Müminun Suresi 57-77. ayetlerin yorumu

8
95

Müminun Suresi 57-77. ayetlerin yorumu


Bu ayetlerin yaygın meallerde verilen anlamları genellikle birbiriyle aynı. Ben elimden geldiğince Zülfikar’lara özel manalara ulaşmaya çalışacağım Rabbimin izniyle.. İsabet varsa Rabbimdendir, yoksa arınmamış ve ikilikte kalmış nefsimdendir. Okuyan, olası isabeti kalbine yerleşen hissiyattan tanıyacaktır umarım.

“Bildirdiğin kadarını bilmek istidadımız / Sensin Allah’ım, sensin imdadımız” -Hacı Ali Bayram

57-61. ayetler Zülfikarlarda beklenen özellikleri tanımlıyor sanıyorum.

57 <İnnellezîne hum min haşyeti rabbihim muşfikûn(muşfikûne).
Muhakkak ki onlar, Rab’lerinin haşyetinden korkanlardır.>

Şüphesiz Rabbine uzak düşmekten, saygıda kusur etmekten, O’nunla arasına perde koymaktan, Cemalden uzak kalmaktan, Celali celbetmekten korkanlar…

58 Vellezîne hum bi âyâti rabbihim yu’minûn(yu’minûne).
Ve onlar, Rab’lerinin âyetlerine îmân ederler.

…ve Rab’lerinin ayetlerine (delillerine, işaretlerine) inananlar…
(Gördüğümüz, hissettiğimiz, yaşadığımız, tecrübe ettiğimiz her şey aslında Rabbimizden bir ayet. Her şeyi O’ndan bir tecelli, bir şe’n olarak bilmek, farkında olmak, hiçbir şeyi sıradan / olağan / alelade / doğal / “tabiat ananın bir eseri” olarak görmemek, her an üzerimize yağan rahmetlerin farkında olmak, bilerek bilmeyerek şemsiye açıp kendimizi bunlardan mahrum bırakmamak, hayatın her alanında Rabbimizin bir gönderdiği işaretleri fark etmek ve okumak… Tüm bunlar bu kapsam dahilinde düşünülebilir)

59 Vellezîne hum bi rabbihim lâ yuşrikûn(yuşrikûne).
Ve onlar, Rab’lerine şirk koşmazlar.

… ve Rab’lerine ortak koşmayanlar…
(Onlar ki her bir fiil, iş, oluş, olay için failin Rableri olduğunu bilirler. Gayrılık görmez, nefsine veya görünürdeki (zahirdeki) sebeplere pay çıkarmazlar)

60 Vellezîne yu’tûne mâ âtev ve kulûbuhum veciletun ennehum ilâ rabbihim râciûn(râciûne).
Ve onlar vereceklerini verirler. Onlar, Rab’lerine geri dönenler (ulaşanlar) olduğundan onların kalpleri titrer.

… ve onlar ki vereceklerini verirler ve Rab’lerine dönenler olduğundan kalpleri ürperir/titrer*…
(Birine bir şey verirken verenin O, alanın O olduğunun idrakiyle tarifsiz hisler yaşayan, ruhsal lezzet alanlar.. 
İmkanı varken paraya vs. ihtiyacı olan birine bunu tereddütsüz vermek, bir bitkiye su, bir hayvancağıza yemek veya barınak vermek, bir garibe gülümsemek, dertlinin derdini paylaşmak, öksüzün yetimin başını okşamak hepsi sadaka değil midir, hepsi bu kapsama girer.. Yapabilenlere ne mutlu.. 
Bu arada anmadan geçemeyeceğim: Efendimiz (s.a.v.) o kadar yüce ruhlu ve ince düşünceliymiş ki, bir çocuğun başını okşadığında çocuk yetimse saçlarını tarar/düzeltir, çocuk ana-babalı ise saçlarını karıştırıp dağıtırmış. Yetimin saç tarayacak ana-babası yok ya.. Diğerinin saçını da ana-babası o çocukla bir daha ilgilensin diye karıştırırmış mübarek)

*Kalpler titrer/ürperir mi? (Zahiri Ses & Titreşim bilimlerinden yola çıkarak naçizane bu konuya da girmeye çalıştım. İlgi duyanlar için bkz. Yazının sonu)

61 Ulâike yusâriûne fîl hayrâti ve hum lehâ sâbikûn(sâbikûne).
İşte onlar hayırlarda yarışırlar. Ve onlar, onda (hayırlarda) öne geçenlerdir.

57-60. ayetlerde tanımlanan özellikleri barındıranlar hayırda yarışırlar. Kimin daha öne geçtiği değildir önemli olan, bu yarış onları tekamülde öne geçirecektir.

62 Ve lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve ledeynâ kitâbun yantıku bil hakkı ve hum lâ yuzlemûn(yuzlemûne).
Ve (hiç) kimseyi gücünün (kapasitesinin, yapabileceğinin) dışında (ötesinde) mükellef (sorumlu) tutmayız. Nezdimizde, hakkı söyleyen bir kitap (hayat filmi) vardır. Ve onlar zulmedilmezler.

