Süleymaniye köyü bakkalı bay Enver..

0
1052
Süleymaniye köyü bakkalı bay Enver..
5 (100%) 1 vote
süleymaniye bakkalı bay enver
BAY ENVER ÇALIŞ SÜLEYMANİYE KÖYÜ BAKKALI SALİHLİ

Mektubunuzu aldım. Hakkımdaki iyi niyet ve necib hislerinize teşekkür..

ALLAH feyzinizi artırsın. Dualarınızda bize de arasıra yer vermenizi dilerim. Suallerinize, bana müsaade edildiği nisbette cevap veriyorum… Buyurun dinleyin:

Göz: Ayn, bir âlet, bir uzuvdur. Basar, bu âletle yani göz ile görme fiilidir, işidir.

Nazar: Görmeğe yeltenme. Göz âletiyle görme arzusunu göstermektir. Dikkat edilirse bir şey’e bakan göz o şeyi nerede ise orada görür. Kendi içinde değil… Görülecek şey dışarıda olduğu hâlde, görme de dışarıdadır. Sizin içinizde değil.. Bulunduğunuz dükkanın tapısı önüne çıkınız, hemen şimdi… Sağda biraz ilerideki duvarın arka tarafındaki kuru ağaca bakınız. Görüyorsunuz… Ağaç yanınızda değil, uzaktadır. Siz ağacı yerinde görüyorsunuz… İçinizde değil… O hâlde – görme – aynaya baktığınız zaman siz kendinizi aynanın içinde görüyorsunuz… Sizin içinizde değil. Baktığınız şeyin hayali sizin gözünüze bir fotoğraf makinası gibi aksetmiş ve içinize intikal etmiştir. Fakat görüşünüz dışarıdadır. Hatta baktığınız şeyin ne kadar uzakta olduğunu bile söyleyebilirsiniz… İçinizde bir ayna var… Dışarıdaki şey, sizin aynaya baktığınız gibi size bakıyor, kendisini aynada görüyor. Fakat siz onu sizin aynanızda değil de onun aynasında görüyorsunuz.. Ve gördüğünüz şey, su karşıdaki ağaçtır, diyorsunuz.. Karanlık olunca o ağaç yine oradadır amma… Siz onu göremiyorsunuz, hâlbuki o kendini göstermiyor size… Çünkü onun görünme şartları karanlıkta ortadan kalkıyor… Bir şeye baktığınız zaman onu, sizi görmeye sürükleyen, zorlayan nedir… acaba… Görmek, anlamak ve görünmek arzularıdır… Bunlar acaba kimden geliyor… Şiddetle zâhir olup görünmek istemeyen ve fakat görmek arzusunu taşıyan bir mânâdan geliyor bunların hepsi… Bu mânâ şiddetle zâhirdir. Bu şiddetten dolayı “SETTÂR”dır. Her yerde hazır, nazır olmak ve başka şekilde görünmek muradını halkeden bir mânâdır… O varlık senin içinde “HAYY” esmâsıyle ve onu süsleyen diğer esmâlarla tecellî etti… Bunu söyle ifâde ediyor Kelâmında: “Ben insanın sırrıyım!” “Yani insan beni bilemez, göremez, anlayamaz, ben bir bilmeceyim”… “İnsan da benim sırrım” “İnsanı yarattım yani bir bilmece yaptım, bu da benim hünerim, sırrımdır.” Bunu anlayamazsınız… ”Ben kulumla görürüm, kulumla işitirim, kulumla konuşurum!” diyor… Başka bir kelâmında: “Ben namütenahi yarattığım âlemlere, sığmam, bana inanan mü’min kulumun kalbine sığarım”. Diğer bir sözünde: “Sessiz gözyaşı dökeni, benden korkup ağlayanı severim”.. “İçine sığdığım kalb bu gözyaşı ile yıkanır, benim evimi bununla yıkayana mağfiret ederim… Bana sevgi ve havf’dan dökülen göz yaşını yere düşürmem, izzetim hakkı için yeri mahvederim!” İşte, insan gözü bir şey’e insanın haberi olmadan alışıktır… “Ben bir gizli hazine idim, Kendimi görmek, seyr etmek için, âlemleri, insanları yarattım” diyor… Gözlerle Cenab-ı ALLAH kendi kendini seyrediyor… Ondan dolayı göze sövmek en büyük günahlardandır… Sizin bir adamla konuşurken gözlerine bakmanız sizin arzunuz değildir. Kendi kendine âşık, kendi kendini görmek arzu ve muradını taşıyan yaratıcının arzusudûr… Sizin basit bir görüş fiilinizin içine gizlenerek sizi meşgul ederek SETTÂR ile örtülerek kendini seyrediyor, Hazreti ALLAH… Bu küçük anlatışı anlayan insanda da basîret başlar. Basîret, gördüğünü dışarıdaki hâli ile değil de kalbte görme işine verilen isimdir. O zaman gözler yekdiğerine artık bakamaz… O hâlde göz göze bakmak, basîrete varıncaya kadar, bir nev’i habersiz zikirdir… Bu zikirle, Cenab-ı ALLAH, insanın haberi olmadan, kendi kendini tesbih ettirmektedir. Onun için göze sövmek herkesin bildiği büyük günahlardan daha büyük bir günahtır. Bu günahı işleyenler dünyada her türlü görme hassasından mahrum olurlar…

