“AHURAMAZDA’NIN MESAJI / SEKİNE

3
1494

61-SEKİNE
“AHURAMAZDA’NIN MESAJI

 

‘Zend Avesta’ ilk kutsal kitabıdır İran’ın !
‘“DÎN”’ sözcüğü kökünü bu ‘kitab’da aranın !

Zend Avesta’da HAKK’ın adı, AHURA MAZDA !
Resûlü Zerdüşt’e der :‘Özünü an namazda !

Zîrâ benimle her bir insanın özü eşit !
Kim aslını bulursa, ererek olur reşit !

Tûfan var ! Penceresiz gemi yap kalbin gibi !
Kendinden ışıklı o ! Zîrâ rûhun sâhibi !

Benim adım ‘Kopyasız !’ Yâni ‘Sâfi nûr’ demek !
Yere düşmemesine gölgenin, sarf et emek !

Çünkü yer rûhsuz mâdde ! İblîs ! Adı, Ahriman !
Bana düşman ! Yok onda ! Ne bir dîn ! Ne de îmân !

İkimiz de ALLAH’tan çıktık ! Biz öz kardeşiz !
Ben RAHMÂN ve o Şeytan ! Köre acıyınız siz !

‘Altı ikiz ışın’ ım, bu âlemin mîmarı !
Bu nedenle, ‘altı gün’ sürdü ! Onun îmârı !

Üç gün önce de çıktı bunlardan rûh âlemi !
‘MİTRA’ ve ‘Yirmi Sekiz İzzet’ bunlar ! Sev emi !

‘“MİKÂİL”’ ile ‘“Yirmi Sekiz Nebî”’ nin özü !
Bu ‘“YÜCELER”’ nûr verdi ! Sen bana açtın gözü !

‘“MİKÂİL”’ yâni MİTRA ! Canın RABB-ÜL-İZZETİ !
İzzetlerden melekler çıktı ! Canın Hazret-i !

‘DAENA’dır adları bu mâsûmların !’ Niçin ?
Maddeyi kurtarmaya söz verdikleri için !

‘“Benim yardımcılarım”’ bunlar ! Şeytana karşı !
Maddeye harp açtılar ! Başta taşırlar Arşı !

Bu yüzden, Daena’nın yarısı Arza iner !
Öbür yarısı, kâlbe VİCDÂN olarak siner !

İnen can yemin eder eşine sadâkata !
Can yerleşir beyine ! Eş, ‘“FUAD”’ denen kata !

Daena’dan inenin ‘Fravarti’ dir ismi !
‘Arzda cihâdı seçen’ demek ! Şövalye resmi !

Maddeye yenilen can, olur insân şeytanı !
Yenene Âdem denir ! Artık kendini tanı !

Kör mâdde yenildikçe, göz açıp olur şeffaf !
Şeytan Âdem’e secde eder ! Benden çıkar af !

“Merhametim öfkeme böylece olur galip !”
Kurtulmak istiyorsan kurtarmaya ol tâlip !

Şeytan çok çekicidir ! Sembolü tavus kuşu !
‘Yerçekimi’nden kurtul da ! ‘“Çıkma dik yokuşu !”’

Kucakladığın madde ! Seni kucaklar tekrar !
Bedene hapsolursun ! Şeytana verip ikrâr !

“Daha rahimde kâfir kâfirdir ! Mü’min mü’min !”
Bu kaderi ben yazmam ! Sen alın yazına in !

Kader alın yazısı ! Alnın arkası beyin !
Doğru ve yanlış için,‘onu ben yaptım’ deyin !

Rahim bedendir ! Çıkan can mü’minse aklanır !
Kâfirse, kapkara bir cadı görüp saklanır !

VİCDÂN kararmaz ! ‘Kara nefis’ girer araya !
‘“Güneş tutulur !”’ ‘Hayvân’ sürgüne gider Ay’a !

İnançlıysa, bir ‘“Hûri”’ görür köprü başında !
Kendine benzer ! O da tamam on dört yaşında !

‘Ey ‘“Kız oğlan kız !”’ Kimsin sen ?’ diye ona sorar !
‘“Eşin”’im deyince O, Daena’sını sarar !

Tekrâr sorar ‘Daha da güzelsin sen kız ! Niçin ?’
O der : ‘VİCDÂN sesimi hep dinlediğin için !’

Ben senin ‘Nâmûsunum !’ ‘Şerefinim !’ ‘Ahdînim !’
‘Şansınım !’ ‘İnancınım !’ Kısaca ‘“HANÎF DÎN”’im !

Beni yok edemezsin ! İhânet etsen bile !
Sen kendin yok olursun ! Bütün hırsların ile !

