her şeyin Sahibi O’dur.

O’nun Hiçbir şey’e ihtiyacı yoktur. istediğini, istediği vakit bulur. Kendisi için lüzumlu olan şeylerin hiç birinden mahrum değildir.

El-Vahid

el-vahidZATINDA, İSİM VE SIFATLARINDA EŞİ VE BENZERİ BULUNMAYAN, TEK OLAN

O zâtında, sıfatlarında, işlerinde, isimlerinde, hükümlerinde asla şerîki (ortağı) veya nazîri (benzeri) ve dengi bulunmayandır.

“O ancak bir tek Allah’tır.” Enam, 19

El-Vahid ismi Allah’ın, zatında, sıfatlarında ve fiillerinde bölünmesi ve sayısının artması söz konusu olmayan ve bir ve tek olduğunu ifade eden isimdir.

“İlâhınız bir tek Allah’tır. O’ndan başka ilâh yoktur.” Bakara, 163

Er-Rakib

er-rakibİNSANLARIN HALLERİNİ, SÖZLERİ, YAPTIKLARINI VE DAVRANIŞLARINI BİLEN, HABER ALAN, MURAKABE EDİP KORUYAN

Allah Teâlâ, bütün varlıkları her lâhza gözetip duran bir şâhid, bir nâzırdır. Hiçbir şey’i kaçırmaz. Her birini görür ve herkesin yaptığına göre karşılığını verir.

“Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözeticidir.” Nisâ, 1

“Allah her şeyi gözetler” Ahzab, 52

Es-Sabür

es-saburÇOK SABIRLI

Sabûr, çok sabırlı olan, günahkar kullarını cezalandırmakta acele etmeyen, onların kendisine dönüşü için zaman tanıyan demektir.

Hz. Allah (cc) sabırlıdır dostlarım. Kendisine isyan edip durur kulları, onları cezalandırmakta acele etmez; onları anında cezalandırmaya muktedir olduğu halde, o engin merhametinden dolayı cezaları erteler, tövbe kapılarını ölüm anına dek açık tutarak, kulunun af dilemesi için fırsatlar yaratır, onun kendisine dönmesini rahmetle ve sabırla bekler.

Sevgili Peygamberimiz, Namaz nurdur; sadaka burhandır; sabır ziyadır…” buyuruyor. Müslim, Tahâret, 1, (223); Tirmizî, Deavât, 91, (3512); Nesâî, Zekât, 1.)

“Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım isteyin. Şüphe yok ki Allah, sabredenlerle beraberdir.” Bakara, 153

“And olsun ki sizi, biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri.” Bakara, 155

“Ve sabret! Çünkü Allah iyilik edenlerin (ve iyi hareket edenlerin) mükâfatını zayi etmez.” Hûd sûresi, 115

“Sizin katınızda olan tükenir, Allah’ın katında olan ise kalıcıdır. Sabredenlerin karşılığını, yaptıklarını en güzeliyle, Biz muhakkak vereceğiz.” Nahl sûresi, 96

Es-Samed

es-samedHER ŞEYİN KENDİSİNE MUHTAÇ OLDUĞU, YÖNELDİĞİ, HER DİLEK VE İSTEĞİN MERCÎİ; HİÇ EKSİĞİ, KUSURU VE İHTİYACI OLMAYAN ULU, ŞANLI, DOSDOĞRU, ÂDİL VE GÜVENİLİR

” De ki: O, Allah birdir. Allah sameddir.” İhlas, 1-2

Allah Teâlâ, her dileğin dileneceği makamdır. Yerde, gökte bütün dilek sâhipleri yüzlerini O’na döndürürler, el açarak O’na yalvarırlar. Buna lâyık olan yalnız O’dur.

“Göklerde ve yerde bulunanlar, O’ndan isterler. O, her gün yeni bir iştedir.” Rahmân, 29

İnsanın karşılaştığı her türlü sıkıntıyı, zorluğu, ihtiyacı giderebilecek olan da ancak O’dur.

