Tevbe edenler günah işlememiş gibi olurlar

0
2036
Tevbe edenler günah işlememiş gibi olurlar
5 (100%) 2 votes

Tevbe edenler günah işlememiş gibi olurlar

Tevbe edenler günah işlememiş gibi olurlar

Selamünaleyküm hocam. Bir kaç yerden sizlere mesaj attım ama belki buradan ulaşmak nasip olur. Ciddi manada yardımınıza ihtiyacım var. Bir mürşidim var. Hala var mı bilmiyorum. Çünkü sizin tespitlerinizle fark ettiğim inanılmaz bir boşluğa düştüm ama aramaktan yılmıyorum, kim doğru kim yanlış. Hata ettim günahlar işledim lakin iradem bağımsız değilmiş. Bana ve aileme bir kadın tarafından büyü yapılmış. Bunu mana âleminde aleni işaretlerle çok kez teyit ettik. Ve belki de şu an hala üzerimizde ruhaniler var ve mürşidimden yardımın gelmediğini düşünmeye başladım. Çok ağır imtihanlardan geçtik ailece. Ve mürşidim beni yalnız bıraktı. İnanın sizin dediğiniz gibi olmuş. Bir yazınızda; ‘’Allah zikrini mürşit verir, müridin başına bir şey gelince de imtihan der geçer, bu arada zakir meczup olur gider’’ gibi bir sözünüz vardı. Ve büyük bir hatayı yapmama da mürşidim bildiğim insan vesile oldu. Bu benim nefsimden, acizliğimden ama onu affetmekte inanın güçlük çekiyorum. Bu yolda ilerleyişim dördüncü boyuta kadardı. Manevi çok feyizlerle karşılaştım. İnkâr edemem. Âmâ büyüden sonra bir kapanış yaşadım. Arayışım bitmedi hala. Sizin herkese ilk olarak önerdiğiniz ‘’Ya Latıfün Ya Latif…’’ zikrini yapmaya başladım. Bugün üçüncü gün. İlk gün gözlerim kapalıyken önce kendi mürşidimi gördüm. Sonra sizi gördüm, benden aşağıda duruyordunuz. Sonra siz yukarda ben aşağıda oldum. İkinci gün de sağ yukarıdan bir el vasıtasıyla bir kitap geldi. Sonra yine sağ yukarı tarafıma doğru tam karşımda durdu. Nurlar artık her gözümü kapattığımda eskisi gibi gözlerimin önünde hamd olsun. Ama ruhanilerden, büyüden kurtulmak için ne yapmalıyım bilmiyorum. Bu insan benim gerçekten mürşidim mi bilmiyorum. Bir de rüyaları zikirden sonra hatırlamamaya başladım. İlk gün sağ göz kapağımda seğirmeler oldu. Başka uzuvlarda da olmuştu ama şu an hatırlayamadım. Uzun oldu ama tek seferde anlatayım hepsini dedim. Cevaplarınız için Allah razı olsun şimdiden. Allah a emanet olun.

Selam es selame Hayırlı akşamlar K. Hanım. Kendinizden biraz daha bahsedin. Yazdıklarınızı dikkatle okudum… Yaşınız, eğitim seviyeniz, medeni durumunuz ve kaç yıldır namaz kılıyorsunuz, düzenli mi. Zikir çekmeye ne zaman başladınız. Ne kadar süredir zikir çektiniz ve bu zikirler nelerdi. Bu arada sizce önemli gördüğünüz gelişmeleri derli toplu, yazım kusurlarını gözden geçirerek yazın lütfen. Bütün bunları size hitap ederken değerlendirmek için istedim. Kim kimdir ki nasıl ne maksatla neden neyi söyleyeceğimizi bilebilelim. Vaktim kısıtlı olduğundan bu kadarlıkla yetiniyorum. Ya latıfün zikrine başladığınıza göre acele etmeyin yazacaklarınız için. Bu arada günlük iki kere sağ devri yapmaya devam ediniz lütfen. Ve yedi vakit namaz kılarak okuyun. Selam es selame

Detaylı olarak uzun bir yazı yazıp anlatayım o zaman hocam. Vaktinizi almamak adına kısadan üzerinden geçtim hakkınızı helal edin.

