İSRÂ` VE Mİ`RÂC – 1.Bölüm

0
1027

İSRÂ` VE Mİ`RÂC ; Bölüm I

Nebî sallallahu aleyhi ve sellem
Miraç ve İsrâ olayından haber verip
Buyurmuştur:

<-Bir seferinde;
‘’Hatîm-i Şerif’’ de yatıyordum.
Cibrîl göğsümü açarak kalbimi yıkadı,
Îmân nuruyla doldurup yerine koydu.

Ardından;
Katırdan küçük merkepten büyük
Beyaz bir binit (Burak) getirildi.
Ben ve Cibril birlikte bindirildim.
Yükselerek dünya semasına varıldı.

Cibril gök kapısını çaldı.
— Kim o? denildi.
Cibrîl:
— Cibrîl`im! dedi.
— Yanındaki kimdir?
Cibrîl:
— Muhammed! Diye cevap verdi.
— Yâ,
O’na ‘’Mi`râc daveti’’ gönderildi mi?

Cibrîl:
— Evet gönderildi! Dedi.
— Merhabâ gelen zâta!
Bu gelen ne güzel yolcu? Denildi.
Ve gök kapısı açıldı.

Birinci semâda Âdem’le karşılaştım.
Cibrîl bana:
— Bu senin atan Âdem`dir;
O’na selâm ver! Dedi.
Selâm verdim;
Âdem;.
— Merhabâ hayırlı, iyi oğlum,
Sâlih peygamber! Dedi.

Yükselmeye devam ettik.
İkinci semâya vardığımızda
Cibrîl, onun da kapısını çaldı:
— Kim o? denildi.

Cibrîl:
— Cibril’im! dedi.
— Yanındaki kimdir? Denildi.
Cibrîl:
— Muhammed! Diye cevap verdi.
— Ya!
O’na ‘’Mi`râc daveti’’ gönderildi mi?
Cibrîl:
— Evet gönderildi! Dedi.
— Merhabâ gelen zâta!
Bu gelen ne güzel yolcu, denildi.
Ve kapı açıldı.
Biz bu ikinci semâda
Yahyâ ve Îsâ ile karşılaştık.
Onlar teyze oğullarıdır.
Cibrîl bana:
– Bu gördüklerin Yahyâ ve Îsâ`dır;
Onlara selâm ver! Dedi.
Ben de selâm verdim.
Onlar, selâmıma karşılık vererek;
Merhabâ hayırlı kardeş,
Salih peygamber! Dediler.

Sonra;
Üçüncü semâya yükseldik.
Bunun da kapısını çaldı, Cibril.
— Kim o! denildi.
Cibrîl:
— Cibrîl`im! dedi.
Görevli melek Hazin;
— Yanındaki kimdir? diye sordu..
Cibril:
— Muhammed! Dedi.
— Ya!
‘’O’na Mı`râc daveti’’ gönderildi mi?
Cibril:
— Evet gönderildi!
— Merhaba gelen zâta!
Bu gelen ne güzel yolcu, denildi.
Ve hemen gök kapısı açıldı.

Üçüncü semâya vardığımızda
Yusuf ile karşılaştım.
Cibril:
— Bu gördüğün Yûsuf`tur;
O’na selâm ver! Dedi.
Ben de Yûsuf`a selâm verdim.
O da mukabele etti;
Merhaba hayırlı kardeş,
sâlih peygamber! Dedi.

