Kamer hanım’a mektuplar (29) Öyleyse bundan sonra, hangi şey sana dini yalanlatabilir

2
1850

1 Ağustos 19:09

K: TİN SÛRESİ
1-Tin’e ve zeytuna,
2-Sina Dağı’na
3-Ve bu güvenli beldeye andolsun ki,
4-Biz insanı en güzel biçimde yarattık.
5-Sonra da çevirdik, aşağıların aşağısına attık.
6-Ancak iman edip iyi işler yapanlar başka, onlar için kesintisiz bir ecir vardır.
7-O halde sana dini ne yalanlatır?
8-Allah hakimlerin hakimi değil mi?
1-İncire ve zeytine andolsun.
2-Sina Dağı’na
3-Ve şu emin beldeye (güvenilir şehre).
4-Doğrusu biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.
5-Sonra da aşağıların aşağısına çevirdik.
6-Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka, onlar için kesintisi olmayan bir ecir vardır.
7-Öyleyse bundan sonra, hangi şey sana dini yalanlatabilir?
8-Allah da hükmedenlerin hâkimi değil midir?

Abi değişik mealler var. Hepsi de bazı kelimelerle ayrılıyorlar birbirlerinden. Ben ikisini yazdım buraya. Kur’an-ı Kerim bir taneyken niye kelimeler farklı farklı yazılıyor, anlamıyorum. Ukalâlık yapmak istemiyorum ama minicik bir ek dahi anlamı değiştirebilir bence. İlkine göre “İncire, zeytine, Sina Dağı’na ve bu güvenli beldeye” yemin edilirken, ikincisine göre sadece “incire ve zeytine” yemin ediliyor. Hangisine göre anlamalıyız? Diğer meallere bakınca daha da karışıyor aslında. Allah durup dururken yemin etmez bence. Burda önemli bir şey olmalı. Kur’an da başka yerlerde de yemin ediyor. Mesela ‘Tarık’a bazen de dikkat çekiyor, uyarıyor. “Umulur ki öğüt alıp düşünürler” gibi, ya da “Burada akıl sahipleri için ibretler vardır” gibi, oraya çok dikkat et dercesine uyarılar var.

Neden incir diye örnek verdiğini düşündüm. Birçok meyve varken, içindeki tanelerin çokluğundan ise nar da olamaz mıydı? Ama onda arada zarlar var. Bu sebeple olmayabilir. İncirin yapısını düşündüm: Bir ağaç… Üzerinde bir sürü incir… Her bir incirin içerisinde tanecikler. O taneciklerin her birisinin içinde bilkuvve yeni incir ağaçları… Onların içerisinde yeni incir ağaçları… Onların içerisinde yeni incir ağaçları… Böyle sonsuz bir süreklilik. Sürekli açılıyor, sürekli açılıyor… Arada narda olduğu gibi zarlar yok. Hepsi iç içe. O daldaki incirin gözüyle incir ağacına bakmaya kalksak o ağaç kökleri yukarıda, dalları aşağıda duruyor gibi gözüküyor olabilir. Bizim dışarıda var sandığımız her şey aslında bizim beynimizden yansımadaysa, biz belli zikirleri okuyarak beynimizdeki alanları genişletiyorsak ve görüş açımız genişliyorsa, tüm bu gördüğümüz her şey aslında bizim beynimizde. Bu ırmaklar, bu dağlar, gökyüzü ve daha her şey. Diğer âlemler de beynimizde. O kullanmadığımız bölümünde. Zikirlerle oralara ulaştıkça o âlemler de mânâdan zuhura açılacak. Oralarda yaşayabilecekler için. Lütfü Filiz’in kitabında “Gönlümüz bir ayna olup kâinat diye görünen bizden yansıdığı halde, biz nasıl O’nu görmek istiyorsak, O da öyle yapmıştır” diyor.

O önümde açılan tünelden yukarılara doğru çıktığımda gördüm oraları. Dağları, denizleri gördüm. Doğayı gördüm. Ama orda insan yoktu. Doğa yeşermişti. Su vardı. Düşünüyorum da son bir kaç yıldır üzerimden su akıyor. Sanki bir şelalenin altında oturuyor gibi hissediyorum bu akış başladığında. Ama insanlar… Onlar nerdeler? Evet, yaşam başlamış. Yeşermiş her yer. Ama hayat, insan için hayat. O, demirle ilgili bence. Hadid Sûresi. Kanda taşıdığımız demirle ilgili. O insanları taşıyacak olan o demir olmalı. Ama nerden? O insanlar nerden taşınacak? Bence sırtımızdan. Sırtımızdaki DNA’da taşıyoruz onları. Bunları işaret eden ayetler var. Onlar bizim eski atalarımız.

