Diğer Dinler ve İslam – İlmihal Diyanet

0
642
Diğer Dinler ve İslam – İlmihal Diyanet
5 (100%) 1 vote

DİĞER DİNLER ve İSLÂM

Milâdî VII. yüzyılda Hz. Muhammed, İslâm vahyini tebliğe başladığında

yeryüzünde ateizm, putperestlik, politeizm (şirk), yıldızlara tapma da dahil

birçok din ve inanç şekilleri mevcuttu. Bu dinlerden Mecûsîlik, Brahmanlık,

Budizm, Sâbiîlik, Yahudilik ve Hıristiyanlık en önemlileri olarak ve hatta bir

dereceye kadar vahiy dinleri olmaları yönüyle o günün Mekkeliler’i tarafından

kolaylıkla kabul edilebilir dinlerdi. Fakat yeni bir din gönderilmiştir.

Çünkü bütün bu dinler, zaman içinde orijinal ve aslına uygun şekillerini

kaybetmiş, zaman ve mekâna bağlı olarak çeşitli değişikliklere uğramışlar,

ayrıca kendilerinden sonra gelecek ve şartları daha da iyileştirip mükemmelleştirecek

bir şahsı ve onun mesajını müjdelemişlerdir.

Mecûsîlik en eski dinlerden biriydi ve Zerdüşt’ün getirdiği dinin bozulmuş

şekline verilen addı. Zerdüşt tek Allah yani Ahura Mazda inancını tebliğ

etmiş, O’nun seçtiği kimselere ilâhî vahyin geleceğine, meleklere ve ölüm

sonrası hayata imanı emretmişti. Zend-Avesta’da (Yaşt, 13, XXVIII, 129)

putları kıracak olan Soeşyant adlı birinin geleceği bildirilmektedir. Ancak

Zerdüşt’ün tebliğ ettiği tevhid inancı daha sonra hem iyilik hem de kötülük

tanrısı olmak üzere iki tanrı inancına (düalizm=seneviyye) dönüşmüş,

Tanrı’nın kudret ve kuvvetini temsil ettiğine inanılan ateş yüceltilerek ateş

kültü (Mecûsîlik) oluşmuştur.

Brahmanizm çok tanrılı bir dindir. Gerçekte Brahmanlar tek Tanrı’ya

inanmakla birlikte O’nun yaratıkları veya O’nun sıfatları şeklinde de olsa

Tanrı’nın birtakım tezahürlerine tapma bunlarda da mevcuttur. Hintliler

Tanrı’nın kendisini tarihin her devresinde çeşitli şahsiyetlere bürünerek insanlara

gösterdiğine inanırlar. Bu hulûl (avatara=enkarnasyon) inancı hem

Tanrı’nın bedenleşmesi ve maddî şekillerle tasvirine hem de binlerce ilâhın

mevcudiyeti kanaatine yol açmıştır. Diğer taraftan bu dinde mevcut olan

kast sistemi, dinin evrensel gereği olan eşitlik ve kardeşlik unsurlarıyla da

çelişmektedir ve bu din, kapalı bir din hüviyetindedir. Dışarıdan biri bu dine

giremez ve ona mensup olanlar da ebedî bir tenâsüh hali içindedirler. Aslî

hüviyetini kaybedip çok tanrıcılığa, Tanrı’nın bedenleşmesi ve tenâsüh

inancına sapması ve kast sistemini benimsemesine rağmen Brahmanizm’de

de “ileride gelecek, beklenen kimse” inancı vardır.

Budizm Brahmanizm’deki puta tapma inancını reddedip ona karşı çıkmaktan

doğmuş bir dindir ve ana din olan Brahmanizm’den birçok esas

taşımaktadır. Bir bakıma Brahmanizm’deki putların kırılması yolunda bir

reform niteliği taşır. Ancak putlara karşı olan Buda’nın getirdiği din kendisinden

sonra Buda heykellerine tapma şeklinde putperest bir karaktere bürünmüştür.

