‘“KÂLB !”’ ve ‘“FUAD !”’

2
1963

‘Sayın ; Prof. Dr. KENAN ÖMÜRLÜ’ye
İŞLEMLERİ !

Kâlbimin damarını balonla açtın diye,
Sana cirit oyunlu tablo ettim hediye !

Hayât gözden düşmemek ! Bir tür cirit oyunu !
‘Refref’ denen bir ata binen ! Aşar boyunu !

Kâlbi balonla açmak ! Elbet büyük beceri !
Ama onu Fuad’a açandır ! Tanrı eri !

‘“Fuad”’ adını alır kâlbde bir ‘siyah nokta !’
İnsânın ilk hücresi ! Kendi, ‘var olan yok’ta !

MUHAMMED o noktadan mîrâçta HAKK’a baktı !
‘“İki kaş arasından”’ RABB’i kâlbine aktı !

Sen kâlbi biliyorsun ! Ben ise esrârını !
Biraz açıklayayım ! Kırmayıp ısrârını !

Dışarda bir sıvıda kâlb bir süre atmakta !
Bunda, bağımsızlığın bir kanıtı yatmakta !

Emme basma tulumba ! Kâlb bir körün indinde !
Hâlbuki, kâlb ‘“RAHMÂN’ın Arşıdır !”’ Her HAK dînde !

Bilenler, ‘kâlb tik taklı robot saattir’ demez !
Çünkü saat kendini kurup ayar edemez !

Kurup ayar edenin ismidir işte ‘“Fuad !”’
Kimi demiş Cebrâil ! Kimi Rûh ! Kimi Mead !

MÎRÂÇ AMELİYATI !

Kâlbini sanma sakın ! Kan dolu kaslı bir et !
Kâlb inkılâp kökünden ! Onu Fuad’a kalbet !

Aksi taktirde olur hayvânlardaki yürek !
‘“Göğsünü yardık”’ der HAK ! Bu ameliyat gerek !

AHMED kervâncı idi ! Olmadan önce RESÛL !
Bir mağaraya girip ! Doğurdu usul usul !

‘“Yedi yatır”’a âit bir yerdi ! O mağara !
Öteki adı ‘“FUAD !”’ Ömrünce onu ara !

Işık bedeni ile çıkıp sonsuz uzaya,
‘“Gizli”’denen âlemi ! İzledi doya doya !

ALLAH’ın yanındaki kendi aslını gördü !
RAHMÂN’ın kelâmıyla ! ‘Kelâm-ı Kadim’ ördü !

Cenneti ! Cehennemi ! Görünce ! Aklı durdu !
Rûhu tekrâr bedene dönünce ! Kâlbi vurdu !

‘“AHMED miraçta RABB’i, Fuad ile seyretti !”’
Çünkü kâlb fotokopi ! ‘“Fuad”’ asıl sûretti !

Görüntünün dirisi, değil T.V. tüpünde !
ÂLÎ Baba olur mu ? Kırk harâmî küpünde !

Her kim ki ölesiye olursa rûhuna aç !
Onun payına düşer ALLAH’tan böyle mîrâç !

ÜÇ ve DÖRT !

Ses yedi ! Deri yedi ! Kâlb de tam yedi oda !
Dördü kendine âit ! Gizli üçü Fuad’a !

Ateş ! Hava ! Su ! Toprak ! Kâlbe âit dört unsur !
ALLAH, MUHAMMED ÂLÎ ! ‘“Fuad”’ denen üçüz ‘“Sûr !”’

Yogi, kâlbi durdurup ! Yer altında yatmakta !
O sırada sâdece Fuad nabzı atmakta !

Kâlbi çürüyene dek, can orda kalabilir !
Fuad uzayda olup ! HAK nefes alabilir !

Eren, aday kâlbini, üç gün durdurabilir !
Fuad ile, yeniden onu vurdurabilir !

İlk ! Dört unsur aptesti için ! Dört gün uyutur !
Kâbus sınavlarıyla, can, cinlerle atar tur !

Uyanınca bağlansın diye üçüz özüne ,
Eren durdurur kalbi ! Işık verip gözüne !

Üç gün sonra kâlb vurup ! İki cinsli uyanır !
‘“Âdem”’ olarak doğup ! HAK rengine boyanır !