Tekrâr ‘“Bir tek can”’ olup eşle ! Köprüden geçer !
Ölümden üç gün sonra cennet yurdunu seçer !

Ama ‘“Savaş”’ bitmeden, eğlenemez cennette !
‘Mehdî’ bekleyen madde, zincirliyken cinnette !

Bölünerek, yeniden Arza iner Daena !
Kuluma hizmet, bana en güzel hamd-ü senâ !

Kendisine bilinci böylece berraklaşır !
Her bütünleştikçe o, bana daha yaklaşır !

Zaferi kazanınca girer başka bir hâle !
Olur bölünemeyen ışıl ışıl bir hâle !

‘“Cennete dönen Arz’ın, olur gerçek vârisi !”’
Artık ‘“ÎSÂ MESÎH”’ O ! Her zerre ‘“Havarî”’si !

Her zerre ‘Ben neyim ?’ der ! O ilk dirilttiği an !
MEHDÎ der : ‘Sâf meleksin ! Kimliğini arayan,

Kendini bulman için bir Arza inmen gerek,
‘“HAK öze”’ yaklaşılır, kutublaşıp ererek !’

Gelelim yine sırat köprümüze biz ! Zerdüşt !
Köprüden geçe geçe zîrâ kazanılır rüşt !

Köprü ! Yüce Mahkeme ! Mitra ! Yargıcın ismi !
Ona karar verdirir sâdece yüzün resmi !”’

Köprü ! ‘“Doğru yol !”’ Orda ayrılır hayır ve şer !
‘“Yüzü parlayan geçer !”’ ‘“Yüzü kararan !”’ Düşer !

MİTRA ! Güneş ! Ayırır zenciden sarışını !
‘Yirmi sekiz’ ay günü, saçar “İzzet” ışını !

SAOSYAN !’ Yâni ‘MEHDÎ !’ Güneşten inecektir !
‘Madde ve nefis’ denen karanlık dinecektir !

“On ikinci imâmdır MEHDÎ !” Söyleyim niçin ?
Güneş on iki aya hükmeylediği için !

‘On İkide üst üste gelir !’ ‘Akrep yelkovan !’
‘“Kıyâmette şems aya girer !”’ Kurulur dîvân !

Bu yüzden kıyâmete denir Kur’anda ‘“SAAT !”’
Ay’a bağlıdır oruç ! Güneşe ise, ‘“SALÂT !”’

‘On iki !’ ‘Hem başıdır saatin, hem de sonu !’
‘B altındaki nokta’ gibi anla sen onu !

Benim de her şey gibi RABB’im var ! O ilk özüm !
RABB’imin merceğinden ALLAH’a bakar gözüm !

ALLAH’ın huzurunda bulunsa da ! İlk özler !
‘“Rahmet”’ olarak inip ‘HIZIR’ olmayı özler !

‘ALLAH ZÂT’ın perdesi !’ Sonsuz mekân ve zaman !
Adı, ZERVAN ! Perdeyi açmaya kalkma aman !

Son kez gelince adın ‘MEHDÎ’ olur ! Ey Zerdüşt !
Dünyâ saydamlaşır ! Ve her insân kazanır rüşt !

Salâtta öptürürüz toprağı biz hep ! Niye ?
‘SPENTA ARMAİTİ !’ Deriz biz ‘“SEKÎNE”’ye !

‘Arz’ın bâkire rûhu !’ Zîrâ taşır bu ismi !
Arz, onun dokuz katlı, dürülü olan cismi !

‘“SEKÎNE”’ çıkarırız ! Melek ! İzzet ! MİTRA ! Ben !
‘“SEKÎNE”’ni çıkar da ! Bedenin olsun Kâben !

Kendi ÖZÜNÜ çağır Zerdüşt sen ! Beni değil !
Çünkü senin özünüm ! Çıktığın kata eğil !’

AHURA MAZDA böyle Zerdüşt’e etti hitab !
ZEND AVESTA Kur’anda beşinci kutsal kitab !

AHURA MAZDA için, ÎSÂ bil ki ‘“Babam”’ der !
Zîrâ ‘“RAHMÂN”’ olmuştur ! ‘“ÎSÂ MESÎH’”e, PEDER !

‘Daena’, Pehlevice ‘Den !’ Ve Arapça’da ‘“DÎN !”’
‘“HANÎF, FITRAT DÎNİ”’dir ! Artık siz teslim edin !

Zend Avesta da, ‘Âdem sırrı’ vardır, Kur’an’ın !
Âdeminizi bulup beni rahmetle anın !