Evet. Lütfen yazıyı gözden geçirmeden kusurları ile göndermeyin. Sen yazdıkların itibariyle örneklik teşkil ediyorsun sanırım. Yazdıklarınız ismen vermeden yayınlamak isterim ki ibret alınsın benzer yanlışlar yapılmasın ve doğrularınız da aynen uygulansın. Yazılarımızı okumayı sürdürün lütfen. Bilmeden yol alınmaz. Delilsiz yola çıkılmaz. Cahilden delil olmaz. Güven vermeyene gelecek teslim edilmez. Selam es selame

Üniversite mezunuyum. Öğretmen adayıyım. 19 yıldır …….. ikamet ediyorum. 25yaşındayım 14 yaşından beri namaz kılıyordum. Ta ki üniversite hayatına gelinceye kadar. 18 yaşında namazda gevşeklikler yaşadım, sabah ve yatsı namazları konusunda. Sonra Allah’ın yardımı yine bizimleymiş ki bir vesile ile o güne kadar sadece adını bildiğim menzilin sofisi oldum. Allah’ıma binlerce kez şükürler olsun ki nasip etmiş. Tarifsiz huzurlar içerisinde gezdim. İki üç yıl kadar.

Üniversitenin son senesi ev arkadaşımız rahatsızlandı. Sinir krizleri geçirdi, psikolojisi bozuktu. Üstelik ona da menzile bağlanması için vesile olmuştum. Ama gözlerimin önünde onun nefsine yenik düştüğünü gördüm. 20 yaşındaki ben için çok ağırdı. Psikiyatri hastanesinde kaldı günlerce. Yanında refakatçi kaldım. Annesi gibi yardım ettim, yanında oldum ama onu ayağa kaldırayım derken kendimden oldum. O hastane sürecinden sonra namazlarım aksamaya başladı. Virdimi çekiyordum, bıraktım. Ben de tıpkı onun gibi yorgun düştüm. Muhabbetimiz gönül frekansındaydı ama kendimden çok şey vermişim ki ben de en sonunda tükendim. Daima Allah rızası şuuruyla hareket ettim herkes için. Bunun tadı bilenler için bambaşkadır. Ve bu yüzden midir bilmem, iyi niyetle yaklaştığım herkesten darbeler aldım. Bu beni Allah’a daha çok yaklaştırdı tabi. Hamdolsun.

Sonra üniversiteden bir hocamız bu arkadaşın iyileşmesi için bizi birine yönlendirdi. İsmini vermek makul mü bilmem yetmiş küsur yaşlarında bir dede. O zaman bir dükkânı vardı. Hani filmlerde olur tasavvufi hoş kelam eden yalnız adamlar vardır. O da öyle birisiydi. Ben de zaten edebiyatçıyım. Bu tarz ahenkte olan kişileri, sözleri, yerleri hep sevmişimdir. Dedenin mekânı da öyleydi. Konuşmaya başlayınca biz ağlamaya başladık, sebepsiz bir şekilde. O gün telefonda birisiyle konuştu. ’Ya mübarek siz mi gönderdiniz kızlarımızı’’ dedi. –Gavs Hz. mi göndermiş bizi’’ diye hayretle sordum, başını salladı. Bende o an kayış koptu zaten. ’Bizim talebemiz mi olacak bu kızlarımız’’ dedi. Biz dedenin sesini duyuyoruz sadece. Gafletimden, namaz kılmayışımdan, Allah’tan uzaklaşmamdan, kendimden utandım. Bizi Allah ve dostları bırakmamıştı. Buna ağladım en çok. Ertesi gün sizi ruhlar âleminde koruma altına aldık dedi. Bizim muhabbetimiz böylece başladı.

Ondaki usul de şuydu: Rabıta yaparak Allah dostlarıyla manen iletişime geçiyordu. Talebeleriyle önce bağlantı kuruyor sonra Muhammed Raşit Hz. (Kendisinin mürşidi de Muhammed Raşit Hz.tir. Menzil merkezli.) ile bağlantı kuruyor. Ve Mübareğe soru soruyor. Ancak soruların cevaplarını talebeleri kalplerine gelen sesi duyarak cevap veriyorlar. Bu da kişinin altıncı hislerinin açık olması, bedenen arınmış olması yahut benliğine kapılmadan duymasıyla alakalı. Bir de, burnundan nefes alıp Allah diyerek nefesini veriyorsun rabıta esnasında. Bu rabıtalar da ben de bulundum. Ve tarifsiz faydalar gördüm. O zaman da üzerimde ruhaniler varmış bilmiyordum ve temizlendim koruma altına alındım. Ruhanilerin bebekliğimden bugüne kadar üzerimdeki baskısı kalkmıştı.