Taha-49:
“Sizin Rabb’iniz kim ey Musa?”.
50: “Rabb’imiz her şeye yaradılışını lütfeden, sonra da yol yordam gösteren kudrettir”.
51: “Dedi peki ilk nesillerin hali ne olacak?”.
52: “Onlara ilişkin bilgi Rabb’imin katında bir kitaptadır. Rabb’im ne şaşırır, ne de unutur”. 53: “Yeryüzünü size beşik yapan, onda sizin için yollar açan, gökten su indiren O’dur. Biz o suyla çeşitli bitkilerden çiftler çıkardık”.
54: Yiyin, hayvanlarınızı yayıp otlatın. Kuşkusuz bunda aklı başında insanlar için ibretler vardır”.
55: “Sizi yerden yarattık. Tekrar ona göndereceğiz. Ve oradan sizi bir kez daha çıkaracağız”.

Mantıken düşünürsek ilk bakışta 49. ayetteki soru sorulduğunda, 50. ayette gelen cevabın ardından 51. ayetteki sorunun sorulması çok alakasız. 49. ayetteki sorunun derinleştirilerek yeni sorular gelmesi gerekmez mi? Ben firavunun yerinde olsam, Rabb’i hakkında daha fazla bilgi almaya çalışırım. Rabb’ini soruştururken niye pat diye ilk nesillerin halini sorsun ki? Ama totalde bakılınca çok alakalı görünüyor. Ve sonrasındaki ayetler bu alakayı pekiştiriyor.

Mü’minun – 80: “O hayvanlarda sizin için daha nice faydalar vardır. Onları binek yaparak gönüllerinizdeki arzuya ulaşırsınız. Hem onlar üzerinde hem gemiler üzerinde taşınırsınız”.

Kamer-11: “Biz de açtık gök kapılarını seller gibi akan bir su ile!”.
12: “Ve yardık/fışkırttık yeryüzünü pınar pınar. Sonunda kesin ölçülere bağlanmış bir oluş üzere birleşti sular”.
13: “Ve taşıdık onu levhalar ve çivilerden oluşturulan şey üstünde”.
14: “Akıp gidiyordu gözlerimizin önünde, bir ödül olarak. Nankörlüğe uğratılan kişi için”.
15: “Yemin olsun ki, biz onu bir ibret ve işaret olarak arkaya bıraktık. Yok mu araştırıp öğüt alacak?”.
16: “Nasılmış benim azabım ve uyarılarım?”.
17: Yemin olsun ki, biz Kur’an’ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var?”

O ilk nesiller bizim sırtımızda. Cennetlikler de, cehennemlikler de. Onları biz taşıyoruz.

Kamer 13: “Ve taşıdık onu levhalar ve çivilerden oluşturulan şey üstünde”.
Yani bedenimiz. Gemi iskeletimiz olmalı.
Kamer 15: “Yemin olsun ki, biz onu bir ibret ve işaret olarak arkaya bıraktık. Yok mu araştırıp öğüt alacak?”.
Bizim bedenlerimizden geriye kalan tek şey iskeletimiz. Geride kalıyor. Hem de binlerce sene… Karbon testiyle kaç yıl önce yaşadığı dahi söylenebiliyor. Belki de yeni teknolojiler geliştirebilsek o iskelet bize aklımızın alamayacağı kadar bilgi verecek. Çünkü ibret ve işaret olarak geri bırakılıyor. İnsanlar acaba Nuh’un gemisi o dağda mı, bu dağda mı diye arayıp dururken mezarlıklar Nuh gemileriyle dolu olmasın? Bizlerin sırtında daha önceki atalarımız var. Kimi eksi, kimi artı, kimi bedenimizin sağına hapsoluyor, kimi soluna. Çift DNA sarmalı. Ve bu kavimlere resul yahut elçi geliyor. Onları oradan çıkarmak için. Vadedilmiş topraklara, Kenan’a götürmek için. Ama önce bilgi ile Nil’i geçmek gerek. Kişi sırtındaki kavimden taşıyabilirse zihninde açılan yeni yaşam alanlarında yaşam başlıyacak. Her birimizin sırtında eski kavimler yüklü. Mü’minun 80’de hayvanların ve gemilerin üzerinde taşındığını söylüyor. Hayvanlarla taşınma konusundaki düşüncelerimi yazmaktan imtina ediyorum. Zira buraya kadar yazdıklarım bile delirdiğimin düşünülmesine kâfi gelecek miktarda. Düşünsenize abi, bizim zihnimizde yeni semalar, onların içinde yaşama geçen insanlar. Onların zihinlerinde yeni semalar ve yaşama geçirdikleri insanlar… Ve böyle devam edip gider. Tam bir incir. Ve hal böyleyken şu an içinde bulunduğumuz yerküre ve gördüğümüz semayla birlikte biz de bir zihnin içindeyiz. Ve o zihnin bedeninde yaşıyoruz”.
Taha 55: “Sizi yerden yarattık. Tekrar ona göndereceğiz ve oradan sizi bir kez daha çıkaracağız”. Eğer bu zikirlerle kendi zihnimizde yukarılara çıkabilirsek, paralel orantıyla içinde bulunduğumuz bedenin bedenselliğinden kurtulacağız. 7 gök katı. İçinde bulunduğumuz şuura ait olan 7 nefs mertebesi diye nitelenen 7 atmosfer tabakası. Bunlar 7 kat sema olmakla birlikte, yedi kat cennet. Ama sıfat cennetleri. İçinde bulunduğumuz büyük şuurun bize sunduğu sanal cennetler… Eğer bu katlardan kurtulabilirsek Adn cennetlerine hak kazanabilicez. Öncelikle bu büyük şuurdan kendimizi kurtarmalıyız.