Buda, hayatın tabii olaylarını bir ıstırap olarak görüyor ve bundan

kurtuluşu bütün arzu ve ihtiraslardan uzaklaşmaya bağlıyordu. Bu da

onları aşırı riyâzet, nefse ezâ ve hatta dünya hayatının tamamen terkedilmesi

gibi aşırılıklara sevkediyordu. Yapısındaki köklü değişiklik ve bozulmalara

rağmen Budizm’de de ileride gelecek bir kurtarıcı (Maitreya veya

Metteya) müjde ve beklentisi vardır.

Sâbiîlik de İslâm’ın geldiği asırda mevcut bir inanç idi. Sâbiîler hicrî ilk

yüzyılda müslümanların hâkimiyeti altına girmiş ve onlara zimmîlik statüsü

tanınmıştır. Sâbiîler’in oldukça eskiye dayanan bir tarihleri olmakla birlikte

nasıl doğduğu, kimin tarafından yayıldığı açık ve net olarak bilinmemektedir.

Sâbiîlik’te bir yüce varlık inancı mevcut olmakla birlikte ışık âlemi ile

karanlık âlem arasındaki mücadeleye dayanan bir düalizm inancı hâkimdir.

Peygamberlik inancının mevcudiyeti tartışmalı olmakla birlikte Hz. Yahyâ’ya

büyük önem verilmekte ve kendi peygamberleri olarak açıklanmaktadır.

Diğer taraftan Sâbiîler Hz. İbrâhim, Hz. Mûsâ, Hz. İsâ ve Hz.

Muhammed’i kötülük peygamberi, yalancı olarak nitelemektedirler. Özetle

denilebilir ki Sâbiîlik orijinal şeklini yitirmiş, zamanla çeşitli inançlar karışmış

ve müntesipleri azalmış bir din hüviyetindedir.

Bugün ilâhî kaynağa dayanan dinler diye kabul edilen Yahudilik, Hıristiyanlık

ve İslâmiyet’in temel özelliklerini ve İslâm dininin diğer ikisinden

farklı olduğu yönleri de şu şekilde tesbit mümkündür:

1. Allah inancı. Yahudilik Tanrı’nın birliği üzerinde ısrarla durmasına

rağmen, en azından tarihlerinin bazı dönemlerinde ona beşerî nitelikler

nisbet etmişler ve âdetâ Tanrı’yı beşerî organ ve duygular taşıyan bir insan

gibi tasvir etmişler, insanlaştırmışlardır. Hıristiyanlar ise Tanrı’nın birliğini

farklı şekilde ele alıp teslîsi savunmuşlar, aşırı bağlılık duygusuyla, Hz.

Îsâ’yı tanrılaştırmışlardır.

Halbuki İslâm, Allah inancı hususunda gerek yahudilerin gerekse

hıristiyanların sonradan düştükleri yanlışlık ve aşırılıkları düzeltmiş, Tanrı’-

nın beşerîleşmesini veya beşerin tanrılaşmasını reddetmiş, bu noktada Hz.

Mûsâ ve Hz. Îsâ’nın hakiki mesajını hatırlatarak Allah’ın bir ve benzersiz

olduğunu vurgulamıştır.

2. Melek inancı. Meleklerin Allah’ın oğulları ve kızları olduğu iddiasını

ve beşerî şekillerdeki tasvirlerini reddederek hem yahudi ve hıristiyanların

düştükleri yanlışı göstermiş hem de Allah’ın yüceliğini vurgulamıştır.

3. Kutsal kitaplar. Ne yahudiler ne de hıristiyanlar, Allah tarafından Hz.

Mûsâ ve Hz. Îsâ’ya verilmiş kutsal kitapları orijinal şekilleriyle muhafaza

edebilmişler, Tevrat ve İncil zaman içinde ya kaybolmuş ve yeniden yazılmış,

ya da çeşitli ilâve ve eksiltmelere mâruz kalmıştır. Kur’ân-ı Kerîm ise

hem vahyedildiğinde yazıya geçirilmiş olması hem de ezberlenmek suretiyle

muhafaza edilmesi yönüyle orijinal ve aslına uygun şekliyle günümüze

kadar gelmiştir.

