Makaleyi nasıl buldunuz ?

human46-1Allah’ın kurtarıcılığı, Selamı Sizinle de olsun Hocam.

Ben tam bir öğretmen ailesi çocuğuyum. Dedem de kırk senelik matematik öğretmeni, satranç ustası idi. Rahmetli babaannem gençliğinde ‘gök kapusu’ nun açıldığını görmüş ve ‘Allah’ım, öğretmenle evleneyim’ diye dua etmiş o sırada. Öyle olmuş da… İlginç. Gözlerimin rengi babaannemin mirasıdır, Allah nurlar içinde yatırsın. Sovyetler çağında tabi komünistlik maske altındaydı hepsi, emekli olduğunda dedem, sosyalistik sistem çöküp, uzak köyümüzde küçük bir cami yapıldığında orada müezzinlik yaptı. Biz ‘mulla’ deriz. Komünist olmasına rağmen 2. Dünya Savaşı gazisidir. Paradoks, ama gerçek. Şeceremizi yapmıştı. 7 kuşağa kadar, şiirler yazardı. Bir asırdır ezan sesi duymayan topraklarda ilk ezanın ahengi canlandı: ‘Allah’u Ekber Allah’u Ekber…’ Dedemin sesi titriyordu… Zaman geriye akmaya başladı sanki. Ya da durdu. Bir şey oldu. Rüzgâr bu sesi evlere, sokaklara, bozkırlara, mezarlara iletti. Topraklar bu sesi sindirdi, hatırladı, öptü, okşadı, sarıldı o sese. Asırlar bulutu aralanmış, Arşa giden ince nur belirmişti kalplerde. Bin yıllık mezarlarda yatan dedelerimizin ruhları nurlandı…

Oralar çok güzel hocam, görseniz, ama kalbiniz o kadar geniş ki Hocam, siz oraları satırlarımdan hissedersiniz… Zümrüt yeşili yer ve mas mavi gökyüzü ufuklara kadar uzanıyor. İnsanın ruhu nefes alıyor orada. Bembeyaz kayın ağaçları, Dümdüz bozkır. Yolda giderken oraların yabancısı olan eşimin gözleri ile bakmaya çalıştım ve ilk kez görür gibi baktım: ara sıra yerden çıkmış ve doğanın bir parçasıymış gibi duran küçük köyleri var. Yollar asfalt, burası petrol yatağı, en uzak köyde bile doğalgaz var, Allah vergisi. Rusya’nın tam göbeği burası, fakat Müslüman köyleri bunlar. 922 senesinde bu topraklar resmi olarak İslamı kabul ediyor. İbn Fadlan elçiliğinde Fars kervanı Islamı getiriyor. Ondan sonra 988 de Ruslar Hıristiyanlıktan yana resmi seçim yapıyorlar.

İslamı kabul eden İdil Bulgaristan’ı idi. Halkı da sarışın, renkli gözlüdür, Türkî bir kavimdir. 1552 de Altın Ordu devleti dağılımı sonrasında oluşan hanlıklardan biri olan Volga boyu Kazan Hanlığı başında kadın Han Süyümbikesi ile Korkunç İvan tarafından işgal edilmiş. Zorunlu Hıristiyanlaştırmalar, kan nehirleri, gizli gizli namaz ve oruç, sonrasında Çar Rusya’sı, sonraları komünist sistem ve yine dinin tamamen yasaklanması, camilerin yıkılması, neler görmüş bu topraklar neler… 1552 den bu yana 500 senedir kendi evinde kiracı bu millet Hocam… Dualarınızda onları da hatırlayın lütfen. Gençlerimizin kalbine Yüce Rabbim İman nurları versin… Âmin… Her şeye rağmen, hocam, buralarda Müslümanlık ölmemiş. Küçücük köylerde minik minareler başkaldırıyor. Gideni az da olsa, müezzini ve din adamları da az olsa da, Allah evleri yalnız kalplerin Nuh gemisi gibi oraları nurlandırmaktadır. Ona göre de o topraklara Allah’ım iman nuru dolu kalpli Resulullah yolunun takipçilerini nasip etsin. Âmin. Ama güçlü ve sabırlı olmaları da gerekiyor. Neden mi? Çünkü gençlik dini ve dili unutmuş durumda, votkaya sarmış, sarılmış durumda… Manevi savaş başlamış durumda Hocam.