İç yüzünde olmuştur artık ! Erkek ve dişi !
Cinsel değerlendirme ! Sakın bu rûhsal işi !

Pozitif ve Negatif ! Müthiş elektrik bu !
Hem var ! Hem yok edecek ! Şu ‘“ON DOKUZ”’ gurubu !

Çift kutuplu dinamo o ! ERRAHMÂNİRRAHÎM !
‘“Ateşin yakmadığı !”’ Ateş üstü İbrâhim !

SÜRÇEN İKİLİ !

‘“Bir tek özden yarattım erkek ve dişi !”’ Der HAK !
Kurtulur kim ederse bu özüne iltihak !

Havvâ, Âdemde iken ! Ona edildi secde !
‘“Kâlbe Rûh üflenince !”’ Melekler geldi vecde !

‘“Direnince bu nûra dumansız alev İblîs !”’
Âdem Rûh üflemedi ona ! Kapandı ‘“Meclis !”’

Âdem’den Havvâ çıkıp ! Ayrılınca çift kutup !
‘“Yakınlaştı Âdem’e İblîs ! Havvâ’yı tutup !”’

Ateş, nûra değince ! Oldu bir kısa devre !
İki kutbu bağlayan tel yandı çepeçevre !

İki kutbun kararmış olan iki alt yanı,
Oluşturdu ‘erkek ve kadın’ denilen canı !

Şeffaf Arz katılaşıp ! Dönüştü bu Dünyâya !
Oldu bir hapishane ! Kapısı kondu Aya !

İblîs hemen canları hapsetti kan ve ete !
Her hücreye yerleşti ! Cinleri denen çete !

KURTARAN İKİZ !

Kararmayan çift kutub, suçsuzken indi ! Niçin ?
Düşen cana Rûh olup ! Onu kurtarmak için !

Böylece, ‘“ÎSÂ MESÎH kendini haça gerdi !”’
Onu haçtan indiren her can ! Özüne erdi !

Aslında çıkmak inmek yok ! Boyutsuzdur uzay !
Yuvarlak Arzda baksan nerden ! Hep yukarda Ay !

Şeffaf şey yoğunlaşsa ! İnmek ve düşmek denir !
Bu ise, rûhumuzu görmemekle ödenir !

Çünkü rûh madde değil ! Asla yoğunlaşamaz !
Madde rûha yaklaşır ! Ama sınır aşamaz !

Yâni rûhumuz yine ! Şeffaf Arz küresinde !
Can, ‘Arz’ın yoğunlaşmış kısmı’ denen bu inde !

Her can kendi rûhuna yaklaşabildiği an ,
Arz şeffaflaşıp tekrâr ! Cennet olacak cihân !

Görecek bu son günü ! Ancak çift cinsli olan !
Cana denecek ‘“Hûri !”’ Rûha denecek ‘“Oğlan !”’

BEŞİK BEBEĞİ !

Kâlbi durdurmak gizli bir yer ister elbette !
Ehrâmda yapılırdı önce ! Şimdi Tibet’te !

AHMED der :“İlmî ara !” “O olsa bile Çinde !”
Bu sırra değinme var, bu sözünün içinde !

Her ehram duvarında var, uçan bir kelebek !
Kozayı delip çıkar ! ‘“Îsâ”’ adlı bir bebek !

Bu bebeğin, masalda ‘parmak çocuk’tur ismi !
Başparmak boyundadır ! Fizik olarak cismi !

Doğurur iken onu ! Terlersin iri iri !
‘Üç gün’ süren sancıyla ! ‘“Ölüden çıkar diri !”’

Konuşur her bir dili ! ‘“Doğar doğmaz beşikte !’”
Doğan ve ölen herkes ! Onu görür ‘eşikte !’

Bu yüzden ÎSÂ dedi : ‘“Ben eşiğim Babaya !”’
RESÛL de dedi : “ÂLÎ, kapı ÂL-İ ABÂ’ya !”

ALLAH der: ‘“Kapısından girmeli herkes beyte !”’
Beyt , ‘Kâbe’ olan kâlbdir ! Fuad, Bab EHLİBEYT’e !

Kâlb, bil ki lâmbasıdır ! O sâf Âlâaddinin !
Meshet ! Ov ! Fuad çıksın ! Sırrı budur her dînin !