Tabi bu hemen olmadı. Ruhaniler hemen temizlenmiş olsa da onların bedenimdeki tahribatlarının temizlenmesi üç yılı buldu. Ve temizlenmeye de devam ediyordum. Allah dostlarıyla bir aradaydık sürekli. Efendimiz, dört halife, sahabeler. Manada kim varsa herkesle iletişime geçebiliyordu. Âşıkların bade içmesi olayı vardır, bilirsiniz. Mana âleminde, rüyada bade içtim. Yazdığım yazılar, şiirler benden değildi. Benliğimden değildi. Kalbime gelenler yazdırılıyordu tamamen. Gözlerim kapalıyken Kâbe’de olduğumu görüyordum.

Bir rüyamı anlatayım hatta size: Yemyeşil, etrafı ormanlık olan bir vadideydim. Orta boylu, beyaz tişörtlü, genç bir delikanlı vardı. Yanıma geldi dedi ki buraya gelmek herkese nasip olmaz. Sonra yanımda bir geyik vardı. Onun boynuzlarından tuttum. La ilahe illallah dedim ve öylece uyandım.

İnanın sayısız bir sürü güzellik. Bize hep şunu derdi bu zat: Sen artık bir kumanda görevi görüyorsun. Rabıtaya oturduğunda kimi görmek istersen onu görürsün. Gerçekten de zihnim kime takılıyorsa o an rabıtada an be an görünüyordu. Bu rabıta da bizim yaparsak faydasını göreceğimiz bir ders gibi bir şeydi. Besmele çeker, gözlerimizi kapatır, 7 ayetel kursi, 7 Fatiha, 7 ihlas’ı Efendimizin ruhuna, şehitlerimizin ruhuna, dedenin mürşitlerinin ruhuna diyerek gönderip on-on beş dakika nefes alırız. Bu şekilde vücut kuyruk sokumundaki nuru harekete geçirir ve üç dakikada bir vücutta devre-i daim yapar. On beş dakikada beş kere devir yapmış oluyor. Manevi rahatlığı var gerçekten ve hala yapıyorum. Yaşadığım çok sıkıntılara aydınlık getirdi. Allah ebeden razı olsun. Asla nankörlük etmem. İdrak olarak çok şey öğrendim. Bilinçlendim. Başka sıkıntılar da oldu ama onları başka bir gün anlatayım. Her biri çok derin mevzular hocam.
Kendisinin veliyullahtan olduğuna o kadar eminim ki. Çocukluktan bugüne kadar yaşadığım bütün sıkıntılarıma deva oldu. Bazen aklın sınırını zorlayabilecek şeylere de şahit oluyordum. Ahir zamanda birçok insanın kabul edemeyeceği şeyler. Ama evliyalar zamanlarında anlaşılamamış, iftiraya uğramış vs. Tasavvufi bir geçmişim olduğu için de onu anlamakta hiç zorlanmadım. Âmâ tasavvufun da üstünde bir yoldu. İbni Arabi Hz’ ni bilirsiniz. Onun kadar uç boyutlarda diyeyim, gerisini az çok siz tahmin edersiniz. Onunla iletişim kurduğum süreçte namazlarımı da kıldım, virdimi de çektim. Hatta 13.000 e kadar sayısını artırmıştık. (Allah diyerek yapılıyor zikir.) Bir ara nefsimin taşıyamadığı hallere girip korkmuştum ama ondan sonra rahatlık geldi. Mana âleminin kapıları dünya gözüyle de görülmeye başlanmıştı. Aldığım güzel kokular, Efendimiz ’in yardımları, Hızır’ın karşılaştırdığı dünyevi şahıslar, birisine bakınca üzerinde var olan negatif enerjileri hissetme, görme, iç sıkıntılarını keşfetme gibi bir sürü şey.

