Yitik bilgiler (15) – Rububiyet sırrı – Ayaklarda okunan esmalar

0
1884
Yitik bilgiler (15) – Rububiyet sırrı – Ayaklarda okunan esmalar
5 (100%) 1 vote[s]

Yitik bilgiler (15) – Rububiyet sırrı – Ayaklarda okunan esmalar

Ayak başparmağında okunacak esmalar

Bilesin ki azizim…
Sağ ayak efali;
İlm-i ledünde Azrail as. Makamıdır.
İstenmeyen herhangi bir tecelliyi yok etme yeridir.
Azizim, insanın vücudu bir hakikat kimyasıdır, bu kimyada sağ ayak ilm-i ledün hikmetullahta rububiyet cemalidir.Zatın ruhu, ailesi, evlatlarından kızları,müminlerin cümlesi ve cemali sıfatların tamamının temsil makamıdır.

Sağ ayakta da insanın diğer azalarında olduğu gibi yedi temel efal vardır.
Bunlar, ayağın altı yöne olan hareketleri ile durduğu yerde, başparmağının yukarı / aşağı indirilip kaldırılmasından ibaret olan hareketlerdir. Altı yöne hareketten kastımız ayağın ileri, geri, sağa, sola, yukarı ve aşağı yöne bütün olarak yaptığı harekettir.
Her birinin marifetullah cemalinde, ilm-i ledün sırrı kemalinde bir anlamı vardır. Hikmet işinde, efal ile esmanın birleşmesi, duanın kabulü bakımından muazzam bir kuvvet oluşmasına sebep olur. Sadece esma okumanın tecelli derecesi bir değer kabul edilse; hikmette kast edilen amaca uygun hareketle kelam birleştiğinde milyonlarca değere ulaşır. Bu hikmet sebebiyle İslamiyette namaz en büyük ibadettir.

Bu hareketlere marifetullahta efal (fiil-iş-oluş-hareket) ilmi denilir. Zatın vücudunun her bir hareketini bir iş için kullanması, esma, evkat(vakit), zat ve sıfat bilgilerinin bütünü ile yapılan ibadetlerin, ilmi ledündeki adı’’ marifetullahtır.’’

Bu hizmetin sonucunda kudretullahtan meydana gelerek zahire zuhur eden oluşların(tecellilerin) tümüne birden’’ hakikat ‘’adı verilmiştir. Bu görünür, yasalar âleminin ilm-i ledündeki adı hakikat (Şahadet) âlemi olarak tanımlanır. Hakikat (fizik âlem) her şeyin çift çift yaratıldığı, birbirine zıt tecellilerin ödeşme; var ve yok edilme (icad ve idam) yeridir.

Varlık âlemindeki her kuvvet ve kudret, zıt başka bir kudret ve kuvvetin varlığıyla kaimdir. İki zıt kuvvet birbirlerini var kılarken, birindeki dengenin (ilahi bir takdirle) bozulması durumunda, birbirini yok ederler.

Azizim bilesin ki;
Bu var ediş ve yok edişlerin bir kısmını cenabı hak, insanın cüz iradesine bağlamıştır. İnsan bilinçli ya da bilinçsiz olarak yaptığı hareketler ve sarf ettiği sözlerle,bu müşahede âlemindeki tecellilerin zamanla değişmesine sebep olur.
Nasıl ki fiziki alemde keser, biçer, şekilden şekle sokarsa, sözleriyle de gelecekte bazı şeylerin varlığına bazılarının da yokluğuna hükmeder.Dua ve dilekler, ol ve öl emirleridir.
O nedenle her halükarda, yaşayışımıza zarar verecek olumsuz sözleri söylememek için vahiylerle uyarılmışızdır.’’Mü’min ya hayır konuşsun ya da sussun‘’ tembihinde olduğu gibi. Bu tembihin ledünni anlamında;
‘’O bir şeye ol derse o şey hemen oluverir’’ ayetinin haber verdiği gerçekliktir. O dan kasıt duası kabul olan insandır aynı zamanda.Söylediğimiz sözlerle varlığı yokluğa, yokluğu varlığa çıkardığımızı işareten bildirir.

