İSRÂ` VE Mİ`RÂC 2.Bölüm

0
1063
İSRÂ` VE Mİ`RÂC 2.Bölüm
5 (100%) 5 votes

İSRÂ` VE Mİ`RÂC Bölüm II

Hikmetullah’ın iktizası böyledir.

Sıfatı celal olan Utarit’te yapılan her iş küffara, münafıklara yarar. Utarit kendisinde düzenli kalarak ibadet eden zata cehennemi dünyada iken yaşatır. Ahiretinde makamı yine <veli> yahut <nebi> dir ancak dünya hayatı çok büyük zorluklarla geçer. Ve o makamın mensupları çoğunlukla <ecel-i kaza> ile ahirete intikal ederler. Bu nedenle Zat evliyasının bu makamda zaruri ihtiyaçlar (Küffarla mücahede ya Utarit’te yahut Merih’te yapılır) dışında iş yapması marifetullah icabı son derecede yasaktır.

Bu ezeli takdirden haberdar olan efendimiz, kendisinden sonra olup bitecekleri birer birer ayrıntılı anlatarak, (evlad-ı resule) yapılacak kötü muameleleri bildirerek her türden olumsuzlukları hafifletmek istemiştir. Hz Hasan ve Hüseyin efendilerimizin hangi sıfatta, hangi nurla tevhit olup, hangi tecellilere maruz kalarak eziyet göreceklerini bildirmiştir. Ezeli takdirin sonucu oluşan o günlerin tecellilerini, siyasi alanda halen tartışıyor, aradaki ayrılıkları gidermeye çalışıyoruz.

Kerbela olayı, sıfat-ı celalın yeniden (bambaşka bir yüzle ) bayrağını göndere diktiğinin resmidir. Cahiliye döneminin aleni şirkleri, o devirden itibaren örtülü, gizli şirklere dönüşmüştür.

Efendimizin vefatından itibaren otuz yıl geçtikten sonra oluşan istibdat dönemi, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine kadar (Kur’an-ı Kerimin hedefleri açısından) utanç verecek şekilde devam etmiştir. İktidar Türk’lere geçinceye kadar, dinin her alanında tahrifat yapılmış, hukuk sisteminde (köklü) sapmalarla, din / bilim insanlarından (fesada karşı çıkanlara) akıl almaz zulümler yapılmış, siyasi sistem uzun yıllar devam edecek şekilde saltanata dönüşmüştür.

Hanedanlardan kurtulmak yirminci yüzyıla kalmıştır. Arada bir insaflı yöneticiler gelmiş ( istisna-i dönemler yaşanmış ) olsa da şeriatın aldığı yaralardan, özellikle hukuki tahriflerin, halk iradesine tecavüzlerin, kişisel hak ve hürriyetlerdeki kısıtlamaların sonucu, maalesef islam âlemi özellikle fen bilimlerinde sürekli kan kaybetmiş, dünyevi bilimlerin tekâmülü küffara kaptırılmıştır.

Bütün bu zamanlarda gelip geçmiş yüzlerce (zahirde) şöhretli evliya, maalesef hikmet ilmini ( Kur’an-ı Kerimi deşifre ederek) kâmilen zahire çıkarıp, sonraki nesillere aktaramamışlar. Yahut gizliliğine bina-en sözlü aktarırken hikmet ilminin kaybedilmesine sebep olmuşlardır. Halk arasında yaptıkları (söylenen ) birtakım kerameti kevniyelerle şöhret bulmuş olsalar da çoğu nefislerini bile kurtaramamışlar. Yahapishanelerde çile çekmiş yahut şehit edilmişlerdir. İlimde sıfattan zata geçememiş, canlarını bile koruyamamışlar. Maddi her türlü gelişme manevi ilimlerin ehil ellerde olmasına bağlıdır. Gökler harekete geçmeden yerler deprenemez. Gökleri harekete geçiren kuvvet ve kudret ise zat evliyasının esma ve efal ile yaptığı marifetullah hizmetidir…’’Kıyamet hacıdan, hocadan kopacaktır’’ atalar sözünde gerçek payı vardır.

Bir hadisi şerifte; ’’Emanet ehline teslim edilmediği zaman kıyameti bekleyiniz’ buyrulmaktadır. Bu hadis her alanı kapsamakla birlikte ’ledünni sırra’, zat evliyasının ehliyetine atıfta bulunmaktadır.

Bütün bu olanları, olacakları efendimiz yüzlerce hadisiyle beyan etmiştir. Bunun anlamı ezeli kaderin hükmüne delildir. Hükmün kendisinden sonra yeniden celalin eline geçeceğini o kadar net bilmiş ve bildirmiş ki makamının ne kadar yüksek olduğunun bir nişanesi olarak, hadisi şerifleri ortadadır.