Can kâlbe yerleşirken ! Rûhu Fuad da kalır !
Unutmayacağına dâir ondan söz alır !

Sözünü unuttukça ! Çeker vicdân azabı !
Kâlb spazmı ! Enfarktüs ! Fuad’ın son gazabı !

‘“Fuad”’ da yıkanmayan kâlb damarı tutar pas !
HAKK’ı ‘pas geçtiğinden !’ Sonunda olur ‘bay pas !’

YAHYA ORUCU !

‘“Yıkın taş duvarlardan yapılmış her mâbedi !
Ebedî ev yapayım üç günde”’ Îsâ dedi !

İhtiyâr Zekeriya oruç tutunca ‘“Üç gün”’ ,
‘“YAHYA dünyâya geldi !”’ ‘“Vaftiz ile yaptı ün !”’

ALLAH diyor : ‘“Benzersiz bir ad âlemde YAHYA !”’
Çünkü bu ismin kökü, ölüyü etmek ihyâ !

Bu orucun tek şartı, etmemek hiçbir kelâm !
Cennettekiler gibi ! Demek, sâdece ‘“Selâm !”’

‘Yüz altmış iki’ eder ! Hem ! ‘“Esselâm !”’ Hem ! ‘“İnsân !”’
Âdem’ini bulana ! HAK, Yahya eder ihsân !

‘Başı kesildi’ diye ! Yahya için tutma yas !
Îsâ, İncil’de der ki : ‘“YAHYA’ydı HIZIR İLYAS !”’

Hazret-i ÂLÎ de der :“İsmim Tevrât’ta İLYA !”
‘“ERRAHMÂN”’a denk ‘YAHYA evlâdı ZEKERİYA !’ (329)

DEMİRİN SIRRI !

HAK, kâlbi çalıştırmak için kâlbe tuz verdi !
Îsâ sevdiklerini, ‘“Tuz”’ diyerek överdi !
İnsâna, ben bilinci verir ! Kandaki demir !
Bencillikten uzaklaş ! HAK’tan ilk ve son emir !
Demir arzda yok idi ! Merih’ten indirildi !
Kan kızıla boyandı ! İblîs kanda dirildi !
Canın merkezi beyin ! Çalışamaz o kansız !
Kandaki demir İblîs ! Kurtulmamız imkânsız !
Her düşünce ! Ve her seks ! Kanın bize tuzağı !
‘Üstünlük kompleksi !’ Ve ‘cinsel hırstır’ ağı !
Kendini en az düşün ! Herkesi bil kardeşin !
Çocuk yapma dışında ! Kardeşin olsun eşin !
Betûldü Meryem : FATMA gibi, rûhuyla bâkir !
Kirletmedi ! Âdet ve meni akıntısı kir !
“Îsâ, Ürdün nehrini akıtmış yukarıya :”
‘Epifiz ve ipofiz !’ ‘Uzak dur !’ Der ! Karıya !
Fuad ‘kâlb tabutunda !’ Bir ölü gibi yatar !
O ayağa kalktı mı ! Ben bilincimiz batar !
Bebek yapan ilk hücre kalbdedir ! Bu ne onur !
Yapay kâlbe de ! Onun şeffaf kopyası konur !
Bu yüzden hiçbir duygu değişmez ! Aynı kalır !
Maddeci bilginleri büyük bir hayret alır !
Beyin bile değişse ! Kimlik değişmez asla !
Çünkü alıcı ekran, bağlı verici asla !

MUHAMMED ÂLÎ KİM ?

