ZİKİR ve ADABI- Sağ devri

6
6281
ZİKİR ve ADABI- Sağ devri
5 (100%) 1 vote

“Tez erişti seherler canların meclisine
Yürek hâlâ yanıyor halde maşallah kaldı
Şifalar sundu zikir, bir garip dertlisine,
Unutuldu kelâmlar dilde bir ALLAH kaldı…”
Yunus Karaçöp

Aziz kardeşim;
Her varlık ister istemez,
Yaratılış gayesiyle orantılı zikir etmeye programlanmışken,
İnsanoğluna, sınırsız bir yelpazede,
Dilediği sıfatta, dilediği (vakitte) evkatta,
Dilediği esmayı(dua ve ayet okuma) zikir yetkisi verilmiştir.
Kelimenin tam anlamıyla,
Cenâb-ı Hakk’a halife kılınmıştır.

Yani evrende,
İmkân dairesinde,
İnsanoğluna hüküm yetkisi verilmiştir.
Âdemoğlundan,
Bu yetkiyi kullanırken beklenen,
Hayatın bekasına,
Adalete, kemale halel (zarar vermemesi)getirmemesidir!
Çünkü yapacağı duanın, yani zikrinin,
sıfatullâh’ta (mutlak) kabul göreceği bildirilmiştir.

Kuran-ı Kerim,
Yapacağımız zikrin nasıl olması gerektiğini,
Bizzat Allah Teâlâ’nın kelamıyla belirtilmiş,

Hem zikri yapanın bekası, Hem de sıfatullâh’ın,Yani tecelli mekânının haksızlığa maruz kalmaması için, esmaullahtan, Esma el Hüsna’nın zikri önerilmiştir.

Esma-i Hüsna’dan murat; Hayatın devamlılığına uygun isimlerin zikredilmesidir. Yokluğa ve zulme, kahır ve gazaba neden olacak isimlerinden uzak durulmasıdır!

İsimler; anlamlarına göre tecelli edeceğinden, kahır ve gazabı, yıkım ve ölümü davet edecek isimlerin zikrinden uzak durulması farziyettir.

Bu nedenle; İslam’da beddua yasaklanmış,“Mü’min ya hayır konuşsun yahut sussun” buyrulmuştur.

Özetle,Anlamlarına göre,Olumsuz esmâların zikrinden uzak durulmalı,Hayata ve hidayete davet etmek dururken,dolaylı yahut doğrudan ölümü davetin haksızlık olacağı,zikri yapanın sorumlu tutulacağı unutulmamalıdır…

Hikmetullahta her türlü dua çıktığı merciye yani okuyana döner.Bunun anlamı siz birisine veya bir eşyaya beddua ederseniz, o kötü duanız önce sizde tecelli eder, demektir. Yuvalarına ateş düşsün derseniz, yuvanıza ateş düşecek demektir.

Allah hidayet versin, akıl fikir versin derseniz, hidayet ve akıl önce sizde tecelli edecek, eğer hak ediyorsa, dua yahut beddua karşı tarafta da tecelli edecektir.

Eğer beddua ettiğiniz kişi masumsa veya kendini korursa zarar gören sadece siz olacaksınız demektir.

Allah’ın cc. cezalandırmaya dönük esmaları ile hizmet etmek, Hikmetullah’ın marifet bahrinde ledünni ilmine sahip, kendisini yaptığı duanın tesirinden korunmayı bilen Allah dostlarının görevidir. Allah’ın öyle kulları vardır ki aramızda, zamanı geldiği zaman azgınlık yapanlarla kâfirleri cezalandırmak üzere harekete geçer de dünya yalanının sakalını yolarlar…

Ekinleri ekilmemişe, yiğitleri doğmamışa, yaşamamışa döndürürler…Yani savaşı savaş ehline bırak, ille de bir öfke patlaması yapacaksan, allah mustahakını versin de. Ve ya Hasbiyallah ve niğmel vekil, niğmel mevla ve niğmel nasiyr de.