ESMA-İ HÜSNA

Ayet ve hadislerde Allah’ın isimleri “En güzel isimler”
anlamında ( اَلْاَسْمَاءُ الْحُسْنَى )”el-esmâü’l-hüsnâ” şeklinde ifade
edilmektedir.
1. Ayetlerde Geçen Allah’ın İsimleri
Kur’ân ayetlerinde Yüce Allah’ın isimleri isim veya
isim tamlamaları şeklinde geçmektedir.
el-A’lâ (en yüce, en şerefli),
el-A’lem (her şeyi en iyi bilen),
el-Alî (şanı, şerefi, izzeti ve kudreti yüce olan),
el-Âlim (bilen, anlayan, tanıyan),
el-Alîm (her şeyi çok iyi bilen),
el-Âhir (varlığının sonu olmayan, ölümsüz, ebedî ve bâkî),
el-Akrab (bilmesi, görmesi, duyması, haberdâr olması ve
yardım etmesi açısından insanlara en yakın olan),
el-Azîm (zatı, isim, sıfat ve fiilleri itibariyle pek ulu, büyük,
yüce),
el-Azîz (üstün, güçlü, kuvvetli, galip, şerefli, değerli, melik),
el-Bâri’ (yaratan, örneği olmadan varlıkları îcat eden),
el-Basîr (aydınlık ve karanlıkta küçük ve büyük her şeyi
gören),
el-Bâtın (mâhiyeti akıl ile idrâk olunamayan, hayal ile
tahayyül edilemeyen, her şeyin iç yüzünü, sırlarını bilen),
el-Berr (iyilik eden, çok lütufkâr, çok merhametli, çok şefkatli),
Câ’ılûn (yaratan, vâr eden, bir varlıktan başka bir varlık
yapan),
el-Cebbâr (emir ve yasaklarını, hüküm ve kararlarını
kullarına yaptırmaya gücü yeten, azgın ve zalimleri kahredici,
dertlere derman olan, yaraları sarıp onaran, yaratıklarının
hâllerini düzelten),
el-Ebkâ (verdiği nimetler sürekli ve hep kalıcı olan),
el-Ehad (eşi, benzeri ve ikincisi bulunmayan bir tek,
yegâne),
el-Ekrem (en çok ikram eden),
el-Evvel (öncesi olmayan, yaratılmamış, ezelî ve kadîm
tek varlık),
Fâil(ûn) (yapan, yaratan, vâr eden),
el-Fettâh (iyilik kapılarını açan, en âdil hüküm veren)
el-Ğaffâr (çok affeden, çok bağışlayan, günah ne kadar
çok olursa olsun yine bağışlayan),
el-Ğafûr (çok affeden, çok bağışlayan),
el-Ğanî (zengin, hiçbir şeye muhtaç olmayan),
el-Habîr (her şeyden haberdar olan, gizli aşikâr her şeyi
bilen, haber veren),
el-Hâdi’ (hile yapanları cezalandıran)
el-Hâdî (hidayet eden, doğru yolu gösteren),
el-Hafî (çok ikram eden, son derece iyilik ve lütuf sahibi,
her şeyi bilen, duaları kabul eden)
Hâfiz(ûn) (koruyup gözeten),
el-Hafîz (varlıkları yok olmaktan koruyan),
el-Hakîm (hikmet sahibi, her işi, emri ve yasağı yerli yerinde
olan),
el-Hâkim (hükmeden, karar veren, haklıyı haksızı ayıran),
el-Hakem (hüküm veren, son kararı veren),
el-Hakk (varlığı, ilâh ve rab oluşu hak olan, eşyayı var
eden, hakkı ızhar eden, mülk sahibi, yok olmayan, varlığında
şüphe bulunmayan, âdil),
el-Halîm (çok sakin, hemen öfkelenmeyen, acele etmeyen,
teenni ile hareket eden),
el-Hallâk (mükemmel yaratan, devamlı yaratan),
el-Hasîb (insanlara yeten, insanların yaptıklarını koruyup
hesaba çeken),
Hâsib(în) (insanları sorgulayan, hesaba çeken),
el-Hayr (hayırlı olan, faydalı olan, iyilik eden),
el-İlâh (ma’bûd, Tanrı),
el-Kadîr (çok güçlü, çok kuvvetli, istediğini istediği gibi
eksiksiz, kusursuz ve tam yapabilen),
el-Kâdir (güçlü, kuvvetli, her şeye gücü yeten),
el-Kâfî (kullarına yardım eden, vekil olan, yol gösteren,
yaptıklarını bilen, gören, haberdar olan ve hesaba çeken),
el-Kahhâr (yenilmeyen, daima galip gelen),
el-Kâhir (galip gelen, zelil eden, güçlü, her şeyi kuşatan,
yaratıklarını dilediği gibi yöneten),
el-Kâim (varlıkları görüp gözeten, koruyan, yöneten),
el-Karîb (af, mağfireti, rahmeti, bilmesi, görmesi ve duyması
itibariyle kullarına yakın olan),
el-Kâşif (azap, sıkıntı, bela ve dertleri gideren),
Kâtib(ûn) (insanların yaptıklarını yazan),
el-Kavî (kuvvetli, kudretli, her şeye gücü yeten),
el-Kayyûm (zatı ile kaim olana, ezelî ve ebedî, her şeyin
varlığı kendisine bağlı, uykusu ve uyuklaması olmayan, varlıkları
yöneten, koruyan, ihtiyaçlarını üstlenen),
el-Kebîr (zatı, isim ve sıfatları, şanı ve şerefi, kadri ve
kıymeti, değer ve izzeti pek yüce, ulu ve büyük),
el-Kerîm (değerli, şerefli, çok nimet veren, nimet ve ihsanı
bol olan ),
el-Kuddûs (her türlü çirkinlik, noksanlık ve ayıplardan
uzak, tertemiz, bütün kemal sıfatları kendisinde toplayan,
güzellik, iyilik ve ihsanlarıyla övülen),
el-Latîf (yaratıklara karşı yumuşak, çok merhametli, çok
lütufkâr, ihsan sahibi, insanlara hak ettiklerinden fazlasını
veren her şeyin detayını, sırlarını en iyi bilen, işleri çok hassas
düzenleyen, gözle görülmeyen),
Mâhid(ûn) (yeryüzünü yaratıkları için elverişli, yarayışlı
ve faydalı olarak yaratan),
el-Mâlik (bütün varlıkların sahibi),
el-Mecîd (çok şerefli, çok itibarlı),
el-Melik (bütün varlıkları yöneten, dilediğini yapan, dilediği