Tabiattaki eşya ve varlıklar insanın maddi ve manevi etkisine ve yetkisine tevdi edilmiştir.’’Biz âdemi halife kıldık’’, ifadesinin anlamı,evrende tasarruf edebilme kabiliyetiyle var ettik demektir. Meleklere bu hak verilmemiştir. Melekler ancak Âdem’in talebi üzerene, San-i kudretin gereği olarak görev yaparlar.Ne söylemişsek o sözün manasını nur âlemde hükme bağlar, bir bakıma inşa eder, değişim için insanların zihinlerine taşırlar. Cinlere de insanlar gibi yetki ve sorumluluk verilmiştir. Ancak insanoğlu cinleri de melekleri de çok çok aşan yetkilere sahiptirler.

Esasen cinler ışık hızıyla hareket eden, enerji boyutunda yaşayan,’ara boyut’ varlıklar olup, âdemoğluna en yakın (enerji bedenli Adem) varlıklardır. Işık hızıyla hareket ettiklerinden bizimle bağlantı kurmakta zorlanırlar. Bizim algılama hızımızın dışında olduklarından normal şartlarda görünmezler. Onları görebilmek için özel eğitimden geçerek, özel dualarla, hızlarını düşürmelerine, madde boyutuna (bedenlenerek) girmelerine yardımcı olmak gerekir.

İnsan olarak;
Evrende, özellikle de dünyada fiziksel ve sosyolojik değişimi, bilerek, isteyerek dua yoluyla değiştirme mesaisine’’ ilm-i ledün’’ diyoruz.  Bu ilime vakıf olmak ve  tecelli kabiliyetine ulaşmak için de şeriatın emrettiği ibadetlerin yanında nafilelerle Allah’ın yakınlığını dilemek, nur-u tevhide ulaşmak gerekir. Bu ilm Kur’a-ı kerimde gizlenmiş bir ilimdir.
‘’Bu kitaba temiz olamayanlar yaklaşamazlar’’ hükmüyle mühürlenmiştir.
Allah’ın yakınlığını kazanmakla o sırlar açılmaya, insanın kendinde olan yetki ve sorumlulukları anlamaya başlamasına neden olur.

Bu bölümde; İlm-i ledünde, ayak efalleriyle nelerin yapılabileceğini açıklamaya çalışacağız. Hakikatte hâli hazırdaki oluşumlardan kurtulmak için, o oluşumun çıkış nedeni olan esmayı ‘la ‘ takısı ile okunmak gerekir…
Mesela;
İnsan kendi zihninden veya cemiyetteki, insanların fikirlerinden zina düşüncesini çıkarıp atmak için ‘’la zinai vela fuhşiyati ‘’diyerek sağ ayakta, ayak başparmağı deprederek okur.
Hem kendisi bu tür düşüncelerden uzaklaşır, işlemez olur, hem de çevresindeki insanlarda tecelli eder, zinadan uzak dururlar.Zat evliyası okuduğu takdirde ekseriyette, külliyen tecelli eder.

Uygun efal ve esma yanında zamanda da ilmin gereğine uygun bir saat seçilir. Örneğin zat zühre’de ve kamerde okursa Müslümanlarda bu sır tecelli eder.
Yoğunlukla da kadınlar ve mümin mertebesinde olan herkes zinadan sakınır hale gelir. Çünkü sağ ayak cemal kuvvetidir ve kadınlar ve müminler de cemal olduklarından hat safhada korunurlar. Başka bir saatte aynı efali yapmış olursa zat, o saatin etkisinde olan şeriatlardan birindeki (örneğin; Hıristiyanlarda, Yahudilerde ) insanlarda tecelli eder. O şeriatın mensupları o tecelliden etkilenirler.