Sabah akşam yedişer defa ‘’ Hasbiyallahu la ilahe ila hu, aleyhi tevekkeltü ve hü vel arşil azıym’’ zikrini tavsiye eden efendimiz, âlemlere rahmet olarak gönderildiğini bildirmiş, ümmetinin de sünnetlerine sıkı sıkı sarılmasını öğütlemiştir.

Allah İsm-i celâli,Her zaman ve her yerde,Herkes tarafından zikir edilebilecek bir esma değildir.O isim bütün esmalarını camiğ olduğundan zikrinde,Adaba riayet gerekir.

Arada bir hatırlamayı, dillendirmeyi kastetmedik tabii…Düzenli zikirden bahsediyoruz.

Öyle insanlar var kigünde binlerce kere Allah İsm-i celâlini okuduğunu söylüyor.

Allah İsm-i celâli,“ayaklar hareket halindeyken zikir edilemez”.Edilirse fayda yerine zarar hâsıl olur.Yürüyen bir insan,İçinde Allah İsm-i celâli olan bir ayeti okuyamaz.Okursa mesul olur.Çünkü dünyada ve kendi nefsinde şiddet,Olumsuz her şey yani celâl tecelli eder, okuyan iptilaya uğrar.işin ehli allah dostları bu konuda çok sıkı tembilerde bulunmuşlardır. Kranı kerimin sakındırmalarını ise ilgilerinize sunarız.

Literatüre girmiş birçok zikir şekli,Kur’an’ın özüne muhaliftir; ne yazık…Allah ismi celali; Suphanallah, elhamdülillah, hasbiyallah, maşaallah, barikallah, Şükrallah, rahman allah, rahiymullah, inşaallah, maşaallah, la ilahe illallah, şafiallah gibi başka bir esma ile birlikte okunur…

Eğer sen Allah’ı zikir etmek istiyorsan besmeleyi şerifeyi zikretmek daha akıllıca değil midir? Besmele kurandır. Hikmetullahta tecelli sondan başa doğrudur.

Besmeleyi okursan önce rahiym esması tecelli eder. Ardından rahman tecelliye geçer, daha sonra da Allah ismi celali tecelliye geçer. Rahim anne merhametini, rahman baba şefkatini temsildir…

Anne sütüyle, merhametiyle, baba terbiyesi ve rızkıyla yetişkin olur, sonra reşit allah’la muhatap oluruz. Rüştümüzü ispatlayacak kadar cemal esmalarıyla zikir yapar, gözümüzü kalbimizi nurlandırdıktan sonra diğer kemal esmaları zikir edecek yetkinliğe ereriz.

Hz Musa’ya yapılan uyarıdan ibret almalıyız.’sen beni görmeye tahammül edemezsin Ya Musa’ hitabını ve sonrasını hatırlamalıyız. Celali olan esmaları zikretmek, efendimize bile yasaklanmış.’Sen sakın NUH gibi, Lut gibi; Yunus gibi ümmetine beddua etme,biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik ’buyrulmuştur.

Sen kim oluyorsun da el mümiyt esmasını, el kahhar ismini zikrediyorsun. Kahır melekleri geldiği zaman nasıl tahammül edeceksin. Ölüm meleğini davet ettiğin zaman geri çevirecek gücün var mı? Kendi kusurlarından haberin var mı ki allah tealanın severek yaratıp yaşattığı, kendisine şah damarından daha yakın olduğu bir kuluna beddua edeceksin. Ve ya kendine kahır asmalarıyla olumsuzlukları davet ederek zulm edeceksin.

Yunus as. Yaptı da başına neler geldi okumadın mı? Karanlığa düşersin de kimse seni o zulmetten kurtaramaz.Benim esma-i Hüsnalarımı zikredin uyarısını nasıl görmezden gelirsin.Hüsna yani güzel esma manasıyla belli olmaz mı? Olumsuz manalı esmaları kazara konuşma aralarında bile zikredersen hemen Allah korusun demelisin.