gibi hükmeden),
el-Melîk (çok mülkü olan, her şeyin sahibi ve maliki, onları
terbiye edip yetiştiren, mülk ve güç veren),
el-Metîn (çok kuvvetli, çok dayanıklı, acizliği, za’fiyeti
ve gevşekliği olmayan),
el-Mevlâ (dost, yardımcı, görüp gözeten),
Mu’azzib(în) (suç işleyenleri, zalimleri, günahkârları cezalandıran),
el-Mu’ızz (izzet ve şeref, güç ve kuvvet, itibar ve şerefli
kılan, aziz yapan),
el-Muhric (bir şeyi açığa çıkaran, bir varlıktan başka bir
varlık var eden, gizli şeyleri ortaya çıkaran),
el-Muhît (ilim ve kudretiyle her şeyi kuşatan, her şeye
muttali olan),
el-Mukît (her şeye gücü yeten, rızık veren, yapılanları
bilen, koruyan, mükâfat veren),
el-Muktedir (güçlü, kuvvetli, istediğini istediği gibi yapan),
el-Musavvir (yaratıklara şekil ve özellik veren),
Mûsi(’ûn) (gökleri genişleten),
el-Mübîn (varlığı aşikâr olan, hakkı ızhar eden, gerçeği
beyan eden),
Mübrim(ûn) (hile ile kötülük yapmaya karar verenleri
bilen, onların bu kötülüklerini boşa çıkran, onları kesin olarak
cezalandıran),
Mübtelî(n) (deneyen, imtihan eden, gizli olanları açığa
çıkaran),
el-Mücîb (duaları, istekleri, dilekleri kabul eden, ihtiyaçları
karşılayan, sıkıntıları gideren),
el-Müheymin (insanların bütün yaptıklarını bilen, koruyan,
görüp gözeten),
el-Mühlik (isyan eden, azan, günaha dalan ve zulmeden
fert ve toplumları helâk eden),
el-Mü’min (yaratıklarına güven veren),
el-Müneccî (sıkıntı, bela ve azaptan kurtaran),
el-Münezzil (nimet veren, su, sekînet, melek, kitap ve
peygamber indiren),
el-Münîr (ışık veren, aydınlatan),
Münşi’(ûn) (îcat eden, inşa eden, yapan, örneksiz olarak
yaratan),
Müntekım(ûn) (suçluları cezalandıran),
Münzil(în) (melek, kitap, su ve sekînet indiren, nimet veren),
Münzir(în) (kullarına fayda ve zarar veren şeyleri bildiren;
inkâr ve isyan edenlerin âkibetinin kötü olduğunu haber
vererek onları bu davranışlardan sakındıran ve azabı ile
korkutan),
Mürsil(în) (vahiy, peygamber, bol yağmur, aşılayıcı rüzgâr,
koruyucu melek, âsiler için yıldırımlar ve âfetler gönderen),
el-Müste’ân (kendisinden yardım istenen, kendisine sığınılan),
Müstemi(ûn) (sesleri işiten, duyan),
el-Müte’âl (aşkın, pek yüce, ulu, eksik ve noksanlıklardan
berî olan),
el-Mütekebbir (ihtiyaç ve noksanlığı gerektiren her şeyden
münezzeh, pek yüce ve ulu),
el-Müteveffî (yaratıkların canlarını alan),
en-Nâsır (yardım eden),
en-Nesîr (çok yardım eden, sürekli yardım eden),
er-Râfi’ (peygamber ve mü’minlerin itibar, şan ve şereflerini
artıran, göğü yükselten),
er-Rahîm (çok merhametli),
er-Rahmân (çok merhametli),
er-Rakîb (insanların hâllerini, sözlerini, yaptıklarını
ve davranışlarını bilen, haberdar olan, murakabe edip koruyan),
er-Raûf (çok merhametli, çok şefkatli, çok acıyan),
er-Rezzâk (bol nimet, maddî ve manevî rızık veren),
Sâdık(ûn) (söz, iş, va’d ve va’îdinde doğru olan, her sözünü
ve va’dini yerine getiren),
es-Samed (her şeyin kendisine muhtaç olduğu, yöneldiği,
her dilek ve isteğin mercii; hiç eksiği, kusuru ve ihtiyacı olmayan
ulu, şanlı, dosdoğru, âdil ve güvenilir olan),
es-Selâm (eksiklik, acizlik, hastalık, ölüm ve benzeri şeylerden
salim olan kullarına güven ve selamet veren),
es-Semî’ (her sözü, bütün konuşulanları en iyi işiten, duyan)
Şâhid(în) (bilen, muttali olan, her şeye tanık olan),
eş-Şâkir (verdiği nimetlere şükreden ve çalışan kimseyi
ödüllendiren),
eş-Şefî’ (mü’minlerin yâr ve yardımcısı, azap ve sıkıntılardan
koruyucusu olan),
eş-Şehîd (her şeye muttali olan, gören, bilen, haberdâr
olan, her yerde hazır nazır olan, hiçbir şey kendisinden gizlenemeyen,
bütün sırlara vakıf olan, her şeyi murakabe eden),
eş-Şekûr (ibadet eden kullarının mükâfatlarını bolca veren,
az çok her itaati ödüllendiren),
eş-Şey (var olan, mevcut),
et-Tevvâb (sürekli tövbeleri kabul eden),
el-Vâhid (zatında, isim ve sıfatlarında eşi ve benzeri bulunmayan,
tek olan),
el-Vâlî (koruyup gözeten, yardım eden, işleri deruhte eden),
el-Vâris (bütün varlıkların sahibi, bâkî ve ebedî olan, her
şey kendisine dönen),
el-Vâsi’ (güçlü, kuvvetli, ilim ve merhameti her şeyi kuşatan,
bütün yaratıklara rızık veren, nimet ve ihsanı bol olan),
el-Vedûd (mü’minleri çok seven, kulları tarafından çok
sevilen),
el-Vehhâb (karşılıksız çok nimet veren, ikram ve ihsanda
devamlı olan, lütfu, ihsanı ve rahmeti bütün kulları kuşatan),
el-Vekîl (güvenilen, koruyan, yardım eden, görüp gözeten,
her şeyin maliki ve yöneticisi olan),
el-Velî (dost, seven, görüp gözeten, yardım eden),
ez-Zâhir (varlığı her şeyden aşikâr olan, her şeye galip