İlk hücre ‘doksan iki kromozom’ ediyor !
‘MUHAMMED’ sözcüğü de ‘ayni sayı’ ediyor !
Doğada, doğal hâlde bu kadar element var !
Doksan ikiden sonra ! Işın sızdırma başlar !
Demek bütün kâinat hep, MUHAMMED-ÜL-EMİN !
Ona selâm farz oldu ! RAHMETEN-LİL-ÂLEMİN !
‘“Âlemlere rahmettir ! Vücûdu MUHAMMED’in !”’
Dünyâ ‘bir tek âlemdir !’ O kimdir ? Fikir edin !
Her namazda insâna ! Toprağı öpmektir farz !
Âdem’in bedenine toprağı verense, Arz !
Öyleyse öptüğümüz, hem MUHAMMED ! Hem ÂDEM !
Bu arz âlemine de ! Rahmet veren o mâdem !
İki yüz iki olsun element ! Çıkacak RAB !
Yâni ‘“Fuad”’ ‘yüz on nûr !’ ŞAH ÂLÎ EBÛ-T-TURAB !
Öz annemiz MUHAMMED ! Ve ÂLÎ’dir öz baba !
‘ERRAHMÂNİRRAHÎM’i bulandır !’ ÂL-İ ABÂ !
ÂLÎ, yedi Evrenin Rûhu olan ışıktır !
O’dur : ‘“En yüce olan !”’ ALLAH ona âşıktır !
ALLAH ‘Altmış altı !’ Kâlb ‘Yüz otuz iki’ eder !
Yâni kâlb her vuruşta ! Zikren ALLAH ALLAH der !
Fuad ‘Doksan bir’ olup ! ‘“HÛ Veçhullah”’ ile denk !
‘“YAHYA oğlu”’ bu boya ! Verir kalbe fıtrî renk !
‘Kâlb ve Fuad’ : ‘MUSTAFA !’ ‘İki yüz yirmi dokuz !’
Yâni işbu benlikten arındık mı ! Biz yokuz !
Kâlb ve Fuad ikizdir ! MUHAMMED ÂLÎ gibi !
‘Ayırdın mı ölürsün !’ Der vücûdun sâhibi !
Kâinat da kâlb gibi ! Genişler ve daralır !
Her an yok ve var olur ! Geriye özü kalır !
‘“Göz kırpmasından kısa bu süredir kıyâmet !”’
‘“Fuad”’dan öte geçen ! HAK’tan alır emânet !

SONUÇ !

Bu yazımı ya düşün, yâhut saçma deyip yak !
Kızmam ! RESÛL’e bile diyorlar paranoyak !

Gizli bir saram yok ki ! Ben bir ‘medyum’ olayım !
Bir falcı değilim ki ! Cinle para çalayım !

Madde dışı borcumu ödemek ! Tek amacım !
Sana ‘Rûh anjiyosu’ yapmazsam ! Dinmez acım !

Çünkü sonra ! Anjiyon ahret gününe kalır !
En korkunç operatör, eline lazer alır !

Kâlbden gelen saçmalar ! Her bir ağızda sakız !
‘“Fuad”’dan gelen mesaj ! Tıpkı el değmemiş kız !

Aslımız olan rûhun, ‘“Levh-i mahfûz”’ dur ismi !
‘“Ona can el süremez, temizlemeden cismi !”’

‘Tertemiz olan cana bâkire Meryem’ derler !
‘Rûhundan gebe kalıp ! Doğar MESÎH’ denen er !

Nâmahreme verirsen bu kızı, ırza geçer !
Doğacak her piç için ! HAK seni baba seçer !

Bu mesaj Fuad’ından geldi Hüznî Uluğ’a !
Anlaşılamaz asla ! Ermeden öz bulûğa !

Hep seni anacağım ! Kâlbim attıkça tık tık !
Sana kalben bağlıyım âşık gibi ben artık !

Sürçtüyse dil ! Af diler senden ! Kızılkeçili,
Güzel yüz, yine güzel ! Olsa da birçok çili !

M.H.ULUĞ KIZILKEÇİLİ
ANKARA – 1996

2 YORUMLAR

  1. SELAM ES SELAME HOCAM. CUMA’NIZ MÜBAREK OLSUN. SİZİN İLETİŞİM KURMAK HENÜZ BANA NASİP OLMADI, ANCAK TAVSİYE ETTİĞİNİZ ZİKİRLERİ İLGİLİ YERLERİ İNCELEYEREK YAPMAYA ÇALIŞIYORUM İNŞAALLAH. BUGÜN SİZE YAZMAMIN SEBEBİ İSE CUMA GÜNLERİ MUTLAKA PAYLAŞIMDA BULUNURDUNUZ. HENÜZ BİŞEY GELMEYİNCE MERAK ETTİM. AFİYETTESİNİZDİR İNŞAALLAH. SİZİ HABERİNİZ OLMASADA KENDİME REHBER BELLEDİM. ALLAHA EMANET OLUNUZ HOCAM.

CEVAP VER