Dinlerin Tasnifi – İlmihal Diyanet

0
533
Dinlerin Tasnifi – İlmihal Diyanet
Makaleyi nasıl buldunuz ?

DİNLERİN TASNİFİ

Dinlerle ilgili ilmî araştırmalara paralel olarak dinler değişik açılardan çeşitli kıstaslara göre tasnife tâbi tutulmuş ve ele alınan kıstaslara göre farklı tasnif şemaları ortaya çıkmıştır. Batıda din tasnifleri genelde Tanrı kavramı, sosyoloji-tarih ve coğrafya tarih açılarından olmak üzere üç kavrama dayalı olarak yapılmaktadır.

Tanrı kavramı ele alınarak yapılan tasnif şu şekildedir:

  1. Tek tanrılı dinler (ilâhî dinler). Düalist (iki tanrılı) dinler (Mecûsîlik).
  2. Çok tanrılı dinler (Eski Yunan, Roma ve Mısır dinleri gibi).  Tanrı konusunda
  3. açık ve net olmayanlar (Budizm, Şintoizm gibi).
  4. Sosyolojik-tarihî açıdan yapılan din tasniflerinden birisi şu şekildedir:
  5. Kurucusu olan dinler (Yahudilik, Hıristiyanlık, İslâm, Budizm gibi).
  6. Geleneksel dinler (kimin tebliğ ettiği belli olmayan dinler, ilkel dinler, Eski Yunan, Eski Mısır dini gibi).

Bir diğer tasnif ise şöyledir: 1. İlkel dinler. Bundan maksat, bazılarının dinî gelişmenin ilk basamağı olarak düşündükleri animizm, natürizm, totemizm, fetişizm gibi aslında sadece bir kült olarak dikkate alınabilecek nazariyeler değil, ilkel kabile dinleridir (Nuer, Dinka, Ga dinleri gibi). 2. Millî dinler. Genellikle bir kurucusundan söz edilmeyen, sadece bir millete ait olan geleneksel yapıdaki dinlerdir (Eski Yunan, Mısır, Roma dinleri gibi). 3. Dünya dinleri. Hıristiyanlık ve İslâm gibi.

Coğrafî-tarihî açıdan ise dinler; Ortadoğu veya Sâmi grubu (Yahudilik,

Hıristiyanlık ve İslâm), Hint grubu (Hinduizm, Budizm, Jainizm), Çin-Japon

grubu (Konfüçyüsçülük, Taoizm, Şintoizm), Afrika grubu şeklinde bir ayırıma

tâbi tutulabilir.

Dinler tipolojik, morfolojik, fenomenolojik özellikleri göz önünde

tutularak da tasnif edilebilir. Vahye dayanan-dayanmayan, misyonerliğe

yer veren-vermeyen, âhiret inancı olan-olmayan, kutsal kitabı olan olmayan,

geçmişin-günümüzün dinleri, bir bölgeye veya kıtaya özgü dinlerdeğişik

bölge ve kıtalara yayılan dinler gibi tasnif kitlelerine göre de din

tasnifleri yapılabilir.

İslâm bilginlerinin din tasnifi “hak din-bâtıl din” şeklindedir ve bu ayırım

Kur’ân-ı Kerîm’e dayanmaktadır.

Kur’ân-ı Kerîm’de İslâm için “Allah katındaki din” (Âl-i İmrân 3/19),

“dosdoğru din” (er-Rûm 30/30), “hak din” (et-Tevbe 9/33; el-Fetih 48/28;

es-Saf 61/9) tabirleri yer almaktadır. Yine Kur’ân-ı Kerîm’de İslâm dışındaki

inanç sistemlerine de din denilmektedir (et-Tevbe 9/33; el-Fetih 48/28; es-Saf

61/9; el-Kâfirûn 109/6). Buna göre kaynağının ilâhî olması ve orijinal şeklini

koruması sebebiyle İslâm hak dindir. İlâhî vahye dayanmakla birlikte aslî

şeklini koruyamamış dinlere de (Yahudilik, Hıristiyanlık) değiştirilmiş, tahrif

edilmiş anlamında muharref dinler denilmektedir. İlâhî vahye dayanmayan

dinler ise bâtıl dinlerdir.