Muhterem efendim! Bu satırlara geldiğiniz zaman gözünüzü kapayınız. “Beni ne şekilde bir adam olarak tasavvur edeceksiniz bakalım. Yüzü söyle, gözü su renkte, saçları söyle” kafanızda beni hayali olarak canlandıracaksınız… “Yazılarını okudum, mektup yazdım cevap verdi şöyle bir adammış!” diye hakkımda bir hüküm vereceksiniz… Bu bilgi ile beni hayalinizde görmüş olacaksınız. Bir gün nasip olup beni gözlerinizle gördüğünüz zaman, haaa bu adam şöyle bir adammış diyeceksiniz… Nihâyet benimle konuştuğunuz zaman, bu adam gördüğüm hayal ile tasavvur ettiğim değilmiş diyeceksiniz.. O zaman hakiki olarak beni anlamış olacaksınız…

Daha başka bir izahla:

1 – Gözü kapalı bir âdem ateşi ancak sıcaklığı ile hisseder, anlar

2 – Gözünü açınca onu olduğu gibi görür.

3 – Ateşe düşüp yanınca ateşin ne olduğunu anlar. Birinci görüş îlmel yakîn… Ġkinci görüş Aynel Yakîn… Üçüncü görüş Hakkel yakîn… Diye târif ve isim alır mânevîyat lûgatında… Göz, insanlara bunları öğretmek, anlatmak için verilen ALLAH’ın küçük bir hediye ve ni’metidir… Elli şu kadar senelik hayatınızın bütün dakikalarını, saatlarını önünüze serseniz: Bu ALLAH’ındır. Bu da benimdir. Bu da ruhum içindir. Bu da gövdem içindir diyebilir misiniz?.. HÂLİK’ı tanımak için hissettiğiniz, duyduğunuz, aklınızın saplandığı muammaları çözmeğe katiyen kalkışmayınız… Daha ziyâde etrafınıza bakınız. Zira gözler bunu anlamak için ALLAH tarafından hediye edilmiştir, insanoğluna.. Çünkü o, bütün güzel esmâlarıyla sizin çocuklarınızla beraber oynuyor, semânın derinliklerine bakınız. Onun bulutlar içinde yürüdüğünü, şimşeklerle kollarını size uzattığını ve yağmurlarla size indiğini, onun çiçeklerle gözlerinize gülümsediğini sonra yükselerek ağaçlarda ellerini size salladığını görürsünüz. Bu görüş, duyuş ve ümitlerinizin, arzularınızın derinliğinde, öteye ait bir bilgi var demektir. İşte bu bilgiye varmağa çalışmak, iman aşılar insanoğluna… Her ses, kendini kanatlandıran dil ve dudağı alıp götürmez, yapayalnız uçar esîr âlemine… Kartal yuvasını taşıyarak uçmaz. Güneşe doğru hamle eder, tek başına… Siz kendi kendinize ruha eza verebilir misiniz?.. Bülbül, gecenin sessizliğini, sükûtunu bozabilir mi?.. Ateş böcekleri yıldızların pırıltısını rahatsız edemez. Duman rüzgâra katiyyen yük olmaz… Siz Allanın emrinden olan ruhu, bir taş atmakla huzuru bozulacak bir dere mi sanıyorsunuz?… Dikkat ederseniz, derin şefkatten ızdırab çıkar.. Izdırab derinleştikçe, şefkatin de o nisbette ve daha fazla derinleştiğini hissedersiniz. Anlayışınız yükseldikçe daha geri anlayış ve duyuşun açığını hissedersiniz… Buna isteye isteye cefa çekmek derler. Çalışıyorsunuz, bakkallık yapıyorsunuz, gayret ediyorsunuz. Bu göze görünebilen bir sevgidir. Sevinciniz örtüsünü atmış kederinizdir.. Kötülük kendi açlığı ve susuzluğu yüzünden işkence çeken iyiden başka nedir… İçiniz ile dışınız bir olunca muhakkaktır ki iyisiniz. Fakat bu birlik kalkınca katiyyen kötü değilsiniz. Çünkü içinde birlik ve beraberlik bulunmayan ev, haremgah değildir, yalnız, yalnız düzenini kaybetmiş bir evdir.