Vakıa Sûresi’ni hatırlarsak orda bu yedi kat cennetten bahsediyor. Ama sağcılardan bahsederken sadece cennetler olarak bahsediyor ama ortadakilerden bahsederken Adn cennetlerini anlatıyor ve “katımızda” kelimesini kullanıyor. 7 kat cennetten “katımızda” denerek bahsedilmiyor. Ve yine 7 kat cennetin içlerinden ırmaklar akarken Adn cennetlerinin altlarından ırmaklar aktığı belirtiliyor. Biz bu semalardan kurtulucaz, tabii ki bizim zihnimizde başlayacak olan yaşamları yaşayan insanlar için de geçerli aynı şey. Onların zihnindekiler için de, onların zihnindekiler için de… Düşünsenize iç içe geçmiş boyutlar ve yaşamlar… Bunu başaramayanlar, içinde bulundukları bedenin bedenselliğine hapsolacak. Kimi sağında kalacak, kimi solunda. Başaranlar ana bedenin beynine doğru yol alacak. Burda tekrar Vakıa Sûresi geliyor aklıma. Hepsini övüyor Rabb’im. Sağdakileri de, soldakileri de, ortadakileri de. Çünkü sistem içinde hepsi gerekli ve yerli yerinde. Zaten hiçbir ayette “şeytan düşmandır” demiyor. “o sizin apaçık düşmanınızdır” diyor. Bizim için düşman evet, ama sistem içinde gerekli ve işlevsel. “Cehennem” diye tanımlanan yapının, narın ta kendisi yani. “Semun”. Bu kelime şeytan için de kullanılıyor, cehennem için de.

Abi yüz yüze konuşma şansımız olabilseydi, size daha da detaylı anlatabilseydim keşke. Daha birçok ayet. Birçok düşünce. Neler neler dönüp duruyor kafamda ayetleri okudukça… Sistemi anlamaya, pazıl’daki resmi görmeye çalışıyorum. Ama kafandaki birçok şeyi, bağladığın sebep sonuçları yazıya dökmek çok da kolay değil. Belki bu söylediklerim saçmalık. Belki de değil. Düşünüyorum işte. Ve bana hiç mantıksız gelmiyor. Rabb’imin büyüklüğü daha da açılıyor fark ettikçe. Ve işte nihayetinde tek bir insan var totalde. Tek bir yapı. Adem. Adem’i yarattı. Anne rahmine düşen bebeğin, minicik bir hücreyken bölünerek çoğalması ve bedenini oluşturması gibi, Adem de içeriden durmaksızın incir gibi açılarak çoğalıyor. Bilim de kabul ediyor ki kâinat hızla genişliyor. Ve bu sistemin tamamı bir tek insan. Bu konuda söyleyebilecek çok şey olmakla birlikte size de insaflı davranmak gerektiğini düşünüyorum. Daha da uzatmadan toparlayayım inşaallah. Siz oldukça meşgulsünüz ve ben başka kardeşlerimiz hakkından çalmak istemiyorum. Hayırlı akşamlar diliyorum. Selam ve dua ile.