Anne tarafım da buralarda… Ananemin babası helal gücü ile kazanan parası ile köyünde cami yaptırmış, iki katlı bodrumlu evi ve tarlaları olduğundan, sosyalistik sistem gereği zengin ve halk düşmanı denerek hapse atılıyor. 12 yaşında ananem, abisi ve annesi halk düşmanı ailesi olarak köyden kovuluyor, iki abisi de yurtdışına gidip kayboluyorlar. Ellerinde olan tüm kitapları yakılmaması için dağıtıyorlar, yere gömüyorlar, geri alamıyorlar, en çok da gömülen altınlardan ziyade bu kitaplara yandı ananem. Annesi bitkilerle iyileştirme yollarını bilirmiş, toplu hastalıklarda kurutulmuş bitki tozlarının yağlarla karışımından değişik ilaçlar yaparak köyün çocuklarını iyileştirirmiş. Bu köyün insanlarına ne oldu da bu kadını köyden kovdular? Akıllarını ekmekle mi yedi bu insanlar? Sistem bu derece güçlü idi. Yaptırdığı cami yıkıldı. İki büyük çocuğu yurtdışına kaçarken, iki ufak çocuğu ile sokakta kalan büyük ananem, çocuklarını dilendirmiş. Ananem bunu annesine hiç affetmedi, biliyorum, anlattıkça o nur mavisi gözlerini nem perdesi kaplardı. Babasının tek kızı, köyde herkes el yapımı örme ayakkabı giyerken, ithal deri botlarla gezen ananem 12 yaşında dilenmek zorunda bırakılmıştı. Ananemin babasının hapisten Arap alfabesi ile yazdığı mektupları var hocam. Sene 1930 lar olmalı. Neler yazıyor biliyor musunuz? Orada hapiste, açlıktan sinekleri yakalayıp yiyorlarmış. Mektubunda büyük ananeme komşulara falan da yemek vermesini yazmış. Durumunu bilmiyordu ki, biricik maviş kızının sokaklarda dilendirildiğini… Suçu neydi ki. Hapisten geri dönüşü olmamış, mezarı belirsiz… Ve böylece azıcık varlığı olan, din ehli, fikir ehli, binlerce insanlar… Bir kısmı Türkiye’ye sığınmıştır. Ayaz İshaki, onlardan biridir, Tatar yazarıdır, mezarı İstanbul’dadır, son eserlerini de orada yazmıştır.

Ananem de babasının mektuplarını korumuş, şimdi annemde duruyorlar. Annem emekli olduğunda babamla birlikte köyde müze yaptılar. Ananem de hem Arap, hem Latin, hem Kiril alfabesinde yazıyordu, Türkiye’de evlendiğimde kayın validemin okuma yazma bilmediğini öğrenince şaşkınlığımı düşünün. 70 sene sonra, sosyalizmin sonu geldiğinde, ananemim 12 yaşındayken halk düşmanı diye kovulduğu köyüne gittik, o evi bulduk, tabi devletleşmiş, market olmuştu. Köyün en en yaşlı olanları ile görüştük, hatırlıyorlar, yatalak olan 100 yaşında nine bayağı bayağı anlatmıştı büyük dedemi. İlginç hayatlar. Ananem beş vakit namazını bırakmazdı. Nurlar içinde yatsın, Ayet el Kürsü sevdamı o aşıladı. Ramazan aylarından birinde Allah’ın rahmetine kavuştu. Ölmeden önce de orası çok güzel, gidebilsem, dediğini hiç unutmam. Görüyordu Ahireti Hocam. Köydeki küçük evinde yıllardır tek başına yaşadı, bahçesini ve arılarını bakardı, kışın evi mis gibi elma kokardı… Namazlarını asla bırakmadı. Yeterince yanına gidemedim, ananeciyim, yalnız amazonum, neler düşünüyordun, rüyaların neydi?

Bembeyaz kışı, siren çiçeği kokulu nehirlerin dolup taştığı çılgın ilkbaharı ve mis kokulu sıcacık yazları vardır o toprakların, yeşillik kırlarda kıp kırmızı kır çilekleri, rüyalarıma giriyorlar. Oraları el değmemiş ter temiz yerler. Toprağa yattığınızda neler neler anlatıyor size. Kucaklıyor ve seviyor. Özlem midir benimki hocam, bilmem. Bir kez rüyamda uçarak gittiğimi ve Karadeniz’i geçince Rusya sınırında radara takıldığımı görmüştüm. Evimize kadar uçtuuum uçtum. Fakat hocam, evimizin arka bahçesine varınca oradan geri döndüm. 3000 km uçuş da evin arkasını görmek için miydi? Eve girmedim, nasıl bir rüya ise.