Bu çok büyük bir müjdeli haberdir Rabbimizden.. O’nun yeryüzündeki halifesi potansiyelindeki her bir kul farklı meziyetler, farklı fıtratlar, farklı esma bileşenleri, farklı genetik miraslar, vs. vs. ile donatılmıştır. Kimisi keramet ehlidir. Kiminin hüddamları vardır. Kiminin hüd hüd gibi yol gösteren keşifleri vardır. Kiminin manevi antenleri full çekmekte ve nebilik (haber getiricilik) yapmaktadır. Kimisi de duasıyla, zikriyle diğerlerini besler görünmez gıdalarla.. Herkesin zahir derecesi aynı değildir. Kimi general, kimi mareşal, kimi binbaşı, kimi çavuş, kimi erdir. Hepsi lazımdır. Her birini onlara bağışladığı kapasite ve imkanlara göre en adil şekilde değerlendirecek olan Rabbimizdir. O, El Adl’dir. Adalet O’na aittir ve o hiçbir kuluna zulmetmez, herkesin hakkını tam verir.

En üst düzeyden verilen bu garantinin rahatlığıyla belki bizlerin kendimizi birbirimizle kıyaslamalara, “niye ben de bu mübarek kardeşim kadar başarılı olamıyorum?” gibi sorgulamalara girmeden yolumuza, çabamıza elimizden gelenin en iyisi ile devam etmemiz isteniyordur.

63 Bel kulûbuhum fî gamratin min hâzâ ve lehum a’mâlun min dûni zâlike hum lehâ âmilûn(âmilûne).
Hayır, onların kalpleri bundan dolayı gaflette (dalâlette)dir. Ve onların bundan başka yaptıkları amelleri (de) vardır. Onlar, onu yapanlardır.

Doğru yolda olan, tevhid ehli Zülfikar’ların kalplerinde zaten böyle endişeler, vesveseler yoktur. Onların başka işleri de vardır, onlara da bakarlar. İmam Muhammed kardeşimizin celalle savaşları, peygamberlerle görüşmesi gibi.

64 Hattâ izâ ehaznâ mutrafîhim bil âzâbi izâ hum yec’erûn(yec’erûne).
Onların refahta olanlarını azapla aldığımız zaman (o zaman) onlar, yalvarıp bağırarak yardım isterler.

Tevhide ulaşmayıp ikilikte kalmış nefislerden o hali aldığımızda, nefisler feryat eder (Ölmeden önce ölme safhasında nefis ölüm korkusu çekiyor).

65 Lâ tec’erûl yevme innekum minnâ lâ tunsarûn(tunsarûne).
O gün yalvarıp bağırarak yardım istemeyin. Muhakkak ki Bizim tarafımızdan, size yardım edilmez.

Bu ayeti de bize bir müjde olarak hissediyorum (İnşaallah beni burda gözyaşına boğan rabbim bu hissiyatımın onayı olarak göndermiştir bu yaşları): O gün muhakkak gelecek. Her zülfikar tevhide ulaşacak, ikilikteki nefislere istedikleri verilmeyecek. “Her nefis ölümü tadacak”. Evet, tadılacak şey demek ki.. Subhanallah… Elhamdulillah. Allahu Ekber!

66 Kad kânet âyâtî tutlâ aleykum fe kuntum alâ a’kâbikum tenkisûn(tenkisûne).
Âyetlerimiz size tilâvet edilmişti (okunmuştu). O zaman siz, topuklarınız üzerinde geri dönüp kaçmıştınız.

Ayetler, deliller, kerametler, işaretler kaç kere okundu size ey ikilikteki nefisler! Hep bir bahane ile benliğin (topukların) üzerinde kaldın ve gördüğün halde görmezden geldin hakikati, kaçtın. O küçücük topuklar senin arzla (dünyayla) bağın. Bir rahmani fiske ile nura devrilebilecek acizliktesin.

67 Mustekbirîne bihî sâmiran tehcurûn(tehcurûne).
(Siz), ona (âyetlerime) kibirlenenlerdiniz. Gece toplanarak (âyetlerim hakkında) saçma sapan konuşuyordunuz.

İkilikte kalmış nefislerimize, akl-ı meaşlarımıza bu ayetler, kerametler, paylaşımlar ağır gelmişti. Sarsıcıydı öğrenilenler. Nefse özel o kibir, reddetme mekanizmasını devreye sokmaya çalıştı. Nefis, hocamızın bir yazısında buyurduğu gibi “örtülü ilahlık” zannındadır..

68 E fe lem yeddebberûl kavle em câehum mâ lem ye’ti âbâehumul evvelîn(evvelîne).
Onlar hâlâ sözü düşünmediler mi (mânâsına varmadılar mı, anlamadılar mı)? Yoksa onlara, atalarına gelmemiş olan (bir şey) mi geldi?

Bunlardaki manayı anlamadınız mı ey nefis, ey akl-ı maaş? Bilinen uygulamalar ve öğretiler, ana-babadan, camideki hocadan, mahalledeki hacıdan öğrenilenler böyle değil, değil mi?