Sevdiğim şairlerin yazdıkları şiirlerin ilham tepelerini dahi manada kalbimle, gönül gözümle görüyordum. Dünyanın içinde ama dünyadan başka bir güzellik bunlar. Hatta Kuranı Kerim’de ayetleri idrak edebilmeye başlamıştım. Bu tamamen kalbe gelen bir durumdu. Şahsi yorumlar değildi. Dünyadan başka dedim ya inanın hocam sıradan birine anlatsam deli derlerdi bana. Efendimiz’ e inen bir ayet var hani: ‘’Kaleme ve ehli kalemin satırlara dizdiklerine kasem olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli değilsin.’’ Kolay değil Allah’a ulaşmak. İmtihanlarım da ağırdı. Hep kalbimle yürüdüm her şeye. Ve mantıkla, akılla yürümeye çalışanların yanında yalnız kalıyordum. Hem ücretli öğretmenlik yapıyor, hem de bir dükkan da satış personeli olarak çalışıyordum. Sonra bir vesilesiyle bir kadın girdi hayatımıza. Bizi himayesine alıp, gönül gözünün açık olduğuna inandırdı. Ben bir türlü ısınamadım. Bizden türlü vaatlerle para alıyordu. Ve o kadar güçlü bir kuvvet vardı ki kadında, onun istediklerine karşı gelemiyorduk. Yanına gitmek istemiyordum. Bir bakıyorum kadının yanına gidiyordum. Tabi kadının ifritleri üzerimize saldığından gafiliz. Bize biz istemeden hediyeler alıyor (ayakkabı, çanta, kolye, parfüm) aldığı eşyalar okunmuş kadın tarafından. Benim şahsi eşyalarımı da aldı. (Yemeni, yüzük gibi okutacağım umrede vaadiyle)

Biz ne kadar hissetsek de kadına karşı koyamadık hocam. Ben arınma sürecine girmiştim o süre. Mürşidim resmi olun demişti ama ailem de ben de koruyamadık bunu. Arınma sürecinde olduğum için bir ara mürşidimle de bağımı kopardım. Ne olduysa o süreçte oldu. Artık kadından taleplerde bulunuyordum. İş yerindeki şahıs için de aynı şekilde talepte bulundum, sinirli diye. Sana bir daha kızmayacak dedi. Ve gerçekten kızmadı bana hiç. Çalıştığım yere geldi kadın, oranın sahibi benden on yaş büyük, mezhebi farklı biriydi. Bize büyü yapmış. Biz görüşmeye başladık. Ve işten çıkmak istesem de çıkamıyordum. İçsel zaaflar, dünyalık isteklere düşmüştüm. Hayatımda hiç böyle duygularıma esir olmamıştım ben. O şahıs da beni çok sevdiğini söylüyordu, kendini kaybetmiş gibiydi. Ayrılmak istedim olmadı. Niyeti ciddiydi ama imkânsız bir durumdu. Buna rağmen aileme söyledim. Şiddetle karşı çıktılar. Aradan bir iki ay geçti. Memlekete gidip mürşidimin kapısını çaldım, kişinin ehlibeyt olduğunu söyledi o dahi geldi mürşidimin yanına. Tanıdı, büyük saygı duydu her ikisi de. Ailenin karşı çıktığını anlattım. Nikâhınızı kıyın ben de gelip ikna ediceğim dedi. Tamam dedik. Resmi nikâh kıydık. Ama sanki o gün ayaklarım götürdü beni oraya hocam. İkimiz de aptal gibiydik. O zaman Allah’tandır diye düşündüm.
Aradan bir ay geçti mürşidim geldi. Mevzuya giremedi. Evlendiğim şahıs da mürşidimden dolayı arınma dönemine girince aksi hareketler yapmaya başladı. Aile, akraba arasında fitne fesat aldı başını yürüdü. Bütün bunlara o insan sebep oldu. Mürşidim de konuşmadan bir bahane uydurup çıktı gitti. Büyüyü çözer, bizleri ruhanilerden arındırır diye düşündüm ama yapmadı. Ailem nikâhı öğrendi. Perişan oldu herkes. Büyü olduğunu da zaten o söylemişti bize. Büyü çözülmeyince ben de kendime gelemiyordum tabi. Bir veli kişi vesilesiyle toparlandık biraz daha. Ama ruhaniler evimizin dört bir yanını sarmış, ev cenaze gibi, kasvetli… Ailem şahsı mezhebini de değişse kabul etmeyiz dediler. Durum günlerce çözümsüz kaldı. Sonra vazgeçtim. Bir aylık bir evlilik oldu ama düğün vs. olmadı tabi. Yani tamamen ikna niyetliydi. Haricinde hiçbir düğün vari bir durum olmadı aileler arasında. Hatta iki taraf bir araya bile gelmedi. Boşandık.
Düğünü olmadan dul kalmış, hayalleri yarıda kalmış bir kadındım artık. Ailem de haliyle nikâhı mürşidimin kıydırdığını öğrenince çok kızdılar. Neredeyse imanımızla imtihan olduk. Büyü tam olarak çözülmüş değil. Ama hamd olsun zulmani varlıkların çoğu gitti. Namaza yeniden başladım. Ama benim anlamadığım tek bir şey var hocam. Her şeye, Mevlana vari bakışına eyvallah. Ama mürşidim benim için sonu olmayacak bir nikâhı bana neden kıydırdı? Beni geri çekmesi gerekirken, büyüyü çözmesi gerekirken neden büyüye dâhil oldu, neden böyle bir gaflette bulundu da benim hayatımı yerle bir etti? (Üstelik durumu sadece iki akraba, yani aile büyükleri biliyor. Başka bilen de yok.) Ve mürşidim manen bağımızı koparmış da olabilir bilmiyorum. Ama neden yardım etmiyor ya da neden hissetmiyorum. Allah beni de affetsin.
Bir gün, yakınlarda Pazartesi ya da Perşembe gecesiydi. Mürşidimi göster rüyamda Ya Rabbi dedim ve Efendimizi (sav) gördüm. Belimden varil gibi bir şey çıkardığı gün anladım ki belimden bağlanmıştım. Kendimce güzellikler bulmaya çalışıyorum bu imtihanda. Benliğimden sıyrıldım bir kere. Ailemin de manen yükseldiğinin, benliklerinin kırıldığının farkındayım.