İçim yanıyor anlamıyorum. Ben oralardan isteyerek ayrıldım, asla da özledim demedim ki. Bizler biraz da içine kapanık ve soğuk muyuz acaba, Türklere nazaran… Evlilik teklifini de reddettim Türkiye’ye kaçmadım mı? Kimse zorlamadı… Babam fen, matematik öğretmeni olmasına rağmen, ben daha çok gazetecilik ve tarih fakülteleri mezunu olan tarih ve hukuk öğretmeni annemden almışım duygusallığımı, sözele yatkınlığımı. Matematiğe de yabancı olmama rağmen. Çok fazla duygusalım ve zekâmı bastırdığında bu duygulardan nasıl kurtulacağımı şaşırıyorum. Böyle anlarda yalnız olmam gerekiyor çünkü o içimdeki tanımlayamadığım yangın yanımdaki insanı da yakabilir. Bunu anlatamıyorum, anlamıyorum da. Lise ve üniversite üstün başarı ile tamamladım, öyle olmak zorundaydı. 3 yaşımda okumayı öğretmiş dedem, sınıf atlamalar vs. Sınırımı zorladım mı acaba, ama eğitimde başarılı olmak zorundaydım. Yine de ailemin umutlarını yerine getiremedim… Üzgünüm… Türkiye’ye gelişim çok güvendiğim birinin arkamdan vurması ile birlikte, doktorayı bahane ederek bir geliş oldu. Asıl sebebini sadece ben biliyorum. Güvendiğim insan, üniversite 2.den beri görüştüğüm biri benden gizleyerek evlenmişti. Öğrendiğimde anında ilişkiyi kestim, fakat onunla birlikte kendi kalbimi de reddettim. Duygusallığımdan nefret etmeye başladım. Her kötülüğün başı duygusallık diye düşündüm. Okuduğumuz o kadar kitap kendi kendimizi iyi analiz etme temelini vermiş olmalı. Ağlamadım, toparlanık olmak zorundaydım. Bir kere elimi yakmış ve onu bahane ederek 2–3 gün kendime ağlama hakkı vermiştim. Asıl sebebini yine sadece ben biliyordum: elim yanıyor, soğuk suda ancak durabiliyor ama bu acı bana merhem gibi geliyor, içimde yangın varken… Nasıl yaptın bunu, gel, gel de sarıl bana… Aman kimse duymasın, ben bile duymadım. Bu ağlayan ben değilim, içimdeki o küçük kızdı. Ben daha güçlüyüm, biliyorum…

Kendime acıdığımı anlamak beni bitirdi, ama o anda anladığım bir şey vardı: beni anlayan Biri var, yoksa bu kalp bu kadar çırpınmaz. Bu gözyaşları boşluğa gitmiyor. Gözyaşları içindeki yangını dindiremediğini bilmek ayrıca çaresizliğe itiyor. Çaresizlik ise çıkmaz sokaktır, yokluktur. Dönüş gerekir.

… İlk kez Kul Şerif camisinin yolunu tutmuştum.

Tamamen akıl yolculuğu Hocam benimki. O sıralar evlenme teklif eden biri vardı, neredeyse intikam olsun diye evlenecektim. Mafya mensubu biri idi. Diğer bir seçenek de Türkiye’de doktora yapmaktı. Sabahın çok erken saatinde telefonum çaldı.

– Benimle evlenir misin?

– Türkiye’ye gidiyorum, doktora için…

Kararımı vermiş oldum.

Selam ve saygılarımla…

faviconAllahın selamı, selameti, bereketi ve cennet cemali sizinle olsun sevgili ülküdaşım.

Ne güzel yazdın, bilgilendirdin, duygulandırdın, doyasıya ağlattın bu ihtiyarı.