Son beyite ‘ŞAH beyit’ denir ! Uluğ ! Burda sus !
Şah beyit, ‘BEYT’ te doğan ‘HAZRET-İ ŞAH’a mahsûs !

“AHURA MAZDA’ya siz olun her an niyâzda !
HAK MUHAMMED ÂLÎ’dir ! Zîrâ AHURA MAZDA !”

 

M.H.ULUĞ KIZILKEÇİLİ
ANKARA – 11.11.1998

 

“TÂLÛT ve CÂLÛT”
Mûsâ’nın can kardeşi vardı ! Hârun’du adı !
Tehdit etti ümmeti ! Ama ona kıymadı !

Araplar hâin çıktı ! Yahûdiler den bile !
RESÛL’ün Hârun’una ! Vurdular kılıç ile !

O ÂLÎ ki doğmuştu ! ALLAH evi Kâbede !
O ev ki ! Onu tavaf farz ! Ezelden ebede !

Melekler taşıyorken başı üstünde Arşı !
Söz verenler çıktı bak ALLAH emrine karşı !

RESÛL’den sonra onu yapmadılar halîfe !
Lânet olsun ! ALLAH’ın emrine muhalife !

Yahûdiler hakkında var bak şöyle bir âyet ;
Peygamberlikle ümmet yetinmeyip nihâyet !

Dediler :‘HAK göndersin bize seçkin bir kral !
Yönetsin ! Kendi koyup bu dünyâ için kural !’

O vakit çıkıp geldi Tâlût adında bir şâh !
Nebîlerinden bile daha bilge pâdişâh !

Yahûdi dedi : ‘Bu da bizden birisi gibi !’
Hiçbir işâreti yok ! Olamaz taht sâhibi !

Hâlbuki, işâretle o beraber gelmişti !
İşâreti sandıktı ! Bu ne biçim bir işti !

Yanında bir tâbûtla gönderilmişti Tâlût !
Meleklerin başında taşınıyordu tâbût !

Tâbûttaydı Mûsâ ve Hârun’un emâneti !
Emânete affetmez ALLAH hiç ihâneti !

İki türlü sandık var : Ölü taşınan tâbût !
Bir de ‘“SEKÎNE”’ konan ! Ona ‘“RÛH”’ diyor MÂBUT !

Âdem, ALLAH değilken ! Secde emri var niye ?
ALLAH, her bir ismiyle içinde mevcûd diye !

‘“İçinde Mûsâ olan tâbûtu ! Taşıdı su !”’
‘“RAHMÂN, Arş’ın !”’ Arş suyun üstündedir doğrusu !

Sonra tâbûttan Mûsâ ! Ve Mûsâ’dan dev çıktı !
Asâ da saklananın kim olduğu açıktı !

Tâlût dedi : tâbûta temiz olan dokunur !
‘Tevbe sûresidir’ o ! Besmelesiz okunur !

ÂLÎ gibi, kendi de resûl değildi Tâlût !
ÂLÎ gibi, onunda düşmanı vardı; Câlût !

Câlût’u gören derdi ‘bu dev olmalı Deccâl !’
Halkı Tâlûta dedi : ‘Bu canavardan öç al !’

Tâlût dedi : ‘Birlikte cihâd yaparız ama ,
Bir şartım var ! İlk önce yapacağım sınama !’

Yolda su içmemekle ! Tâlût halkı sınadı !
Pek çoğu içti ! Suyun dünyâ hırsıydı adı !

Yanında kaldı ! Dâvud ile birkaç neferi !
Onun taşıyla söndü ! Devin gözünün feri !

Çünkü ‘“O taşı atan el ! ALLAH’ın eliydi !”’
Ona verilen cevap ‘“O söz günü”’ ‘“Beli”’ydi !

ÂLÎ kâfire dedi ; “Sen Kâbe’den ol beri !”
Mekke’ye ‘“BEKKE”’ dendi ! İşte o günden beri !

Berat, beri ol demek ! Bu sûre Besmelesiz !
B’den uzak kalınır ! Özden habersizseniz !

Öz suyu gülden önce bak ! Emmektedir diken !
Aslında güle bekçi o ! Ele batar iken !

Şeytanın da demek ki var ! Tâlûta görevi !
Şeytan taşlanan yere, yakın bak RABB’in evi !

HAK :‘“Dâvud, Âdem gibi Nebî ve halîfe”’ der !
Secde âyeti on dört ! Beş ekle Dâvud eder !

EHLİBEYTTİR içinde ‘“SEKÎNE”’ olan tâbût !
Tâlût ! Câlût ! Ve Dâvud ! Üç şifre verir MÂBUT !

