Barışa mektuplar – (1) El işte göz oynaşta zikir yapılamaz

0
1210
Barışa mektuplar – (1) El işte göz oynaşta zikir yapılamaz
5 (100%) 2 votes

El işte göz oynaşta zikir yapılamaz

17 Ekim 2013
Barış
Selamünaleyküm hocam,
İsmim Barış. Sizi 2 aya yakın süredir takip ediyorum, ama nette başkaları tarafından bu halimin bilinmesini istemediğim için çekimser kaldım, artık bugün bir şeyler yazmaktan kendimi alamadım. Başkalarına yazdığınız cevaplardan nasiplenmeye çalışıyorum.

Bir yıldır tasavvufla ilgili her şeyi öğrenmeye çalışıyor düzinelerce kitap okuyorum. Fakat her okuduğum kitap yükümü biraz daha fazlalaştırıyor. Şöyle ki; yazılanların hepsi güzel, hepsinden birazcık yapmak isteyince saatlerce süren bir zikir oluşuyor ve bu kadar çok zikirden bir tecelli de olmayınca yeni arayışlara dalıyorum.

6 aydır bir tanıdığım hocadan yardım istedim. O da, bana günde “105 besmele, 105 La İlahe illallah Muhammedin… 103 ihlâs suresi ve 105 la havle ve la…” okumamı tavsiye etti. Bunun yanı sıra ben de sayısını bilmediğim kadar salâvat-ı fatihi okuyorum.

Ama bütün gün, araştırmayla daha iyisini nasıl yaparım, o peşimden koştuğum nûru nasıl eder de görürüm, bu kapıyı nasıl aralarım diye çırpınıyorum. Bana bu ödevleri veren hoca da “fazla zikir yapma, sonu iyi olmaz, ben bile sana yardım edemem.” deyince daha çok çıkmaza girdim.

Evkatlar hakkında bilgim var Zühre saatinde sağ devir yapıyorum.

Şimdiye kadar yaptığım zikirlerin tecellisi nedir, bundan sonra ne yapmalıyım?

Şu kısacık hayatta bu kadar geç kalmışken en hızlı yolu nasıl alabilirim?

Yazılarınızda farklı kişilere farklı reçeteler olduğu için kendime uyarlayamadım, mesela secdedeyken farklı ayetleri de okuma gibi…

HOCAM ALLAH RIZASI İÇİN YARDIM EDER MİSİNİZ, ARADIĞIM O KÂMİL İNSAN SİZ OLUR MUSUNUZ?

17 Ekim 2013
Hacı Ali Bayram (Sevgi Yolu)
ZİKİR ve ADABI

“Tez erişti seherler canların meclisine
Yürek hala yanıyor halde maşallah kaldı
Şifalar sundu zikir, bir garip dertlisine,
Unutuldu kelâmlar dilde bir ALLAH kaldı…”

Aziz kardeşim;
Her varlık ister istemez,
yaratılış gayesiyle orantılı zikir etmeye programlanmışken,
insanoğluna, sınırsız bir yelpazede,
dilediği sıfatta,
dilediği esma ile zikir yetkisi verilmiştir.
Kelimenin tam anlamıyla, Cenâb-ı Hakk’a halife kılınmıştır.

Yani evrende,
belli sınırlar içinde kalmak şartıyla,
insanoğluna hüküm yetkisi verilmiştir.
Âdemoğlundan, bu yetkiyi kullanırken beklenen,
hayatın bekasına,
adalete, bütünlüğe halel getirmemesidir!
Çünkü yapacağı duanın, yani zikrinin,
sıfatullâh’ta (mutlaka) kabul edileceği bildirilmiştir.

Kuran-ı Kerim,
Yapacağımız zikrin nasıl olması gerektiğini,
bizzat Allah Teâlâ’nın kelamıyla belirtmiş,
birliği ve tekilliği korumamız istenmiştir.

Usulüne uygun zikrin yollarını kâmilen göstermiş,
düzenli zikri (az da olsa sürekliliği) tavsiye etmiş,
adil olmayı,
olmazsa olmaz kural olarak ortaya koymuştur.