Oraları gönül gözünle anlattın; coğrafyasıyla, tarihiyle ve aziz duyguların, maneviyatınla görerek, duyarak, hissederek, sevdim, ağladım…

Şu yorgun kalbim 20.yüzyılın İslam dünyasına ettiklerini yeniden hatırlayıp, masum insanların hayatına ettiklerini yürekten duyarak, bir kere daha incindim. Dualarla yâd ettim, yüzyıllık gecikmeyle de olsa, o zulme uğramış, kâfir ordusunda kâfire karşı savaşarak şehit düşmüş müminlerin ruhlarına dokundum. Ve size özel sıkıntıları sizinle yaşamış gibi, his dünyamda duydum;

Kendi özelinize dair acılarınıza dualarla eşlik etim, dertdaş oldum.

İzninizle sizi manen kucaklayarak çektiklerinizin bir kısmına ortak oldum…

İnşaallah paylaşarak azaltmaya çalıştım. Bu satırları hiç de uygun olmayan bir anda yazmaya çalışıyorum.

Dünya şartları insanı kendine bırakmıyor ki ağlamak istediğinde ağlasın şükür etmek dilediğinde sevinip hamd edebilsin.

Yine yeniden başıma dikildiler. Planlanmış bir şeyler varmış, bensiz olmazmış.

Yazmayı sürdüreceğinizi umarak şimdilik kaydıyla sağlık afiyetle kalınız diyorum.

Selam ve selam ile sizi en emine emanet ediyorum.

human46-1Değerli Hocam,

Çok zamanınızı almaktan çekinmekle birlikte, size yazmadan da edemiyorum, sorularımın çoğuna yazılarınızda aklıma şıp diye yatan cevaplar buluyorum, tekrar tekrar okuyorum, aynı zamanda ‘’Ya Latıyfun ya latıyf…’’esmasına ve sağ devrine devam ediyorum. Evet, rüyalar anlatmakla bitmez, elimle ceviz kırdığımı, karanlık boş sokakta gittiğimi ve bir binaya girerken girişte köpeklerin bana izin vermediğini, onları oyalamak için montumu ve hırkamı üzerlerine attığımı, o şekilde girebildiğimi. Sürekli pencereden baktığımı, uçtuğumu. Bir nehrin sonunu (nehrin sonu mu olur acaba) ve orada kaybolduğunu sandım şeylerin olduğunu vs. Dünyevi rüyalardır bunlar, bilemiyorum.

Hocam işiniz zor değil mi, insanların kendi akılları bile içinden çıkamadığı durumların içine girip, hissedip, onları paylaşmak. Allah size kat kat güç versin. Sizi ağlattığım için de çok özür diliyorum. Size içimdeki belki de DNA’mda bile yüklü olan anlayamadığım yükü yüklemekten çekiniyorum, ağır yük bu, hocam. Namaz ve Ya Latıyfun çekmeye devam edeceğim, sakin sakin, olabildiğim kadar samimiyetimle, artık mucizelere alıştım gibi bir şey.

Sizin yazılarınızı okumak büyük bir lütuf, sizden gelen cevaplar da kanatlar verdi bana, ilham verdi, bilmem, hem hak etmediğimi düşünüyorum, ama sevinçten ağlayacak kadar da huzurluyum, kendim nazar etmekten korkuyorum kendime, şu an için durumum bu. Hayat devam ediyor ve her an bizden hareket bekliyor, en azından nefes alıp veriyoruz. Uyurken kalplerimiz uyumuyor ama. Daha da canlanıyor sesi, hissedişi.

Sağ devri yaparken istem dışı öne doğru gidiyor bedenim, bu ne demek acaba, artık her şeyde anlam arar oldum.

Kafamın tepesinde uyuşukluk gibi bir his oluyor, çok net bir şekilde karıncalanıyor, acaba bu da mı anlamlı? Acaba ben abartıyor muyum bir şeyleri…

Bir cümlenizle bana yön verirseniz yeter hocam, kırk günde bir sizden bir cümle almak canlı tutar beni. Tekrar sizi yorduğum için özür diliyorum.

Saygılarım ve dualarımla.

faviconSelam es selame; Aziz Fatıma,

Sizinle tanışmak bize yahşi geldi hoş geldi. Çok samimisiniz. Sizin gibi açık yüreklerden etrafa çok yok. Sizin ağlatışlarınız bize şifa oldu. İslam âleminin şu anda çektikleri, gelecekte çekecekleri boğazımıza düğüm olmuşken geçmişte, uzak uzak diyarlarda çekilenleri o edebi dilinizden yaşıyormuşçasına anlatışınızdan bir kere daha duymak içimize işledi, boğazımıza oturmuş ayların düğümünü çözdü, Allah için ağlattı. Allah için ağlayan göz şikâyetçi olmaz. Çünkü karşılığını iç rahatlığı ile anında alır. Şifadır, anlık iyileşme sağlar.