Sonra yükselmeye devam ettik>

……………………………….. (Hadisi şerif böylece devam eder. Hadisi şerifin tamamına ulaşmak bugün için çok kolay.).
Hadisi şerifte bahse konu üçüncü sema ZÜHRE, Makam-ı Mahmuttur. Efendimiz bir başka hadislerinde Yusuf aleyhisselam için ‘’Kardeşim’ ’tabirini kullanarak ehline… Dünyada hizmet ederken aynı makamda (Zühre-Makam-ı Mahmut’ta) kaldıklarının haberini verdi.
Zühre-sıfatullahın kemalidir… Üçü celal, üçü cemal olan yedi semadan birisidir. İbadet ehli için Nur-u yeşildir. Efendimizin hizmet ve beka makamıdır. Bu yedi sema yukarıdan aşağıya doğru;
Zuhal; Müşteri, Merih, Şems, Zühre, Utarit ve kamerdir.(yedi kat gök)
Tamamı sıfatullah olup, nur-u tevhide ulaşmış olan zatın da sıfatlarıdır. Bu sıfatlarda ibadet ederek hizmet üretirken yararlanılan sayısız ilim vardır ki bu ilimlere İlmullah denir…
Bunları bilerek hizmet etmenin adı ’’marifetullahtır.’’
Zühre’nin evvelinden dostu Merih sıfatıdır. Merih; Makam-ı siyanettir. Celalidir…
Zühre’nin ahirinden dostu ise Kamer şerefidir. Cemaldir. Makam-ı şeriattır…
Makam-ı Mahmut Zühre’nin bir yüzü sıfat-ı celale (merih’e) bakar, bir yüzü sıfat-ı cemal (kamer) e bakar. Merih’in nuru kan kırmızısıdır. (bayrağımızın rengi),kamerin nuru ise(Ay ve yıldızın rengi olan süt) beyazdır. Bu nedenle zühre’nin nuru (kırmızı ve beyazın kemali olan) yeşildir. Bayrağımızdaki ‘’hilâl’’ ümmet-i Muhammed’i, ’’yıldız’’ zamanın zatını temsil eder. Zahirde ise kırmızı renk, silahlı gücümüzü(şehit kanlarını),’’hilâl’’ müslüman olan halkımızı, ’’yıldız’’ ise devlet başkanını temsil eder.
Zat Zühre saatinde celalde bir efal yaparsa kırmızı, cemalde bir efal yaparsa beyaz nur (doğar)görülür. Kemalde efal yaptığında ise yeşil nur olarak, zatın müşahedesinde (tezahür eder)görülür. Görülen bu nurlar yapılan işin zahire çıkışında görevli meleklerin yaratıldığı anlamına gelir. Görülen nurların rengi de yaratışın vasfını belirler. Cemal mi, celal mi yoksa kemal mi zat hemen bilir. İstediği doğrultuda olan yaratılışa rıza gösterir, tecellisini bekler. Aksi halde efalini değiştirerek tecelliyi beklediği şekle dönüştürür. Allah teala c.c. Zamanın zatını nuru tevhitte (miraçta) tam yetkili kılmıştır.
Zat bu (Zühre şerefinde) makamda düzenli kalarak her şeyi celalden alıp cemale teali ettirir. Doğru hizmet edilirse hemen her güzel şey küffardan ayrılıp müminlere yönelir. Merih’ten gelen tecellileri müşahede ve muhakeme süzgecinden geçiren zat; kahır ve gazaba neden olacakları, cemal esma ve efalleriyle teshir ederek Kamer’e teali ettirir. Ki, esas işi budur. Maalesef zat evliyalarının, yetişme zamanında ilmi yetersizlikleri ve / veya ellerine geçen fırsatı nefislerine hizmette harcamaları nedeniyle, tam zıddı tecelliler de yaşanır. Her güzel şeyin müminlerden ayrılıp kâfire yöneldiği de olur.
Hafız Hüseyin Kemal’in (g.s) ilk döneminde, hayır zannıyla yaptığı efaller ile okuduğu esmalar, müslüman mülklerinin ellerinden çıkmasına sebep olmuştur. Mü’minlerin kelimenin tam anlamıyla mahvolmuşlardır. Ya öldürülmüşler, ya sürülmüşler yahut yaşadıkları yerlerde asimile edilmişlerdir. Böyle (tecellide) büyük zatların acemi dönemleri, müslümanlar açısından tarihin acılı sayfalarının en üst sebebidir.
