Azize’ye mektuplar 01 Mahşeri gördüm galiba

0
1593

Aleykümselâm azize Bacı’m;

Mesajınızı düzenledim… Aşağıdaki şekle geldi… Okuyun ve hata var mı, eksiğini fazlasını tespit ederek bana yeniden gönderin ki yorumlamak cevap vermek istiyorum. Eğer eksik bıraktığınız bir durum varsa onları da yazın lütfen.
Dünyamız görünüşe göre çok şeylere gebe. Gelişmeler çok hızlı. Efendimizden çok farklı kanallardan müjdeli haberler alıyorum. Mesajından anlaşılan, yeniden keşifleriniz açılıyor. Altı ay kadar önce aramıza senin gibi bir değerli keşif ehli kardeşimiz daha katıldı. İnşaAllah sen de yeniden aydınlık keşiflere başlayacaksın. Ve gördüklerinizi inşaAllah bize dikkatle, eksiksiz gönderirsiniz.

Selam es selame.

İşte düzenlenmiş mektubunuz;
Tarih 25 Aralık 2014 perşembe 10.03.21

Allah’ın selam ve rahmeti üzerinize olsun değerli büyüğüm.

“Vay be” şiirinizi okudum. Bir dalgalanma, sıkıntı mı var; ruh dünyasının gidişatında.
Her yapılan kötülük İslam’a Müslümanlara yükleniyor. Yapanlarınsa yüzlerinde secde izleri nurları yok. Baktığımda tanırım Rabbimin izniyle. Demeseler de kim mümin kim değil alenen görürüm… Ben o pislikleri yapanları da perdeli şekilde adeta parçalayan / cani yüzler olarak görüyorum. Çoğu mümin değil eminim; onların kimler olduğu da kesin.
Onlar esasta acındırma gösterisi yapan, yaptıklarını satıp kazanmak isteyen,                    canların kaybıyla nara atan insanlar; yeyip içtikleri masumların canları.

Allah’ büyük; iki gündür bir hal var, çoktandır görmediğim babamı görüyorum. Sonra camiler, camiler, camiler. Fakat camiler ortadan ikiye ayrılmış; bir kısmı bar kahve, bir kısmı öyle, o biçim.

Diyorum neden böyle; izle diyorlar; camiler bütünleşiyor. Ahali namazda ama namaz halinde aslında çoğu oyun oynuyor, içki içiyor. Babam diyordu ki kızım de bakalım bunlar namazdalar mı?
-hayır diyorum, bana gösterilen batınları, zahirde kılıyorlar diyorum.
Anında baktım o güzelim camiler ikiye bölündü. Namaz kılınan yerden bir iç kapıyla yanındaki kahve bar ya da kiliseye geçiliyordu.
Deniyordu ki; ‘‘beyazla siyah ayrıldı, ayrılacak”. Fakat üstteki çatı güya cami Neden böyle diyorum. Babam; Allah-u âlem bak bak diyor…
Size ilk tanıştığımız yıllarda anlattığım, ufakken çoğu şeyi gösteren dedem; ”vakit tamam” diyor, durmadan okuyarak yüzümü mesh ediyordu.
Ufakken gördüklerimden de çok görüyorum dede diyordum. O hala vakit tamam bak bak dikkatlice, gör ve anlat diyordu.
Sen gerçekleri görüyorsun dede, neden soruyorsun dedim. O dedi ki hani ‘’dede daha görmek istiyorum manayı demiştin ya’’ gör istedik, istendi.
Ben senden hiç ayrılmadım, baban ayrılmadı. Hocan, deden ve o nebi ruhaniyeti, iyi bak, hep yakınında diyordu.
Oysa rüyalarımda konuktular, tanıdıklarım dünyaya veda ettiler, yalnızım ama ayaktayım diyordum.

Dünyada alttakilerin üste çıkarıldıklarını, balıkların dahi ateşsiz piştiklerini gördüm, yedim. O balıklar dünyadaki balıklara benziyor ancak lezzetleri farklıydı.
Gözlerimi kapadığımda babama bunları neden anlatmadın diyorum. Elime verdiği bir deftere ‘’bu bir kitap diyor. Bunlar boş görünür ama gören görür,’’ diyor. Açıyorum oysa hepsi yazı dolu. Okuyayım mı diyorum, oku diyor.
Okurken sanki arkada yazıyı yazan dünyadakileri görüyordum.
Ve değişen iklimlerle birlikte değişen birçok şeyi de.

Ve diyorlardı; insanlar artık saklayamayacak.
Onlara yapıştırılanla kim mümin, kim ne, ne değil bilinecek. Caddelere doluşmuşlar; gelen geçeni damgalıyorlardı ve ben seyrediyordum.

<Tamam, bulduk, yakaladık, kaçacaktı> deyip yok ediliyorlardı bazıları. Onların yerlerine kopyaları geçiyordu. Sözde müminler ama zikirleri de fikirleri de farklı… Müminler gibi giyinen ama mümin olmayanlar.