Ben dua ederken hep Rabia tül Adeviyye gibi olmak istediğimi söylerdim Rabbime. Hangi yönüyle derseniz? ’Herkes gecesinde eşinin yanına giderken ben sana geldim Rabbim demesiyle. Kolay değildi Rabia olmak. Bunun için önce onun geçtiği çemberlerden geçeceksin. Öyle sanıyorum ki duamı yaşıyorum. Neden böyle bir dua ettin derseniz… Yedi yaşında bir adam tarafından cinsel istismara uğradım. Siz deyin taciz ben diyeyim ayaküstü tecavüz. Yıllarca da bununla içimde boğuşup durdum. Manevi hasarları bende çok fazlaydı. Karakterime dahi yansımıştı. Özgüven eksikliği, baskın karakter, erkeklerden uzaklık, vajinismus hastalığı… Hala da bu problemi yaşıyorum ve bir erkeğe eş olamayacağım için ‘’Bir Sen varsın Rabbim’’ dedim. Tesellimi secdede aradım. Ağladım rahatladım. Ama o adama hiç beddua etmedim. Şuurlu biri olsa yapmazdı ki zaten. Bu hastalığın kalıntılarını da mürşidim vesilesiyle biraz aşmıştım. Ama şu son yaşadığım nikâh olayları beni yerle bir etti. Kime desen, büyü yaptılar ondan oldu, inanmaz. Bana kalsa ömür boyu evlenmemeye de razıyım. Kimsenin hayatında çile olmak zorunda değilim. Bunun da güzelliklerini gördüm ama hep gittiğim bir Vajinismus tedavi doktoruna da dedim: Bana koşulsuz şartsız, sınırsız sevginin kapılarını açtı.’’ Affınıza sığınıyorum; şehvet denen şeyin nasıl helal kılındığını inanın anlayamıyorum. İnsan fıtratıma aykırı kalıyor belki. Tek bir ışık belirdi benim için. Mürşidimin söylediği bir cümle: Münasebet Allah rızası için olmalı. Başka hiçbir şey kalbimi mutmain etmiyor. O yüzden Rabbimden hep Hz. Rabia gibi olmayı diledim. Hiç evlenmemişti, ben de hiç evlenmek istemedim. Bir kere, olacağına, sonsuz sevginin beni bulduğuna inanmışken, kalbime Allah’tan çok şahıs koyduğum için elimden alındı. Hamd olsun buna da. Cehennem ateşlerinin içine düştüm uçurumlardan, manada. Sonra tövbemle çıkarıldım. Şükürler olsun.