‘Dilinize sahip olun, cennetinize kefil olayım’ buyuran nebinin ümmeti değil miyiz? ‘Mümin ya hayır konuşsun yahut sussun’ diye uyarılmadık mı? Sanırım mesele anlaşılmıştır…Yazının sonuna cemal ve kemal esmalar ile zikredilmesi elzem bazı ayetleri yazacağız inşaallah.

Maalesef;Kuran-ı Kerim;“Göbekten aşağıda azalar hareket ederken OKUNMAZ!” hükmü “Göbekten aşağıda tutulmaz!” şeklinde çarpıtılmıştır.Tıpkı;“Temiz olmayanlar bu kitaba yaklaşamazlar” hükmünün“Abdestsiz Kur’an okunmaz” şeklinde çarpıtıldığı gibi…Çarpıtmaların kasıtlı yapıldığı şüphe götürmez bir gerçektir…Birincide yanlış zikirle şeytana fırsat tanınırken,İkincide Kur’an-ı Kerim’in düzenli ve sürekli okunması önlenmiş Ve hükümlerini hayatımıza taşımamız engellenmiştir…

Azizim;Namazın adabı,Her konuda bize ibret olmalıdır.Dikkat edilirse;Namazda tekbir kulaklarda “Allah” ve “Ekber” sözleri getirilir,Uzun kıraatler ise sol el, sağ el tarafından sıkı sıkıya bağlıyken okunur.

Celâl esmaları,hareketsiz durumlarda,kıyam halindeyken yahut vücudun baş bölgesinde okutulur.Tekbir getirilir getirilmez, el bağlanır.Rükûda,kemal esması olan “El-Azıym” esması zikredilir.

Secdede ise ,Sırf cemal olan “El-âlâ” ismini, subhane rabbiyel âlâ şeklinde rabr ve âlâ isimlerini tespih ederiz.

Otururken bütün azalar sabittir.Göz dahi hareket ettirilmez, secde noktasından ayrılmaz.İhtiram ve dikkat, ciddiyet hat safhadadır.

Otururken;Sağ ayak başparmağı dik olarak yere sabitlenirken,Sol ayak üstüne oturulur.Bütün bunların bir anlamı olduğunu açıklamak üzere;Resulü Kibriya Efendimiz aleyhisselâm“Namazda sol elinizi sağ elinizle bağlayın,sol ayağınızın üstüne oturun ki, şeytan fırsat bulmasın” buyurmuştur.

Bu sırdan da anlayacağımız üzere vücudumuz bir hakikat kimyasıdır.Sol yanımızla Allah tealanın celâlini,Sağ yanımızla cemâlini temsil ederiz. İslamda sol el ile iş yapmak en aza indirgenmiş, çoğunlukla sağ elin kullanılması istenmiştir.Sol elle tespih çekmek, hikmet efali yapmak kesin olarak yasaklanmıştır.“Kitabı sol tarafından verilenler, hüsrandadır” ayeti ile uyarılmışızdır.

El işte göz oynaşta zikir yapılamaz…Özellikle; namaz dışında, toplu zikir olmadığı gibi sesli zikir de yasaktır, celalidir.Bu gerçekler zikir ehlince çok iyi bilinmelidir.Geçmiş günahlarımızdan ve halen içinde bulunduğumuz sıkıntılardan;ARINMA DUASI.

Geçmişimizden kaynaklanan her ne olumsuzluk varsa tamamından kurtulmak, affedilmek, kutsanmak, arınmak için aşağıdaki dua tarif edildiği şekilde, en az kırk gün aralıksız her namazın ardından okunmalıdır… Sonra gelişme şartlarına riayet edilerek zikire devam edilmelidir. Eğitim gibi, önce anaokulu, sonra ilkokul, ortaokul, lise ve üniversite eğitimi alınır, ardından doktora ya geçilir. İnsan eline geçen her kitabı okumaya kalkışmadığı gibi aklına gelen her zikri de yapmamalıdır.