Hem zikri yapanın bekası,
hem de sıfatullâhın,
yani tecelli mekânının haksızlığa maruz kalmaması için,
esmalarından,
Esma-i Hüsna’sının zikri önerilmiştir.

Esma-i Hüsna’dan murat;
hayatın devamlılığına uygun isimlerin zikredilmesidir.
Yokluğa ve zulme, kahır ve gazaba neden olacak isimlerinden uzak durulmasıdır!

İsimler; anlamlarına göre tecelli edeceğinden, kahır ve gazabı, yıkım ve ölümü davet edecek isimlerin zikrinden uzak durulması gerekir.

Bu nedenle; İslam’da beddua yasaklanmış, “Mü’min ya hayır konuşsun ya da sussun” buyurulmuştur.

Özetle,
Anlamlarına göre,
olumsuz esmâların zikrinden uzak durulmalı,
hayata ve hidayete davet dururken, ölümü davetin haksızlık olacağı
ve zikri yapanın sorumlu tutulacağı unutulmamalıdır…

Allah ism-i celâli,
her zaman ve her yerde,
herkes tarafından zikir edilebilecek bir esma değildir.
O isim bütün esmalarını camiğ olduğundan zikrinde,
adaba eksiksiz riayet gerekir.

Arada bir hatırlamayı kastetmedik tabii…
Düzenli zikirden bahsediyoruz.

Öyle insanlar var ki
günde binlerce kere Allah ism-i celâlini okuduğunu söylüyor.
Allah ism-i celâli,
“ayaklar hareket halindeyken zikir edilemez”.
Edilirse fayda yerine zarar hâsıl olur.
Yürüyen bir insan,
içinde Allah ism-i celâli olan bir ayeti okuyamaz.
Okursa mesul olur.
Çünkü dünyada ve kendi nefsinde şiddet,
olumsuz her şey yani celâl tecelli eder.

Literatüre girmiş birçok zikir şekli,
Kur’an’ın özüne muhaliftir; ne yazık…

Maalesef;
Kuran-ı Kerim;
“Göbekten aşağıda azalar hareket ederken OKUNMAZ!” hükmü
“Göbekten aşağıda tutulmaz!” şeklinde çarpıtılmıştır.

Tıpkı;
“Temiz olmayanlar bu kitaba yaklaşamazlar” hükmünün
“Abdestsiz Kur’an okunmaz” şeklinde çarpıtıldığı gibi…

Çarpıtmaların kasıtlı yapıldığı şüphe götürmez bir gerçektir…
Birincide yanlış zikirle şeytana fırsat tanınırken,
İkincide Kur’an-ı Kerim’in düzenli ve sürekli okunması önlenmiş
Ve hükümlerini hayatımıza taşımamız engellenmiştir…

Azizim;
Namazın adabı,
her konuda bize ibret olmalıdır.
Dikkat edilirse;
Namazda tekbir kulaklarda “Allah” ve “Ekber” sözleri getirilir,
uzun kıraatler, sol el, sağ el tarafından sıkı sıkıya bağlıyken okunur.
Celâl esmaları,
hareketsiz durumlarda,
kıyam halindeyken
yahut vücudun baş bölgesinde okutulur.
Tekbir getirilir getirilmez, el bağlanır.
Rükûda,
kemal esması olan “El-Aziym” esması zikredilir.
Secdede,
sırf cemal olan “El-âlâ” ismini tespih ederiz.
Otururken bütün azalar sabittir.
Göz dahi hareket ettirilmez, secde noktasından ayrılmaz.
İhtiram ve dikkat, ciddiyet hat safhadadır.

Otururken;
Sağ ayak başparmağı dik olarak yere sabitlenirken,
Sol ayaküstüne oturulur.
Bütün bunların bir anlamı olduğunu açıklamak üzere;
Resulü Kibriya Efendimiz aleyhisselâm
“Namazda sol elinizi sağ elinizle bağlayın,
sol ayağınızın üstüne oturun ki, şeytan vuslat bulmasın” buyurmuştur.