Bir de şu olurdu hocam. Normal hayatımda çevremdeki kız arkadaşlarım hep erkeklerle bir sürü şeyler yaşayıp evlendikleri insana hayatlarında sadece bir kişi olduğunu onunla da konuşmaktan öteye gitmediğini anlatırlardı. Bunu doğru bulmazdım. Yalanlar üzerine evlilik mi kurulur derdim? Ben yalanlar üstüne evlilik kuramam, saklayamam derdim. İşte tam da şimdi öyle bir şey yaşadım ki. Günahım, büyü resmi bir nikâhla mühürlenmişti. Saklanması imkânsız ki saklayamam. Vesselam doğruluğumun da imtihanını böylece vermiş oldum.
Amma çok büyüdüm. Şimdi abimin vesilesiyle Münir Derman Hz nin bir arkadaşının kitabı geçti elime. ’Size Bir Sır Vereceğim’ ’Mustafa Kaya’nın. Orda muhteşem sırlardan bahsediyor. Umre Gecesi bir rüyadan bahsediyor. Ve Allah’ın yardımıdır ki Mart’ın 15 inde umreye gidiyoruz ailemle. Rasulullah yardımlarını eksik etmedi Allah razı olsun kitapta kırk günlük bir riyazet tarzı bir yaşamdan bahsediyor. Oruç tutmaya başladım. Bugün 14.günüm. Tam olarak uygulayamıyorum detaylarını ama teveccüh namazı da kılıyorum. Kırk günü nasip olursa umrede tamamlayacağım. Yeterince aktarabildim mi bilmiyorum hocam. Lakin detaylara inersem sayfalar uzar gider. Umre ’de yapmam gereken tavsiyeleriniz varsa bilmek beni mutlu edecektir. Bu arada sizin kelamınız da üslubunuz da mürşidime çok benzediği için sayfanız dikkatimi çekti ve mesaj atmaya karar verdim. Allah rızası için ne biliyorsanız hayra götüren söyleyin. Rabbimin yardımı Ümmet-i Muhammed’in üzerine olsun. Bir de siz mail attığınız esnada sağ dizim şiddetli şekilde ağırdı. Bir de sağ tarafımda yine kaburgamın iç kısmı ağrıdı. Allah ebeden razı olsun. Hayırlı akşamlar.

Selam es selame KŞ Hanım (izninle) kızım, saat 05.27 bir solukta yazdıklarını okudum… Senden önce de hikâyesi senden daha zor kızlarımızın yazdıklarını okuyup cevaplarla yardımcı olmaya çalıştım. Esra’ya mektuplar. Safiye’ye mektuplar vb… binlerce sayfa yazıştık, bazılarını yayınladık. Daha acılı ve daha ekşili daha mayhoş hikâyelerdi çoğu. Kendi hikâyemi yazmış olsam bütün renkler ve bütün tatlar orada da olurdu. Acıların çocuğu olarak büyüdük geliştik ihtiyar olduk. Hayatı çok sorguladım. 23 yaşımdan beridir, zikir ehliyim. Özel yetiştirildim. Kendi kendime ”hayatı sade zevk sanma yaşanacak, o bir yüktür aynı zamanda taşınacak” dedim ve taşıdım. Aşkın hem beşerisini hem ilahisini defalarca yaşadım. Sevdim ağladım. Ayrıldım ağladım. Hasret kaldım ağladım. Son on beş yıldır bir göz odaya kapatıp kendimi ümmet ve milletim için ağladım. Şu anda çok yorgun düşmemiş olsam biraz da üşümemiş, senin yazdığından uzun yazardım. Ancak ihtiyar bedenim ‘’yeter artık diyor; kul kapılarını çalıp durma bitiremezsin hiç bir kulun vereceği ile yetinemezsin ^ diyen sen değil miydin? Şimdi sen zamane Rabia’ya” ne vereceksin, diyor. Rabbime emanet edip o gül gönlünü, yeniden buluşmak dileği ile huzurundan ayrılıyorum. Selam ve dua ile gözlerinden öpüyorum. Allah var keder yok, deyiver lütfen. Selam es selame.