gelen, her şeyden yüce olan),
Zâri’(ûn) (ekinleri, bitkileri yetiştiren, büyüten),
Hüvallâhüllezî lâ ilâhe illâ hû (Kendisinden başka hiçbir
ilâh bulunmayan Allah) (Toplam: 119)
İSİM TAMLAMALARI
Adüvvün li’l-kâfirîn (kâfirlerin düşmanı)
Âhizün bi nâsiyetihi (suçluları cezalandıran)
Ahkemü’l-hâkimîn (hüküm verenlerin en adili)
Ahsenü’l-hâlikîn (yaratanların, takdir ve tasvir edenlerin
en iyisi)
Âlimü’l-ğaybi (gaybı bilen)
Allâmü’l-ğuyûb (görünmeyenleri çok iyi bilen)
Bâliğu emrihi (emri, hükmü hedefine ulaşan, kararını
infaz eden)
Bedî’u’s-semâvâti ve’l-ard (gökleri ve yeri örneği olmadan
yaratan)
Berîü’n mine’l-müşrikîn (müşriklerden berî, uzak
olan)
Câmi’u’n-nâs (kıyamette insanları bir araya toplayan,
cem eden)
Ehlü’l-mağfire (mağfiret ehli, affedici )
Ehlü’t-takvâ (azabından korkup sakınmaya, korunmaya
lâyık olan)
Erhamü’r-râhımîn (merhamet edenlerin en merhametlisi )
Esdaku hadîsen (en doğru sözlü)
Esdeku kîlen (en doğru sözlü)
Esra’u ferahan (kullarının tövbesine çok sevinen)
Esra’u mekren (hile ve tuzak kuranları en süratli bir şekilde
cezalandıran)
Esra’u’l-hâsibîn (hesap soranların, hesap görenlerin en
süratlisi)
Eşeddü be’sen (çok şiddetli cezalandıran)
Eşeddü ferahan (kulunun tövbesine çok sevinen)
Eşeddü kuvveten (çok kuvvetli, çok güçlü)
Eşeddü tenkîlen (çok şiddetli cezalandıran)
Fa’âlü’n-limâ yürîd (dilediğini yapan)
Fâliku’l-abbi ve’n-nevâ (çekirdek ve taneleri çatlatan,
yarıp açan )
Fâliku’l-ısbâh (karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran)
Fâtıru’s-semâvâti ve’l-ard (yeri ve gökleri yaratan)
Gâlib’ün ‘alâ emrihî, (emirinde işinde ve hükmünde galip
olan)
Ğâfirü’z-zenbi (günahları bağışlayan)
Hâliku külli şey’in (her şeyin yaratıcısı)
Hayru’l-fâsılîn (hükmedenlerin, haklı ile haksızı ayırt
edenlerin en hayırlısı)
Hayru’l-fâtihîn (hükmedenlerin, nimet verenlerin, hayır
kapılarını açanların en hayırlısı)
Hayru’l-ğâfirîn (bağışlayanların en hayırlısı)
Hayru’l-hâkimîn (hüküm ve karar verenlerin en hayırlısı )
Hayru’l-mâkirîn (hile ile kötülük yapanları bilemeyecekleri,
anlayamayacakları cihetlerden daha şiddetli cezalandıran)
Hayru’l-münzilîn (nimet verenlerin, ikram edenlerin
en hayırlısı)
Hayru’l-vârisîn (varislerin en hayırlısı)
Hayru’n-nâsırîn (yardım edenlerin en hayırlısı)
Hayru’r-râhımîn (merhamet edenlerin en hayırlısı)
Hayru’r-râzkîn (rızık, nimet verenlerin en hayırlısı)
Hayrun hâfizan (en iyi koruyup gözeten)
İlâhü’n-nâs (insanların ilâhı)
Kâbilü’t-tevb (tövbeleri kabul eden)
Kâşifü’l-azâb (azabı, sıkıntıyı, derdi kaldıran)
Mâlikü yevmiddîn (hesap gününün maliki, sahibi)
Mâlikü’l-mülk (bütün mülkün sahibi)
Meliki’n-nâs (insanların meliki)
Mûhinü keydi’l-kâfirîn (kâfirlerin tuzağını zayıflatan,
boşa çıkaran)
Muhîtü’n bi’l-kâfirîn (kâfirleri kuşatan)
Muhyî’l-mevtâ (ölüleri dirilten)
Muhzî’l-kâfirîn (kâfirleri rezil rüsvay eden)
Mütimmü nûrihi (nurunu, dînini tamamlayan)
Nûru’s-semâvâti ve’l-ard (gökleri ve yeri aydınlatan)
Rabbü külli şey’in (her şeyin rabbi)
Rabbü’l-âlemîn (âlemlerin rabbi)
Rabbü’l-ard (yeryüzünün rabbi)
Rabbü’l-arş (arşın rabbi)
Rabbü’l-felak (sabahın rabbi)
Rabbü’l-ızzeti (kudret ve şeref sahibi)
Rabbü’n-nâs (insanların rabbi),
Rabbü’s-semâvâti (göklerin rabbi)
Rabbü’ş-şi’râ (Şi’ra yıldızının sahibi)
Refî’u’d-derecât (manevî dereceleri ve gökleri tabaka
tabaka yükselten)
Semî’u’d-du’â (tövbeleri ve duaları duyan ve kabul eden)
Serîu’l-hısâb (hesabı, sorgulaması çok süratli olan)
Şedîdü’l-‘azâb (azabı, cezalandırması çok şiddetli olan)
Şedîdü’l-‘ıkâb (çok hızlı cezalandıran)
Şedîdü’l-mihâl (cezası, azabı, kuvveti çok şiddetli olan)
Vâsi’u’l-mağfire (bağışlaması, mağfireti bol olan)
Zü’l-fadli’l-azîm (çok ikram sahibi)
Zî’t-tavl (lütuf, bağış, ikram, ihsan, af ve bağış sahibi)
Zü’l-ikrâm (ikram sahibi)
Zû fadlin ale’l-âlemîn (âlemlere nimet veren)
Zû fadlin ale’n-nâs (insanlara ikram eden),
Zû-intikam (intikam sahibi, âsileri, zalimleri cezalandıran)
Zü’l-‘ıkâb (suçluları, günahkârları, zalimleri cezalandıran)
Zü’l-Arş (Arş’ın sahibi)
Zü’l-celâl ve’l-ikrâm (azamet ve kibriya, ikram ve ihsan
sahibi)
Zü’l-kuvveti (güç ve kuvvet sahibi)
Zü’l-mağfire (af ve bağış sahibi)
Zü’l-me’âric (bütün derecelerin sahibi)
Zü’r-rahmeti (merhamet sahibi) (Toplam: 81)
Kur’ân’da Allah’ın güzel isim ve sıfatları bildirildiği gibi
hadislerde de bildirilmektedir. Bazı hadislerde Allah’ın
güzel isimlerinin sayısı 99 olarak geçmekte, hadislerin bir
kısmında bu isimler zikredilmekte, bir kısmında ise zikredilmemektedir.