4. Peygamberlik. Yahudilik ve Hıristiyanlık sonradan tahrif edildikleri

için örnek ve önder şahsiyetler olan peygamberlerle ilgili çeşitli iddia ve

iftiralarda bulunup sonra gelecek peygamberleri kabul etmezken İslâm, hem

bütün peygamberlere imanı şart koşmuş hem de onları lâyık oldukları güzel

vasıflarla tavsif etmiştir.

5. Dünya-âhiret dengesi. Yahudilik dünya hayatına, Hıristiyanlık da

dünyadan uzaklaşıp mânevî hayata daha çok ağırlık verirken İslâm her ikisi

arasındaki dengeyi kurmuş ve korumuştur: “Allah’ın sana verdiğinden

(O’nun yolunda harcayarak) âhiret yurdunu iste, ama dünyadan da nasibini

unutma…” (el-Kasas 28/77).

6. Mükellefiyetlerin azlığı. Madde-mâna, dünya-âhiret dengeleri açısından

en ölçülü ve kolayca yaşanabilir; çeşitli emir ve hükümlerde kolaylığı

öngörmesi açısından en kolay olan din İslâm’dır.

İslâm, diğer ilâhî dinlerde var olan bazı ağır dinî sorumlulukları ortadan

kaldırmış, insanın yaratılışına en uygun ve yaşanabilir kuralları sunmuş,

böylece dini daha da ağırlaştıran ve yaşanmasını zorlaştıran din yorumcularına

da önemli bir uyarıda bulunmuştur. Bu son dinin peygamberi Kur’an’-

da şu şekilde anlatılır: “Yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları o

elçiye, o ümmî peygambere uyanlar (var ya) işte o peygamber onlara iyiliği

emreder, onları kötülükten meneder, onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri

haram kılar. Ağırlıklarını ve üzerlerindeki zincirleri indirir. O peygambere

inanıp ona saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen

nura (Kur’an’a) uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır” (el-A‘râf

7/157).

Bu âyette hem Mûsâ şeriatında mevcut çok sayıdaki kural ve vecîbelere

(temizlik kuralları, yiyeceklerle ilgili esaslar, âdetli kadınla ilgili yasaklar gibi)

hem de İnciller’de ortaya konan öğretinin gerektirdiği aşırı riyâzetçi eğilimlere

işaret edilmektedir.

İslâm, daha önceki şeriatlarda mevcut bazı ağır yükleri kaldırmış veya hafifletmiş,

dini daha kolay ve yaşanabilir kılmıştır. Çünkü “İşte böylece sizin

insanlığa şahitler olmanız, resulün de size şahit olması için sizi mûtedil bir

ümmet kıldık” (el-Bakara 2/143) buyurulmaktadır. Resûlullah da “Kolay ve

yüce Hanîflik’le gönderildim” (Müsned, V, 266; bk. Buhârî, “Îmân”, 29) diyerek

İslâm’ın diğer şeriatlara göre daha mûtedil, kolay ve müsamahalı olduğunu

vurgulamaktadır. Kur’an ve Sünnet’te, dinî mükellefiyetlerin azaltılarak ve

gerekli ve yeterli seviyede tutulduğu, İslâm’ın insanlara ağır yükler yüklemek

için değil, rahmet ve inâyet olarak gönderildiği sıklıkla tekrarlanır. Kur’an ve

Sünnet’teki bu vurgu sebebiyle de İslâm bilginleri dinin anlatım ve yorumunda

daima kolaylığı ve uygulanabilirliği tercih etmişlerdir.

İslâm’ın peygamberi peygamberlerin, onun getirdiği din de dinlerin sonuncusudur.

İslâm’ın bir diğer özelliği onun evrenselliğidir. Son din olması

açısından öncekileri kucaklayıcı ve en mükemmel olmasıdır.

CEVAP VER