Esra’ya mektuplar (24) sadece Allah için

0
1294
Esra’ya mektuplar (24) sadece Allah için
5 (100%) 4 votes

( 12.9.2008 ) Esra

———————«»Kimler var tabutta, gerçekten de kimler var, hocam…

Her ağlayışımdan sonra üzerime çöken bitkinlik yine belirdi bende… Ne desem neresinden başlasam anlatmaya içimdekileri… Terk edilme korkusu, yalnız kalma korkusu, çookk şeyleri hatırlattı bana… Hey gidi günler… Nasıl da kandım, inandım, korkum kendime olmadı da başkasına oldu… Başkasını kaybetmemek uğruna kendimi kaybettim de şimdi bulmaya başladım kaç ay geçtikten, aylar geçtikten sonra, yıllar…

Anımsamaya başladım konuşulanları… Neydi, nasıldı? Hatırlıyorum, evet. Odaya kapanmıştım ve yaklaşık dört beş saat konuşmuştuk telefonda… Ben istemediğimde kararlı o ise diretmekte… Önüme iki seçenek sunmuştu da birisi ayrılmaktı… ((çok sonraları fark ettim bu yaptıklarını, benim fikirlerimi değiştirmek için yaptığını… Yani ayrılmakla tehdit ederek üstü kapalı, oynamış da oluyordu benimle…)) Ama dedim ya başta terk edilme korkusu diye… Terk edilmeyi kaldıramazdı yüreğim, ne yapardım, nasıl yaşardım… yoo, yoo yapamazdım onsuz… Çaresiz her ısrarlara, boyun eğdim… Kolay olmadı… Hem de hiç kolay olmadı…

Önce kendi inandıklarımdan vazgeçirmeye zorladım kendimi: Sonra insanlara kabalaşmaya başlamıştım… Herkesten uzaklaşıyordum… Resmen ona endekslemiştim hayatımı… Tüm mesajları, tüm kontörleri, tüm boş vakitlerimi ona ayırıyordum bir tek… Hatta hiçbir şey yapmıyordum kendim için, direk onunla irtibat kuruyordum… O ayırıyor muydu peki tüm vaktini? Eh işte… Hatta dürüst olmak gerekirse, hayır…

Ve bütün bunlar korkularımdandı, terk edilme, yalnız kalma korkusundan… Zaten onu tanıdığımda da tutunacak bir dala ihtiyacım vardı ve o çıkmıştı karşıma, el uzatmıştı… Ama hiçbir zaman tuttuğu ben´e layık davranışlarla gelmedi karşıma… Buna rağmen ben sımsıkı tutuyordum onun elini, her şeyimi ona endekslemiş, birinci plana onu almıştım… Ne aile ne arkadaş birinci planda değildi…

Gün geçmiyordu ki farklı bir şeyle çıkmasın karşıma… Bense tüm ısrarlarımla hayır diyordum… Namaz kılalım, Allah´a yaklaşalım… Ama dedim ya… ahh, ahh şu korkularım…

Ama ne içindi korkularım, kimin içindi, niyeydi… Hiç düşünmüyordum, çünkü düşündüğümde yanlışta olduğumu görüyordum… Ama terk edemiyordum, çıkamıyordum işin içinden; çaresiz düşünmekten vazgeçiyordum… Oysa o hayatıma girmeden önce en çok yaptığım şeydi düşünmek… Ama artık düşünme ihtimalini de düşünmeye layık olmayacak kadar suçlu görüyordum kendimi…

Her şeyin farkında olup da bilmemezlikten gelmek ne kadar da kötü sonuçlar doğurdu bende… Ama acı çektikçe, her geçen gün yanlışa biraz daha battıkça hayatımı içten içe sorgulamaya başladım… Önceleri kavgalarımızın sebebini hep kendimde bulur, kendimi suçlardım… Ama artık vicdanımı susturamayınca düşünmeye başladım ve düşündüğüm anda da bir şeyleri görmeye…

Kendimdeki eksiklikleri fark etmeye başlamıştım… En önemli şey eksik kalmıştı bende… Cahildim, dinim konusunda çok, hem de çok eksiktim… Çevremde dini bütün insan yok muydu? Vardı elbette… Ama içim bomboştu… Gerçekte tutunacak tek dalın Allah olduğundan habersiz idim. Allah sevgisinden, Allah azabından, Allah´ı sevdiğinden dolayı O´ndan korkmaktan, peygamberimiz s.a.v. den, her şeyden habersizdim… Anlatan yoktu bana, küçüklükten beri alışkanlık olmadığı için, ben de ilgilenmiyordum… Çünkü hiç ısındırılmamıştım ki dine, Allah´a, peygambere… Gençlik yıllarım ders çalışmakla, çoğu çocuğun yaptığı gibi test çözmekle geçiyordu… En önemli şey kazanmak! İdi ailem için… Din ikinci plandı… Ve benim için de öyleydi, çünkü öyle öğretilmişti… Birisi de kalkıp dememişti ki sadece test çözerek maddiyat kazanılır, tek… Ama ya maneviyat? Onu ne yapacaksın, nasıl gidereceksin dememişti kimse… Ya da birisi kalkıp da bak kızım şu şöyledir, dememişti…