UYARI !!!

Kırmızı renk ile belirtilen Esmaların (Allah’ın isimlerinin) belli bir seviyeye gelmemiş zikir ehlinin (zakirlerin) uzun süreli zikretmesi (Eğer bilirseniz) sakıncalıdır.

Nedeni ve Detaylı bilgi için TIKLAYIN

ALLAH

allah

“EN GÜZEL İSİMLER ALLAH’INDIR. O’NA O GÜZEL İSİMLERİYLE DUA EDİN.” (ARAF,180)

Kur’an’daki Esma’ül Hüsna‘dan ilk inen isimdir. Çünkü ilk inen ayet besmeledir. Allah’ın doksan dokuz isminin en büyüğüdür.

Hz. Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki: “Allah’ın doksan dokuz ismi vardır. Kim ezberlerse cennete girer. Allah tektir, teki sever.” Esmâ’ül Hüsna’nın bütün anlamını içinde toplar. Yüce Yaratıcı’nın diğer bütün isimlerini kapsar. Bu yüzden el-Esmau’l-hüsna olarak bilinen bütün isim ve sıfatlar bu ada yandırılır. Bu nedenle “Rahman, Rahim, Aziz, Gaffar, Kahir Allah’ın adlarındandır deriz. ” Ama Allah, Rahman’ın adlarındandır” demeyiz.

Allah isimi Kur’an’da 2697 yerde geçmektedir.

Allah’ın güzel isimleri vardır. En güzel isimler O’nundur. Gerçi Allah zatında birdir ve zatının ismi Allah’dır. Fakat sayı olan bir gibi eşi ve benzeri bulunabilecek şekilde bir birlikle değil, eşi ve benzeri bulunmayan üstün bir birlikle birdir. Zatında yalnızca vahid değil, birdir: İlâhî hitapta yer alan “Biz, şehadet ettik, yarattık.” gibi çoğul kiplerindeki azamet ve ihtişam, işte ilâhî sıfat ve isimlerin bir araya gelmesinden doğan azamet ve yüceliği dile getirir ki, Allah yüce ismi, bütün bu sıfat ve isimlerin hepsini içine alan bir yüce isimdir. Allah ismi, Allah’ın kendisi gibi, eşi ve benzeri olmayan bir isimdir. Sıfat ve isimlerin çokluğu, zatın çokluğunu gerektirmeyeceğinden o isim ve sıfatların her biri Allah’ın eşsiz özelliklerinden birine delalet eder. Âdem’e öğretilen de isimlerin en güzelleridir.En güzel isimler Allah’a mahsustur. Öyleyse ey müminler, O’na o isimlerle dua ediniz, O’nu onlarla çağırınız veya O’nu bu güzel isimlerle adlandırıp anınız.

Tenbih : Kul, Allah’a bütün kalbiyle bağlanmalıdır. Gözü O’ndan başkasını görmemeli, O’ndan başkasına iltifat eylememeli, O’ndan başka hiç kimseden bir dilekte bulunmamalı, O’ndan başkasından korkmamalıdır.

Ed-Darr

ed-darrZARAR VEREN ŞEYLERİ YARATAN, ÂSİLERİ ZARAR VEREREK CEZALANDIRAN

“Şayet Allah sana bir zarar dokunduracak olursa, O’ndan başka bunu giderecek yoktur. Sana bir iyilik dokunduracak olursa da O, herşeye güç yetirendir.” Enam,17

Tatlı, güzel şeyleri yaratan Yüce Allah, acıyı, sıkıntıyı ve kederli şeyleri de yaratmıştır.

Yüce Allah, her şeyi zıddıyla dengeleyerek o eşsiz kudretini gösterir kullarına. Onların ellerindeki nimetlerin kıymetini bilmelerini, anlamalarını ve idrak etmelerini ister.

El-Cebbar

el-cebbar

EMİR VE YASAKLARINI, HÜKÜM VE KARARLARINI KULLARINA YAPTIRMAYA GÜCÜ YETEN, AZGIN VE ZALİMLERİ KAHREDİCİ, DERTLERE DERMAN OLAN, YARALARI SARIP ONARAN, YARATTIKLARININ HALLERİNİ DÜZELTEN

O yapılmasına karar verdiği şeyi, dilediğinde zorla yaptırır, düzeltir ve onarır. Ancak bundan, Cebriyye’nin dediği gibi kullara hiç irâde vermez, her emrini zorla yürütür, insanlarda ihtiyârî fiiller yoktur mânâsını da anlamamak gerekir.

Çünkü kanun yapma ile ilgili emirlerin kulların cüz’i iradeleriyle şartlı kılınmış olduğu da “Eğer siz Allah’a (O’nun dinine) yardım ederseniz (Allah da) size yardım eder.” Muhammed, 47/7 gibi birçok nass ile tesbit edilmiştir. Ancak bundan şu mânâ anlaşılmalıdır ki, Allah Teâlâ birçok fiilde insana irade vermiş ve hür yaratmış olmakla beraber bütün isteklerini yerine getirmeye mecbur değildir. Dilerse, dilediği anda iradelerini yok eder. Nitekim bir hadiste “Allah Teâlâ kaza ve kaderini yerine getirmeyi istediği vakit, akıl sahiplerinin akıllarını gideriverir ki, kaza ve kaderi onlarda yerine gelsin. Emri yerine gelince de akıllarını onlara geri verir. Böylece de pişmanlık başlar.” buyurulmuştur. Dilerse onların akıl ve iradelerini yok etmemekle beraber isteklerinin aksine kendi hüküm ve iradesini zorla üzerlerinde icra eder.

Halkın eksikliklerini tamamlayan, ihtiyaçlarını karşılayan, işlerini düzelten ve bunları yapmakta çok güçlü olandır. Allah Teâlâ dertlere derman veren, kırılanları onaran, yoksulları zengin eden, perişanlıkları yoluna koyup düzelten en yüce zâttır.