69 Em lem ya’rifû resûlehum fe hum lehu munkirûn(munkirûne).
Yoksa onlar, resûllerini tanımadılar mı (kabul etmediler mi)? Bu durumda onlar, onu (resûlü) inkâr edenlerdir.

Size gönderilen hocanızı tanıyamıyor musunuz? Geçmişte belki ettiğiniz bir duanın kabulü olarak hocanızla şereflendiniz. Her biriniz hocanızla neler yaşadı, neler paylaştı, ne inanılmaz şeyler tecrübe etti. Şimdi onları bir kenara koyup hocanızı inkara mı girişiyorsunuz ey nefis, ey akl-ı maaş?

70 Em yekûlûne bihî cinnetun, bel câehum bil hakkı ve ekseruhum lil hakkı kârihûn(kârihûne).
Yoksa onda bir delilik olduğunu mu söylüyorlar? Hayır (o), onlara hak ile geldi. Ve onların çoğu hakkı kerih görenlerdir.

İşine gelmedi de “hocamızda bir delilik var” zannına mı kaptırmak istiyorsun kendini? O’nun hak ile geldiğinin garantisidir bu ayet. Ama çoğu nefis haktan hoşlanmaz, çünkü “sen sensin, ben benim” aşamasındadır hala..

71 Ve levittebeal hakku ehvâehum le fesedetis semâvâtu vel ardu ve men fî hinn(hinne), bel eteynâhum bi zikrihim fe hum an zikrihim mu’ridûn(mu’ridûne).
Ve Hakk, onların hevalarına tâbî olsaydı semalar, yeryüzü ve onların içinde olanlar mutlaka fesada uğrardı. Hayır, onlara zikirlerini getirdik. Fakat onlar, zikirlerinden yüz çevirenlerdir.

Hak nefislerin istediğine uysaydı (bilinen yaygın uygulamalar ve öğretilere uysaydı) ortalık hepten celalin elinde kalırdı. İkilikteki nefisler cemali zikirlerin önemini kavrayamadı (?).

72 Em tes’eluhum harcen fe haracu rabbike hayrun ve huve hayrur râzikîn(râzikîne).
Yoksa onlardan harc (ücret) mi istiyorsun? Oysa Rabbinin harcı (ücreti) daha hayırlıdır. Ve O, rızıklandıranların en hayırlısıdır.

Herkes şahittir ki hocamızın para-pul, maddiyatla uzaktan dahi ilgisi yoktur. Zaten onun hizmetlerinin karşılığını ancak Rabbi verebilir (ki en güzel şekilde verecektir).

73 Ve inneke le ted’ûhum ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Ve muhakkak ki; sen, mutlaka onları Sıratı Mustakîm’e davet ediyorsun.

Hocamız herkesi cemali celali birleyip kemale ulaşmaya çağırıyor. Bunun için öncelikle cemalde kalınması celalden sakınılması gerektiğini öğretiyor. Asr-ı saadet dahil hiçbir devir tam cemalde geçmemiş yeryüzünde. Peygamber efendimiz (s.a.v) dahi savaşmış gerektiğinde.. Cemalin en güç bulduğu dönemlerde bile savaşlar, yıkımlar eksik olmamış. Tam kemal, uzakdoğunun meşhur Yin-Yang sembolündeki gibi %50 cemal, %50 celalden oluşacak. Her ikisinde de diğerinden bir küçük parça ama dengede bulunacak. Hocamız 50-50 dengeyi bulan insan-ı kamildir buyurmuştu bir zaman. O yüzden biz de cemalde kalalım ki inşaallah cemalde veya kemalde tevhid bulalım, celali dengeleyip yeryüzünde kemali sağlamaya katkımız olsun.

74 Ve innellezîne lâ yu’minûne bil âhırati anis sırâtı le nâkibûn(nâkibûne).
Ve muhakkak ki ahirete (Allah’a hayatta iken ulaşmaya) inanmayanlar, mutlaka yoldan (Sıratı Mustakîm’den) sapanlardır (dalâlette olanlardır).

Ve celalden sakınmayan, “Allah merhametlidir” deyip O’nun celali tarafını yok saymanın sonuçlarına inanmamak kemalden, dosdoğru orta yoldan saptırır.

75 Ve lev rahımnâhum ve keşefnâ mâ bihim min durrin le leccû fî tugyânihim ya’mehûn(ya’mehûne).
Ve eğer onlara rahmet (merhamet) edip, onlara zarar (sıkıntı, kıtlık) veren şeyi giderseydik, mutlaka şaşkın bir halde azgınlıklarında devam ederlerdi.

Rabbimiz beklenen, istenen şekilde rahmet ve merhamet etse ve celalinden bizi haberdar etmese, biz gene alışılagelmiş şekilde kendimizce doğru sandığımız şekilde devam edecek, haddi aşmış olacaktık.

76 Ve lekad ehaznâhum bil azâbi fe mâstekânû li rabbihim ve mâ yetedarraûn(yetedarraûne).
Ve andolsun ki onları, azaba aldık (azaba uğrattık). Fakat onlar, Rab’lerine boyun eğmediler ve yalvarıp dua etmediler.

