Hayat mucize

    2
    1406
    Hayat mucize
    5 (100%) 2 votes

    Hayat mucize…

     

    Sene 1973 idi. Küçük bir kasabada öğretmendim. Yeni evlenmiştim. Evliliğimin on dördüncü ayında bir oğlum doğmuştu.. İlk çocuk başkadır, bilirsin. Sonradan on tane daha olsa bile, ilki bir başkadır.. Doğduğu anda ağlamaya başladı, kırkı çıktı hala geceli gündüzlü ağlıyordu. Halsiz düşmüştü, annesini ve beni aciz bırakmıştı. Komşulardan bir yaşlı teyze, rahmetli eşime yardıma geliyor, halimize acıyor, bu çocuğu Hacı İsmail’e okutmalısınız, bu durum normal değil diyordu.. Ben;

    -Olur mu öyle şey, okutunca ne olacakmış, altına iyi bakın, karnını iyi doyurun, bebe aspirini, şuruplar,anason içirin, diyordum. Aldığımız eğitim bizi duadan, nefesten mahrum bırakmıştı. Çocuk ağlamaya, biz perişanlığımıza devam ediyorduk.

            Sanırım kırk ikinci gündü; okuldan döndüğümde ilk kez çocuk ağlaması duymadan eve girdim. Eşim; kapıyı açarken;

    -Misafirimiz var, dedi.

    Çocuğun yattığı odaya girdiğimde, sandalyede yetmişlik bir ihtiyar oturuyordu. Başında kendisine son derecede yakışmış siyah bir fötr şapka, üzerinde yıpranmış, temiz bir takım elbise, yanında masanın kenarına astığı güzel, çok kullanılmış bir baston, kahvesini içiyordu. Kasabaya yeni geldiğimiz için, bahçelere giden yolda kendisine birkaç kez rastlayıp, selamlaştığım; İçimden;

    -ne asil adam, bu kasabada böyle biri, hayret, dediğim nurlu bir ihtiyardı. Selam verdim, aldı. Hemen telaşla söze girdi ve;

    -Çocuk ve annesi ’ümmüsübyan’ olmuşlar. Okudum, bir de hilal yazdım. Şimdi rahat, uyuyor. Annesi de rahatlamıştır. Keşke daha önce haberimiz olsaydı, dedi.

    Hilal dediği, içinde bazı ayetlerin yazılı olduğu bir muskaydı. Muska yazanları hapise atarlardı, o zamanlar. Benim okuyup üflemeye inanmadığımı söylemiş olmalılar veya hissetmiş olmalı ki, muska demiyor, hilal diyordu. Çocuğun ızdırabının dinmesine sevinmiştim. Eşim için de, kendi rahatım için de sevinmiştim. Ama hayatımın şoklarından birini yaşadım. Dua edilmişti ve bebeğim nihayet kırk günden sonra uyuyabilmişti. Anlaşılan onlarca yıldır aldığım eğitim,okuduğum yüzlerce kitaplarda yazanlar yanlıştı. Dua işe yarıyordu. Para teklif ettim, almadı.

    -Olmaz,bedeli verilmezse dua tutmaz derler, dedim. O da ısrarla;

    -Almam, bu benim için bir görev, dedi. 

    Cebine,yanımdaki bozuk paraları sıkıştırdım. Kahvesi biter bitmez, sanki mahcupmuş düşmüş gibi,

    -Allah’a ısmarladık, deyip gitti.

    O rahmetliyle, on sekiz yıl tasavvuf sohbetlerine katılarak , talebesi oldum, hürmet ettim, bana hesapsız yardımları,hizmetleri oldu. Masasına ilim için oturduğum günlerden birinde, bir soru sormaya niyetlendim. Benimle birlikte dört arkadaştık, sohbetlerine müdavim olan.. Benim aklıma soru düşer düşmez, sohbetini noktalı virgülle keserek;

    -ben hocamın dizi dibinde kırk yıl  oturdum. Bir tek soru bile sormadım, dedi. 

