DEĞİŞEN – DEĞİŞMEYEN KADER

0
1835
DEĞİŞEN – DEĞİŞMEYEN KADER
5 (100%) 6 votes

human46-1Selamun aleykum hayırlı geceler canım hocam.
Geçenlerde bir rüya gördüm. Rüyamda PKK lilar yüksek bir apartmanın zeminine öyle bir bomba yerleştirdiler ki o binayı tümden havaya uçurmaktı amaçları. Ben de gizlenip seyrettim, hiç bir şey yapamadım. Ben televizyon seyretmiyorum hocam, söylemiştim.

Ertesi gün işten sonra eve geldiğimde çok yorgundum, uyuyup kalmışım. Eşim isten gelip televizyonu açtı. Haberler vardı. Yarı uykulu yarı uyanık tamda anlayamadım, bir köye bombalı saldırı düzenlenmiş. 36 çocuk yetim kaldı diye bir haber geçiyordu… Rüyamda gördüğüm orasıydı ve ben gördüğüm halde hiçbir şey yapamadım diye çok üzülüyordum…

Bu ne kadar kötü bir şey, görüpte bir şey yapamamak diye düşünürken; kalben söyle geldi MUSA as. KISSASINI HATIRLA. Hızır as ile çıktığı yolculuk. O anda içimdeki üzüntü bitti ve asla o andan itibaren üzüntü duymadım… Yani olması gereken oluyor. Yorumunuzu bekliyorum. SELAM ES SELAM

faviconVahyin değişik yollarından biri ile gelecekten, olacaktan haber alındığında savunmanın nasıl yapılacağı biliniyorsa, hemen gereken Marifetullah hizmeti yapılır. Bilinmiyorsa yapacak bir şey yoktur. Seni rahatlatan da alınacak tedbiri bilmemenden kaynaklanıyor…

Musa as olacakları bilmediğinden sorumlu değildi, rahattı. Sorumlu olup işi yapan, tedbiri alıp geleceği değiştiren Hızır as idi. Musa as. için başına geleceklere tevekkül etmekten başka yapacağı bir şey yoktu… Ancak Hızır as öyle değildi… Kendisinde İlm-i Ledün ve sorumluluk vardı. Zamanının görevlisiydi. Sürekli Rabbi ile iletişimdeydi. Gelecek kendisine bildirildiği anda harekete geçerek gemiyi deldi, sabiyi öldürdü, duvarın yıkılmasını önledi… Esasen kendisine verilen haberler birer emirdi. Kendisine verilen ilmin gereğiydi. Kendisi O dönemin imamı olan zat idi. Aldığı tedbirler sayesinde gemi müsadere edilmekten kurtuldu, şaki olarak dünyaya gelen çocuğun masum ailesi kötü bir evladın olası zulmünden alıkonuldu, altında hazineler olan duvar ehil olmayanlara hazinesini vermemiş oldu. Musa as. Sabretseydi bu ilmi öğrenmiş olacak, şeriatı bozulamayacak şekilde kamil olacaktı. Ancak bulunduğu makamın (zuhal şerefinde tevhit olmuştu) etkisi ile celalde idi ve acelecilik yapıyordu… Sabır gösteremedi… Dolayısı ile peygamberlik duvarının gelecekte tamamlanmak üzere ayakta kalması icap etti, gelecekteki iki yetim ile tamamlanması kaderi mutlak oldu.

Kader konusu katmer katmerdir.

Eğer gelecek yeryüzü ehlinin katkısı ile hazırlanır olmasaydı, doğruların yanında yanlış dua ve dilekler de hükme girmemiş olsaydı, düzeltmelere gerek duyulmasaydı, din gönderilmesine ihtiyaç kalmazdı.

Zikirin ve ibadetin her türlüsü ile dua etmek kadere müdahaleden başka ne olabilir ki.
Kuranı Kerimi tetkik ederek okumak bütün bunları anlamak için vazgeçilmez bir gerekliliktir.

Vahyin bütün kanalları ile olaylar beşeri âlemde gerçekleşmeden önce ehline ERKEN HABER verilmesinin nedeni, ilim ve hikmet sahibi olanlara bu olumsuz oluşumu- tecelliyi önle demektir.
Hızır as ile Musa as. Kıssası değişebilen kadere delildir.

Kader- Ecel ikiye ayrılır.

Eceli müsemma ve eceli kaza.

Değişmeyen ecel, eceli müsemmadır. Her yaratılana azami olarak yaşayacağı bir ömür tayin edilir. Yıldızlar dâhil her yaratılmışa bir ecel tayini söz konusudur. O nedenle kıyamet mukadderdir. Ne zaman, o saat gelir bilinemez. Buna eceli müsemma denir.