İkilikte olup tam teslimiyet göstermediğimiz sürece çeşitli şekillerde Rabbimiz’den azap da görüyoruz. Azaba karşı, celale karşı dua etmemiz, tövbe etmemiz isteniyor.

77 Hattâ izâ fetahnâ aleyhim bâben zâ azâbin şedîdin izâ hum fîhi mublisûn(mublisûne).
Nihayet onların üzerine şiddetli azap kapısını açınca, o zaman onlar ümitsizlik içinde (ümitsizliğe düşenler) oldular.

Buradan dua ve tövbe ile yakarışın şiddetli azaba açılan bir kapıyı kapalı tuttuğu dolaylı olarak anlaşılabilir. Dua ve tövbe yapılmazsa bu kapı açılıp azaba duçar olunuyor ve ümitsizlik başlıyor. (Aslında o durumda bile kulunun ümitsiz olmasını istemiyor Rabbimiz)

———————–
KALPLER TİTRER/ÜRPERİR Mİ?

Bu bölümde ekmeğimi kazandığım çalışma alanımın ses & titreşim olması nedeniyle ukalalık etme hissinden Rabbime ve okuyucuların affına sığınarak, birkaç ilave kelam paylaşmak istedim.

Belki hiç duymamış kardeşlerim vardır: Cisimlerin, eşyaların, maddelerin, yapıların “doğal frekans” (rezonans frekansı) diye tabir edilen hassasiyetleri vardır. Bazı ses sanatçıları kristal bir bardağı boğazından çıkardığı ses ile kırabilir. Çünkü bardağı doğal frekansında uyarmıştır. Ses enerjisi düşük seviyeli bir enerji olmasına rağmen, oluşturduğu ses dalgaları belli bir süreklilik ile bardağın duvarlarını titreştirir, her yeni dalga titreşimin genliğini biraz daha artırır ve en sonunda bardak yapısal bütünlüğünü koruyamayıp parçalanır. Bu etkiyi askerlik yapanlar da bilirler. Askerler köprü geçerken uygun adımda yürütülmez. Çünkü adım atma frekansı ile köprünün doğal frekansı çakışırsa köprü göçebilir. Zaten doğal frekans kavramının önemi, 1940’da ABD’de bu nedenle yıkılan Tacoma Narrows adlı köprü vasıtasıyla öğrenilmiştir. Statik hesaplara göre sağlam tasarlanıp inşa edilmiş olan köprü, yandan esen bir rüzgar ile doğal frekansında uyarılmış ve köprü meksika dalgası gibi dalgalanarak yıkılmıştır.

Aynı kavram olmamakla beraber, dünyanın bir bölgesinde yaşayan bir çiçek türü polen kesesini kilitli tutmakta, sadece tek bir arı türünün kanatlarını çırpma frekansında bu kilit açılmakta ve sadece o arıya polenleri toplama iznini vermektedir.

Yaptığımız zikirleri, sesli okunan Kur’an ayetlerini de naçizane bu durumlara benzetirim. Az da olsa tekrarlı olarak okuruz, okuruz, okuruz… Bir an gelir kalbimiz titrer, zikir dalgaları kalbin manevi doğal frekansını tutturmuş gibi.. Ürpeririz, hocamızın tarifiyle ılık gözyaşları pınarlardan çağlar.. Kiminde karıncalanmalar, kiminde ağızda hoş bir tat, kiminin burnunda enfes kokular oluşur.. Kimi renk renk desen desen nurlarla dans eder.. Kimi vasıtasız Rabbi ile görüşür. Kimi Cebrail’den haber alır.. Kilit açılmıştır.. Rahmet yağar oraya… Secdedir yapılabilecek tek şey, şükürdür.. Rabbin istediğini vermiştir.. Senin vasıtanla yağan o rahmet, maneviyatın ağırlığınca çevrendeki, mahallendeki, şehrindeki, ülkendeki bütün seyyiatı yıkayıp süpürüyor belki.. İşte evrene pozitif enerji gönderme vs denilen saçmalığın aslı bence budur..

Münir Derman bir sohbetinde evliyadan, büyüklerden bahsedilen ortamlara rahmet yağdığını söyler. Geylani hazretleri şöyleydi, Hacı Bektaşi Veli böyleydi diye anlatanı dinlerken bir de bakmışsın ürpermişsin, gözlerin yaşarmış.. “Ne oldu oğlum?” der, “Birisi mi dürttü?”. “Rahmettir o işte rahmet”.

Hocamızın yazılarını, şiirlerini okurken ve çok şükür başta Zülfikar kardeşlerim olmak üzere yetiştirdiği öğrencilerinden aktarılan paylaşımları okurken de böyle etkiler olmuyor mu?