M.H. ULUĞ KIZILKEÇİLİ
ANKARA – 25.05.1999

 

HZ. FÂTMA’NIN MUSHAFI

Hakkı teslim etmedi Ömer ! Ölürken bile !
‘Şu on zât ölçsün’ dedi, ‘ÂLÎ’yi Osman ile !’

MUHAMMED’den başka yok iken ona denk kişi !
Jüriye çıkıp ÂLÎ, kabûl etti bu işi !

Suâl sordu her biri ! ÂLÎ ile Osman’a !
Son soru şuydu : ‘Seçsem ne verirsin sen bana ?!’

ÂLÎ dedi : “Kur’andan sapmam bir milim bile !”
Osman tercih edildi ! Niçin ? Tahmin edile !

Uzun sûreleri, ilk art arda sıraladı !
‘Kur’anı ilk toplayan kişiye’ çıktı adı !

Emriyle ! Başka diğer kopyalar da yakıldı !
İşte ! ÂLÎ’ninkine yeğlenen ! Bu akıldı !

Osman’ın Kur’anıyla ! Yetindi sâf ahâli !
Düzenlemeye şaştı ! Yakmaya kızdı ÂLÎ !

İniş sırasıyla, her âyeti sıraladı !
“FÂTMA’nın MUSHAFI” bu düzenlemenin adı !

Nerde ? Ne zaman ? Niçin ? İnmişse her bir âyet,
ÂLÎ idi ! Tam bilen bir zât var ise şayet !

ÂLÎ kitaba taktı FÂTMA adını ! Niye ?
EHL-İ BEYT sırlarını ! ‘“SEKİNE”’ açsın diye !

‘Âdem’e tapma’ diyen şeytanlar ! Oldu engel !
‘“Bilmeyen”’e dediler ! ‘“Bilen”’ var iken !’ ‘Sen gel !’

Kur’anın çok adı var : ‘Kitab ! Zikir ! Mushaf ! Nûr !’
ÂLÎ “Mushaf”ı seçti FÂTMA için ! Ne onur !

Mushaf ! ‘Sayfa hâline gelmiş bir kitab’ demek !
Dört nebîye, yüz sayfa indi ! Farz borç ödemek !

Âdem on, İdrîs otuz, Şit elli, İbrahîm on,
Sayfa aldı ! MUHAMMED tamamladı ‘Zikr’i son !

ÂLÎ ! Yüz yaprağın da sırrını biliyordu !
FÂTMA’nın mushafını ! Ona göre de yordu !

“KİTAB İLMİNE SÂHİB”’ bu yüzden onun adı !
“KONUŞAN KİTAB” indi ! HAK ! ‘“Nûru tamamladı !”’

‘“Nimeti tamamladım size !”’ âyeti indi !
Yâni ÂLÎ atandı ! Verilen, ‘“HANÎF DÎN”’di !

“Benimle açık geldin ! Gizli, her nebî ile !”
MUHAMMED böyle dedi ona ! Bu “Sırrı” dile !

Vücûd MUHAMMED ! ÂLÎ her vücûdda yatan “Sır !”
Ondan başka yatır yok ! Kaldır da ! Kalma kısır !

‘Olmak !’ Veya ‘olmamak’ sırrıdır bunun ismi !
Can, çıkmadan seçmeli ! Ya rûhunu ! Ya cismi !

FATMA’nın mushafı yok ! Bak artık elimizde !
Okuyup da her insân ! Aslına secde ede !

‘“RAHMÂN’dan izin almış şeytan !”’ Tuttu sözünü !
Bu tarz Kur’an ! Çok azın açabildi gözünü !

Kimse sezmedi ! Kime, neye, içmişti andı !
Hem FÂTMA ! Hem derlenen ! Hem derleyen ! Harcandı !

İsmi ‘FÂTMA Kur’anı !’ ‘Derleyen !’ ÂLÎ ise !
Bunun kaybından var mı ? Daha acı hadise!

Ama gerçeği bilmek istiyorsan illâki,
FÂTMA da ! Kitab da ! Ve ÂLİ de ! Hep bâki !

ÂLİ vicdânın sesi! “Ben, konuşan Kitab”der !
FÂTIMA “O Kitab” da şöyle, ‘“FATİHÂ !”’eder :

Fatihâ yirmi bir harf ! Yedi harf eksik ! Niçin ?
Fatihâ dişi sözcük ! Yedi, aybaşı için !

FÂTMA, dişi MUHAMMED ! Betûl ! Erkek gen ÂLÎ !
‘“İnci, mercan çıkarmak”’, ALLAH’ın ideâli !