Zikir; sağ el şahadet parmağı ile tespih taneleri teker teker çekilerek yapılır. Eğer yanımızda tespih yoksa sağ el sağ diz üzerine konur, sağ el şahadet parmağı sürekli aşağı yukarı inip kalkarak hareket ederken, acele etmeden esmalar okunur.Bu efâl (hareket), yalnız esmalar okumaya başlandığında başlar, iş bitinceye kadar da kesintisiz devam ettirilir.

Şimdilerde zikirmatik diye bir aletle zikir yapılıyor… El başparmağı ile butona basılıyor. Bu doğru değildir. Tespihte üç parmak işe dâhildir. El orta parmak, işaret parmağı ve başparmak ortak olarak harekete dâhildir… İşaret parmağımız en faal parmaktır. Şahadet getirirken işaret parmağı ile fiil yapılır. Diğer parmaklar devre dışı yapılır ki kudret kalemi olduğuna atıf vardır.Parmaklara dair sırları açıklamaya kalkışsak hem söz uzar hem şeytan buradan hareketle çok fitne çıkarır.

Niyet; Öncelikle niyet edilir…Niyetsiz dua hedefsiz atılan ok gibidir.

Tavsiye edilen niyet şöyledir.“ Rabbim, okuyacağım esmaların ve yapacağım efâllerin zatımda ve sıfatımda tecellisiyle, zatımı ve sıfatımı korumanı niyet ve talep ediyorum. Arş-ı âlâ’ndan, Mucip sıfatınla dua ve dileklerimi kabul buyur. Ya kerim allah ve ya rahiymullah ve ya muciyp. İstimdat ya Resulullah, istimdat ya Habibullah, istimdat ehl-i beyt-i güzin, istimdat ashab-ı kiram ve’l istimdat cümle ruhaniyat…” dedikten sonra;

En az üç veya dokuz kere istiğfar getirilir.Tavsiye edilen istiğfar ise şu şekildedir…’’Subhanallahu ve bi hamdihi subhanalahul azıym, estağfirullah’’

Dokuz kere salâvat getirilir.Tavsiye edilen salâvatı şerife şu tertip ile olanıdır.’’Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala âli seyyidina Muhammed.’’Veya ’’Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala âlihi ve sahbihi ecmaiyn’’

Ve bir kere euzü besmele çekildikten sonra dilediğin sayıda, zamanın el verdiğince ve kalp ile dil birliği sağlandığı süre; “Ya latıfün ya latıyf. Bi lutfikel hafiyyü bil kudretilletiy isteveytü biha alel arş”

Veya; Ya kuddusün ya tahirun Ya latıfün ya latıyf. Bi lutfikel hafiyyü bil kudretilletiy isteveytü biha alel arş ‘’ esma tertiplerinden biri okunur.Tamamlamaya karar verildiğinde dokuz kere daha salâvat-ı şerife getirilir.

Zamanın yetersiz olduğunda zikir sayısı azaltılır, yeterli vaktin olduğunda artırılır, ancak her namazdan sonra en az dokuz kere zikredilmesi uygun olur.Yani zikirde kopukluk, ara vermek olmamalıdır. İbadetin ve zikirin az bile olsa devamlı olanı makbuldür.

Umulur ki geçmişe dair olumsuz tecelliler varsa tamamının ifnası bu zikirle gerçekleşir. Tecrübe edilen ve sık müracaat edilen bir zikirdir. İstiğfar ve salâvatlar dışında kalan bu bölüm yürürken dahi okunabilir… Namazlarda düzenli okunduysa, istendiğinde namaz aralarında da bu bölüm okunabilir.

Bu zikiri samimi şekilde okuyup tecelli ettirenler, rüyalarında sağ önlerinden bir kitap yahut kuranı kerim yahut temiz sayfa veya eşya aldıklarını görürler. ’’Kitapları sağ önlerinden verilenler, kurtuluşa erenlerdir’’ayetinin muhatabı olurlar.

BU şekilde zikiri tamamlayan kardeşlerimiz, ihtiyaç halinde, talep eden yakınlarına aynı zikiri aynı tertiplerle ve usullerle yapmak üzere verilebilirler. Yani herkesin okuyabileceği bir cemâl duadır. İçinde celâl esması yoktur…Kalp gözünün açılmasına, okuyan kişinin âlemi melekût ile temasa geçip nur görmeye başlamasına vesile olur.