Bu sırdan da anlayacağımız üzere vücudumuz bir hakikat kimyasıdır.
Sol yanımızla Allah’ın celâlini,
Sağ yanımızla cemâlini temsil ederiz.

Sol el ile iş yapmak en aza indirgenmiş, çoğunlukla sağ elin kullanılması istenmiştir.
Sol elle tespih çekmek kesin olarak yasaklanmıştır. “Kitabı sol tarafından verilenler, hüsrandadır” denilmiştir.

El işte göz oynaşta zikir yapılamaz…

Özellikle; namaz dışında, toplu zikir olmadığı bilinmelidir.

Yerimiz, belki bu izah için uygun değildi.
Ancak, fırsat eğitiminden yararlanmak istenmiştir.

Bu duygularla eserinizi selamlıyorum.
Başarılarınızın devamını diliyorum.

Arınma Duası

Geçmişimizde her ne olumsuzluk varsa tamamından kurtulmak, arınmak için aşağıdaki dua tarif edildiği şekilde okunabilir. Kırk gün aralıksız her namazdan sonra okunmalıdır…

Sağ el şehadet parmağı ile tespih taneleri teker teker çekilir. Eğer tespih yoksa sağ el sağ diz üzerine konur, şehadet parmağı sürekli aşağı yukarı inip kalkar halde acele etmeden okunur. Bu efâl, yalnız esmâlara başlandığında başlar, iş bitinceye kadar kesintisiz aynı hareket yapılır.

İstiğfar ve salavat sırasında yapılması şart değildir.

Niyet;
“Ya Rabbim, okuyacağım esmâların ve yapacağım efâllerin zatımda ve sıfatımda tecellisiyle, zatımı ve sıfatımı korumanı niyet ve talep ediyorum.
Arş-ı âlâ’nda Mucip sıfatınla kabul buyur.
İstimdat ya Resulullah, istimdat ya Habibullah, istimdat ehl-i beyt-i Güzin, istimdat ashab-ı kiram ve’l istimdat cümle ruhaniyat…”

Dokuz kere istiğfar getirilir.

Dokuz kere salâvat getirilir.

Ve bir kere besmele çekildikten sonra dilediğin, zamanın el verdiğince ve kalp ile dil birliği sağlandığı sürece;

“Ya latıfün ya latıyf. Ya kuddusün ya tahir. Bi lutfikel hafiyyü bil kudretilletiy isteveytü biha alel arş” esma tertibi okunur.
Tamamlamaya karar verildiğinde dokuz kere daha salâvat-ı şerife getirilir.

Zamanın yetersiz olduğunda zikir sayısı azaltılır, yeterli vaktin olduğunda artırılır, ancak her namazdan sonra en az dokuz kere zikredilmesi uygun olur. Yani kopukluk, ara vermek olmamalıdır.

Umulur ki geçmişe dair her tür olumsuz tecelli varsa tamamının ifnası bu zikirle gerçekleşir. Tecrübe edilen ve sık müracaat edilen bir zikirdir. İstiğfar ve salâvatlar dışında kalan bu bölüm yürürken dahi okunabilir… Namazlarda düzenli okunduysa aralarda da okunabilir.

İhtiyaç halinde yakınlarına verilebilir.
Yani herkesin okuyabileceği bir cemâl duadır. İçinde celâl esması yoktur. Kalp gözünün açılmasına, okuyan kişinin nûr görmeye başlamasına vesile olur.

SAĞ DEVRİ:

Dünya döner, ay döner, güneş döner galaksiler döner, evren döner… Allah’ın bir ismi “devvar”dır. Ve bir gezegen dışında tamamı saat yönünün tersine yani soluna döner. Bu dönüşe sağ devri denir. Solu içeri alır, hapseder. Sol Allah’ın celâl sıfatlarını, sağ Cemâl’ini temsil eder. Celâl yıkıcı güç, cemâl yapıcı güç demektir. Ve evren düalite üzerine var edilmiştir. Varlık cemalden, yokluk celaldendir. O nedenle Hz. Mevlana, “her şey döner ben neden dönmeyecekmişim” dedi semaya başladı. Ama kesrete gitti. Günde bir keresi yeter. Ehli, şartlarına uyarak üç kere de devir yapabilir. Ancak üçten ziyadesi zarar-ı muciptir. İşte o mucize dönüşün nasıl yapıldığına dair yazımız;