Allah’tan korkmayan, emirlerine karşı gelen asiler hiç bir zaman cezaya çarptırılmak istemezler. Ama zamanı gelince Allah’ın takdir edeceği cezayı çekmeye mecbur olurlar. Hâsılı Allah Teâlâ’nın mutlak iradesi altında mağlub ve mecbur olmayacak hiçbir şey tasavvur olunamaz. Bu husus, “Oysa göklerde ve yerde olanların hepsi, ister istemez, O’na teslim olmuştur ve O’na döndürülüp götürüleceklerdir.” Al-i İmrân, 3/83 âyetinde ifade edilmiştir.

Cebbâr isminde bu iki mânâdan başka iki farklı anlamın daha olduğu beyan edilmiştir. İbnü’l-Enbarî der ki: “Allah’ın sıfatlarından olan Cebbâr, kendisine erişilmez, el uzatılmaz demektir. Nitekim el yetişmeyen yüksek hurma ağacına da denilir. İbnü Abbas‘dan yapılan bir rivayette de “el Cebbâr, “Melik-i azîm” yani çok büyük, azametli padişah mânâsına gelmektedir. ” Vahidi de der ki: “Bu zikredilen mânâlar, Allah Teâlâ’nın Cebbâr sıfatı hakkındadır. Halkın sıfatı olarak kullanılan Cebbâr’ın, daha başka anlamları da vardır. Bunlar şöyle sıralanabilir:

Musallat (zorlayıcı – sataşan) demektir. “Sen onların üstünde bir zorlayıcı değilsin…” Kâf, 50/45 âyetindeki Cebbâr, bu anlamdadır.

İri cisimli mânâsınadır “Orada iri cisimli (insanlardan oluşan) bir kavim vardır…” Mâide, 5/22 âyetinde de, bu anlamdadır.

Allah’a ibadet etmeyen, baş kaldıran mânâsına gelmektedir. Bu anlam da, “Beni başkaldıran bir zorba yapmadı.” Meryem, 19/23 âyetinde vardır. Çok insan katleden yani “kattâl” anlamını da ifade etmektedir. Nitekim “Yakaladığınız vakit, çok katleden zorbalar gibi yakalıyorsunuz.” Şuarâ, 26/130 âyeti ile “Sen yeryüzünde katil bir zorba olmak istiyorsun.” Kasas, 28/19 âyetinde de bu mânâ söz konusudur.”

El-Hafid

el-hafidŞAN, ŞEREF VE İTİBAR BAKIMINDAN KÂFİRLERİ ALÇALTAN, DEĞERSİZ YAPAN, CEZALANDIRAN

Dilediğini, kendince bilinen bir hikmet ile bir şekilde alçaltan, özellikle suçlu olanları sonunda mutlaka buna maruz bırakan O’dur.

Kendisini tanımayan; emir ve yasaklarını dinlemeyen; yasaklarına açıkça karşı gelen, asi, hain, ve mütekebbirler, müstehak oldukları için nihayet alçaltırlar. Sebep bizzat kendileridir; haklarında Allah’ın geçerli kanunu işlemiş ve suçu oldukları için buna muhatap

El-Kabid

el-kabidDİLEDİĞİNE RIZKI DARALTAN, ÖLÜM ZAMANI GELENLERİN RUHLARINI KABZEDEN

Bütün canlılara hayat veren, ölüm anında varlıkların ruhlarını kabzeden O’dur.

Maddi yönden fakirleştiren ve daraltanında, zengin edip genişleten de Allah’dır. Zenginken fakir olanları, güçlü iken zayıf olanları, yüksek makamlardan düşenleri, bilginken bunayanları gördüğümüz gibi, fakirken zengin olanları, Mekke’de zayıf görüldüğü halde Medine’de güçlenenleri, Bilal-i Habeşi gibi kafirlerin kölesi iken mü’minlerin efendisi olanları, Yusuf (a.s.) gibi hapishaneden Mısır’a sultan olanları, Ümmi iken kıyamete kadar gelecek insanlara ilim öğreticisi olan Hz Muhammed (s.a.v.)‘i yaratan O’dur.

Kabid ve Basıt’e iman eden bir mü’min haksız insanların ellerine aldığı, zimmetine geçirdiği hakları onlardan alarak hak sahiplerine dağıtarak birini daraltırken, haklıların dışını ve içini genişletir. Zalimlerin yüreğine korku salarak daraltırken mazlumların gönlünü genişletir ferahlatır.

Zül Celali Vel İkram

zul-celali-vel-ikramAZAMET VE KİBRİYA, İKRAM VE İHSAN SAHİBİ

“Büyüklük ve ikram sahibi Rabbinin adı yücelerden yücedir.” Rahman, 78

Bu isim, Kur’ân-ı Kerîm’de; Rahmân sûresi’nde iki yerde geçmektedir;

“Yer üzerinde bulunan her şey fânidir. Yalnız celâl ve ikram sahibi Rabbinin yüzü (zâtı) baki kalacaktır. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?” Rahmân, 26-28

Allah, kullarına bu dünyada ikramda bulunabileceği gibi onu, ahirete de erteleyebilir. O, nimetini hak edene de etmeyene de verir. Ancak Yüce Allah ikramı, hak etmeyenden başkasına vermez. Ahirette nimetini hak etmeyenlere vermediği gibi.

El-Mütekebbir

el-mutekebbirİHTİYAÇ VE NOKSANLIĞI GEREKTİREN HER ŞEYDEN MÜNEZZEH, PEK YÜCE VE ULU

O’nun zatına nisbetle her varlığın küçük ve basit bulunduğunu ve mutlak büyüklüğün ancak: Allah’ın zatına ait bir sıfat olduğunu ifade eder.

O’nun büyüklüğü her şeyde ve her olayda tezahür eder. Yaratılmış her şey O’nun büyüklüğünü ortaya koyar ve her varlık mevcudiyetiyle ilahi azamet ve büyüklüğü ile işaret eder.

Ancak, yaratıklardan bazıları, kibirlenerek, zorbalık yapmak isteyerek yahut öyle yapmak isteyenlere aşırı sevgi bağlayarak Allah’ın zikredilen sıfatlarına şirk koşuyorlar. Gerçek ve mutlak büyüklüğün ilahi planda söz konusu olduğunu belirtir ve O, asli yeri olan kulluk konumunu unutup şımararak kibirlenenleri de helake uğratır.