Burda kalem kırıldı ! Ve her bir söz tükendi !
“FÂTMA’nın MUSHAFI”dır bil ki ! “FÂTMA’nın kendi !”

M.H.ULUĞ KIZILKEÇİLİ
ANKARA- 02 Ağustos 2001

 

EBCED İlminde :
‘FÂTMA’ isminin = 135 sayısal değeridir.
“PERDE II”

Ölüm denen perdenin ! Acaba nasıl ardı !
“Ardı da, önü gibi !” Diye eren uyardı !

Dış ve iç, hem üst ve alt için ayni yasası !
‘Merkezkaç ve merkezcil !’ İki güçtür esâsı !

Tüm enerjiyi toplar ! Merkezcil güç merkezde !
Bu merkeze, ilk hücre ! Kâinatın kâlbi de !

Hapsolmuş enerjiyle ! Müthiş ısınır merkez !
İnfilâk eder ! Ama bu olmaz ! İlk ve son kez !

Tüm enerji dağılır ! Merkezkaç kuvvet ile !
Dağıldıkça uzayda soğur o ! Donar bile !

Soğuyan şey büzülür ! Buna merkezcil denir !
Soğuk, ölmekle ! Sıcak, doğmak ile ! Ödenir !

Esnedikçe soğur o ! Soğudukça büzülür !
Çıkamadığı için dışarıya ! Üzülür !

Serbest güce ulaşmak ! Onun bir tek amacı !
Hâlbuki merkezdendir çıkış ! Bilmez ! Ne acı !

Soğuma, merkezkaç güç ! Isınma, merkezcil güç !
‘Terâzi’ ile olur ! Güçlerin sayısı üç !

Merkezinden o ancak ! Aslına çıkabilir !
İlk nokta, karadelik olur ! Kendini bilir !

Demiri indirdi HAK ! O hem kötü ! Hem iyi !
Oksijen ile yanar ! Kan, bulur enerjiyi !

Sürekli yana yana ama ! Paslanır demir !
Enerji üretemez ! Budur : ‘öl’ denen emir !

Yoğunlaştığı için ! Yaşlandıkça bir beden !
Dönen ekseni atar onu ! Merkezkaç, neden !

Fizik beden kopunca ! Şeffaf olanı kalır !
Şeffafın da merkezkaç ! Yoğun kısmını alır !

Cehennemden cennete ! Ancak o an geçilir !
ALLAH’ın yasası bu ! İyi olan seçilir !

Ne iyi var ! Ne kötü ! Ne doğum var ! Ne ölüm !
Her üç güç uygulanır ! Sırayla ! Bölüm bölüm !

ALLAH perde ardında ! Serbest enerji yâni !
Noktadakini çekse ! Evren yok olur âni !

Perdenin ön ve ardı arasında ! ‘“SEKİNE !”’
İki gücü dengeler ! ‘“Betûl !”’ çift cins makine !

Mâdde içindekine ! Serbest güç muhtaç değil !
O da zâten kendisi ! Kul yok ! Bu sırra eğil !

Öyleyse bizden ALLAH secde istiyor ! Niçin ?
İlk noktamızı bulup ! Uyanabilmek için !

MUHAMMED merkezkaç güç ! Ve ÂLÎ merkezcil güç !
FÂTMA ise ‘“SEKİNE !”’ Noktanın ordusu üç !

‘“RESÛLULLAH’ın eli !”’ ‘“ALLAH’ın eli !”’ Mâdem !
Perdenin ardındaki ALLAH da, bir tür Âdem !

M.H. ULUĞ KIZILKEÇİLİ
ANKARA – 01.08.2001

3 YORUMLAR

  1. Hocam bu zerdüştlükle alakalı bir bilgi kaynağı değil mi? Gerçekte bütün bilgiler Allahındır hakikatte böyledir. Ancak burada bunu bilmeyen ve arayışta olan insanların kafasını karıştırmaz mı bunlar, özellikle günümüzdeki insanların elindeki islam hazinesinin kıymetini bilmediği ve budizm, hinduizm felsefeleri gibi akılları sıra modernlik adı altında uydurulmuş bu sahte dinleri farklı ve sempatik bularak peşine düştükleri şu dönemde..

    • selam es selame ..elifcan..bu kitap bazılarını hidayete erdirirken kimilerini iyice dalalete sürükler buyurur rabbimiz.allahın izniyle yazılarımız da öyledir.hidayet allahtandır.dalalette allahtandır.şeytanın kendine özgü bir kudreti yoktur.şeytana güç kudret vehmetmek şirktir.selam es selame

CEVAP VER