Tam da Kâbe’de hacıların yaptığı farz ibadet şekliyle;

SAĞ DEVRİ:

Sağ devri efâl sırrında en büyük korunma efâlidir… Her türlü tehlike anında yapıldığı gibi, günlük olaylarda olması muhtemel olumsuzluklardan Allah’a sığınmaktır. Ayet el Kürsî ile yapılan devire “devri âlâ” denir. Kişinin kendi kalbi etrafında tavaf etmesi demektir. Kâbe’nin tavafı ile eş anlamlıdır. Hz İbrahim Halilullah zamanından bu yana ehli tarafından bilinen bir ibadet şeklidir. Allah’ın celâl sıfatından, cemâl sıfatına sığınmak demektir.
Evrende her ne olursa Allah’ın sıfatlarının tecellisinden ibarettir. Gerek kaderin cilvesi, gerekse yine kader sırrının gereği olarak yaptığımız işlerin, söylediğimiz sözlerin sonucu olarak bize geri dönen olumsuz tecellilerin etkisinden korunmak üzere yapılır… Ayet el Kürsî’nin koruyucu etkisine sığınmaktır. Hakk’ın bir sıfatı diğer sıfatını izale eder. Saniğ kudret ezelde böyle hükmetmiş… Açlığı, nimeti izale eder; hastalığı, şifa sıfatı iyileştirir.
Geçmişte bilmeden veya irademizle hayır zannıyla yaptığımız efâl ve dualarımız hikmette belli işlemlerden geçtikten sonra beşeriyete intikal ile bize mükâfat veya ceza olarak döner. Ceza olarak dönenlerden Allah’ın af ve koruyuculuğuna sığınmak üzere bu sağ devri seçilmişler tarafından yapılagelmiştir.

Her ne hikmetse hep gizlenmiş. Bu zamanda Mü’min’lerin imdadına yetişmek üzere bildirilmesinde bir sakınca görülmemiş, beyanına Hakk Teâlâ izin vermiştir. Bu efâli düzenli olarak yapan bir Allah yolcusu hem içten hem dıştan gelen saldırılara karşı korunmuş olur. Hasta ise şifa bulur, dertli ise deva bulur, süluku sırasında engelleri kolay aşar. Kendisini emniyette hissedeceğinden cesareti artar. Şeytanın tuzaklarından, aklî yanılgılardan, vesvese ve evhamlarından arınır.

Günde bir defa yapılır…

Namaz kılanların herhangi bir vakit için bunu adet edinmesi ve her gün aynı vakitte yapması tavsiye edilir. Yirmi dört saatte bir yapılması yeterlidir.
Sağ devri besmeleye eklenecek ihtiyaca göre eklenen iki esma ile de okunur. Ancak bu esma bilgisi gerektirdiğinden daha zordur. En iyisi Ayet el Kürsî ile korunmaktır.

Her duada olduğu gibi niyet etmek gerekir. Niyetsiz ibadet olmaz. Abdestsiz ibadet olmadığı gibi niyetsiz ibadet de olmaz.
Niyetsiz ibadet hedefsiz ok gibidir.

Bana bütün dualarımda şöyle niyet etmem emredildi:
“Allah’ım; okuyacağım esmâların ve yapacağım efâllerin sırrı mucibince(hikmeti gereğince)zatımı ve sıfatımı korumanı niyet ve talep ederim. Dostuma dost düşmanıma düşman, zaman içinde an serian ve gariben mucip sıfatınla tecelli buyur” derim.
Sonra; “İstimdat ya Resulullah
İstimdat ya Habibullah,
İstimdat ehli beyti güzin,
İstimdat ashabı-ı kiram,
ve’l istimdat cümle ruhaniyât” diyerek yardım dilerim.

Ve üç yahut dokuz kere salâvat-ı şerife getiririm.