Ve işte ben büyüdükçe içimdeki boşluk da benimle beraber büyüyordu… Ve artık tüm kalbimi kapladığında o boşluk, tutunacak bir dala ihtiyacım vardı. Karşıma ilk çıkana tutunmuştum ben de… Yıllardır aradığım oymuş gibi… Bulmuştuk birbirimizi… Ben tüm samimiyetimle karşısındaydım… O da öyle idi! Yani. Bu dediğime ben de pek inanmıyorum. Çünkü benim samimiyetimi kullandı hep… Saflığımı… Neyse… Niyetim kimseyi kötülemek değil… Olmamalı da… Çünkü bir ayet geliyor aklıma… Hatta birçok… Allah zulmetmez, insan kendi nefsine zulmeder…

O yüzden benim derdim tek benimle…

Tutunduğum o dalın, yanlış olduğunu çok sonraları fark ettim… Vicdanımın beni bir köşeye sıkıştırıp olanca gücüyle bir tokat atması, beni kendime getirdi… Ama kurtulamadım hemen… Çünkü insan gerçekten de yaptığı işlerin, verdiği sözlerin esiri oluyormuş. Ben de artık esiriydim yaptıklarımın, söylediğim, verdiğim sözlerin esiri… Artık seni seviyorum cümlesini o istediği için söylüyordum. O istediği için oluyordu her şey… Her şeyde biraz daha battığımı fark ediyordum… Çay içmeye bir yere oturduğumuzda, zehir gibi geliyordu bana… O da farkındaydı, eskisi gibi olmadığımın… Ama belki de o da kandırıyordu kendisini… Çünkü “o kişi” zehiri akıtmıştı içime bir kere zaten, duygularım, zihnim, kısaca ben zehirle yoğrulmuştum. O ana kadar bulaşmamıştı öyle zehirler üzerime.

Ve bunların hepsi, vicdanımın yumruğunda toplanıyor, her gece yüzüme boşanıyordu… … …

Cıvıl cıvıl tanınan Esra´dan eser yoktu artık, içime kapanmıştım, insanlarla konuştuğum,insanlara anlattığım içimde olanlar değildi…İkiyüzlü gibi olmuştum. Anlatamazdım da zaten kimselere… Tek ona anlatabilirdim; ama o da dinlemedi… Taaa içimin içini hiçbir zaman anlamak için uğraşmadı… Hep en yüzeyde kaldı “o”, “ben” ise en derinimde hapistim de kimse farkında değildi… Hele o hiç değildi…

Duanın gücünü ara sıra tek tük, ağlarken, Allah´a yalvarmalarımda söylediklerimin gerçekleştiğini gördüğümde fark ettim. Evet, farkına varmıştım artık. Ne zaman hıçkıra hıçkıra ağlasam ve Allah´ım yardım et desem hayatımda tuhaf şeyler oluyordu… Seziyordum, farkı fark etmeye başlamıştım… Hala kendi bataklığımda çırpınıyor olmama rağmen ALLAH´IM dediğimde o bana cevap veriyordu, yaşadıklarımla… Ve bu durum benim bir anda Allah ile dolmama vesile oluyordu… Ama dedim ya kendi bataklığımdaydım. Bu yüzden hemen Allah aşkı sönüyordu, yeniden yaptıklarım yüzünden…

Ama o güzelliği fark ettiğim için artık hep Allah ile olmak istiyordum… Her ne kadar bunu başaramasam kendi bataklığımdan kurtulamasam da istiyordum işte… İçten içe hep bunu istiyordum… Allah ile olmak isteği aklımın bir köşesindeydi ve hiç çıkmıyordu… Günah işlerken bile…

Evet, çelişkilerin en büyüğü buydu… Günah işlerken bile Allah ile olmayı istemek… Ne kadar tuhaf değil mi… Ama değil işte, yaşadım çünkü o çelişkileri… Hem de defalarca… Her gün… Yüzüm tutmadığından, utandığımdan çoğu zaman unutmayı seçtiğim ALLAH, ağlarken yaptığım duaları kabul ediyordu, bunu anlamıştım daha ne isterdim ki başka… O yüzden günah işlerken bile içten içe hep O´nu düşünüyordum… Nasıl yapıyordum, bunu nasıl başarıyordum bilmiyorum ama yapabiliyordum… Tabi ki bundan gurur duymuyorum, nasıl duyabilirim ki zaten… Günah işlerken Allah´ı düşünmek, böyle gurur olmaz, olamaz… Ama şimdi o günleri düşünüyorum da iyi ki Allah´ı da düşünüyormuşum, diyorum. Bir de ya düşünmeseydim günah işlerken… Sizce de hala günahta olmaz mıydım? …