Ne büyük nimetler, lütuflar, ikramlar bunlar …

♥️Maşaallah barikallah..kalemine kalbine rahmet…..Allah razı olsun..Umarım okuyan bir kere daha okur da nasiplenir..selam es selame
Bir mesaj yaz…

8 YORUMLAR

  1. Hacı Ali Bayram hocam.. Ben {ya kuddusün ya tahirun ya latifun latıyf Bi lütfikel hafiyyu bil kudretilletiy isteveytü biha alel arş ya nur} zikrine devam ediyorum iki haftadır da 8 vakit namazla. Daha önceden de zikirlerinizi çekmiştim 4. Zikirden sonra 2 ay ara verdim ve tekrar yeniden başladım. 3 yıl olacak sizin le devam ediyordum ibadetlerime, ve mavilerden yeşiller geçmiştim. fakat özel sebeplerden dolayı face hesabını kapattım tabi sizinle iletişimde KOPTU.FACE OLMADAN SİZİNLE NASIL İLETİŞİME GEÇEBİLİRİM?? Ben rüyalarımı tam net hatırlayamıyorum. Tekrar sağ taraftan beyaz kağıt alır mıyım bilemem fakat hani sizin dediğiniz zikirdeyken ağız tatlanması ağız sulanması oluyor önceden olmazdı şimdi öyle oluyor farkı anlayabiliyorum. Sormak istediğim bu zikrin tecelli ettiğine tek başına delil midir yoksa rüyamda beyaz kağıt almayı bekleyeyim mi? buradan yazmak zorunda kaldım affedin hakkınızı helal edin.. Selam es selame..

    • selam es selame ..face ve burası bize bağlantı kuracağız yer..başka kanal yok..ağzınızın tadlanması duanızı kabul edildiğine dair rabbimin işareten( Vahyen) haberidir..ne güzel..devam edin ve inşaallah yeniden beratınız alın.bu ara boşluktan kirlenen alanlar temizlenmiş oluır.selam es selame

  2. Evet sayın hocam çok haklısınız kalben de öyle hissediyorum. Rüyamı anlatmak istiyorum size yorumlarsanız çok sevinirim. Başlarını hatırlamıyorum ama çok bilmediğim bir yerdeyim kızım var yanımda namaz feracem var üzerimde. Bi karmaşık topluluktayım ve onlardan birşey aldım alaaddinin sihirli lambası gibi birşeymiş ve o topluluk kafir topluluk biliyorum parlak üzerinde süslü taşlar olan siyah renkli lamba gibi bir eşya ama tılsımlı onlar için önemli güç kaynakları gibi birşey. Birinin elinden kaptım ben o tılsımlı aleti kenarını sağ elimle sürttüm hadi bizi uçur dedim ve kızımı kucakladım o aleti ve anahtarını da aldım uçmaya başladım hızlı bir şekilde. Beni engellemek için üzerime çullandılar savaştım onlarla ayetel kürsi okuyarak kurtuldum uçtum uçtum hızlıca birinden kurtuldum biri çıktı beni engellemek için o aleti götürmemem için ayaklarımdan tutuyorlar tekmeliyorum çimdik atıyorum onlarda beni engellemeye çalışıyorlar aynı şekilde. gavur millet bunlar yani Müslüman değiller, genelde açık tenli kumral sarışın insanlar iyi giyimliler. Kimisi hayvandan insana dönüşüyor en son engellemeye çalışan hatta sol taraftan acayip canımı acıttı ama ben daha güçlüyüm onuda geçtim biraz daha uçtuktan sonra bir yere geldim, gündüz iyi bir hava var duvar gibi bir yerde durdum beyaz bir alan var ve orada beyaz fasulyeye benzer büyük büyük şeyler var yada iç bakla gibi iri iri. Durduğum andan itibaren bağıra bağıra fatiha suresini okumaya başladım ama son ses ve sesim iki sesin birleşimi gibi biri çocuk sesi gibi güzel naif yumuşak ve güzel bir ses diğer sesim de erkek sesi gibi kalın ama tam erkek sesi gibi de değil ama bu iki ses de benim ben söylüyorum birbirinden ayrı sesler değil yani. ben tecvitli okumayı bilmiyorum normalde fatihayı tecvitli okuyorum bağıra bağıra. Ben okurken o büyük baklalar kuru fasulye gibi oldu derken pirinç pirinç oldular yani beyaz renkliler git gide küçüldüler ve sonra insan oldular Müslüman değil bu insanlar hatta bazıları benim yolumu kesip bana saldıranları. Ve fatihayı kabul ediyorlar yani imana geliyorlar gibi. İmana gelen oradan ayrıldı teker teker. Fatiha yı bitirdim gene aynı sesle ve bağıra bağıra salavat çekmeye başladım orada olanlar bana doğru geldiler sarılmak ister gibi ama hep gönderdim kabul etmelerini istiyordum çoğu etti Müslüman olmayanların. sonra Müslüman olan insanlar çıktı bir anda onlarda ben salavat okudukça kabul ediyorlar ama çok azı ikna oluyor. Ben normalde ecmain ile biten salavat okurum fakat rüyamda [Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed] salavatını okuyordum sonra bu değil deyip ecmain ile biten salavat okumaya başladım. Ben salavat okurken biz zikrimizden dönmeyiz deyip giden pek çok Müslüman oldu ve cemaate tarikata bağlı olan insanlar bunlar ve kabul etmiyorlardı ve hep kıyafetleri kahverengi siyah karışımıydı şapkalı sarıklı v.b derken iyice üstüme gelmeye başladılar haklarından gelememeye başladım ya rabbi yardım et dedim. sonrasında uyandım hocam… Bu şekilde çok uzun oldu affedin.. Müslüman olanlar daha zor ikna oluyorlar resmen yanlışdalar celali çoğu belli.. Selam es selame ellerinizden öpüyorum hürmetle…