Bu arada zikire başlayan kardeşlerimiz, günde bir defa zikrini tamamladıktan sonra, aşağıda tarifi yapılan sağ devrini yaparlarsa yerde ve gökte negatif güçleri bağlamış, nefsanî ve şeytani baskılardan, düşmanlarından gelecek her türlü tehlikeden kendilerini korumuş olurlar…

Sağ devri Kâbe-i muazzamayı tavaf etmiş gibi fayda sağlar, sevap kazanırlar. Kâbe insan kalbini temsil eder. Sağ devri ile kişi kendi kalbi üzerinde tavaf yapmış, allahın celalini temsil eden sol yanımızı daire içine alarak bütün süfliyatı hapsetmiş, cemalullaha sığınmış olur…Bu devir kesretle yapılmaz. Günde bir sabah bir akşam olmak üzere iki defa yapılması yeterlidir. Daha fazlası ancak ileri derecede bir olumsuz tecelliden haberdar olunursa yapılır ki,ihtilaçnamede hangi hallerde ek olarak sağ devri ile savunma yapılacağı yazılıdır.Aşağıda ihtilaç name de mümin kardeşlerimizin hizmetine sunulacaktır…

Yüzyıllar boyu bu bilgiler halktan gizlenmiş veya kitaplara geçirilmediği için unutulmuş bu efaller ve ihtilaçname günümüz insanının içinde bulunduğu zorluklardan dolayı biiznillah yayınlanmasına müsaade edilmiştir. Dünya döner, ay döner, güneş döner galaksiler döner, evren döner…

Son zamanlarda haritası çıkarılan evren bile efendimizin belirttiği gibi dekaka-devekuşu yumurtası gibi kutuplarından hafif basık küre şeklindedir. Allah’ın bir ismi “el devvar”dır. Yedi gökten biri dışında tamamı saat yönünün tersine yani solunu içeride bırakacak şekilde, yani sağ devri yaparak döner. Bu dönüşe ilm-i ledün dilinde sağ devri denir. Bedenin sol yanını içeri alır, hapseder.

Solumuz Allah’ın celâl sıfatlarını, sağımız Cemal’ini temsil eder.Celâl yıkıcı güç yahut negatif , cemâl yapıcı güç yahut pozitif demektir.Ve evren düalite üzerine var edilmiştir. Varlık cemalden, yokluk celaldendir.

O nedenle Hz. Mevlana, “Yıldız adaları-galaksiler döner, yıldızlar döner, gezegenler döner, bunlarla beraber her şey döner ben neden dönmeyecek mişim, dedi” semaya başladı.

Ama kesrete gitti. Bir saat içinde binlerce kere döndü. Lakabı CELALEDDİN- dinin celalı oldu. Zamanı tarihte görülmemiş celali tecellilerle geçti. Moğollar dünyanın öbür ucundan islam toraklarına saldırdı, yakıp yıktılar. O zaman kadar biriktirilmiş ilmi eserleri yakarak imha ettiler. Taş taş üzerinde bırakmadılar. Kan döktüler, mal telef ettiler. Etkileri günümüzde bile sürmekte olan gerilemeye sebep oldu. Yaralarını sarmak asırlar aldı. Hâlbuki korunmak için günde bir-iki kere yapması yeterlidir. Ehli (zamanın zat evliyası ) şartlarına uyarak üç kere de devir yapabilir. Ancak üçten ziyadesi zarar-ı muciptir. İşte o mucize dönüşün nasıl yapıldığına dair yazımız; Tam da Kâbe’de hacıların yaptığı farz ibadet şekliyle;

SAĞ DEVRİ: Sağ devri efâl sırrında en büyük korunma efâlidir… Her türlü tehlike anında yapıldığı gibi, günlük olarak olması muhtemel olumsuzluklardan Allah’a sığınmaktır. Allah tealanın gazabından lutfuna sığınmaktır.