“Allahumme salli âlâ seyyidina Muhammedîn ve âlâ âlihi ve sahbihi ecmain”
Veya
“Allahumme salli âlâ seyyidina Muhammedîn ve âlâ âli seyidine Muhammed”

Ellerini namazdaki gibi bağlar,

Bir Fatiha okur, ardından besmele çeker, Ayet’el Kürsî’yi bir defa okursun. Kırk beş derece, bir çeyrek daire soluna, ayaklarını yerden kaldırmadan, sağ ayağını ileri atarmış gibi sürükleyerek döner, sol ayağını yeni durumuna adapte eder, vücudun duruşunu düzeltirsin.
Yönün doğuya olur.
Yeniden aynı ayeti besmele ile birlikte okur, bir çeyrek daire dönüşle, yön kuzeye gelir.
Yeniden aynı ayeti besmele ile birlikte okur, bir çeyrek daire dönersin, yönün batıya olmuş olur.
Yeniden okuyarak kıbleye dönersin ve devir tamam olur.
Kendini ve sıfatını okuduğun esmâların(Ayet’el-Kürsi’nin) anlamıyla daireye aldın demektir.

Burada dilersen bir kere daha ayeti kebiri okur gökyüzüne nefes edersin.
Yeniden okur yere yönelerek üflersin.
Yeniden okur ve yutkunursun, yutarsın.

Böylece yedi yönden kendini korumuş olursun. Bu her zaman şart değildir. Sıkıntı duyulduğunda yapılır. Ancak yapmakta bir sakınca da yoktur, pek güzeldir.

Üç veya dokuz salâvat getirilerek devir tamamlanır.
Bir kere de;
“Lâ ilahe illallahü vahdehu lâ şerikeleh lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve âlâ külli şey-ün kadir” okursun.
İşin tamam olur…

Daireden sol adımla çıkarsın.

Sol ayakta kendi zatın vardır. O nedenle solla çıkarsın, kendini daireden çıkarmış olursun. Buna çok dikkat etmelisin. Aksi halde o dairede hapsolmuş olursun ki bu hikmette yasaktır; zarar görürsün. İptilaya uğrarsın. Bu yaptığın efâl ile hem kendini hem yakın çevreni, sevdiklerini, Mü’min’leri koruma altına aldın demektir. Tecellisi halinde seni üzecek her tecelli Allah’ın izniyle mahviyete gidecek, affedilecektir.

Sağ Devri bu demektir.

Hikmet ilminden haberdar olan Azizim;
Normal olarak günde bir defa bu devri Zühre saatinde yaparsan CELÂL sıfatını kontrol altına alırsın. Herhangi bir ihtilaç almamışsan besmele ile yaparsın. Eğer bir ihtilaç varsa o ihtilacın gerektirdiği esmâlardan ikisini besmeleye eklersin.

SOL DEVRİ

Soldan devire gelince;
Azizim;
Bilirsen, çok değerli bir bilgi aşağıya alınmıştır. Efendimizden sonra gelmiş geçmiş en büyük âlim, hikmet ilminin kâşifi zatın, el yazması eserinden tercüme edilen bilgi faydanıza sunulmuştur…

Eğer zat soldan devir eder ise semada ve yerde celâl kuvvet bulacağından rahmet yağar.

Bu devir sadece zata mahsustur. Ki onda tevhit tecellisi mevcuttur. Bu efâl rahmeti davet eder. Bu demektir ki; Hikmetullâhta celâl kuvvet bulur, hava yükseklerde soğur, su buharı ağırlaşmaya başlar semada bulutlar oluşur. Beşerin bu işte nasibi yoktur. Nur-u tevhide mazhar olmuş, Zata ait ilahi yetki ve salahiyetin tecellilerinden birisidir.

Bu devir, zat evliyası tarafından bile olsa günlük üç defadan ziyade yapılmaz… Şiddet oluşur, tebdil edilmesi çok güç olur. Beşer için bir defası bile, akıl edilemeyecek kadar zararlara sebep olur. Kişi her yönden savunmasız kalır. Yerlerde ve göklerde ne kadar cemâl kuvvet ve kudreti (hayırlı gelişme) varsa bağlanır, bütün celâlî (olumsuz) güçler harekete geçer.

