İman ile Küfür Arasındaki Sınır

0
450
İman ile Küfür Arasındaki Sınır
Makaleyi nasıl buldunuz ?

İman ile Küfür Arasındaki Sınır

İman ile Küfür Arasındaki Sınır

İman, Hz. Peygamber’in getirdiklerinin hepsini tasdik, küfür de inkâr etmektir. Buna göre, iman ile küfrü belirleyen başlıca ayıraç kalbin tasdikidir. Ancak kalbin tasdiki, insanlar tarafından bilinemediğinden, ikrar ve ikrarı gösteren dinî görevleri yerine getirmek, yani amel, kalpteki imanın varlığının göstergesi olarak kabul edilmiştir.

Küfrün en belirgin alâmeti, dinin temel esaslarından birini veya tamamını
reddetmek yahut onları beğenmemek, önemsememek ve değersiz saymaktır.
Müslüman olduğunu söyleyen bir kimsenin, bu dünyada mümin kabul
edilmesi ve İslâm toplumundan dışlanmaması gerekir. Çünkü dünyada dış
görünüşe ve ikrara göre işlem yapılır. İçten inanıp inanmadığını tesbit ise
Allah’a mahsus ve âhirete ilişkin bir meseledir: “…Size selâm verene dünya
hayatının geçici menfaatine göz dikerek, sen mümin değilsin demeyin…”
(en-Nisâ 4/94) buyurularak buna işaret edilir. Hz. Peygamber de imanda
ikrarın önemini vurgulamak ve kelime-i tevhidi söyleyenin, müslüman kabul
edilmesi gereğine işaret etmek için şöyle buyurmuştur: “İnsanlar Allah’-
tan başka Tanrı yoktur, Muhammed O’nun elçisidir deyinceye kadar kendileriyle
savaşmakla emrolundum. Ne zaman bunu söylerlerse, can ve mal güvenliğine
sahip olmuş olurlar…” (Buhârî, “Cihâd”, 102; Müslim, “Îmân”, 8;
Ebû Dâvûd, “Cihâd”, 104). Bu sebeple imanını diliyle ikrar ettiği veya davranışlarına
yansıttığı sürece herkesin İslâm toplumunun tabii bir üyesi olarak
görülmesi, can ve mal güvenliğine sahip olması, dünyevî-dinî ahkâm, sosyal
ve beşerî ilişkiler bakımından da müslümanın sahip olduğu bütün statü,
hak ve sorumluluklara muhatap olması gerekir.

CEVAP VER