Siz bu satırları okurken köy imamı yanınıza gelecek… İmam gelirken saatına bakmıştır, imama sorunuz saat kaçtır diye imam saatini çıkarıp bakacak ve size söyliyecek. Hâlbuki biraz evvel saatına bakmıştır. Fakat akıl gözü ile değil, hafızasında, kalmadı. Zira kafası başka şeylerle meşguldü. (Bunu nerden bildiğimi sormayınız, artık o kadar da manevî bir hünerimiz olsun)… Göz göze gelen insan, – kalb başkasıyla meşgul olduğu için – konuşamaz, saati bilemediği gibi imam efendinin. İnsan hâleti nez’ide iken göz bebekleri büyümeğe başlar. Bu bir fotoğraf makinasının ayarlanması gibi öteki âleme bakmak için göz adesesini ayarlamak olduğunu milyonda bir kişi bilir, bu hâlin. “Dost göze, düşman ayağa bakar.” Dede sözü kıymet taşır. Fena şeylere bakmak haramdır… Sebebini düşünebilirsiniz artık. Kimi şekle bağlanır, kalbi unutur… Kimi kalb içinde kaybolur erir… şekli kendine bağlar… İnsan kalbi ile insan olur. Kalıbı ile değil.. Size, mektupla sorularınıza, cevabı ancak bu kadar verebilirim, inşallahurrahmân bir gün size, sizi gösteren bir ayna tutarlar da kendinizi bütün açıklığı ile görürsünüz… Bu târifât, aklı başında, edebli, îmânlı, hayâlı olgun imanlara aittir.

Bir de diğer bakışlar vardır: 1 – Tecessüs, merak neticesi.. 2 – Şehvanî… 3 – Aptal, salak, budala, insanların bakışları… Bunların hepsi hayâsızlık ve bilgisizliktir… Ma’nen olgun, hayal mekanında bulunan büyük insanlar daima konuşurken kendi içlerine bakarlar. (Gözleri karşıya baksa bile). Bunun en büyük mertebesi Resûl-i Ekremde idi: Gözü kapalı uykuda bile olsa, kalb gözü uyumazdı.. Bu gibi insanlar kimsenin gözüne bakmazlar, başkalarının gözlerine bu gibi büyük insanlar bakarken utanırlar, hayâ her taraflarını kaplamıştır zira. Her iki gözü âmâ bir sahabe, Hz, Ayşe Validemizin huzuruna girmiş… Hz. Ayşe Validemizin ayakları açıkmış. Hemen kapamıştır.. Âmâ bunun farkına vararak: ”Ya Ayşe, ben sizi görmüyorum, niçin telaşla örtünüyorsunuz?” demiş. Hz. Ayşe: “Ben sizi görüyorum ya!..” buyurmuştur. Bu kadar anlaşmamız bir târif ve izahtan ibarettir. Asıl hakikati ancak o makamlara ruhen yükselenler anlayabilirler… Feyzinizin artmasını niyaz ederim, efendim.

Münir Derman’dan Sohbetler Hüsnü Dede Münir Derman’ın “Allah Dostu Der Ki” kitap serisinin I. Cildinden alınmıştır

CEVAP VER