Gizli Günah, Gizli Ayıp Süveyda – Safiye’ye Mektuplar 25

0
953
Gizli Günah, Gizli Ayıp Süveyda – Safiye’ye Mektuplar 25
5 (100%) 4 votes

Gizli Günah, Gizli Ayıp Süveyda Safiye’ye Mektuplar 25 

Gizli Günah, Gizli Ayıp Süveyda – Safiye’ye Mektuplar 25

Neydi kalbimdeki kara nokta,
gizli günah, gizli ayıp SÜVEYDA

Kalabalıklar içindeyim. Başımı önüme eğmiş, hafif yokuş olan caddeyi tırmanıyorum. Ulaşmak istediğim yer yokuşun başı, yani meydan. Birileri geçiyor yanımdan, hiç ilgilenmiyorum. Sesler duyuyorum, kim nereye konuşuyor, umurumda değil. İnsanlar aşağı iniyor, yukarı çıkıyor, bazıları cadde üzerindeki ara sokaklara giriyor, kimileri ise oldukları yerde dönüp duruyor.
Dedim ya umurumda değil. Tek çabam telaş içinde hareket eden insanların yanımdan geçerken omzuma çarpmaması.

Yürüyorum… Yürüyorum…

Caddeyi ortaladım, sanırım az bir yolum kaldı meydana. Biraz yoruldum. Sigara yüzünden hızlı nefes alışlarım ve tıkanışlarım. O da umurumda değil. Seviyorum içime çektiğim zehri.
Gittikçe kalabalıklaşıyor trafiğe kapalı olan cadde. Ben tam yolun ortasından yürüyorum. Birden yukarıdan, aşağıdan, sağdan, soldan insanların bana doğru yaklaştığını görüyorum. Önce yok canım! Diyorum biraz korkarak. Sonra kalabalık iyice artıyor. İnsanlar üzerime üzerime geliyor. Adımlarım hızlanıyor. Başım hala önümde. Koşuyorum adeta.
Nafile.
Bir anda etrafımda etten bir çember. Kalakaldım ortada. Döndüm kendi etrafımda. Gökyüzüne kaldırmak istedim başımı, kaldırdım. Hava kapalı, rahmet geliyor sanırım. Bu en son başımı göğe kaldırışım oluyor. Şimdilerde unuttum göklerin rengini.

Düşürüyorum yüzüm yere. Ayaklar var, her yanımda. Kirli, temiz ayakkabılar. Yukarı doğru çıkıyorum. Kimi jilet gibi ütülü kumaş giyinmiş, kimi başka… Biraz daha yukarı çıkıyorum, gövdeler var, her bedenden. Az biraz daha yukarı bakıyorum ki, boşluk. Hiçbir şey göremiyorum. Yüzler yabancı, yüzler sıradan.

İşte o anda çok korkuyorum. Gözlerim doluyor. İçimden bildiğim bütün duaları okuyorum. Faydası olmaz diye bir karamsarlık dolduruyor içimi. Bu nasıl bir çelişki.

Çember daralıyor.
Biri kolumdan tutup kendine doğru çekiyor.
Bir diğeri asılıyor ardından, diğer kolumdan. Sonunda birinin elinde kalıyorum.
Biri saçlarımı okşuyor.
Bir diğeri yüzüme dokunuyor
Biri kalçama ağır bir darbe indiriyor
Bir diğeri belime sarılıyor.
Ben bir onda, bir bunda savrulup duruyorum. Çemberin bütün duvarlarına çarparak.
Önceleri; bırakın beni diye yalvarıyorum.
Yalvarmaktan sesim kısılıyor. Duymuyorlar. Kurtuluşun imkânsızlığını farkediyorum.

Heeeyyy………

Diyorum. Sessizlik.

-Heeeyyyy. Teslimim. Acele etmeyin. Sizinim.
Sen al, sonra karşındakine at, sen de yanındakine bırak.
Sakin olun. Teslimim.
Acıtın, kanatın, yaralayın, aşağılayın, vurun, morartın, akıtın zehrinizi en kuytularıma, gizemime. Diyorum.

İşte bu defa beni duyuyorlar ve büyük bir iştah ile dudak kenarlarından akan salyalarını kollarına silerek sıraya giriyorlar. Araya karışıp kargaşa çıkaranlar oluyor ama ben kısa sürede edindiğim tecrübe ile kavgasız gürültüsüz herşeyi yoluna koyuyorum.

Caddede ki bütün kalabalığı, insan yığınını mutlu etmenin garip hazzı ile tamam, diyorum.
-Şimdi bırakın beni. Yolum bu yokuşun başı, oraya tırmanmalıyım. Meydana gideceğim. Meydanda beni bekleyen bir vasıta var, uzak yerlere götürmek için, kurtuluş için bekliyor, diyorum. Duymuyorlar.