Ayet el Kürsî ile yapılan devire “devri âlâ” denir. Kişinin kendi kalbi etrafında tavaf etmesidir. Kâbe’nin tavafı ile eş anlamlıdır. Hz İbrahim Halilullah zamanından bu yana ledün sırlarına vakıf olan allah dostları tarafından bilinen bir ibadet şeklidir. Allah’ın celâl sıfatından, cemâl sıfatına sığınmaktır.

Evrende her ne olursa Allah’ın sıfatlarının tecellisinden ibarettir. Gerek kaderin cilvesi, gerekse yine kader sırrının icabı olarak yaptığımız işlerin, söylediğimiz sözlerin sonucu olarak bizden sadır olup bize geri dönen tecellilerin olumsuzlarından korunmak üzere yapılır… Besmelenin, fatihanın ve Ayet el Kürsî’nin koruyuculuğuna sığınmaktır. Cenabı Hakk’ın bir sıfatının etkisini bir diğer sıfatı izale eder. San’iğ kudret ezelde böyle hükmetmiş… Açlığı nimeti izale eder; hastalığı şifa sıfatı iyileştirir.

Geçmişte bilerek bilmeyerek işlediğimiz yasak fiiller ile sözler veya hayır zannıyla yaptığımız yanlış efâl ve dualarımız, hikmetullahın yönetim çarkında belli işlemlerden geçtikten sonra beşeriyete intikal ile kişiye mükâfat veya ceza olarak döner. Ceza olarak dönenlerden Allah’ın af ve koruyuculuğuna sığınmak üzere bu sağ devri seçilmişlerce yapılagelmiştir.

Her ne hikmetse yazılı kaynaklarla umuma açılmamış, hep gizlenmiş. Bu zor zamanda Mü’min’lerin imdadına yetişmek üzere bildirilmesine izin verilmiştir.

Bu efâli düzenli olarak yapan bir Allah yolcusu hem içten hem dıştan gelen saldırılara karşı korunmuş olur.

Ayetel Kürsi’de beş esma vardır. Bu beş esmadan biri şafiun esması biri hafizun esmasıdır. Bu devir ile allah tealaya müracaat eden kişi hasta ise şifa bulur, dertli ise deva bulur, cahil iken ilme ulaşır, sülûku sırasında karşılaştığı engelleri kolay aşar. Nefsinde emniyet hâsıl olacağından Allah’a yolculukta cesareti artar. Şeytanın tuzaklarından, vesveselerinden evhamlarından arınır. Hayırlı işlere yönelir, namaza, zikire iştiyak duyar, haz alır.

Günde bir akşam bir sabah olmak üzere iki defa yapılır… Ehli ihtiyaç halinde daha fazla yapar, avam insanlar için iki defası yeterlidir. Düzenli namaz kılanların herhangi bir vakit için bunu adet edinmesi ve her gün aynı vakitte yapması tavsiye edilir.

Sağ devri besmeleye ihtiyaca göre eklenen iki esma ile de okunur. Ancak bu esma bilgisi gerektirir. En iyisi Ayet el Kürsî ile korunmaktır.

Her duada, ibadette olduğu gibi sağ devrinde de niyet etmek gerekir. Niyetsiz ibadet olmaz. Abdestsiz ibadet olmadığı gibi niyetsiz ibadet de olmaz. Niyetsiz ibadet hedefsiz ok gibidir, denilmiştir.

Bana bütün dualarımda şöyle niyet etmem emredildi:

“Allah’ım; okuyacağım esmaların ve yapacağım efâllerin sırrı mucibince (hikmeti mucibince) zatımı ve sıfatımı korumanı niyet ve talep ederim. Dostuma dost düşmanıma düşman, zaman içinde an serian ve gariben mucip sıfatınla Arşı alandan tecelli buyur, ya kerim ya rahiym ya muciyp” derim.