    Sözünü üzerime aldım. On sekiz sene dizinin dibinde, ağzım açık ilim tahsil ettim ama, bir tek soru sormadım. Rüyalarımı anlatırdım.. Verdiği zikiri bitirir, neler gördün dediğinde, gördüklerimi anlatırdım. Bana yeni zikirler verirdi, itirazsız okur, tecellisini gördükten sonra, fizanda olsam yanına gider, sohbetlerinden feyz alır, yeni tespihlerimi alarak geri dönerdim.

    Tayinim 135 km uzakta bir kasabaya çıkmıştı. Ulaşım imkansız gibiydi. Ama ne zaman ona gitmek istesem bir sebep zuhur eder, ona ulaşırdım. Binlerce olağanüstülük gördüm kendisinden. Ama birisi inanılır gibi değildi.

    Peygamber efendimize selam, salavat tespihi yapıyordum.
    ’Esselamü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi,ve berekatühü ’okuyordum. Ettehiyatü içindedir, biliyorsun.. Günde binlerce kere okuyordum. Her tespihim kırk gün veya daha az zamanda tecelli ediyordu. Ben de her kırk günde bir hocama, hasret gidermeye gidiyordum. Bu sefer tecelli gecikti ve ben efendiler efendisi, efendimin benim selamımı almadığını, karşılık vermediğini düşünerek, durmadan gözyaşı döküyordum. Elli günü geçmişti hala bir sonuç alamamıştım. Eskiler Allah ve resulü için akıttıkları gözyaşlarını bir kapta biriktirir saklarlarmış. Ben de yapsaydım o işi, kimbilir kaç küp dolardı.

    Bir gece yarısı saat üç dört gibi, namazlarımı kıldım tespihler dolusu selam, salavat çektim.. Yatağımda, arkam kıbleye dönük, yaslanmış son sigaramı içmekteydim. Yatacağım, sabah yedide okulda olacağım. Birden sokak kapım gıcırtıyle açıldı,gürültülü bir şekilde kapandı…. Gecenin bu saatinde kaldığım bu kasabada asla, hocaaaa! diye ünlemeden kimse kapıyı açıp, girmez. Bu ne haldir rabbim, demeye kalmadı, merdivenleri çıkmaya başladı,o gelen. Bu da neyin nesi, üstelik merdivenlere çıkıyor, iyi ki kapı kilitli, derken; açtı kapıyı salonda ayak sesleri. Daha da şaşkın bir halde bilincimi zorlarken, yatak odamın kapısı açıldı…. İçeri giren Hocam dı.

    Kapının hemen önünden, bana döndü… Şoktaydım. Ben ona baktım, o bana baktı. Konuşmaya fırsatım olmadı. Ölesiye özlediğim hocam karşımda nur yüzüyle, o keskin şifalı bakışlarıyla gözümün derinine baktı, baktı. Ne kadar hasretim varsa tamamını giderinceye kadar baktı. Tam doygunluğa ulaştım, şaşkınlığımı giderdim, hocam diye söze başlayacaktım ki, oracıkta kayboluverdi. Şu filimler de gördüğümüz ışınlama gibi.

    Allahın bir sırrını, lütfunu, ikramını yaşadığımı anladım. Gönlümdeki, kalbimdeki onca kesafet yok olmuş, üzerimdeki yorgunluk, ağırlık kalkmış, uçacakmışım gibi hafiflemiştim. Bu anlatılacak bir hal değil de ben anlatmaya çalışıyorum. Hemen, kalktım, yatak odasının kapısının kilidine baktım. Kilitliydi. Ama, hacam, şakır şakır kapı sesiyle girmişti. Kapının kilidini iki kere çevirerek açtım. salon kapısına baktım, hem kilitli hem sürgülüydü. Ama hocam bir davranışla açıp girmişti.
    Aklım başka çalışıyor,gözlerim başka şey yaşıyordu. Şükür gözyaşlarımla uyudum. Kimseye anlatmadım. Birkaç gün sonra zikirimin tecellisini gördüm. Hemen hocamı ziyarete gittim. Beni arkadaşlarımla oturduğu masasından kalkarak karşıladı, kucakladı,sırtımı sıvazladı. Adeti olmayan bir şekilde iltifatlar etti. Arkadaşlarımı kıskandıracak kadar teveccüh gösterdi.