Çok büyük, her hususta büyüklüğünü gösteren, büyüklük, ululuk, kibriyâ, ve azâmet kendisine mahsus, kendisinin hakkı olan O’dur.. Kibirlenmek ve büyüklük taslamak yaratıkların hak ettikleri bir sıfat değildir. Onun içindir ki mütekebbir sıfatının insan için kullanımı, hoş karşılanmamıştır. Zira mütekebbir kibir gösteren, büyüklenen demektir. Halbuki yaratıklarda esasen büyüklük, ululuk yoktur; aksine aşağılık, horluk, yoksulluk ve ihtiyaç vardır. Hatta zaman olur ki bir sinek, bir mikrop bir Nemrûd’un işini bitirmeye yeter. Böylesine acizlik ve ihtiyaçtan kendilerini kurtaramayan ölümlülerin, büyüklük ve ululuk taslamaya kalkışmaları, cahillikten ve yalancılıktan başka bir şey değildir. Onun için yaratıklarda büyüklenme hoş karşılanmayan bir noksanlıktır. Fakat Allah Teâlâ zât, sıfat ve fiillerinde büyüklüğün, yüceliğin ve kudsiyyetin her nev’ini toplamıştır. O’nun bu yücelik ve büyüklüğünü göstermesi, hem hiçbir ortaklık kabul etmeyen hakkı, hem de kendisinin celâl ve cemâl sıfatlarını kullarına tanıtmak, onları bilgilendirmek ve huşû ile saadete götürmek gibi, büyük bir lütuf ve yardım gösterdiği için son derece güzel bir sıfattır.

El-Mu’id

el-muidCANLI VARLIKLARI ÖLÜMLERİNDEN SONRA DİRİLTEN, YENİDEN YARATAN

İnsanları ahiret günü Allah Teala diriltip yeniden hayatlandıracak, yeniden yaratacaktır. Ve Dünyada yaptıkları işlerden hesaba çekecektir.

“Ey kâfirler! Siz ölü iken sizi dirilten Allah’ı nasıl inkâr ediyorsunuz? Sonra sizi öldürecek, tekrar sizi diriltecek ve sonunda O’na döndürüleceksiniz.” Bakara, 28

“Sizi yerden (topraktan) yarattık, yine (ölümünüzden sonra) ona döndüreceğiz. Hem de ondan sizi bir kere daha çıkaracağız.” Tâ-Hâ sûresi, 55

O’nun tekrar yaratması bir ihtiyaç değildir. Kudretinin bir göstergesi içindir ve bir hikmet gereğidir.

El-Mümit

el-mumitVARLIKLARIN HAYATLARINA SON VEREN, CANLARINI ALAN

“Her canlı, ölümü tadar…” Enbiya, 35

Canlı varlıklar için ölüm gerçektir. Allah Hayatı ve ölümü yaratandır.

“O, kulları üzerinde hükümranlığı sürdürür ve size koruyucular gönderir, sonunda sizden birinize ölüm geldiği vakit elçilerimiz, hiç eksiklik yapmadan, onun canını alırlar.” En’âm sûresi, 61

El-Kahhar

el-kahharYENİLMEYEN, DAİMA GALİP GELEN

Allah’ın her şeye, her istediğini yapacak surette galip ve hakim olması, en zorlu zalimlerin bile O’na boyun eğmek mecburiyetinde oldukları, hükmünün dışına çıkamayacağı anlamına gelen ismidir.

Kul, Rabbinin herşeye galip ve hakim olduğunu, ahirette sadece O’na hesap vereceğini, yaratıklardan hiçbirinin, O’nun hükmünün dışına çıkamayacağını bilmeli, O’na ortak koşmaktan sakınmalıdır.

El-Kebir

el-kebirZATI, İSİM VE SIFATLARI, ŞANI VE ŞEREFİ, KADRİ VE KIYMETİ, DEĞER VE İZZETİ PEK YÜCE, ULU VE BÜYÜK

Allah Teâlâ kibriyâ sâhibidir. Kibriyâ, zâtın kemâli demektir. Her bakımdan büyük, varlığının kemâline hudut yoktur. Bütün büyüklükler O’na mahsustur.

“O, gaybı da, müsahede edileni de bilendir. Pek büyüktür, yücedir.” Rad, 9

“Artık hüküm, Yüce, büyük olan Allah’ındır.” Mumin, 12

El-Mu’izz

el-muizzİZZET VE ŞEREF, GÜÇ VE KUVVET, İTİBAR VE ŞEREF VEREN, AZİZ YAPAN

Allah’ın kullarını üstün kılınıp onurlandırdığını, onlara şeref bahşettiğini ifade eder. İnsanları hidayeti onurlandırdığı için Müiz adı da ancak O’na mahsustur.

Genellikle halk arasında izzetle kibir birbirine karıştırılır. İzzet, bir insanı kendi derecesini şerefini bilmesi, onu geçici şeyler için harcamaması, değerini koruması ve hakarete maruz bırakmamasıdır. Kibir ise, insanın kendi derecesini bilmemesi ve onu gerçek mertebesinin üstünde tutmasıdır.

Allah azizdir, O’nun her şeye gücü yeter. O dilediğini yükseltir. Gücü hiç bir sınırlamaya tabi değildir.

El-Müntekim

el-muntekimSUÇLULARI CEZALANDIRAN

“Allah daima galiptir, öç alandır.” Maide, 95

Allah Teâlâ, her topluma, içine düştükleri şirkten ve bozulmuşluktan kurtarmak için elçiler göndermiş ve onları uyarmıştır. Allah’ın davetine uymayıp kulak tıkayarak şeytanlaşanlardan, kendilerine gönderilen peygamberlere ve inananlara haksızlık yapmaktan geri durmayanlardan. Hakk Teâlâ Hazretleri peygamberlerine ve salih kullarına eza ve cefa çektiren kavimlerden el-Müntekım isminin tecellileri ile intikam almıştır.