    • DEJUVU / habercidir rüyanız
      *Evet, sayın hocam. Çok haklısınız, kalben de öyle hissediyorum. Rüyamı anlatmak istiyorum size, yorumlarsanız çok sevinirim. Rüyanın başlarını hatırlamıyorum ama çok bilmediğim bir yerdeyim. Kızım var yanımda, namaz feracem var üzerimde. Bir karmaşık topluluktayım ve onlardan birşey aldım. Alâeddin’in Sihirli lambası gibi bir şeymiş ve o topluluk kâfir topluluk, biliyorum. Parlak, üzerinde süslü taşlar olan, siyah renkli, lamba gibi bir eşya ama tılsımlı, onlar için önemli, güç kaynakları gibi birşey. Birinin elinden kaptım ben o tılsımlı aleti. Kenarını sağ elimle sürttüm masaldaki gibi; hadi bizi uçur, dedim. Ve kızımı kucakladım, o aleti ve anahtarını da aldım, uçmaya başladım, hızlı bir şekilde. Beni engellemek için üzerime çullandılar. Savaştım onlarla. Ellerinden Ayetel kürsi okuyarak kurtuldum. Uçtum uçtum, hızlıca… Birinden kurtuldum biri çıktı karşıma, beni engellemek için. O aleti götürmemem için ayaklarımdan tutuyorlar. Tekmeliyorum, çimdik atıyorum, onlar da beni engellemeye çalışıyorlar, aynı şekilde. Gâvur millet bunlar, yani Müslüman değiller. Genelde açık tenli, kumral, sarışın insanlar, iyi giyimliler. Kimisi hayvandan insana dönüşüyor. En son engellemeye çalışan sol taraftan acayip canımı acıttı ama ben daha güçlüyüm. Onu da geçtim. Biraz daha uçtuktan sonra bir yere geldim. Gündüz vakti, iyi bir hava var. Duvar gibi bir yerde durdum. Beyaz bir alan var önümde ve orada beyaz fasulyeye benzer büyük büyük şeyler, ya da iç bakla gibi iri iri nesneler.
      Durduğum andan itibaren bağıra bağıra fatiha suresini okumaya başladım. Ama nasıl bir okuma, öyle böyle değil, son ses… Sesim iki sesin birleşimi gibi. Biri çocuk sesi gibi, naif, yumuşak ve güzel bir ses, diğer sesim de erkek sesi gibi kalın, ama tam erkek sesi de değil. Ancak bu iki ses de benim sesim ve birlikte çıkıyor, ben söylüyorum, birbirinden ayrı sesler değil yani. Ben kuranı kerimi tecvitle okumayı bilmiyorum, normalde… Fakat o anda Fatihayı tecvitle okuyorum, bağıra bağıra. Ben okurken o büyük baklalar kuru fasulye gibi oldu. Derken pirinç oldular. Yani beyaz renkliler, git gide küçüldüler ve sonunda insan oldular. Müslüman değil bu insanlar. Hatta bazıları benim yolumu kesip bana saldıranlar bunlar. Ve fatihayı kabul ediyorlar, yani imana geliyorlar. İmana gelenler oradan ayrıldılar teker, teker. Derken Fatiha’yı okuyup bitirdim. Gene aynı sesle ve bağıra bağıra bu sefer salavat çekmeye başladım. Orada olanlar bana doğru geldiler, sarılmak ister gibi ama hep öteledim, sarılmadım. Önce İslamı kabul etmelerini istiyordum. Çoğu kabul etti, daha önce müslüman olmayanların. Sonra Müslüman olan insanlar çıktı karşıma… Bir anda onlarda ben salavat okudukça okuduğumu ve tebliğimi kabul ediyor, ama çok azı ikna oluyor. Ben normalde ecmain ile biten salavat okurum. Fakat rüyamda [Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed] salavatını okuyordum. Çoğunun kabul etmediğini görünce, okumam gereken salavat bu değil deyip, ecmain ile biten ‘’Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmaiyn’’ salavatını okumaya başladım. Ben salavat okurken ‘’biz zikrimizden dönmeyiz’’ deyip giden pek çok müslüman oldu. Bunlar cemaate, tarikata bağlı olan insanlar. Kabul etmiyorlardı. Hepsinin kıyafetleri kahverengi, siyah karışımıydı. Şapkalı sarıklı vb. Derken reddetmekle kalmayı iyice üstüme gelmeye başladılar. O kadar çok ve saldırgandılar ki haklarından gelememeye başladım. Ya rabbi yardım et dedim. Sonrasında uyandım hocam… Bu şekilde çok uzun oldu affedin. Müslüman olanlar yeni tebliğe daha zor ikna oluyorlar. Resmen yanlıştalar, celali çoğu belli. Selam es selame. Ellerinizden öpüyorum hürmetle…