Zaten bunca yükün altından ancak Allah’ın varlığıyla, dünyanın geçiciliği idrakiyle kalkabiliyorum. Dünyadan tat alma diyor Allah. Yüzümü ebediyete çeviriyor. İnanın bunların idrakindeyim. Ama nefsim işte dünyada ne kadar daha yaşayacağım bilmiyorum ki belki birisi nasibime yazılmışsa ona ihanet etmekle suçluyorum kendimi. Bu da benliğimden biliyorum. Bilmenin idrakinden de yaralarım tuz oluyor. Cahil kalaydım, meczup olaydım dünya daha kolaymış diyorum. Yılmadım elbet. Tek derdim bedenen ruhen bu varlıklardan kurtulup, yeniden ayağa kalkarak aileme layık evlat, vatana layık bir ilim aşığı öğretmen, hepsinden âlâ Allah’a kul olmak. Üstelik bir kalksam ayağa çok daha güçlü kalkacağım. Ama bu varlıklar bende var olanı tüketiyor. Hatta bugün sabah namazında Ya Latif zikrini çekerken sırtıma bir erkek cinin yapıştığını gördüm. Muhtemelen benimle evli. Daha önce rüyamda düğün yapıp, ilişkiye girmişlerdi. Bunlardaki yapıyı mürşidimin hasta tedavilerinden az çok bildiğim için korkum yok. Ama Latif zikrine başladığımdan beridir etrafımda böceklerin birden geleceği gibi bir hayal oluşuyor. Sağıma soluma bakıp korkuyorum. Aynı mürşidimle ilk tanıştığım zamanlardaki gibi. Kırklar sofrasından nerelere geldik hocam. Benlikle yürünmüyor bu kutsî yol. Ben zaten hatalarımın, gafletimin bedelini ödedim de bir mürşit talebesini iyice bataklığa nasıl çeker aklım almıyor. Be nin altındaki noktanın manasına kadar tasavvuf erbabı olan biri bana bu zararı, üstelik sonunu bile bile niye verir. Ailem belki de şu an bir Allah dostuna düşman oldu. Bunun dahi vicdan azabını çekiyorum sebep oldum diye. Ama yardım etmiyor bana.
Bir de umre için tavsiyelerinizi sormuştum hocam. Bir de bu sağ devir dediğiniz şeyi tam olarak anlamadım. Allah var gam yok. Hamd olsun hayrına da şerrine de.

Sevgili K…. Zikre İlk Adım yazımızı harfiyen uygulamanı istiyorum… Uzun uzun yazmak isterdim ama yine senin gibi cevap bekleyenlerin baskısı var. Sırada bekliyorlar… Bu zikir usulü ve ya latıfün zikri seni cümle pisliklerinden arındıracak inşaallah.
Kale Rasulullah (s.a.v.): Ettaibu Minezzembike Mella zembeleh ( Sadaka rasulullah fi ma kal ev kema kal.) tevbe edenler günah işlememiş gibi olurlar. Bu zikri kırk güne tamamladığında inşaallah sağ ön tarafından sana bir kitap yahut temiz sayfa verilecek. Anlamı kitabı önünden ve sağından verilenler kurtuluşa erenlerdir ayetini hakikatidir.
Sağ devri seni her türlü celali süfli şeylerden ve mahlûkattan korur. Kâbe’de yaptığımız tavafın hakikatidir. Sağ devri yazımızı güzelce oku. Ben ilkokul öğretmenliğinden emekliyim. O anlatımı en açık ve sarih dil ile yazdım. Yeniden oku. Sen okurken kafa karıştıran heyecanlandıran melunlara aldırış etmeden, prova yaparak kendine mal et ve sabah ve akşam, bir kere gündüz için, bir kere de gece yaratılanlara karşı kendini korumaya al. Çok geçmeden kendini daha huzurlu hissetmeye başlayacaksın. Yedi vakit şartına riayet etmelisin. Hatta vakti sekize de çıkarabilirsin. Yatsıyı vaktinde kılar. Vitr namazını yatarken kılarsan ve gece namazı ve kuşluk kılınca sekiz vakit olur. İstiğfarı artır. Salavatı artı. Yazıda on dokuz diyorsa sen 33 okumak gibi vaktinin yettiğince artır. Zikrini artır. Kendine bir çekidüzen ver ve doğrudan rabbinden istemenin hazzına var.
Umre konusunda benden Rasulullah selam götür demekten öte bir şey ilave etmeye gerek yok. Ranzaya varınca GARİBİNDEN SELAM GETİRDİM YA RESULULLAH. İzninle bedenini de huzurunuza getirmek diliyor… Demeni istiyorum. İnşaallah o elbette anlar. Selam es selam e