Celâlî güçler deyince her türlü olumsuzluklar akla gelmelidir.

Bu hareketle sağ ayak ve vücudun sağ tarafı tamamen devrin içinde mahsur kaldığından, yerlerde ve göklerde cemâl mahsur olur. Mahlûkatı koruyan melekî güçler esir alınmıştır. Bu efâl celâlin en muazzam kuvvetidir. Genelde hayatı cehenneme çevirir. O nedenle rahmet kapısı açıkken çok kazalar ve zararlar oluşur.

Yeterli rahmet yağar yağmaz zat hemen cemalde efâlini yapar, sağ devriyle önceki tecelliyi karşılar.

Sol devrinde kalp cemalde kaldığından ömürde bir defa yapılmasında fayda vardır. Bunu Fahri Âlem Efendimiz aleyhisselâm ömründe bir defa yapmıştır. Sol devri yapıldığında kalp soğur. Kandaki hararet azalır. Kandaki su oranı artar. Sağlık açısından tehlikelidir. O nedenle fazla yapılmaz… Bu devri yapan kişide en kısa zamanda vücut üşür, soğuk algınlığı denilen hastalık oluşur. Hayat gidicidir. Avam bilmeden sağ tarafını içeri alarak trafikte sol devri yapmakla bu hastalığa yakalanır. Bu hikmeti bilmediklerinden sebebini, “Üşütmüşüm, soğuk algınlığına yakalandım” diyerek izah eder.

Hava cereyanlarında kalmaktan veya yetersiz giyinmekten de aynı şey olur. Vücudun aldığı enerji ile içinde bulunduğu ortamın soğukluğundaki aşırı farklılık dahi aynı sonuçları doğurduğundan, sol devrinin etkisini fark etmek imkânsız gibidir.
O nedenle keşfedemezler.

Soldan devri günlük davranışlarında istemeden de olsa fazla yapanlar yaz aylarında bile bu soğuk algınlığına yakalanırlar. Böyle durumlarda gece yatarken sol yanlarının üzerine yatarlarsa vücut ısısı yükselir, iyileşme başlar.

Alışkanlıkları nedeniyle sürekli sağ yanına yatanlar rahatsızlığın artışına neden olurlar. Çünkü sağ yanına yatmak vücutta soğukluğu artırır. Böyle durumlarda sağ devri yaparak birkaç gece sol yan üzerine yatmak gerekir. Soğuk algınına yakalananlar sağ yanlarına yatmaya devam ederlerse öksürük ilerler, ciğerlere inen üşütme balgam ve ardından sindirim sisteminde hazımsızlığa ve safra artışına sebep olur… İstifra, kusma başlar. Bu durumda hastayı sol yanına yatırmak safrayı azaltır, vücudun kendi kendisini tamirine ortam hazırlar.

İlaçların yanında vücudun hikmetlerinden yararlanılırsa iyileşme hızlanır. Sağ devri yapmak hayatı davet eder. Vücudun, aklın, ruhun ve nefsin kemali, sağ devri ile yerinde olur. Sol devir hemen her şeyi olumsuz etkiler. Kişi enfüsünde sıkıntıya maruz kalırken diğer yandan sıfatların tamamında (afakta) olumsuzluklar, aksilikler peş peşe gelir. İnsanı darlığa düşürür. Hayat cehenneme döner. O nedenle ev içinde ve trafikte düzenli olarak sağ devrine uygun hareket edilmeli, sola dönüşlerden, sağ yanımızı kısıtlamaktan kaçınmalıyız.

Sol devirleri farkında olmadan yapanlar, gün içinde Utarit saatinde yapar, beş saat kadar bir müddeti istirahatle geçirip nüzule dair bir zaman diliminde (Şems’te) aynı şekilde bir devir daha yaparsa felç olurlar. Evkat’tan haberdar olmadıklarından, neden böyle bir iş başlarına geldi bilemez, başka şeylerden şüphelenir alt sebeplerle ilgilenirler. Konuyla ilgili geniş bilgi “Evkatlar arasındaki nüzul’’ bahsinde işlenmiştir.