Velhasıl devran dönmüş, zaman (1857–1957) gelmiş; Adı Hafız Hüseyin Kemal Sertyeşilışık olan bir Zat-ı Muhterem yetişmiştir. Hikmet ilmini efendimizin uyguladığı şekliyle (yeniden tecrübe ederek-kırk yılda-düşe kalka ) zahire çıkarmış, ’’Esrar-ı Hikmet Beyanı’’ adında, büyük boy 900 sayfalık bir kitapla kaydı rapt altına almıştır. Böylece bu en yüksek ilim olan ‘’İlmullah-ilm-i ledün’’ allah’ın izniyle keşfedilip, insanlık tarihinde ilk defa, açıkça kayıt altına alınmıştır. Bu çabalar sürdürülürken oluşan tecelliler, insanlığa ve islam dünyasına akıl almaz bedeller ödetmiştir.

Esrar-ı Hikmet kitabında efendimizin bu ilmi hangi kaygıyla gizlediğini anlayamadığını bildiren H.H.Kemal hz. bundan böyle kıyamete kadar bu ilmin (ehline) zahir olduğunu ancak, (avama bildirmenin doğru olmadığını ) sakıncalarını uzun uzun açıklayarak tembih etmeyi ihmal etmemiştir.

Balkan savaşları, Birinci Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı ve nihayet, İkinci Dünya Savaşı bu zatın zamanının emsalsiz (muazzam) tecellileridir. Yetmiş yıl devam eden Soğuk savaş Dönemi de bunlara dâhildir. Bugünkü dünya haritasını çizen (hizmetleriyle) kendisidir. Bu zatın küffara karşı en son mücahedesi ‘’Kore Savaşı’’ olmuştur.

Ardından Oğlu merhum Hafız Süleyman Sertyeşilışık bir kutup olarak ‘’Vietnam Savaşı’’nı hikmette başlatmış, ancak kendisini savunamadığından yaptığı bu büyük iş dünyadan vakitsiz gidişine sebep olmuştur.

Hikmetullahta harp kapısını açarak savaş başlatmak son derecede tehlikeli olduğundan, küfürle mücadeleyi milletler arasında savaş başlatmakla sınırlı sayan, manevi hizmetleri basite indirgeyerek bu işe soyunanların birçoğu ahirete vakitsiz gitmişler, başlattıkları savaşları dünya gözüyle görememişlerdir.

Allah’ın sıfatı celalinin tabiatı, kan ve gözyaşı olduğundan, İlmullah yolunun yolcularına olgunluk çağlarına gelmeden, çeşitli tuzaklar kurarak, erken ölümlerine sebep olur. Kemale eren marifetullah ehlinin, celalin başına dert olacağını iyi bilen şeytan, iman ehline karşı giriştiği mücadelede çoğunlukla bu yolla galip gelmiştir. Tarih, ağırlıklı olarak şeytanın zaferleriyle doludur.

Kur’an-ı Kerim; inananların genel nüfusa oranının azınlıkta kaldığını, insanların ekseriyetinin inanmadığını, belli bir vakte kadarda inanmayacaklarını, ancak sonunda islamın muzaffer olacağını onlarca ayetle belirtir.

Bahse konu ilim (ilm-i LEDÜN) bu yüzden çok zor bir ilimdir. Mensubu olan kişilerin sadece din konusunu değil, zahir ilimlerini de çok iyi bilmeleri gerekir. Ancak her çağda bugünkü gibi ilme ulaşmak kolay olmadı. Yeterince örgün eğitim yapılmadığı gibi, ilmin yegâne kaynağı kitaba ulaşmak ta kolay değildi. Maksat geçmişi yargılamak değil, ibret almaktır…

‘‘Geçmişteki hataların çaresini bulur muydum?

Acıları çekmeseydim bugünkü ben olur muydum?’’

Hafız Hüseyin kemal gs. Hazretlerinin vefatının ardından görevi (1957 de) devir alan rahmetli hocam ‘’Hacı İsmail fidan’’ hz. (g.s) dahi küffar la mücahede nin doğrudan savaş yoluyla olduğu fikri sabitinden kendini kurtaramamış, efallerini çoğunlukla celalda yapmış, zamanında birçok savaş başlatmıştır. Üstelik eli altında olan kitapta açıkça yazılan hikmet ilminin şartlarına da tam riayet etmemiştir.  Hikmetin gereği olarak bir yerde savaş başlatmak isteyen zatın, savaşmak istediği ülkeye gitmesi, ordunun önünde olması gerektiği halde, oturduğu yerden okumuş, bundan da özellikle Türkiye olumsuz olarak etkilenmiştir. Üstelik maksat beklendiği gibi hâsıl olmamış, yenilmesini beklediği ülkeler savaştan galip çıkmıştır. Kendisi zahir ilimlerinden yeterince haberdar değildi. Üstelik yıldızının Utarit olduğunu söyler, olumsuzluklarına katlanmamızı ima yollu belli ederdi. Beyaz nurda tevhit olduğunu söylediği halde sert mizaçlı, celalli biriydi.

Şehirli kültüründen uzak, ömrünü köyde geçirmiş bir zat evliyasıydı. Herhangi bir tarikatta yetişmediğinden tekke kültürü de edinmemişti. Ulaştığı menzillere hangi güçlüklere katlanarak, ne tür tehlikeleri atlatarak vardığını uzun uzun anlatırdı. Yaşadıkları akıl almaz zorluklardı. İlmini bize aktarırken siz pişirilip önünüze getirilmiş pilavı yemekten şikâyetçisiniz derdi.

CEVAP VER