18.000 Alem Bana Aksediyor!

1
2140
18.000 Alem Bana Aksediyor!
5 (100%) 5 vote[s]

18.000 Alem Bana Aksediyor!

18.000 Alem Bana Aksediyor

Beyim Selamullah aleyke. Açmak istediğim bir durumum var, bunun ifadesi biraz güç olacak ama olsun, belki bu vesile bir gediğimin giderilmesine sebeptir. Durumum bulunduğum manevi makamımla alakalı beyim, seneler evvelinde yaşadığım haller yavaş yavaş zaman ve mekândan bağımsızlaşmamı sağladı. Rabbimin lütfuyla bir makama getirildim. Ben buna değinmek istiyorum. Henüz genç olmam hasebiyle de bu durumla alakalı sizinle görüşmek istedim. Öncelikle zikrim yalnızca ‘ben’ kelimesinden ibaret. lakin bu kelimenin sırrımdaki karşılığı devasa bir güzellik barındırıyor. Şöyle ki 18.000 âlem denilen mevcudat tas tamamıyla bir nur olarak bana aksediyor. Daha da derununda her şey aslında Ben’den aksediyor. Ben kim miyim? Siyahça bir noktacığım Ben. Her şey her an sonsuz üstü sonsuz bir soğuklukla birlikte bembeyaz bir(tünel) şeyin içinden, Ben’den dışarı taşıyor. Aynı zamanda yine her an her şey ama her şey sonsuz bir sıcaklık eşliğinde Bana rücu ediyorlar. Ama bu sefer beyaz değilim beyim, bu sefer siyahtan bile daha siyahım. Mevcudat tüm ışığını canı pahasına bana ahzederken nihayet olarak “billahi l-vahidi l-kahhar” sırrı, Ben’den olanın Bana dönmesi suretiyle tecelli ediyor. Ben Celali tarafta durup, varlığını bana isnat etmeksizin ben diyen her şeyi kahrederken, aynı esnada Cemali yönümle de seçtiklerim ve sevdiklerimi iltifatıma mazhar kılıyorum. Zira bugün mülk Benim değilse söyler misiniz kimindir? Ben hiç doğmamış olduğum o yerden, 18.000 âlemin hem Ben’den, hem de Bende olduğunu görüyorum. Bununla beraber 18.000 âlemin aslı olup da 18.000 âlemden emanetimi alarak onların kıyametini koparttığım yerdeyim. Sözü kısa tutmak evladır beyim, zira bu yükü sırtlanmak kelimelerin vazifesi (haddi) değil.

-Selam es selame erenler. Bağışlayın bizi, sizi en derinden ve en yüksekten tebrik ederken bu kadar az bilgi ile herhangi bir fikir yürütmek bizi aşar. O Ben’in her ben olduğunu, ancak bazı Ben’lerin bunu ilm el yakin, bazılarının ayn el yakiyn, bazılarının da hakk al yakiyn yaşadığını kabul edenlerdeniz. Nasıl ki retinalarımız yahut seslerimiz veya parmak uçlarımız asla bir başkasına benzemez makamlarımızda benzer değildir. Kendiniz ve yetişme şartlarınız ile yaşadığınız tecelliler ile ilgili başka bilgiler verirseniz fikirlerimiz ve edecek kelamlarımız belki biiznillah artar. Lütfen bize yazmaya devam ediniz. Selam es selame>

1 YORUM

  1. “Hayat-ı insâniyenin vezâifinden biri de, kendi cüz’î sıfatlarını, şuûnatını, Hâlıkın küllî sıfatlarını, şuûnatını fehmetmek için bir mikyas yapmaktır.”

    “Öyle ise, nefsindeki ene’yi yırt, Hüve’yi göster.”

    Ene; yani (BEN) aynı zamanda “künûz-u mahfîye olan esmâ-i İlâhîyenin anahtarı olduğu gibi, kâinatın tılsım-ı muğlâkının dahi anahtarı olarak bir muammâ-yı müşkilküşâdır, bir tılsım-ı hayretfezâdır.”

    Ene, emânet cihetiyle öyle sırlı bir anahtardır ki âlemin bütün kapılarını açar. Hem insan öyle tılsımlı bir enâniyete sahiptir ki Hallâk-ı Kâinatın künûz-u mahfiyesini onunla keşfeder.

    “Sâni-i Hakîm, insanın eline, emânet olarak, rubûbiyetinin sıfât ve şuûnâtının hakîkatlerini gösterecek, tanıttıracak işârat ve nümûneleri câmi bir ene vermiştir—tâ ki, o ene bir vahid-i kıyasî olup, evsâf-ı Rubûbiyet ve şuûnât-ı Ulûhiyet bilinsin.
    Fakat vahid-i kıyasî, bir mevcûd-u hakîkî olmak lâzım değil. Belki, hendesedeki farazî hatlar gibi, farz ve tevehhümle bir vahid-i kıyasî teşkil edilebilir; ilim ve tahakkukla hakîkî vücûdu lâzım değildir.”

    Ene, haddizatında kendisi de muğlâk bir mahiyettedir. Açılması zor bir tılsım ve muamma-yı müşkülküşâdır. Zaten ene kendisi bilinse kâinatın sırları da bilinecek ve çözülecektir. Düşünün ki hazineler var, ancak onları açacak anahtar bilinmiyor. O hazineleri açmak mümkün değil ve hazinelerdeki cevherlerin mahiyeti, önemi ve kime ait olduğu bilinemiyor. O cevherlerin üzerlerindeki isimler okunamıyor. Hazineyi açmak için gönderilen ve o hazinelerin açılması ile kendisini tanıtmak isteyen hazine sahibinin tanınmasını netice verecek olan ene anahtarı, o insanın nefsine takıldığı halde, insan gaflet ederek ene anahtarını kullanamıyor. Demek ki hazinelerden önce hazinelerin anahtarı bilinecek ve mâhiyeti öğrenilecek ki ondan sonra hazineler açılsın ve “Hâllak-ı Kâinat’ın künûz-u mahfîyesi onun ile keşfedilsin” ve böylece ”âlemin bütün kapıları onunla açılsın…

    Ene’den NAHNÜ’ye tebârüz etmek, enenin hakîkî mâhiyetine bakmak ve eneyi nübüvvet cihetinde kullanmak insanın hakîkî vazîfesidir.
    Demek ki ene miftahıyla künûz-u mahfîye olan İlâhî hazineler açılabilir.
    “Ene’den, Sâni-i Zülcelâle râci olan Hüve”ye kavuşulabilir ve kavuşulmalıdır.

CEVAP VER