çok can yanacak çok, deniyordu.
Ağlaşanlar, feryat edenler ortalığı dolduruyordu.                                                              Kimileri ise sessizce son anlarını yaşıyorlardı.
Öte yandan kimi kıraç çöllerde güller açıyor, yer altında saklanan sular yeryüzüne fışkırıyor, şimdiye kadar susuzlar su diye koşuyorlardı.
Kuraklıkla, kıtlıkla debelenenler, her şeye kavuşuyorlar ama sanki insandan daha çok insancıklardı. Üzülür görünürken dans eden, namaza diye giden ama camide diğer yana,bar görünümlü yere geçenler…
Vefat eden Ahmet dedem;
bak kızım bak ne hale geldiler gelecekler, diyordu.
Uyandım, dudağım uçuklamış korkudan. ama gün günü, sene seneyi aratacak gibi. Allah’ büyük fakat çocukken yalvarıp da takat getiremem diye ara verilenler neden tekrar zamanı geldi diye gösteriliyor. Oysa acizim çok aciz, duadan başka edemiyorum. Allah yardımcısı olsun herkesin. Gelecek çoğu şeyleri beraberinde getiriyor.
Neden tüm ölülerin canlanıp çıktıklarını, insanlar arasına katıldıklarını, onlar esefle bakarken kimse görmüyor. Acayip şeyler görüyorum, kâbus diyorum.

Allah büyük önceleri huzur vardı. Şimdilerde güya her imkân var ama huzur yok,
mutluluklar sahte. Her insan da diğer yanını göstermek zorundaymış gibi yaşamak niçin bilmem.

Sırlarla dolu âlemde olanlar, gidişat, gördüklerim umut verirken korkutuyor da.Kalp çarpıntım rahatsızlığım azalır gibiydi, ne zaman bu keşifleri görsem o çarpıntıyla uyanıyorum. Sebebi gördüklerim, biliyorum.

Babamla dedem; <normal çoğu insan takat getiremez, bu kızımız getiriyor> diyorlardı.
Sürekli dualar ediliyordu maneviyatım için. Dua erleri vardı kapılardan kovulan, iyilerle kötüler iç içeydiler büyüğüm.

Ama bu zulmet neden galip gösteriliyordu, gerçekte ve rüyalarda neden cinnet geçirenler artıyor, artacak deniliyordu. Allah yardımcısı olsun tüm insanlığın. Hakkınızı helal edin. Gördüklerimden bir nebze bile değil bu anlattıklarım ama günlerdir yineleniyor bu. Bir yandan nurlar direk olurken diğer yanda o nurlara bedel ödeyenler içler acısıydı.
Allah’ a emanet olun selam ve dua ile. Bacınız azize

Tarih 25 Aralık 2014 perşembe 23.31.09

Aleykümselâm… Doğru olmuş.
Hala anlamıyorum neden devam ediyor, mesela bu gece gördüklerimde de mahalledeki elektrik direkleri olur ya onların diplerine insanlar bağlanmıştı, sözde mümindi kıyafetleri. Gelen geçen sopalarla vuruyorlardı. Vuranlar ise sofrada, keyif içinde yeyip içip eğleniyorlardı. Müminler feryat figan ederken eğlence yapıyorlardı. Yazık değil mi dedim; hak ettiler deniyordu.

Anlamadığım şu, o dövülenlerin bazılarının yüzleri nurluydu. Her vuruluşta Allah diyorlardı, diğerleri ise yalvarıyordu. Görünüşte sahteler çoktu, gerçek olanlar azdı, yaşlarla kurular yan yanaydı.

Öte yandan insanlar kabirlerinden çıkıyordular, ama hepsi, iğne atsan basılacak yer yoktu dünyada. Kimileri o dirilenlere doğru koşuyorlardı, kimileri hiçbir şeyi fark etmiyorlardı. O dirilenler ağlıyorlardı, çok azı neşeliydiler.
Her dirilenin adı öyle tez geçiyordu ki ekranda, takip etmekte zorlandım. Aynen televizyon ekranı gün be izliyordum... Bazılarını ise gökten kuşlar getirip bırakıyordular. Dirilenlerin bazıları nehirlerden, deryadan, kuyulardan her yerden çıkarılıyordu. İnsanlar adeta sarhoştular, yaşayanlar.

Sanırım mahşerle tekrar dirilişi gördüm. Çünkü bazı kabirdekiler üzerinde nurlarla çıktılar. Onlar kendi halinde bir yere gidiyorlardı. İnsanlar görmediği halde oraya yönlendiler.
Fakat hayret neden gökyüzü, her şey boşluktu, sessizdi. Bir uf bile yankılanıyordu.
Bu gece gördüğüm bu. Uykum da kaçtı dua ettim. Allah hayırlara vesile etsin.
Ahmet dede yanımda, rüyamdaydı. Bu gece gördüklerim çok korkutmadı; kızım dikkatle bak diyordu durmadan.
Ama gerçek dua erleri öyle çok ki…
Gördüğüm tecelli için, ‘’neyse o olur’’ diyordu, dedem durmadan.
Allah razı olsun. Selam ve dua ile.
Bacınız Azize”

CEVAP VER