Ceviz görmeniz, üstelik elinizle kırmanız hakikate yol almakta olduğunuzun, doğru zikir yaptığınızın müjdesidir. Allah teâlâ rüyalar yoluyla kullarıyla haberleşirken remzler kullanır. Rahmani rüyalar peygamberliğin kırk altıda biridir. Yani rüya vahiy(işaret dili)dir.

Karanlık boş sokaklar içinde bulunduğunuz sıkıntılı (hayat)yolculuğunuzdur. Aydınlığa çıktığınızı çok yakında görürsünüz İnşaallah…’Allah’u veliyyüllezine amenu, yühricühüm minez zulumati ilen nur.’Allah inananların velisidir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Bu ayeti de sık sık okumalısınız. Namaz surelerinizin arkasına ilave ediniz. Böylece günlük kırk kere okumuş olursunuz.

Girmek istediğiniz bina kendi ruh bedeninizdir. Köpekler nefsinizle şeytandır. Sizi yolculunuzun sonunda kavuşacağınız özünüzden alıkoymak istemişler. Siz geçmişteki ve şu andaki yaptığınız ibadet ve zikirlerinizle onların üstünü örtüp geçmişsiniz İnşaallah.

Elbiseniz rüya dilinde amelleriniz, ahlakınız, işlerinizdir. Dualarınız, amelleriniz ve inancınız yani dininizdir.

Pencereden bakmak inşaallah geleceğinizin müjdeli haberlere gebe olmasıdır. Yakında çok yakında hakk teala size bir pencereden nurunu gösterirde şaduman olursunuz inşaallah…

Uçmak öztürkçe de CENNETTİR. Size haç ve umre nasip olmuş. maşaallah. Vakti saati gelince çağrılacaksınız. inşaallah.

Nehirler hayat ve ilim olarak yorumlanır. Yolculuğunuz sonunda aradığınız kişiliğinizi ve yakınlarınızı, rabbinizi bulacaksınız. Dünyanın sizden bin bir oyun ve eğlenceyle, onulmaz çilelerle ve ihtiyaçlarla uzak tuttuğu her güzelliğe erişecek Allah dostlarından olacaksınız, inşaallah. Sadece içe dönmeniz, derlenip toparlanmanız, iç uzayınızda yolculuk yapmanız gerekiyor.

Bu emek öyle yemeklere vesile olacak ki cennet bu olsa gerek diyecek, gönül huzuruna, kader sırrına, rıza denizine yeteceksiniz. inşaallah.

Okuduklarınızı okumaya devam ediniz. Sağ devrine devam ediniz. Çok hızlı yol alacaksınız inşaallah rabbe giden yolda.

Başınızdaki uyuşma hali ihtilaçtır… Size bir ledünni ilim olan ihtilaç ilminin verileceğine ön işarettir. İlmi ebedan da denilen bu ilim sayfamda yitik bilgiler olarak yayında.

Namazlarınıza iki vakit daha ekleyebilirseniz Allaha yolculuğunuz ivmelenir.72 perdeyi şimşek hızıyla geçersiniz. Kuşluk vakti güneş bir minare boyu kadar yükseldikten sonra. Yani sabahla öğle arası. Bir de, gece yarısından az sonra yahut seher arasında. Kılınan gece namazını ekleyin ve sağ devirlerini de gece namazında yapın.

Uykuya yattığınızda rabbim Muhammed resulü as. Gece hangi zamanda kaldırıyor idiysen o vakitte beni namaza kaldır diyerek niyet edip üç kere kevser suresini okuyarak yat. Uyandırıldığın zamanda sağ devri ve dört rekât namaz kılarak zikrinizi devam ettirirsiniz. Selam es selame

human46-1Çok mutlu oldum :)))) inşaallah söylediğin şeyi hemen eve gider gitmez uygulayacağım, özel durumum engel olmayacak bundan böyle.

Selam es selame üstadım

Facebook yorumları

CEVAP VER