Hocam selamünaleyküm. Mümkün olduğunca sizi daha az rahatsız etmeye gayret ediyorum. Namaz vakitlerini dediğiniz gibi sekize çıkardım. Sağ devrini de yapıyorum. Bu sabah namazında biraz korktum. Sağ devri yapmaya niyetlendiğimden korkutuluyorum diye düşündüm. Aslında korkmuyorum ama korku veriliyor benim dışımda. Neyse korkunca yapmaya karar verdim tekrar. Sağ devri yaptım. Uyumak için gözlerimi kapattım. Birden bir görüntü geldi gözümün önüne. Bir zat sağ tarafımda duruyor ve üzerimde olan varlıkları teker teker, ordu gibi çıkarıyor, benden uzaklaştırıyordu. O esnada da ayetel kursi okumaya devam ettim. Gitmek istemeyenler de vardı, onları da aldı bir kapıdan dışarı çıkardı.
Ve uykudan kalktığımda niyet alır gibi bir hisle, kelimeleri şu an hatırlayamıyorum ama ‘’aradığımı buluyorum eksiklerimi kapatıyorum’’ gibisinden bir söz ediyorum. O şekilde uyandım. Ancak şöyle bir sıkıntım var: Namaz kılarken sırtımda aşırı bir yanma ve bunaltan bir terleme gibi bir durum oluyor ve vücuduma yayılıyor. Rahatsız edildiğimi hissediyorum. Ya Latif zikrini çekince hafifliyorum biraz. Bir de bu büyü yapan kadının bana ve abime büyülü olarak hediye ettiği ayakkabıları giydiğimizden beridir sol ayağımızın tabanından bir hareketlilik oluyor ve sol ayaktan yukarı doğru çıkıyor. Bunun için ne önerirsiniz?
Bir de annemin de ya latif zikrini çekmesini istiyorum. Sadece ya Latif olarak arada bir namazlardan sonra çekiyor. Ama niyet alırken kelimeleri telaffuz etmekte zorlanıyor biraz. Niyetteki kelimeleri daha kolay kılabilecek bir ifade söyleyebilir misiniz? Allah razı olsun ebeden her şey için. Yine bir sabah namazı vakti bir arayışın neticesinde bulmuştum sitenizi. Kelimeleriniz kalbimle, ruhumla benzeşti, yakın geldi. Allah’ın teknolojisi her yerde vuku buluyor. Hamd olsun. Bir de mektuplaşmalarımızı paylaştığınız zaman başka bir isimle paylaşmanızı istesem… Mümkünse memnun olurum hocam. Allah razı olsun tekrar.

Selam es selame binlerce, Şeyda’dan, Zeynep’ten, Fatma, Kübra, Zehra Esralardan biri kızım; Hitap ederken hangi ismi kullandığımızın be önemi var. Bir Allah kulusun. Okuyanlarda öyle… Hepimiz Allah’ın kullarıyız.
Maşaallah Barikallah rabbimiz nasıl da yardımını hemen yetiştirmiş. İşte böyle, doğru zikir doğru usullerle samimi olarak çekilirse böyle dertlere devadır… Keşiflerin giderek açılır inşaallah ve şikâyetlerin de zamanla şükürlere dönüşür. Henüz gitmemişler varsa sen dualarını düzenli yaptıkça mutlaka gideceklerdir. Yerlerini rahmani melekler alacak seni sağlıklı kılmak için ne gerekiyorsa tamamlayacaklardır. ‘aradığımı buluyorum eksiklerimi kapatıyorum” demişsin ya. Anla artık gerisini. Sırtında olanlar ulvilerin sana güç vermesidir, rahatsız olma.
Rahatsızlık veren ayakkabıyı halen giymiyorsundur umarım. O ayakkabılar şu anda sizdeyse gidin onu denize, göle veya ırmağa yani akarsuya atın. Bu ayakkabının benden uzaklaşması gibi etkileri de benden uzak olsun rabbim diyerek dua et.
Annen için ise bir kere sen oku o tekrar etsin. Sonra da niyetim sana malumdur rabbim diyerek devam etsin.
Zikrine devam et ve olağanüstü haller olursa bana yaz. Göreceğin keşifleri ve rüyaları kastettim. Kırk günden önce yaptığın zikri bırakma. Selam es selame

CEVAP VER