Dünya mı yoksa Ahiret mi ?

0
473
Dünya mı yoksa Ahiret mi ?
5 (100%) 3 votes

maxresdefault

Dünya mı yoksa Ahiret mi ?

” Ahhh Azizim;
Biz de aynı yollardan geçtik. Kendimizi manen yetiştirmek isterken, çor çocuk neredeyse çağın gerisine düşecek kadar fakirleştik. Maaşımız asgari geçime bile yetmiyor, arka arkaya rabbim çocuk veriyordu… Biz doğum kontrolü yapıyorduk, Allah yenisini veriyordu… Aman doktor dediğimizde; kırkta bir olur, yüzde bir olduğu kayıtlara geçmiş diyorlardı…Sonunda ek işler yapmak üzere zikirlerimizi aksatmıştık…Dünya bu…Rahmetli hocam, uzun yollar katederek ulaştığım fakirhanesinde her zamanki yaptığı gibi yeni zikir vermek yerine bir hikâye anlattı:

Zamanın birinde diye başlardı.
Behlüldane diye birisi varmış.
Halife Harunurreşid’in kardeşiymiş, dervişmiş, hatta meczup görüntüsü verirmiş…
Olmadık kerametleri tarihe geçmiş.
Bir gün payitahtın merkez camiinde zamanın laf bilen eşrafı namaz vaktini beklerken sıkı bir tartışmaya girişmişler. İnsan için dünyalık mı önceliklidir, yoksa ahiret mi.

Kimi demiş ahiret önemlidir,
bu dünya geçici bir söğüt gölgesidir, dünya için çaba sarf ederken ölürsek halimiz nice olur, ebedi cehenneme düşmek de var…

Kimi demiş madde önceliklidir…
Bu âlem madde âlemi, dokuz günlük ömre on günlük azık gerek. Hem mümin başkasına yük olmayan, başkasının yükünü hafifletendir. İnsan dünyalığını düzeltmeden ahiretini düzeltemez. Hem ibadetin bir kısmı mal iledir. Han hamam yapamaz, vergi zekât sadaka veremez yoksul kalanlar.

Hararet hat safhada, kıran kırana münazaraya dönüşmüşken, bir gurup durun hele demişler.
Siz de haklısınız siz de…
Aslında ikisini bir arada götürmek gerekir.
Hiç ölmeyecek gibi dünyaya, bu gece gidecekmiş gibi ahirete çalışmalı… Dinimiz akıl dinidir kardeşim,birini diğerine tercih edemezsiniz.

Bu sırada üçbeş sokak ötede başka hikmetli davranışlar sergileyen Behlüldane hz, oradaki cemiyetten izin istemiş…
Kamıştan atına binmiş, vurmuş kamçıyı, bizim münazara meydanına gelmiş.
Dikkat çekmek için atını durdururken yüksek sesle bağırmış atına, durrrrrrrr, çüşşşşşşşşşşşşşşşşşşşş demiş
yahut bir başka ses vermiş.
Hemen oradan bir arif durun demiş, durun.
Behlül geldi. Şimdi sizin problemi çözer. Hele bir durun izleyin…

Ses kesilmiş. Herkes Behlül’ü izlemeye başlamış.
Behlül karşı duvarın dibinde oturak olarak duran boş kavak kirişin ince ucuna omuz vermiş.
Boyu kadar kaldırmış…
Sonra kalın uca gitmiş, göbeğine kadar kaldırıp bırakmış.
Herkes olup biteni pürdikkat izliyormuş…
Behlül yavaş yavaş kirişin orta yerine gelip kucaklamış, el vermiş, olmamış bel vermiş olmamış,
kiriş bana mısın dememiş, yerinden kıpırdamamış.
Behlül biraz soluklanmış, yeniden tutmuş tam orta yerinden… Dengelemiş aklınca kirişin iki yakasını göz kararı ölçüp biçerek. Yeniden ıkınmış, ıkınmış.
Yok yok…
Kirişte insaf yok, merhamet yok, kalkmaya niyet te yok imkân da yok.
Behlül’de de derman kalmamış, çaresiz ellerini çırpıştırmış,
kamıştan atını bağladığı köşeye gitmiş, tek kelime etmeden binmiş atına, sürmüş geldiği yöne doğru,
dehhhhhhhhhhhhh demiş dehhhhhhhhhhhh.
İki üç kamçı sallamayı da ihmal etmemiş.

Güya demek istemiş ki,
bende ne avrat var ne evlat bakacak,
ne akıl var sakınacak,
öyleyken ben bile ortadan tutarak kaldıramadıysam,
siz nasıl kaldıracaksınız.
Aklınız varsa bir o tarafı kaldırın bir bu tarafı…”

Selam es Selame  Hacı Ali BAYRAM

CEVAP VER