Kaçarım korkusuyla çemberi biraz daha daraltıyorlar ve üzerime abanıyorlar. Bu kez sıraya giren yok. Hepsi bir anda, aniden üzerimde. Direnmek faydasız, teslimim.

Sonra, karnını doyuran gitti usul usul.
Genç, yaşlı, temiz, pis, zengin, fakir, eğitimli, eğitimsiz, iyi, kötü, evli, bekâr…
Hepsi gitti yavaş, yavaş.
Arkamı döndüm. Yokuşun sonundaki kuleye doğru baktım. Erkekler gördüm, yine. Koşar adımlarla bana geliyorlardı.

Korktum. Hayır. Bir çember daha mı? Yapamam. Yoruldum. Kasıklarım ağrıyor, bacaklarım halsiz, midem bulanıyor, iç organlarım yer değiştirmiş.
Tekrar yukarı doğru bakıyorum ve yürüyorum. Amacım meydana ulaşmak. Bu sefer çemberi aştım. Hayret’ zorluk çıkarmadılar. Neden mi? Onlarda yorgundu ve ağızlarındaki tat değişmeliydi.
Koştum. Koştum… Koştum…

İşte meydandayım.
Peki, şimdi ne yapmalı.
Anlatacağım…
Belki!
Geceniz hayır olsun hocam.
Yazmayacağım dedim ama dayanamadım yine. Bir yazımı astım tahtaya. Umuda kurtuluşa gidişin ilk başlangıcı bu yazı. Esra nın okumasını isterdim bu yazıyı. Bu kurtuluş için atılan ilk adımı anlatıyor. Eğer cesaret edebilirsem ve paylaşmak istersem diğer adımları da yazacağım. Ama emin değilim. Zaten yazının sonuna da belki, diye ekledim.

Aslında internete girmeye çekiniyorum bu aralar. Neden derseniz; sevdiğim genç internete girmemi hoş karşılamıyor. Bu siteye üye olduğumu söyledim. Ama sitenin içeriğini bilmediği için biraz tedirgin. Aslında onun derdi benim burada biriyle konuşup sohbet edecek olmam. o bundan korkuyor. Şimdi askerde ya konuşurken telefonda soruyor bazen nete giriyor musun diye. Hayır diyorum. Ama gelin birde bana sorun. İçim rahat etmiyor. Yalan söylemiş oluyorum sonuçta.
Bilmiyor ki ben Esra nın mektuplarından ve sizin öğütlerinizden faydalanmak için siteye giriyorum. Emin olun başka hiçbir amacım yok bu siteye girmek için.
Hocam; ben şimdi ona yalan söylüyorum, değil mi. Bu beni mutsuz ediyor. Onu kırmak üzmek, aldatmak istemiyorum. Sizce ne yapmalıyım.

Selam güzel kızım Safiye,

Artık baba kız gibiyiz, farkında mısın? Ben öyle hissediyorum ve senin cümlelerinden de benzer sonuç çıkarıyorum.
Yazını okuyacak, Esraya göndereceğim. Az önce Hamdiye ile yazıştık. Sizin hikâyelerinizle aramıza katıldı. Yardım istedi, alıyor. Senin derdinle dertlenmiş. Ablası olmak isterim diyor. Mektubunu ve cevabını sana göndereceğim.
Yazmalısın. Ama içinden geldiğinde ve Allah için. Bugün bir arkadaş daha senin mektuplarından etkilenmiş ben de safiye gibi saflaşmak istiyorum, yaptığı duaları okuyacağım, size sorularım da olacak. Kendimi hazır hissedince yazacağım demiş, mesajında. Bak düşündüğümüz gibi çoğalıyoruz. Açılan tövbe kapısından girecek çok masum, çağın, medyanın kurbanı kardeşlerimiz var. Onlara acıları, gözyaşlarını anlatıp, ağlattık. Şimdi umutları, kurtuluşun verdiği mutluluk haberlerini de vermemiz gerekmez mi. O yüzden yazmalısın. Ama yalnız yaşadıklarını. Asla samimiyetten taviz vermek yok. Şeytan satırlarımıza bilerek girmemeli.

O güzel oğluma de ki, Internet hem şeytanın hem meleğin yurdu yuvası. Merak etme ben oraların adreslerini biliyorum. Kötü sokaklara girmenin bedelini ödedim. Şimdi kuran öğrenmek için, maneviyatımın eksiklerini gidermek için giriyorum. Seni öyle seviyorum, Allah’a ve sana öyle bağlandım ki, benden korkman gerekmiyor. Sana ve kendime asla ihanet etmeyeceğim. Seni Allah’ın bana emaneti gibi görüyorum. Dersin. Yalan söylemene gerek kalmaz. Yaptığın Allah için olunca anlatmaktan korkmamalısın.