“Fakat biz büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırız.” Duhan, 16

En yeni İçerikler

Hikmette aceleye yer yoktur.   SELAMUN ALEYKUM HOCAM RABBİMİN RAHMETİ BEREKETİ ÜZERİNİZE OLSUN HAYIRLI CUMALAR Bugün dağlık, yeşillik oldukça yüksek bir tepede bir mübareği ziyaret ettim. Kimdi bilmiyorum. Evi dört direk üzerindeydi. Dört tane ince uzun oldukça uzun taş sütunlar üzerine yapılmıştı,...
Çokluk yanılsamadır. Özde biriz.   Hayırlı akşamlar. Cehaletime verin ama ihtilaç tam olarak ne demektir. İnternetten tam bir cevap bulamadım. Yazdığınız bilgiler muhteşem. Ama mesela sağdan devir diyorsunuz. Bu kelime döndürmek manasına mı kullanılmıştır. Yardımcı olursanız sevinirim. . 9 EkimHacı Ali Bayram...
Hâşâ ben kim o rütbe kim   Ali bey merhabalar. Öncelikle ben sizi tanımıyorum ama bir yazınız sayesinde size ulaştım. Nette bir dua arıyordum; bir forumda sanırım size ait bu yazı bir kıza cevap niteliğinde kendini tedavi etmelisin 40 gün fil suresini...
Hikmetli Mektuplar – Rüyada kâbe-i mükerremeyi görmek Aleykümselam muhterem …x.. hanımefendi.. Rüya da Kabeyi Mükerremeyi görmek Allah ve resulüne özlemi, insanın kendi hakikatine yolculuğu, nuru tevhit (miraç) arzusunu temsil eder. Allah yolculuğunuzu ve rüyanızı hayırlara getirsin. Yeşil kemalde olduğunuzu, şu anda ki...
O Şarkıyı Dinledim o şarkıyı senin hatırna dinledim.... ve yeni farkettim... burnunun düştüğünü sezen’inahhhh yalan dünya; ben sana ne diyeyim gözlerimin önünde ne güzeller yedin, en başında ben.. dedim.. ve derken... birer birer ... bütün sevdiklerim... görüyorumki şimdi de yemin, ekmeğin meşru isteklerim.... Alanya 05/11

İlgili makaleler

Zikre ilk adım (ZİKİR ve ADABI)

ZİKİR ve ADABI “Tez erişti seherler canların meclisine Yürek hâlâ yanıyor halde maşallah kaldı Şifalar sundu zikir, bir garip dertlisine, Unutuldu kelâmlar dilde bir ALLAH kaldı…” Yunus Karaçöp Aziz kardeşim;Her...

SAĞ DEVRİ nedir, nasıl yapılır…

Bu arada zikire başlayan kardeşlerimiz, günde bir iki defa, zikrini tamamladıktan sonra, aşağıda tarif üzere sağ devrini yaparlarsa yerde ve gökte negatif güçleri bağlamış,...

Kuran-ı Kerimde 19 harfli ayetler – CENNET-ÜL ESMA

Kuran-ı Kerimde 19 harfli ayetler İHTİYAÇLARIMI TECELLİ ETTİRMEK İÇİN NASIL DUA EDECEĞİM;  diyenlere duyurulur.. 14 Eylül 2011, 20:36 Azizim; hiçbir konuda mümin çaresiz değildir. Dua müminin silahıdır..Müminler için...

Her Esma-Ül Hüsna Zikir Edinilmez!

—Hocam adetli iken namaz kılıp zikir çekebilir miyim? —Adet meselesini Hamdiye’ye mektuplar üç ve dörtte açıkladık. Oraya bak lütfen. — Okudum hocam, Hamdiye’ye mektupları okudum. Allah...

SEĞİRMELER (Anlamları ve Savunma yolları) – İhtilaçname – İlm-i Ebedan –...

Hatırlatma!!! ''Bilgisayar yahut mobil aygıtınızın GERİ tuşuna bastığınızda bir önceki işleminize (baktığınız ihtilacın bulunduğu satıra) Başa Dön butonuna tıkladığınızda makalenin başına kolayca dönebilirsiniz...'' Baş (kafa) Bölgesindeki Seğirmeler (İhtilaçlar) Ne...

Diğer içerikler

Yazdıklarınız ilimle, zikirle ilgili olmalı… *Hocam hayırlı günler iyisinizdir inşaallah —Hayırlı günler. Teşekkür ederim. *Hocam bugün günüm çok stresli yoğun geçti. tansiyonun 26 ya çıktı, hastanedeyim sabahtan beri. Tahlil sonucu göstereceğim. Yollarda sokaklarda bağırdım. Yeni iş için uğraşıp, mücadele içindeyim. Duanızı eksik etmeyin. Gece 3 de kalktım. Ellerinde uyuşma var, uyuyamadım, sabah da 6 da yattım. Eşim de 7 de işe gidiyor. İzinliyim de....
Selam es Selame Hocam, rüyada bir hayatta kalma yarışmasına ziyaretçi olarak gitmişim. Bizi suyun altına indiriyorlar, tertemiz su balıklar vs. Suyun altında nefes alıyorum. Adam buraya köpek balıkları gelemiyor diyor. İstanbul boğazında olsa gelirdi diyor. Daha sonra yarışmanın sponsoru olan şirketin odasına geçiyorum. Yaşlı bir adam var adı Kemal İğrek; iğrek holdingin sahibi imiş. Masası dağınık, kendisi sinirli. Masasındaki...
Hocam selamlar... Çok garip bir şey oldu çok korkuyorum şuan. Rüyamda yattığım yerde oyuncak bebek gibi bir varlık, peri imiş. Baya güzel kendine bakıyordu. Aynada görüyorum. Sonra bana yaklaştı. Beni iyileştiriyormuş. Ben öyle sanıyorum, yüzünü yüzüme falan değdirdi. Ben de Allah’ın nuru sanıyorum, bir yandan da ‘’la havle vela kuvvete illa billahil aliyyi azıym i okuyorum. İnna lillahi ve...