Eceli müsemma son saat gelmeden, tayin edilen ömür bitmeden, verilen zaman dolmadan oluşacak tecelliler nedeniyle, erken ölümlere ise eceli kaza denir.
Eğer eceli kaza olmasaydı yaratan kayıt altına alınmış, iradesini kullanamazdı.

Şeriata göre kişi haksız yere ölüme sebep olursa şer’an kısas ile idamı farz olur. Eğer maktulün ailesini bir şekilde ikna ederek, (kan parası vermek suretiyle veya bağışlanma şeklinde) kurtulursa bu erken ölüm tecellisi geri bırakılır ve kişi yaşamaya devam eder… Af dilemek veya kan parası ödemek gibi tedbirlere başvurmazsa idam edilerek hayatı eceli müsemmasına eremeden bitmiş olur. Sanırım mesele bu kadarla anlaşılmıştır.

Allah’ın Habir sıfatından verilen ilahi haberin işaret ettiği tecelli, efendimizin tanımlaması ile ‘’Muallâk Kaderdir’’. Buna bazı ilim ehlince havada asılı kader de denilmektedir. Esasen muallâk demek havada duran demektir. Anlamı hüküm çıkmış ancak henüz Meleki âlemden Beşeri âleme intikal etmemiş, af dilenmesi beklenen demektir. Bu tür hükümlerin tövbe ile yani savunma duası ile önleneceği yine efendimiz tarafından bildirilmiştir. ”Kaderin Muallâkta olanları dua ile önlenir;” buyurmaktadır. Ayrıca ” sadaka veriniz, sadaka kazayı belayı önler, ömrü uzatır” buyurmuşlardır.

Bu günahlarınıza hemen tövbe edin veya günahınıza denk bir sevap işleyin emrine uygun bir ifadedir. Eğer Vahiy yollarından bir yolla veya ihtilaçlarla bildirilen tecelliler, Rabbimizin af ve mağfiretiyle değişmeyecek olsaydı, haberin verilmesinin bir anlamı olmaz, cüz iradeden de söz edilemezdi. Ayrıca allah tealanın mutlak muhtarlığı düşünülemezdi.

Şahsen kırk yıllık tecrübelerimiz göstermiştir ki, vaktinde savunma yapılan her kötü haber (olumsuz tecelli) cenabı hakkın affı ve mağfiretiyle engellenmiştir. Eğer savunmada gecikilirse ya olay olduğu gibi gerçekleşiyor yahut etkisi azalarak zahire çıkıyor. Tam tecelliler hiç savunma yapılmadığında veya çok gecikildiğinde oluyor. Tesiri azalarak tecelli edenler ile hiç gerçekleşmeyen kederler ise bir saat bir gün gibi gecikmeli savunmalarda oluyor.

Velhasıl, olumsuz bir rüya gördüğünde veya olumsuz keşif halinde yahut olumsuz ihtilaç aldığında ihtilaçnamede belirtilen savunmayı hemen yapmalısın. Bu haber rüya ise veya keşif ise belanın zail olmasını niyet ederek sadaka verebilirsin. Bu kazayı benden uzaklaştır, sebebi her ne ise affı mağfiret et diyerek Allah’a müracaat edebilirsin. Ayrıca haberin mahiyetine uygun ayet veya esmaları zikredebilirsin. Ölüm tecellisinden korkuyorsan hayyün, muhyün esmalarını okursun.

”Sadaka veriniz, sadaka kazayı belayı önler ömrü uzatır” hadisi şerifi; muallâk kaderin değiştiğine en güzel delildir.

MEĞER TÖVBE GİZLİ ŞİRKMİŞ

Yıpranan anı defterim, satır/ satır ibret kokar.
Alır gider bilincimi, kaderimi ummana sokar.

Satırlarda mahkûm bekler, yıllarca çektiğim ahlar.
Soluk resimlere tutsak, acısı tükenmiş vahlar.

Geçmişteki hatalarım, çaresini bulur muydum?
Acıları çekmeseydim, bugünkü ben olur muydum?

Doğru-yanlış hangisidir, yaşamasam bilemezdim.
Bu yazgı benim yazgım, istesem de silemezdim.

Yaşadığım geçmiş zaman, kesin kader biliyorum.
Hak yazgımın kaleminden, son kez özür diliyorum.

Kül iradenin yanında, cüz irade n’olacakmış.
Tedbirlerde kaderdenmiş, yazılanlar olacakmış.

Hakk’ın ezel kitabında, her işi kul işler imiş.
Cüz irade dedikleri, kül iradenin cüziymiş.

Kader sırrına erince, rıza denizine yettik,
Meğer tövbe gizli şirkmiş, tövbeye de tövbe ettik.

Ilgın–1993

CEVAP VER