Olumlu anlamlı kelimelerle de ihtiyacımızı, ‘el’ takısı ile veya ENE takısı ile veya YA takısı ile okumamız gerekir.Sani (yaratıcı) kudret böyle yaratmış,kuralı da bu şekilde koymuş. Aşağıda yazdığımız esmalar, menfi ve müspet ( olumlu ve olumsuz ), sağ ayakta okunabilen esmalardır.

Bu efali yapan, esmayı okuyan zat nuru tevhit ile mücehhez bir zatı şerif ise okuduğu esma bütün âlemlerde tecelli eder. Savaş açabilir, barış yapabilir. Rahmet kapısını açarsa bol bol rahmet alabilir yahut istediği gibi kurak yaşatabilir. Niyetine neyi alırsa okuduğu esmanın anlamını istediği kişi veya toplumlar üzerine tecelli ettirebilir. Bunun da adabı usulü vardır. Tam isabet için usullerine riayet edilir. O zat devrinde ilahi yetkilerle görevlidir. Allah nuru tevhidinde her duasını kabul edeceğini vaat etmiştir. İsterse kıyam efaliyle dünyayı felakete sürükleyebilir. Efendimizi ahlakiyle ahlaklandığı ve O’nun mührünü taşıdığından, rahmetle muamele etmesi tevhidinin izzetidir. Eğer celalde kırmızı nur ile tevhit olduysa bu demek ki o devirde insanların cezaya müstahak, terbiyeye muhtaç bir hali vardır.

Zikir adabına göre beş esmadan fazla isimle zikir yapılmaz. Beşten ziyade olursa celal tecelli eder. Zarar oluşur. İhtiyaca göre, beş esma tertip edilir.
Sağ ayak başparmağı, başladıktan sonra durmaksızın, aşağı- yukarı hareket ettirilerek, esma ve efal birlikte okunur. Kaç kere okunacaksa, okuma tamamlanıncaya kadar hareket devam ettirilir. Hareket kazara veya isteğe bağlı olarak, durduktan sonra yeniden başlamak kesinlikle yasaktır. Yeniden başlatarak okunmaya devam edilirse ezdat oluşur ki; yarar yerine zarar tecelli eder. Celale yarar. Celal tecellisinden, şeytan ve kâfirler faydalanır. Sen dua edersin küffar faydalanır. Zararı sana, faydası kâfire yani kötülere olur.
Ezdatın bir bedeli vardır. O bedeli en çok okuyan çeker.
Bu nedenle; depredilmeye başlanan aza, herhangi bir nedenle durduğu zaman, o efal, o kadarla kalmalı, devam edilmemelidir. İbadetin az da olsa devamlı olanı makbuldür. Yeni vakitte yeniden okunur. Hikmette aceleye gerek yoktur. Acele şeytandandır.

Tecrübe ile sabit olmuştur ki herhangi bir dua tertibi, bu şekilde efal ile okunurken, beş esmayı geçmemelidir. Beş esmadan fazla olursa yine celal tecelli etmekte ve bundan yine kâfirler ve şeytan yararlanmaktadır. Bu sırlardan haberi olmayan evliyalar maalesef farkında olmadan hep celale hizmet etmişlerdir. Celal birçok evliya ve enbiyayı tuzağına düşürmüş, ya çile çektirmiş ya da canlarını almıştır.

Esasen insan hiçbir şekilde efalsız kalamaz. Oturmak bir efal, yatmak bir efaldir. Ancak, arşın dört direği, dört büyük meleki güç olan, eller ve ayakların hareketlerine belli bir disiplin getirildiği takdirde maksat hâsıl olmuş demektir.

SOL AYAK BAŞPARMAĞI nı deprederek okunan esmalar ve kelimeler.