İslâmî kaynaklarda vahye dayanan dinler için genellikle “milel”, bâtıl

dinler için “nihal” kelimeleri de kullanılır. Nihle (çoğulu nihal) kelimesi, din

içinde oluşan fırka anlamında da kullanılır.

Bu temel sınıflandırma dışında bazı İslâm bilginleri tarafından daha ayrıntılı

tasnifler de yapılmıştır. Meselâ, tanınmış İslâm bilginlerinden Şehristânî

ilâhî dinler-bâtıl dinler ayırımını yapmakta, aslî mânada din ehli olarak

müslümanları; Ehl-i kitap denilen yahudileri ve hıristiyanları; kitabı bulunması

şüpheli olan Mecûsîler’i saymakta; kendi beşerî telakkilerine uyan

kimseler olarak da filozoflar, Sâbiîler, Dehrîler, yıldızlara ve putlara tapanlarla

Brahmanlar’ı zikretmektedir.

İslâm inancına ve Kur’ân-ı Kerîm’e göre ilk insan çeşitli teorilerde öne

sürüldüğü gibi ilkel, mantıkî düşünce ve yorumdan yoksun bir vahşi değil,

Allah’ın emirlerine muhatap olan sorumluluğunun bilincinde ve en güzel

biçimde yaratılmış seçkin bir varlıktır. İlk insan aynı zamanda diğer bütün

varlıklar arasında Allah’ın halife olarak niteleyip seçtiği bir peygamberdir.

Yahudilik ve Hıristiyanlık’ta olduğu gibi İslâm’da da din ilâhî bir kaynağa

dayanmaktadır. Dolayısıyla dinin ilk şekli, XIX ve XX. yüzyıllarda öne sürülen

teorilerde olduğu gibi çok tanrıcılık, bâtıl inançlar, hurafeler ve putperestlik

değil, bir yüce kudrete iman yani tevhid inancıdır. Nitekim monoteist

(tek tanrı) teori de bunu doğrulamaktadır.

İslâm’a göre ilk peygamberin tebliğ ettiği din ile daha sonra gelen peygamberlerin

ve son peygamber Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği din, temel

nitelikleriyle aynıdır. Allah’a iman, peygamberlik müessesesi ve âhiret

inancı hepsinde vardır. Sadece yaşanılan bölge ve döneme göre değişen bazı

kurallar dışında temel inanç esaslarında ve genel prensiplerde değişme

yoktur. Çünkü dinin hitap ettiği insan, temel nitelikleri bakımından her dönemde

aynı insandır.

Bütün peygamberler hak dini tebliğ etmiş, onun yaşanmasını teşvik etmiş,

kendileri de örnek olmuşlardır. Hz. Mûsâ’nın getirdiği dine Yahudilik,

Hz. Îsâ’nın getirdiği dine de Hıristiyanlık adı sonradan verilmiştir. Ne Hz.

Mûsâ, ne de Hz. Îsâ bu adları kullanmışlardır. Onlar Allah’ın emirlerini tebliğ

etmiş, bir olan Allah’a iman ve kulluğa çağırmış, ilâhî kitap olan Tevrat

ve İncil’e göre yaşamaya davet etmişlerdir.

Kur’ân-ı Kerîm, peygamberlerin getirdikleri dinlerin aynı hak din olduğunu

kaynak ve temel esaslar açısından belirtmiş, ama İslâm adını son peygamberin

tebliğ ettiği dine ad olarak vermiştir. “Bugün size dininizi ikmal

ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim”

(el-Mâide 5/3) meâlindeki âyet de bunu ifade eder.

CEVAP VER