Hafız Hüseyin Kemal hz. Yaşadıklarını hatası ve sevabıyla ‘’Esrar-ı Hikmet’’ adlı kitabında geleceğe aktarmış,(kendisinden sonra gelecek nesillere ve kutuplara) ibreti âlem için bırakmıştır. Bir daha aynı hatalar yapılmasın, aynı acılar yaşanmasın istemiştir. Böyle bir eserin eşi benzeri öncesinde ve sonrasında yazılmamıştır. Bu eserde verilen sırları açıklamaya (Hafız Hüseyin Kemal Sertyeşilışık’tan maada) kimsenin gücü ve yetkisi olmadığı kendi ifadesidir.
Kemale ermiş bir zat evliyasının zamanında müminler rahat, refah içinde mutlu yaşarlar. Çünkü O, Müslümanların gelişip çağı kucaklamaları için gerekli olan esma ve sıfatları düzenli bir şekilde tecelli ettirir. Halk’ın anlayacağı şekilde söylemek gerekirse göklerin her alandaki rahmetini,(dualarıyla ) müminler üzerine yağdırır. Onları hemen her alanda zaferden zafere ulaştırır. Efendimizin (s.a.v.) zamanı böyle geçmiştir.
Kendisinden sonra gelen hz. Ebu Bekir zamanında, efendimizin yaptığı dualar ve efaller nedeniyle gelişme ve huzur devam etmiştir. Giderek yeni zat’ların (ki Hz Ali g.a. s. hazretleri velayet makamının sahibi idi, hz Ebu Bekir, hz Ömer, hz. Osman vb. birçok sahabe kutup mertebesinde idiler.) cümlesinin içtenlikle yaptıkları duaları tecelliye geçmiştir.
Hz Ömer’in zamanı dahi Hz Ebu Bekir zamanı gibi mükemmel yaşanmıştır. Zamanında(kendisi tevhit ehliydi.<Müşteride> Sarı nurda tevhit olmuştu.) Adalet hat safhada tezahür etmiş, devlet büyümeyi, gelişmeyi mükemmel şekilde sürdürmüştür… Zamanla efendimizin dualarının etkisi azalıp, o dönemin tevhit ehlinin (ki her biri ayrı bir sıfatta tevhit olmuşlardı) tecellileri etkisini artırmaya başlayınca, birçok alanda ezdad (zıdlık, tezat) oluşmuş, hüküm celal sıfatına geçmiştir. Ezdad celaldendir.
Emir el Mü’minün, evliyalar serveri hz.Ali (g.a. s.) hazretleri; celalın en büyük sıfatlarından biri olan’’Utarit’’te tevhit olmuştur. Utarit fesat oluşturan bir celal sıfatıdır. Hz Ali (g.s.)Efendimizin tavsiyesi ile Makam-ı Müveddet (Dostluk ) olan ‘’Şems’’te kaldığından, Nur-u tevhidi (miracı), Şems’in önünden dostu Utarit’te mavi nurda olmuştur. Halife Hz Osman Zinnur’un zamanında yeni tecelliler kuvvet buldukça fesat yuvalanıp gelişirken, hz.Ali g.s. zamanında tecelli had safhaya varmış, özellikle siyasi alanı, birliği-bütünlüğü talan etmiştir. Siyasi istikrarın bozulmasının bir sonucu olarak yaşananlar, tarihlerde (olabildiğince) kayıtlıdır. Olup bitenler kader çerçevesinde değerlendirilmelidir. Efendimizin başarılarının gereği olarak zamanında birçok kutup yetişmiş, manevi alanda yapıp ettikleriyle çok başlılık tecelli etmiş, (aynı postta birçok aslan) gelişmelerin doğal sonucu da eklenince siyasi bölünmeler kaçınılmaz olmuştur. Efendimiz kendisinden sonra olacakları bir bir haber verdiğine göre sonuç kaçınılmazdı…
Hz Ali g.a:s. hazretleri (Utarit’te) mavi nurla tevhit oldu demiştik. Bu tevhidin hikmet-i gereği yaptığı efalleri, ibadetleri celal tecellisinin güçlenmesine, inançta ve sosyal alanda fesat çıkmasına, dolayısıyla zahiri iktidarın kaybedilmesine sebep olmuştur. Zahirdeki her tavır ve davranış hikmetin gereği olduğundan, o devri inceleyen insaf ehli olup bitene kader çerçevesinde bakarak durum tespitinden başka söze gerek görmemişlerdir.

İSRÂ` VE Mİ`RÂC 2.Bölüm

CEVAP VER