Kan Ağlayan Gülüşlerim Safiye’ye mektuplar 27

0
479
Kan Ağlayan Gülüşlerim Safiye’ye mektuplar 27
5 (100%) 1 vote

Kan Ağlayan Gülüşlerim Safiye’ye mektuplar 27

Kan Ağlayan Gülüşlerim Safiye’ye mektuplar 27

Bu sabah eve geldim. Yine güneş yeni doğmuştu. Beni kapıda her zamanki meraklı hali ve sorularıyla apartman görevlisi karşıladı. Kapıyı açtı ve başladı sorular;

 

-geç geldiniz bugün ( sanki her gece erken geliyorum da)
-yorgun görünüyorsunuz ( ne zaman değilim ki )
-çok mu içtiniz ( doğal halim artık )
-havalarda hala ısınmadı değil mi ( umurumda sanki )
Eve girip tam kapıyı kapatırken son bir cümle bu kez soru değil ama
– bu akşam biri geldi. Sizi sordu. Orta yaşlı bir bayandı. Kim olduğunu sordum, söylemedi. Sizi nerede bulabileceğini sordu. Söylemedim. ( sanki biliyor da nerede olduğumu).
Nasıl biriydi, dedim. Esmer, uzun boylu bir bayan. Ağlıyordu.
Hafızamı biraz zorlayınca tanımıştım kim olduğunu ya hiç de işime gelmemişti bu hatırlama. Bir daha gelirse ne zaman evde olduğu belli olmaz dersin, dedim ve kapıyı kapattım. Salona girip kanepeye oturdum. Karşımdaki duvarda bulunan fotoğraflara baktım sonra dolabın içindeki eski albümü çıkardım. Tek tek gezinmeye başladım sayfalarında ve karşımdaydı. İşte o kadın. Beni yıllar önce çaresiz kimsesiz bırakan, neredeyim nasılım diye merak etmeyen anne yarısı denilen kadın karşımdaydı. Biliyorum ki pişmandı. Yaptıklarının sonucunda vicdan azabı onu da rahat bırakmadı. Çok değil bir kaç yıl sahip çıksaydı bana, hayatım böyle şekillenmezdi. Bazen de diyorum ki, sanki ona ne? Beni koruyup kollamak zorunda değildi ki. Ama yine de yediremiyorum kendime. Ben bir emanettim, onun umurunda olmayan bir emanet. Peki, şimdi ne istiyordu benden? Af mı dileyecekti. Üzgünüm o zaman öyle gerekiyordu mu diyecekti. Duymak istemediğim ve artık hiç mi hiç önemi olmayan cümleler, pişmanlıklar bunlar. Artık benim de umurumda değil hiç kimse. Kendim bile.

Bir sıgara yaktım ve duvardaki resimlerle konuşmaya başladım. Anne, baba, dün akşam beni emanet ettiğiniz kadın gelmiş buraya. Beni sormuş ya görevlide yok demiş. İyi de etmiş. Her sabah ya da bazı geceler eve gelipte karşınıza oturuyorum, sizinle konuşuyorum ya aslında çok utanıyorum. Yüzümden belli olmuyor mu? Makyajımdandır. Siz üzülmeyin diye belli etmiyorum ama ben çok zordayım. Bir labirentin içindeyim. Döndükçe dönüyorum da yine aynı saftayım. Uzun zamandır yanınıza gelmemem de utancımdandır. Sakın sizi unuttum, özlemiyorum sanmayın. Hala azda olsa bir umudum var. Buradan kurtulur kurtulmaz yanınıza geleceğim. Belki sadece sizi ziyaret edip sohbet etmek için değil, sonsuza kadar yanınızda kalıp, sizinle yaşamak için. Şu siyah elbiselerimi dolabımdan bir atabilsem ve topuklu ayakkabılarımı… Saçlarımı kendi haline bıraktığım, yüzümü renklendirmediğim ve şu iğrenç kan ağlayan gülüşlerimi terk ettiğim zaman, yanınıza geleceğim.

Başım çok ağrıyor. Görevlinin dediği gibi yine çok içtim ama başka türlü de uyuşmuyor ki, bu beden bu zihin. Alkol katlanılır bir hale bürüyor bu çirkefliği. Güzel göstermiyor gözüme ama avutuyor işte. Bir duş alsam da gecenin kirini, pasını akıtsam tenimden.
Tam salondan kalkacağım sırada duvarın diğer kenarında asılı duran bir çerçeve ilişti gözüme. Bilmem ne üniversitesinin, bilmem ne fakültesinden, bilmem ne olarak mezun olan bilmem ne… Hangi işime yaradın bunca zaman? Beni hangi zorluktan, hangi pislikten kurtardın diye hayıflanıyorum, diplomama.
Hayat öyle zor öyle karmaşık ki, bugün oradasın ertesi gün başka bir yerde.