Şimdi bak başkaları seninle nasıl bütünleşmiş. Hamdiye neler yazmış, ben ona ne dedim.
Hamdiye

 
Hocam nasılsınız, Allah sağlık ve mutluluğunuzu daim etsin. Hocam bu sabah namazımı kıldım tekrar yattım, sayfiyeyi düşündüm yatarken. Safiyeyle benzer yanlarımız çok. Bende 15 yaşındaydım evlendirildiğimde, bende ailemi kaybetmiş gibi hissediyordum. Bizde deprem yaşadık, eşim enkazdan çıktı evimiz çöktü. Hala kiradayız. safiyenin benden şanslı yönleri var, benim safiye’den şanslı olan yönlerim var. Anlatmak istediğim yaşananlar değil. Şöyle düşündüm, üzülüp ağlamak mı çözüm, bunun için mi okuyorum bunları. Hocam safiye ye maddi yardım edemem ama kalbimi sonuna kadar safiye ye açabilirim, safiye’nin ablası olmak istiyorum. Hatta isterse bizimle bile yaşayabilir ya da istediği zaman gelebilir, benim bandırmadaki ablama gidip geldiğim gibi. Depremle çok şeyler kaybedildi, sonrasında her ikimiz için farklı da olsa çok şeyler yaşandı ama hepsi geçti gitti. Hocam safiye ye söyleyin ablası Rize’de yaşıyor, kollarımı ve kalbimi sonuna kadar açtım onu bekliyorum istediği zaman gelebilir. Sizi seviyorum.

selam üzerinize olsun

Hayırlı geceler, Hamdiye,
Ne güzel bir duygudur şu duygudaşlık. İslami kurallardan bir tanesi duygudaşlık yapmayı öğrenmektir.
Kendin için ne istiyorsan başkaları için de istemeli, başa gelmesi istenmeyen bir şeyin başkası için dilenmemesi gerekir, denir. Adalet ve merhamet bunu gerektirir. Yaratılanı sevmeli yaratandan ötürü. Elde olanı ölçülü bir şekilde paylaşmalı… Yakından başlayarak uzağa doğru genişleyen bir çemberle, paylaşılmalı. Mümin’lerden başlayarak, diğer dinlerin mensuplarına, kâfirine putperestine, ateistine kadar, insanı insan olduğu için sevmeli.

Safiye’nin, gelecek mektuplarında göreceğin gibi, ne maddiyata ne işe ihtiyacı yok. Dedesinden kalan miras onu yaşatmaya yetecek kadar var. Ama yardım etmek istemeni Allah değerlendirecek, yapılmış gibi sevabını verecektir. İslamda düşüncenin kötüsünden sorumlu değiliz. Ama, iyisinden sevabı yapmış gibi alırız.

Buna rağmen, insan zihnini ne ile meşgul ettiğine dikkat etmeli, olumsuz şeylerle meşgul olmaktan kaçınmalıdır. Çünkü düşünce bir zaman sonra söze dönüşür. Söz söylenir söylenmez, onu duyan melekler, gereğini yerine getirir, tecelli eder, fiile dönüşür. Bir fiili tekrar tekrar yapamaya başlarsak, alışkanlığımız olur. Alışkanlıklarımız ise artık kaderimizi belirlemeye başlar. Bir de bakmışsınız sıradan bir düşümüz, hayatımızı belirleyen huyumuz olup çıkmış.

Safiye hayat arkadaşını da buldu sayılır. Artık yalnız değil. Bir teyzesi varmış, meğer. Yıllardır konuşmuyormuş. Bayramda gidip barışmış. Kendisiyle ve Rabbi ile barıştı ya artık, en büyük düşmanını bile affedecek kadar rahmet ve merhametle doldu. Hep böyledir. Eğer Allah’la barışık isek, herkesle de barışık olabiliriz. Hani sen de herkese karşı hakkını helal ettiğini söylemedin mi?

İnsanoğlu bazen küçülür, küçülür, sinek gibi, böcek gibi kalır. Bazen büyür, büyür ilah olduğunu sanır. İnsan hakk’ın halifesi ya. En küçükte de O vardır, O’na benzer. En büyükte de O vardır, O’na benzemeye özenir. Ama hakk bizden orta yolda, sırat-ı müstakimde gitmemizi ister. Bize tayin edilen hedef, verilen görev ancak sırat-ı müstakimde gitmekle elde edilebilir.

Sen kendi problemlerine yoğunlaş. Çocuklarına, yurduna yuvana harca her türlü enerjini. Bir de Allah rızasında ara geleceğini. Boşanmayı aklından çıkar. Boşanmak kime çözüm olmuşta sana olacak. Eşini cennetlik et, kendin daha üstte cennet makamları elde et. ’’Karı koca birbirini cennete götürür, karı koca birbirini cehenneme götürür’’, diyen efendimizin şefaatini ikiniz için de iste.

İbadetlerine dikkatle devam edersen, Safiye gibi en kısa sürede düzlüğe çıkarsın. Allah dualarını reddetmez, rahmetiyle seni de sarar, sarmalar inşaallah.
Gecen, gündüzün hayır olsun.

CEVAP VER