      -Selam es selame Haticecan…Maşaallah barikallah, öncelikle bunun bir haberci rüya olduğunu söylemeliyim. Önümüzdeki kısa vadede olacak, efendimizin hadislerinde teferruatlı bir şekilde bildirdiği, hidayet çağından kesitler gibiydi. Kâfirin sihirli lambası elinden bir şekilde alındı, alınacak. Artık binlerce yıllık klasik büyüler, sihirler tutmamaya başlayacak. Musa as. karşısında zelil olan firavunun büyücüleri gibi hüsrana uğrayacaklar. Çünkü Allah talanın ezeli kaderi, zulüm ve dalalet çağını kapatıp, adalet ve hidayet çağını başlatacak. Ezoterik kaynaklara göre Hz mehdi milenyum başından beridir hizmet yapıyor. Kaynaklar o kutlu kişinin 1979 yılından itibaren irşad edileceğini ve Marifetullah çerçevesinde göreve başlayacağını anlatıyor. Yine değişik aynı kaynaklar bu mücadelenin çok zor geçeceğini, dünyanın gidişatının zaman içinde değişerek, gelişerek 2019-2022 yılları arasında bir büyük savaş(Melhame-i Kübra/Armeddegon) ile devrimin tamamlanacağını yazıyor. Öyle ifadeler var ki bin beş yüz yıla yakın zaman önce efendimizin söylediği kutlu haberlere dayanarak, diyorlar… Yani Musa as. ile firavun arasındaki mücadele bu çağda bir kere daha yaşanacak, günün firavunları diz çökecekler, mazlumlar kızıl denizi bir kere daha geçip felaha erecekler, demeye getiriyorlar. Bu tür öngörü ve yahut komplo teorileri, aslında bir, bir gerçekleşti ama ne hikmetse hiç gündem işgal etmiyor, belki bilerek konu edilmiyor. Arap baharından, siyah bayraklılardan, IŞID dedikleri ucube terör örgütünden, Süfyan olarak adlandırılan FETÖ ve Beşer Eset’ten bahsedilenler, rakın hali, Afganistan, Libya, Mısır’da olanlar Suriye savaşı hep gerçekleşti. Iratın suları kesildi, altından çıkan altın dağ(GAP ile sulanır hale gelen doğu Anadolu ovaları ve petrol yatakları) emperyalistlerin iştahını kabarttı da kırk yıldır PKK adı ile Türkiye adı altında İslama karşı vekâlet savaşı verdiler. PKK ya katılanların yüzde doksan dokuzu ölür, buyuran efendimizin mucizeleri de şu günlerde gerçekleşmek üzere. Ancak yine hadisi şerife göre bu olayın adı deccal- mehdi mücadelesidir. Ve halktan mümkün olduğunda gizlenecektir.
      Din âlimleri yani kürsüleri ve ekranları süsleyenler (işgal edenler), görüp dururken her şeyi, asla vaazlarına konu etmeyecekler, buyuruyor. Senin rüyanda da yaşadığın gibi, düzenleri bozulacak; kahverengi, siyah arası kıyafet demek kafalarının karıştığı, kalplerinin karardığına işaret. Rüyalarda Müslümanlar beyaz veya yeşil kıyafetle görülür. Kafası yerinde söz sahibi olanlar beyaz veya yeşil sarıklı görünürler. Rüyaların dili vardır. Siyah renk Yahudilerin, küfür ehlinin rengidir. Gri kahve tonlar ise münafık, sapık, dalaletteki müslümanların, yanlış zikir sahiplerinin hırka renkleridir. Libas yani giysiler kişilerin ahlakını simgeler. Ahlak demek din demektir. Bu nedenle bütün kürsüleri bu tarikatlar bir şekilde etkilediğinden hidayet çağını kafalarınca yetmiş ve ya yüz yıl ötelemeye çalışırlar… Yani hidayet ve adalet çağı şimdilerde değil yüz yıl sonra belki gelir derler. Saltanatları o kadar iyidir ki canları o hidayetin şimdilik gelmesini istemez ve ‘’çağ deccal çağıdır ey müminler uyanın ve deccalın şerrinden allah’a sığının’’ demezler. Azizem; bu konu böyle ikimizin arasında konuşulup geçilecek konu değil. Uzar da uzar. Kısa kessen anlaşılmaz. Uzun yazsan şimdilerde okunmaz. Millet nispeten uyansa da henüz uyuyanlar çoğunlukta. Demem o ki sen inşaallah, o hidayet çağına dualarınla katkısı olan kişilerden olmalısın. Allahu âlem. Kalbim öyle diyor. Hani bir reklam vardı bir zamanlar, beş altı yaşlarında bir çocuk, babam öyle diyor, diyordu. Ve ekliyordu; ÇOK ÇALIŞMAM LAZIM, ÇOOOKKK. Bize lütfen bir yolunu bul ve facebook MSN den yaz. Selam es selame