-Bak senin gibi niceleri var Safiye kızım. işte senin hikayenden çokta farkı olmayan bir zavallı daha, oku lütfen.  

Küçük bir genç kızdım. Üniversitenin birinci sınıfında. Geleceğe dair umutları olan, saf, masum, tertemiz bir genç kız.

Sonraları masumiyetimin cezasını çektim. Bu saflığım yüzünden tenimde dolaşan hoyrat ellere dur diyemedim. Birincisinde yaptım, ikincisinde yaptım bu hatayı. Sonra vicdan azabım üstün geldi bıraktım hovardalığı.

Derken biri çıktı karşıma. Gözleri cenneti vaat ediyordu. Ben de yorulmuştum hayatın vefasızlığından. Dinlendirmek istiyordum kendimi, bir ömür onun kollarında. Tertemiz mutlu bir yuvaydı benim özlemim. Tabi onunki de. Bu şekilde başlayan ilişkimiz Allahın huzurunda verilen sözlerle perçinlenmişti. Artık helalimdi, helaliydim.

Ondan önceki erkeklerin hoyrat, kaba, sevgisiz yaklaşımları yoktu onda. Her şey tam benim istediğim gibi, sırasına uygun olarak yaşandı. Sevgi, aşk, tutku, cinsellik. En huzurlu uykumu onun kollarında uyudum. Onun karısı, kızı, anası, sevgilisi oldum. O da yeri geldi baba şefkati gösterdi bana, yeri geldi sevgili tutkusu, yeri geldi koca kıskançlığı.

Hayallerimiz de vardı tabi. Okul bitince resmen evlenecek, tatillerde onun memleketine gidecektik. Erkek ismi düşünmedik ama kızarımızın ismi hazırdı. Elif, Sude ve Medinesu. Yani umudumuz vardı geleceğe dair.

Gitgide yıprandık sonra. İkimizin de zaafları vardı, birbirimize layık olamadık. Bu yüzden sürekli ayrıldık barıştık. Hastalıklı bir sevgiydi bizimki. Kangren olmuş bir ilişkiydi. Her şeye rağmen kopmayı başaramadık.

En sonunda pes eden ben oldum. Bıkmıştım her şeyden, sanki nefes alamıyordum. Bilmiyordum onun bu tavırlarının beni çılgınlar gibi sevmesinden kaynaklığını. Gerçi bilsem de uzun süre yine devam edemezdim. Bir süre sonra yeniden tökezlerdim.

Bir gün dayanamadım. Baktım olmuyor, kirli mazimi döktüm, ona. Benden nefret etsin de gitsin, dedim. Evet kaldıramadı. O anda beni boşadı, ama nefret de etmedi, benden. O kadar büyüktü sevgisi. Alnımdan öperek uğurladı, beni. O an, kendimi gerdek gecesinde, teni ilk defa bir erkeğin tenine değen, taze bir gelin gibi hissettim, öyle ürperdim. Ama artık her şey için çok geçti.

Ben aşkı yalnız sana
Yakıştığı için sevdim
Bana da yaşattığın için sevgilim
Çok teşekkür ederim.
selam en selame

Yazınızı okudum. Altına yazdığım yorumu gönderiyorum. Seninle karşılıklı yazışmak, nasıl kendini huzura kavuşturacağını anlatmak, sana mahsus dualar vermek isterim. Zararın neresinden dönülürse kardır. Kurtuluş mutlaka vardır.
Bana kendini tanıtırsan, yaşın, tahsil durumun, kişiliğin hakkında biraz bilgi verirsen memnun olurum. Tabii istersen, yardım etmeye çalışırım.
Sevgilerimi gönderiyorum.
Esra mektuplarından dolayı hakkımda biraz bilgi sahibi olduğunu zannediyorum.