Bilesin ki azizim;
Sol ayak Allahın dört büyük meleğinden İsrafil makamıdır. İnsanın nefsi ve küfür ehlinin makamı dahi burasıdır. Bu makamda yukarıda yazdığımız şekilde yapılacak efalle okunacak menfi ve müspet esmalar ve kelimeler aşağıya alınmıştır. Esrar_ı hikmet kitabından tercümedir.

Sol ayak kemal varlığını selp eder. Onda( la şirki) okunmaz. Zira hayat gider.
Sol ayakta okunan esmalar ve kelimeler her saatte okunabilir.
Yalnız la batılı kamer satında okunur. Diğer saatlerin hiç birinde okunmaz.
Güzel tertip ile okunursa pek büyük saadettir. İntaç eder. Meriyettir.
Ene, ehadiyeti muciptir. Ben demektir. Ben kerimim ben âlimim gibi.
Sol ayaktan tecrit edilen kelimeleri sol ayak başparmağını hareket ettirerek okumalıdır.
Bu efal ile beraber okumaktır. Tecelli efal ile birlikte okunduğunda yalnız esma olarak okunduğunun milyon kuvvetinde kabuldür. Esmalar:

La buğzu, La denayeti, La fitneti, La iğvai, La gururu, La bataeti
La istiğcali, La azabı, La gammazı, La sihri, La batılı, La küfrü,
La inadı La zulmü, La şerri, La hakdi, La fesadı, La harabı, La harbi,
La zararı, La sanemi, La gazabı, La şeytani, La kasveti, La gasbı,
La külliyesai, La vesni, La evsani, La fenai, La zevali, La hasreti, La gafleti,
La zinai, La levatai, la sirkati, La kezbi, La rezaleti, La zilleti, La süfliyati,
La hüzni, La mekri, La dalaleti La muzilli, La hatai, La zilleti, La sefahati,
La sekri, La azabı, La zahmeti, La cevri, La cefai, La afatı, La iğvai, La fitneti,
La denaeti, La evhamı, La buğzu, La emrazı, La illeti, La behli, La nemamı,
La gammazı, La hemazi, La müshera-i La fakrelzamani, La gahtı, La gala-i,
La şekki, La şüphei, La şekkel hakkı, La şüphelhakkı, La kasvetelkalbi, La tuğyani,
La bağyi, La yemuti, La mevti, La memati, La rifati La fenaelcismi, La zevalelcismi,
La fenael ismi, La mahviyeti, La raybelkalbi, La terkel hakkı

Bu esmalar ise müspet olanlarıdır.

Ene müslimün, ene mukaddesün, ene mutahharun, Ene tahirün, ene sahi,
ene latıfün, ene kerimin, ene alimin, Ene hadiyyün,, ene mühtediyün,,
ene şafiun,, ene tayyibün,,Ene mağmurun,, ene ömrün, Ene saidün, ene veliyyün, ene abidün, ene hararetün, ene kemalün, Ene edibün, ene mutinün, ene irfanün,
ene veliyyün Ene sadıkun, ene halimün, ene akilün Ene hafizun, ene kelamün,
ene habirun

Bu ene ile başlayan esmaların, kamerde, zührede, müşteride okunması evladır.
Daha doğrudur. Faydası daha çok olur ama her saatte okunabilir, sakıncası yoktur. Müminlere faydalı olması için cemal saatlerinde okunmasında büyük yarar vardır. Evkat ilmini bilmeyenler namaz vakitlerine harfiyen uymak suretiyle okuyabilirler. Yani namazların ardından okurlar. Namazlarını düzenli kılmak, kazaya bırakmamak gerekir. Bu vakitler teali yani yükselme, duanın kabulü için belirlenmiş zaman dilimleridir.

Kazaya bırakmak duanın kabulüne engeldir. Esasen kazaya bırakmak diye birşey hakikatte yoktur. Kazaya bırakma işi bu ilimden haberi olmayan âlimlerin aklen verdikleri bir ruhsattır. Hakikatle bağdaşmamaktadır

CEVAP VER