    • Selam es selame Haticecan…Maşaallah barikallah, öncelikle bunun bir haberci rüya olduğunu söylemeliyim. Önümüzdeki kısa vadede olacak, efendimizin hadislerinde teferruatlı bir şekilde bildirdiği, hidayet çağından kesitler gibiydi. Kâfirin sihirli lambası elinden bir şekilde alındı, alınacak. Artık binlerce yıllık klasik büyüler, sihirler tutmamaya başlayacak. Musa as. karşısında zelil olan firavunun büyücüleri gibi hüsrana uğrayacaklar. Çünkü Allah talanın ezeli kaderi, zulüm ve dalalet çağını kapatıp, adalet ve hidayet çağını başlatacak. Ezoterik kaynaklara göre Hz mehdi milenyum başından beridir hizmet yapıyor. Kaynaklar o kutlu kişinin 1979 yılından itibaren irşad edileceğini ve Marifetullah çerçevesinde göreve başlayacağını anlatıyor.

      Yine değişik aynı kaynaklar bu mücadelenin çok zor geçeceğini, dünyanın gidişatının zaman içinde değişerek, gelişerek 2019-2022 yılları arasında bir büyük savaş(Melhame-i Kübra/Armeddegon) ile devrimin tamamlanacağını yazıyor. Öyle ifadeler var ki bin beş yüz yıla yakın zaman önce efendimizin söylediği kutlu haberlere dayanarak, diyorlar…

      Yani Musa as. ile firavun arasındaki mücadele bu çağda bir kere daha yaşanacak, günün firavunları diz çökecekler, mazlumlar kızıl denizi bir kere daha geçip felaha erecekler, demeye getiriyorlar. Bu tür öngörü ve yahut komplo teorileri, aslında bir, bir gerçekleşti ama ne hikmetse hiç gündem işgal etmiyor, belki bilerek konu edilmiyor. Arap baharından, siyah bayraklılardan, IŞID dedikleri ucube terör örgütünden, Süfyan olarak adlandırılan FETÖ ve Beşer Eset’ten bahsedilenler, rakın hali, Afganistan, Libya, Mısır’da olanlar Suriye savaşı hep gerçekleşti. Iratın suları kesildi, altından çıkan altın dağ(GAP ile sulanır hale gelen doğu Anadolu ovaları ve petrol yatakları) emperyalistlerin iştahını kabarttı da kırk yıldır PKK adı ile Türkiye adı altında İslama karşı vekâlet savaşı verdiler. PKK ya katılanların yüzde doksan dokuzu ölür, buyuran efendimizin mucizeleri de şu günlerde gerçekleşmek üzere. Ancak yine hadisi şerife göre bu olayın adı deccal- mehdi mücadelesidir. Ve halktan mümkün olduğunda gizlenecektir.

      Din âlimleri yani kürsüleri ve ekranları süsleyenler (işgal edenler), görüp dururken her şeyi, asla vaazlarına konu etmeyecekler, buyuruyor. Senin rüyanda da yaşadığın gibi, düzenleri bozulacak; kahverengi, siyah arası kıyafet demek kafalarının karıştığı, kalplerinin karardığına işaret. Rüyalarda Müslümanlar beyaz veya yeşil kıyafetle görülür. Kafası yerinde söz sahibi olanlar beyaz veya yeşil sarıklı görünürler. Rüyaların dili vardır. Siyah renk Yahudilerin, küfür ehlinin rengidir. Gri kahve tonlar ise münafık, sapık, dalaletteki müslümanların, yanlış zikir sahiplerinin hırka renkleridir. Libas yani giysiler kişilerin ahlakını simgeler. Ahlak demek din demektir. Bu nedenle bütün kürsüleri bu tarikatlar bir şekilde etkilediğinden hidayet çağını kafalarınca yetmiş ve ya yüz yıl ötelemeye çalışırlar… Yani hidayet ve adalet çağı şimdilerde değil yüz yıl sonra belki gelir derler.

      Saltanatları o kadar iyidir ki canları o hidayetin şimdilik gelmesini istemez ve ‘’çağ deccal çağıdır ey müminler uyanın ve deccalın şerrinden allah’a sığının’’ demezler.

      Azizem; bu konu böyle ikimizin arasında konuşulup geçilecek konu değil. Uzar da uzar. Kısa kessen anlaşılmaz. Uzun yazsan şimdilerde okunmaz. Millet nispeten uyansa da henüz uyuyanlar çoğunlukta. Demem o ki sen inşaallah, o hidayet çağına dualarınla katkısı olan kişilerden olmalısın. Allahu âlem. Kalbim öyle diyor. Hani bir reklam vardı bir zamanlar, beş altı yaşlarında bir çocuk, babam öyle diyor, diyordu. Ve ekliyordu; ÇOK ÇALIŞMAM LAZIM, ÇOOOKKK. Bize lütfen bir yolunu bul ve facebook MSN den yaz.

      Selam es selame

  3. İnşallah can hocam maşallah inşallah… Ulaşmaya çalışacağım size. Bugün de gelinlik giydim rüyamda kendi evlenirken giydiğim gelinliğimi giydim. Allah razı olsun hocam. Selam es selame..

CEVAP VER