Yorum;
Bu kaçıncı hikâye benzer, dinlediğim. Acılarını, yaşayanlarla birlikte yaşadığım. Üniversitenin ilk yılıydı diye başlıyor, hemen hepsi. Sevilmek istiyordum. Saftım, tertemizdim, diye devam ediyor.
Kimi ilişkiler bir kişiyle hüsranla sonuçlanıyor, kiminde belki ilkinin kırgınlığı, belki yeni bir liman arayışı, belki de cinselliğe alışmanın sonucu ihtiyaç gidermeye yönelik ama çoklaşıyor, çetrefilleşiyor; kadın ruhunu yaralayacak pespayeliğe dönüşüyor. Sonuç hüsran. Vicdan azabı, yıpranma, ruhsal kirlilikten kaynaklanan hastalanma, kendinden iğrenmelere varıyor. Üniversitede okuyor olmanın verdiği bilgi, korunma ve aileden geçinmenin desteğiyle ayakta kalınıyor görünse de artık sınırları yıkmanın, bireysel hürriyet arayışının, kızlarımızı ruhsal çöküntülere uğramış kişiliklere dönüştürüyor. Bir daha asla yerine gelmeyecek kayıplara, insanı insan gibi hissettiren namus, dürüstlük, samimiyet, ar duygusu, rabbiyle barışıklık yani gönül huzuru yok oluyor.
Bu hikâyede olduğu gibi dini nikâh kıyarak GÜYA helal ilişkiye girişilse bile, hukuksuz, cemiyetin şahitliğinden mahrum nikâhlar huzur getirmiyor. Sonunda, geçmişleri bu türü taze kişileri bir türlü rahat bırakmıyor.
Bu ilişkide iki yıl, bir başkasında birkaç yıl daha fazla sürse de sonuç ayrılık… Kadın açısından, kullanılıp atılma hissi, sahipsizlik, başarısızlık duygusu, ne olacağım kaygısıyla birleşen yıkım, enkaz halinde ortada bırakılma. Kesinlikle tedaviye muhtaç hasta bir birey. Birçoğu ailesini de yıprattığından geri dönememe, yeniden aynı sıcaklığı, anne rahmeti, baba şefkatini bulamama riskiyle, umutsuz, mutsuz, bilinmez yolların garip yolcuları durumuna düşüyorlar.

Bu durumlarda kesinlikle Allah inancına, tövbe etmeye, bilinçli dualarla geçmişlerindeki günahlarının cezasını affettirmeye ihtiyaçları vardır.
Ama kime nasıl, ulaşacaklarını bilmediklerinden, psikolojik destek, psikiyatrik tedavilere yönlendirilmekte olsalar da asla normale dönemiyor, hastalıklı ruh hallerinden kurtulamıyorlar.

Şu ‘’üniversitenin ilk yılıydı’’ cümleciğinden nefret ediyorum. Kızlarımızın bozulduğu, pisliğe bulaştırıldığı yıl olduğundan. Anneler babalar, devletin sorumlu kişi ve kuruluşları… İmdat desem duyulmaz, duyulsa algılanmaz, algılansa harekete geçilmez, harekete geçilse zaman alır…
Her yıl binlerce kurban vermemize kim, nasıl engel olacak bilmiyorum. Canım yanıyor. Ulusumun geleceğini var edecek anneler hasta ruhlu. Müstakbel babalar zani, hastalıklı ve biraz cani…

Sevgili kızım, lütfen Esra’ya mektupları ve Safiye yazı dizisini takip et. Ettir. Aramıza katıl, küçük bile olsa olumsuzluklara karşı bir savaş açalım, belki büyür tüm ülkeyi sarar, birilerinin geleceğini etkileriz. Milletimize ve Rabbin rızasına hizmet etmiş oluruz.
Selam ve saygılarımı kabul et. Sağ ve sağlıklı kal
Merhaba

Biliyorum hocam, sevinç gözyaşları akıttığınızı. Ama ağlamayın yine de. Dualarınızı eksik etmeyin benden ve benim gibilerden.
Bir vesile diye yalvardım yıllar boyunca ve o vesileye ulaştım Allah ın izniyle. Şükürler olsun.

Bugün askerim hiç aramadı beni. Sabahtan beri aklım onda. Acemilik dönemi elbette arayamaz her zaman ama merak ediyorum onu. Umarım iyidir sağlığı. Ama biliyorum da, mutlaka arar, merak ettiğimi bilir ve seni seviyorum demeden uyumaz. O iyi olsun, sağlığı yerinde olsun yeter bana. Erzurum çok soğukmuş. Dışarıda eğitim yapıyorlar. Allah sevdiğime ve diğer askerlere yardım etsin. Üşümüyorum iyiyim diyor ama ben üzülmeyim diye öyle söylüyor. Aslında çok üşüyen biri.
Rabbim yardım etsin. Selam ile Kızınız Safiye…

CEVAP VER