1 Ağustos 20:53
HAB: Selam es selame. Vallahi deli falan değilsiniz. Beyniniz ve kalp gözü dediğimiz vasıtalarla, Rabb’imizin kerem ve ikram denizinden damlaları tadıyor, yaşıyorsunuz.

Allah Tealâ’nın değil küll’ünü, sıfatlarını bile ne tahayyül etmek, ne idrak etmek imkânsızdır. Her şey sınırsız, ancak kişiye özel anlayış ve seyirlerle imanımızı güçlendiriyoruz. İdraksizliğimizin farkına vardıkça hayretimiz artıyor ve Rabb’imizin ekberiyeti ve azameti karşısında diz bağlarımız çözülerek rukûya varıyoruz. Ardından azametten Alâ ismine sığınarak yerlere kapanıp secdeye vararak, tespihler ederek kavramak, anlamak, idrake yakınlaşmak ve lütfuna sığınmak için nefsimizin cehaletinin farkına varıp islam-teslim mertebesini bütün hücrelerimizde yaşamaya başlıyoruz. İşte mü’min mertebesi devreye girince cennetleri, zikirlerimiz kadar seyirleri hak ediyoruz. Zihin şüphelerden ve kendi dar kapasitesinden kurtulunca, Rabb’imizin yed’inde seyrü seferler ve derin hayallere yelken açıyoruz. Dara düştüğümüzde işaret dilinden doğrudan Rabb’in hitabına muhatap oluyoruz. Susma emri gelmese biz de kendimize deli denilmesini hak edecek kadar ötelerden bahis açardık ya, emir kesin. İtaat kesin… Eğer karşılıklı muhabbet etme şansımız olsaydı bire bir belki Rabb’imiz sınırları aşmaya izin verirdi ama maalesef bu mümkün olmayınca bu kadarla yetinmek farz oluyor. Rabb’inle karşındaymış gibi konuş. Cevap verecektir inşaallah.
1-İncire ve zeytine andolsun.
2-Sina Dağı’na
3-Ve şu emin beldeye (güvenilir şehre).
4-Doğrusu biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.
5-Sonra da aşağıların aşağısına çevirdik.
6-Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka, onlar için kesintisi olmayan bir ecir vardır.
7-Öyleyse bundan sonra, hangi şey sana dini yalanlatabilir?
8-Allah da hükmedenlerin hâkimi değil midir?

Bir de şöyle oku bu sureyi.lütfen.

1-İncire(dişiye) ve zeytine(erkeğe) andolsun.
2-Sina Dağı’na(bedene)
3-Ve şu emin beldeye (güvenilir şehre<rahme>).
4-Doğrusu biz insanı(bu ikisinden) en güzel bir biçimde yarattık.
5-Sonra da aşağıların aşağısı(dünya’da)na (nurumuzu maddeye)çevirdik.
6-Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka,                                                       onlar için kesintisi olmayan bir ecir vardır.
7-Öyleyse bundan sonra, hangi şey sana dini yalanlatabilir?
8-Allah da hükmedenlerin hâkimi değil midir?

Selam es selame.

K: Teşekkür ederim hocam.

2 YORUMLAR

  1. Ali hocam selam es selame. Kamer hanım ile yazışmmalarınızı baitan sona okudum. Yazılarınızda rastladığım tecelliler. Sonra you tube da epifiz bezi ile ilgili videolara rastladım. Düşünüyorum. Bu okuduklarımı düşündüklerimi bir yakınım belki bir sene önce bana anlatsa yazık bi dr. Gösterelim iyi değil derdim. Şizofreni veya bir altı bipolarmı diyorlar oraya gidiyor yazık derdim. Şimdi bunları düşünürkende şizofreni ve bipolar teşhisi konulanlar aslında hasta değil belki de onlar doğruyu söylüyor olmaz mı fikrindeyim. Benim gördüğüm duyduğum bir şey yok. Sizin bu psikologların şizofreni teşhisleriyle alakalı fikrinizi merak ediyorum hocam. Bu bir hastalık mı yoksa bu kişiler doğruyu mu söylüyorlar.

    • bir kelimesi bile yalan değildir.böyle bir dünya var,aklı ermeyen inkar eder..kuran okuyan inanır..ama zikri yapmadan yaşayamaz..selam es selame

CEVAP VER