Sonra iyice Allah ile olmaya başladım, namazlarım, dualar, karşılaştığım herkese sıradan gelen ama bana sır dolu olaylar… Ama onunlaydım hala sevgiliydik… Ama o yakınımda değildi… Mekânsal uzağımda idi… Allah´a “Rabbim sevdiklerini sevdir, sevmediklerini uzaklaştır benden” diye dua etmeye başladım. Her namazda diyordum, tüm samimiyetimle… Ve olması gereken olmaya başladı… Onu hiç düşünmemeye, düşündüğümde içim sıkılmaya başladı…

Ama Allah´ı düşündüğümde… ahh ahh ahhhhhhhhhhh… İçim nasıl da sevinçle doluyordu… Çoğu zaman namazlarımda kıpır kıpır olasım geliyordu sevinçten, huzurdan… İçimden Allah´in karşısındasın diye ne şımarıyorsun diyor, kendimi zapt etmeye çalışıyordum… Ben de secdeye kapanıp orada şımarıyordum… Evet ŞIMARIYORDUM… Çünkü daha önce şımarmak hiç bu kadar güzel olmamıştı…

Ben böyle duyguları yaşarken, onunla sevgili olduğumu çoktan unutmuştum bile, ne arıyor ne soruyordum… Çünkü artık gönlümde hiç yoktu… Allah ileydim… Hem de sadece ufacık, minicik bir dua ile olmuştu bu güzellik… İşte bu yüzdendi duanın kıymetini anlayışım…

Sonra o aradı,—ne kadar ihmal ettik birbirimizi, dedi. Seni seviyorum, dedi. Birbirimizi bu kadar ihmal etmiş olamayız, dedi, dedi, dedi… Benimse içim sıkıldıkça sıkıldı… Bir an önce kapatsa şu telefonu dedim… İçimden ayrılmak istediğimi geçirdiğimi fark ettim. Ama diyemedim hiçbir şey… Yine o istediği için, seni seviyorum, dedim… Ve telefonu kapattık…

Taş, kocaaaa bir taş… İçimde… Bense Allah´a yöneldim hemen… Ama içimdeki taş mani oldu eskisi gibi neşeli olmama, namazda… O an fark ettiğim bir şey daha… İkisinin, günahla sevabın aynı gönülde olmayacağını…

Evet, olmuyordu gerçekten de… Onunla iken Allah´a samimiyetim azalıyor, kuru dualara kadar düşüyordu. Allah´la aramızdaki ilişki zayıflıyordu… Çünkü o günahtı… Allah ise sevap istiyordu benden… Ve derken, yine uzun uzun, hıçkıra hıçkıra ağlamalarım başladı… Ama bu sefer hepsi Allah içindi… Allah´ı üzdüğüm içindi, O´nu unuttuğum, O´nu kırdığım içindi… Peygamberime layık ümmet, Allah´a layık kul olamadığım içindi… İçinde bulunduğum durumdan ALLAH İÇİN kurtulmak istediğim içindi… Tüm bu ağlamalarım, haykırışlarım, yaptıklarım bu sefer SADECE ALLAH İÇİNdi…ALLAH İÇİN olan hangi şey neticesiz kalır ki… Neticelendi işte… Bitti ve ben Allah´ıma kavuştum… Huzurluyum, huzurdayım… Tutunmam gereken dalı geç buldum, güç buldum ama inanıyorum ki Rabbim´e tutunan elbette arınacaktır, günahlarından… Ben seçtim, yaptım seçimimi… Rabbim yardım etti de başardım… Sadece gereken, gerçekten kalpten dua etmekti… Ama ağlayarak, ama gülerek, ama namaz başında, ama bilgisayar başında… Yerin mekânın bir kıymeti yok… Önemli olan dua etmekti… Gönlünden gelerek RABBİMMMMM diyebilmekti… LEBBEYKKKKK diyebilmekti… Allah da elbette BUYUR KULUM diyecekti…Bana dedi…

Elhamdülillah, elhamdülillah, elhamdülillah…

 