    -Allah,sevdiği duaları geç kabul eder, daha çok okusun daha çok vereyim diye, dedi.

    Ben biliyordum hocamın bana geldiğini de, o da bana geldiğini biliyor muydu acaba. Yoksa onun için bir ruhani yolculuk muydu. Bu ikram sadece bana ait bir tecelli miydi yoksa kendisi fiilen bana gelmiş miydi. Merak ediyordum. Keşfimi anlamaya çalışıyor, aklımla kabulü kolaylaştırmak istiyordum. Sormaya yeltendim. Hemen sohbetine bir parantez açtı ve

    -’Bazı sırlar iki kişi arasında kalmalı;

    dedi. Yine soru sormama izin vermeden cevap vermişti. Bu sırrı sana anlatmak nasipmiş. Otuz dört yıl sonra sen deşeledin, çıkardın. Allah’ın selamı üzerine olsun. 

    selam üzerinize olsun Hocam, dün akşam acıdan ağlıyordum bu akşam sevinçten ağlıyorum. Hani var ya “lütfun da hoş, kahrın da hoş” o haldeyim . Sizin yaşadığınız olayı kedim içinde diledim hem de iki kere. Sizi seviyorum. Sizi karşıma çıkaran Allah’a hamd olsun. Allah sizin neslinize, kıyamete kadar acı keder göstermesin. Bu gece bana cenneti yaşattınız. Allah size sekiz cennetin kapısını açsın. Ailenizle birlikte inşaallah, amin.
    Sevgiler.

    bu günkü yazınız neleri hatırlattı nerelere götürdü, sizinle paylaşmak geldi içimden üç yıl oluyor medinedeyiz ve o muhteşem mescidi haramda işiklar içerisinde huşu içinde kılınan namazlar gurup hacamız demişti dikkat edin burada ne mucizelerle karşılaşacaksınız diye her mescide girişimde dualar ediyordum nerdesin nereden bakıyorsun bak milyonlarca insan sana geldi sen bunca insanı görüyorsun ne olur bizde seni görsek diye hep minarelerde arar oldum, biliyormusunuz gördüğümde işıklar içinde elinin asası ile ayağında çarıkları omuzlarına dökülmüş uzunca saçları ile nasılda seyrediyordu ümmetini anlatılmaz güzeldi günlerce gözümün önünden gitmedi
    o güzelliği, rabbim dedim şükürler olsun sana gösterdin ya bu mucizeyi bana hala yumdummu gözlerimi o duruşu geliyor gözümün önüne…

    yazınız o günü anımsattı bana
    saygılarımla ve dualarımla

    iyi akşamlar Ne güzel, ne güzel. ne güzel efendim.. Benim yazımı bu nedenle gözyaşlarıyla okudunuz değil mi.. İnanıyordunuz… yaşayarak öğrenmiştiniz. imanın tahkik makamındaydınız.. Bizimle paylaştığınız için teşekkür ederim.. bu anektotu kullanmak isterim.. Kimbilir kimlerin imanını tazeler, güçlü kılar. Bir başka yazımda o mübareği nasıl can gözüyle ten gözüyle gördüğümü anlatmışımdır.. Ve onunla oturup sohbet ettiğini söyleyen samimi münminlerle tanışmışlığım vardır..

    selam O’nun ve sizin üzerinize olsun..

    2 YORUMLAR

    1. Allahın resülünün ve sevdiklerinin slm ve bereketi sizin ve hanenizin üzerine olsun hocam
      Ben iflas ettim ve hacizlerle boğuşuyorum,
      Benim maddi imkanımın için izlemem gerekn zikir ve bir yol varmıdır

    CEVAP VER