Şimdi konumuza dönerek yeniden tembih ediyoruz ki asla sol devrine girilmemeli. Sıradan hareketlerimize dahi dikkat etmeliyiz.

Şeriatta farz ibadetlerin hikmetlerinden yaralanmak lazımdır.
Şöyle ki;
Namazda sağ el sol eli tutar. Buna günlük davranışlarımızda da uymalıyız. Aksini asla yapmamalıyız. Melekî âlemi kontrol eden bu efâl, celali melekleri efâlden mahrum eder ki zararları kişiye dokunmaz. Sol ayak üzerine oturulur. Sağ ayakla yürüyüşümüze başlarız. Hacılar sol kollarını içeri alarak tavaf yaparlar. Kamet sağ el sağ kulağa götürülerek yapılır. Sol el sol yanakta tutulursa esef olur, insan sürekli kötümser senaryolar yazar. Olaylara umutsuzluk penceresinden bakılır.

Namaz kılmak sanıldığından daha fazla hayırlı bir ibadettir. İnsanın kurtuluşunun vesilesi olduğundan emirdir. Yoksa Allah’ın ilahlığını tatmin için değildir. Cennete açılan kapı, Allah’a ulaştıran Miraç merdivenidir. Ve asla vakit aksamasına sebebiyet vermemek, kazaya bırakmamak gerekir. Beş vaktin üstüne kuşluk ve gece namazları ile takviye bile gerektiren bir zincirleme yükselme aracıdır.

Sol el ceza meleklerine davetiye çıkarır; sağ el lütuf, kerem meleklerini harekete geçirir. O nedenle sağ yanına yatarken sağ el baş altına konulur öylece uyunur. Sol yanına yatılırken el yanağa konulmaz.

Fahri Âlem Efendimiz bunları bile ümmetine bildirmiş ama öğrenip uygulayacak akıl sahibi nerede…

Maalesef hayat bilgilerinden insanımız bî-haberdir. İlmihal bilgisi yetersiz veriliyor. İslam sağlıklı ve hür yaşamanın sistematiğini on dört asır önce gündeme yerleştirdiği halde zamanla birçok bilgiye hurafe gözüyle bakılmış, hikmetleri üzerinde düşünülmemiştir.
İnsan vücudu yaratılırken hakikat kimyası ile donanmıştır. Yerleri ve gökleri harekete geçirecek marifetullah insanın melekelerine yerleştirilmiş.

Ağzımızdan çıkan esmâlarla vücudumuzdan meydana gelen hareketler hikmet efâllerini oluşturur.

O hareket ve sözler melekleri Hikmetullâh’ın san-i kudret iktizasınca göreve davet eder.

Başımıza gelenler hep kendi hareketlerimizin ve sözlerimizin zahire çıkan sonuçlarıdır. Biz talep etmişizdir, Kudretullâh (mucip sıfatının gereği olarak) icabet etmiştir. “Siz talep edersiniz, biz icabet ederiz” ayetinin sonucudur… Kaderimizin büyük bir bölümü irademizle yahut istemeden yaptığımız efâllerimiz ve sözlerimizin tecellisi ile oluşur. Şeri yasaklar ve emirler herkesin anlayabileceği kadar kolaylaştırarak hayatımızı, dünya ve ahirette huzurlu yaşamak üzere düzenlenmiştir… Anne babamızı, cinsiyetimizi tayin edemeyiz ama iyilik ekerek iyilik biçebilir, hayır konuşup, hayırla karşılaşabiliriz.

İnsan ister ilahi yasalara inansın ister inanmasın her hareket ve sözüyle dua halindedir. İnananların dua ve dilekleri nispeten düzenlidir, inanmayanlarınki ise daha düzensiz ama Hikmetullâhta hep geçerli (hareketler) dualardır.

BU YAZIDA ARADIĞIN ÇOK ŞEYİ BULACAĞINA EMİNİM.

Ayrıca yayınladığım diğer yazılarda ve mektuplarda birçok marifetullah bilgisine rastlayacaksın.
Selam ve dua ile

CEVAP VER