———————«»———————

Tarih:09 Aralık 2008 Salı 23:16:26

RE: bu

Selam es seleme. Esra,

Çok güzel ifade etmişsin, içinde bulunduğun duyguları. Artık senin konuşma zamanın. Hak ettin bu güzellikleri. İç huzurun yerine gelince, şeytanın vesvesesi kalbini terk edince, gönlüne hakk nazarı değince, işte böyle, dilinin, beyninin düğümleri çözülür, kara iplik ak iplikten ayrılır, şafak rahmetini varlığın üzerine yayar, ortalık aydınlanır, iyi kötüden, güzel çirkinden, doğru yanlıştan ayrılmaya başlar. Geçmişe üzülme ile şimdiye sevinme biribirine karışır, adeta mayhoş bir tat yayılır ruha, nefis yeni tatlarla tanışır, gözyaşı gülümsemelere karışır. Allah’ı sevmenin tadına varmaya başlar, insan. Gadap tavır değiştirir lutufa, rahmete dönüşür.

Geleceğe karşı daha cesurdur hayaller. İnsanın ayakları yerden kesilecektir de sanki yürümek, koşmak yerine, uçacaktır bu hantal fizik beden. Melek olmuşsunda arşa, an içinde anlık yolculuklara sıranı bekliyormuşsun, gel kulum denmesini, vuslat sırasının sana gelmesini bekliyormuşsun gibi hissedersin. Artık yüzü ak tekbirler, idrak içeren vesvesesiz rükûlar, kavuşmanın müntehası miracı secdelere hak kazanmışsındır.

Her güzel kararını karartan, nefsini her defasında günaha tersyüz eden şeytanın büyüsü bozulmuştur. Dermanı bir euzü besmelende tükenir olmuştur, iblisin. Gidişinden, senin euzü besmelenden kaçışını haber haber almanı bile engeller hakkın ruhunu istila eden rahmet nuru, şeytan değil akılında, kalbinde, umurunda bile değildir, artık.

Sadece sana, yalnız sana mahsus olmak üzere şeytanın eli ayağı, dili bağlanmıştır sanki.

Hepsinin temelinde samimi bir pişmanlıkta, senin de belirttiğin gibi bilgisayar başında yâda secdedeki gözyaşında;

—sevdiklerini bana da sevdir, Sevmediklerini bana da sevdirme Allah’ım. Gazabından rahmetine sığınırım. Senden sana sığınırım, beni nefsimle başbaşa bırakma, rabbim. Sen işiten ve dualara icabet edensin’demek yeter. Arkası kendiliğinden gelir. Kurtarılmayı hak edene, her kapı ardına kadar açılır. Kesin, kararlı tövbeler kolaylaşır. Edilmesi gereken yeni dualar duyulur, öğrenilir, ilham edilir. Uykularına renk gelir, kâbusların yerini müjdeci, pembe rüyalar alır. Rahmetin, merhametin hak edenlere yönelir. Nimetin değeri bilinmeye, anne baba velii nimete dönüşmeye başlar, bilincinde. Kardeş, akraba değeri, vatan millet sevgisi yeniden yeşermeye başlar. Kinin yerini barış, öfkenin yerini suhulet, hilmiyet alır. Beynin fırtınaları yön ve şekil değiştirir. Rahmete yönelir. Kurdun kuşun kıymeti bilinir, ders çalışmanın, başarma azim ve kararlılığının hazzı yaşanır. Sanki cehennem olan dünya usul usul cennete dönüşmektedir. Acıların, ufukta yitip giden gemiler gibi seni terk ettiğini, çoktan naim cennetinden nimetlenmeye başladığını, bazen çok çabuk, bazen biraz geç fark ettiğinin, farkına varırsın.

Ve hocana böyle sevindirici mektuplar gönderir, gözlerini sulandırırsın.

Sana bir şey söyleyeyim mi? Güzelliklerin hası henüz gelecekte. Hele sen o duayı kırka tamamla, o zaman gör nasıl sinelerindeki ağırlık kalkmış ta, gerçekten uçar olmuşsun, nasıl binlerce km. uzaktakilerin haberini içinde hazır bulmuşsun. Nasıl yoksulla yoksul, zenginle zengin olmuşsun. Olmamış olayların haberlerinden haberdar olmuşsun, gör o zaman. Nasıl gerçekten cennet hazinelerinin avcısı olunur o zaman daha iyi kavrayacaksın. Bir hasta ziyaretiyle, bir bayram kutlamasıyla nasıl cennet köşklerine sahip olup, taht kurup oturduğunu, yaşamak ne güzelmiş rabbim dediğini, hayatı doyasıya tadarak yaşadığını göreceksin.

Günaydın anne diyerek yanağına bir öpücük kondurup çıkınca okul yoluna, sınıfa girmeden dersini öğrendiğini fark edeceksin. Okumak daha bir kolay ve daha bir zevkli olacak. Gözlerinden öptüm, gecen gündüzün hayırlara vesile olsun.

CEVAP VER