Sonra; “İstimdat ya Resulullah
İstimdat ya Habibullah,
İstimdat ehli beyti güzin,
İstimdat ashabı-ı kiram,
ve’l istimdat cümle ruhaniyât” diyerek evrensel hiyerarşiden yardım dilerim.

Ve üç yahut dokuz kere salâvat-ı şerife getiririm.

“Allahumme salli âlâ seyyidina Muhammedîn ve âlâ âlihi ve sahbihi ecmain”

Veya

“Allahumme salli âlâ seyyidina Muhammedîn ve âlâ âli seyidine Muhammed”

Ellerini namazdaki gibi bağlar,

Bir Fatiha okur, ardından besmele çeker, Ayet’el Kürsî’yi bir defa okursun. Kırk beş derece, bir çeyrek daire soluna, her iki ayağını yerden kaldırmadan, sağ ayağını ileri atarmış gibi sürükleyerek döner, sol ayağını yeni durumuna adapte eder, vücudun duruşunu düzeltirsin.

Yönün doğuya olur.

Yeniden aynı ayeti besmele ile birlikte okur, bir çeyrek daire dönüşle, yönün kuzeye gelir.

Yeniden aynı ayeti besmele ile birlikte okur, bir çeyrek daire dönersin, yüzün batıya dönmüş olur.

Yeniden okuyarak kıbleye dönersin ve devir tamamlanır.

Kendini ve sıfatını okuduğun esmaların (Ayet’el-Kürsi’nin beş esmasının) ve besmelenin anlamıyla daireye aldın demektir.

Burada dilersen bir kere daha ayeti kebiri okur gökyüzüne nefes edersin.

Yeniden okur yere yönelerek üflersin.

Yeniden okur ve yutkunursun, yutarsın.

Böylece yedi yönden kendini korumuş olursun. Bu son üç okuyup üfleme işi her zaman şart değildir. Sıkıntı duyulduğunda yapılır.

<Bir de depresyondayım, panikatak geçiriyorum diyenler bu yedi okumayı düzenli olarak mutlaka yapmalılar. Kendisinde büyü sihir nazar etkisi olduğundan şüphe edenler ile cin tasallutunda olanlar ayetel kürsiyi kopya kalemle bir kâğıda yazarak damacana içine atıp kırk gün o sudan içmeli, her Cuma günü Cuma salası ile ezan arsında bir kova banyo suyuna bir bardak o sudan ilave ederek yıkanmalıdır.

Bu arada evin kapıları pencereleri halıları üzüm sirkesi ile sık sık silinmelidir. Kendisini nazar büyü vs.ile hasta hissedenler banyo sularına bir çay bardağı sirke ilave ederek yıkanmalılar. Sabahları bir kaşık sirkeyi bir bardak suyla seyrelterek içmek de şifa kaynağıdır.>

Devir tamamlandıktan sonra eller yanlara bırakılır. Üç veya dokuz salâvat getirilerek devir den sol adım ileri atarak çıkılır.

Bir kere de;

“Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerikeleh lehül mülkü ve lehül hamdu ve hüve âlâ külli şey-ün kadir” okursun.

İşin tamam olur…

Daireden sol adımını ileriye, çizdiğin dairenin dışına atarak çıkarsın. Kişi kendisi hikmetullahta sol ayakla temsildir. Bu şekilde dairede mahsur kalmamış olursun… Buna dikkat etmek şarttır. Aksi halde o dairede kendin dahi hapsolmuş olursun ki bu hikmette yasaktır; zarar görürsün. İptilaya uğrarsın.

Bu yaptığın efâl ile hem kendini, hem yakın çevreni, sevdiklerini, Mü’min’leri koruma altına aldın demektir. Tecellisi halinde seni üzecek her gelişme-kaza Allah’ın izniyle mahviyete gidecek, affedilecektir.

Sağ Devri bu demektir.

SAĞ DEVRİNİN FAZİLETİ

human46-1Değerli Büyüğüm
Nakşî tarikatına bağlı biri sağ devri yapabilir, fetih suresi okuyabilir mi?
Onlar Allah zikri çekiyor ya ona niyetlenirken sizin dediğiniz gibi zikre başlasalar olur mu?
Yani onlar sessiz Allah zikri ellerini kalplerinin üzerine koyarak çekiyorlar,
Bu efal sayılıyor mu?
Bu zikre başlarken, bizim zikre başlarken yaptığımız gibi niyetle başlasalar olur mu?
Selam es selame

Selam es selame, azizim;

Her mümin eğer biliyorsa bu sağ devrini hayatı boyunca yapabilir, yapmalıdır…

İslam’ın bütün ahkâmı nefsimize, şeytana ve küffara karşı kişiyi koruyarak, dünya ve ahiretini düzene sokmak, mümkünse dünyada cennet cemale ulaşmaktır.

Sağ devri de nefsimizi, şeytanı, küffarı ve münafık şerlerini defederek, sağlığımızı ve imanımızı, zatımızı, çokluk çocuğumuzu, hısım akrabamızı, devletimizi ve milletimizi bu şer güçlerin etkilerinden korumak için yapılır…

Efendimizin zamanında müşrikler bile her sabah Kâbe’yi tavaf ederek işlerine başlarlar, akşam tavaf yaparak gecelerini başlatırlardı.

Bu sayede Allah inancı yaşamış, hanif din ayakta kalmış, şeytan Allah’ı inkâr ettirememiş, ancak şirk koşturacak kadar fitne çıkarabilmişti. Halbu ki günümüzde sayısız ateist türedi cehaletimizden, kadim bilgileri tümden hurafe bilip terk etiğimizden…

Gerekçeleri ile birlikte geniş olarak verdiğimiz bu bilgiden yola çıkarak, elden geldiğince kendiniz ihmal etmeden düzenli sağ devri yaptığınız gibi, çocuklarınıza, akraba ile dostlarınıza bu hikmetullah gerçeğini öğretin, hayatları boyunca yapmalarını sağlayın inşaallah.

Hastalanacağından korkan ve /veya hasta olanlara sağ devri yaptırırsanız ya hastalanmaz yahut hafif atlatarak çabuk iyileşirler.

Ayet el kürside beş adet Allah ismi vardır. Bunlardan birisi el şafi esması biri el âlim esmasıdır. Hem ilim tecelli eder kişide hem şifa hem de hızf eman sağlanır.

Ayet el kürsi, en büyük korunma ayetidir, arşı ve kürs’ü koruyan ayettir.

Fetih suresini elbette okuyabilir, her sureyi okuyabilirler.

Niyet her şeyin başıdır. Ameller niyetlere göre değerlendirilir. Öyleyse bizim önerdiğimiz niyet geniş anlamlı bir niyettir. Onlar da aynı niyetle okurlarsa zatları ve sıfatları koruma altına alınır.

İnsanın hemen her davranışı bir hikmet efalidir.

Kontrolsüz olarak celali ve cemali efallerle mücehhez dünyaya geliriz.

İhtiyaçlarımız niyetlerimizin, kelamlarımızın ve efallerimizin ortak bileşkesi olarak meleki âlemde kabul görür, tecelli ederek bize geri döner.

Bugün yapıp ettiklerimizin sonuçları ahirde yani gelecek bir zamanda bize nimet yahut külfet olarak geri döner. San’i kudret binayı ezelden böyle kurmuş.

Talep ederiz icabet edilir. Taleplerimiz bilinçli yahut bilinçsiz olarak dursuz duraksızdır.

Yani her halimizle, inançlı olalım yahut olmayalım, sürekli talep eder konumdayızdır.

Er rahman ismi şerefiyle cümle mahlûkatın, er rahiym ismi şerefiyle de inananların dua ve dilekleri yani yapıp ettikleri meleki âlemde değerlendirilir, karşılığı zerre miktar eksik fazla olmamak üzere kendisine iade (ikram-sunulur) edilir.

Yani hayatımızı davranışlarımızın neticelerini yaşayarak idame ettiririz.

Nefsinize uymayın, Allah’a itaat edin denilmesinin anlamı, sistem herkese adil davranır demektir, ateşe dokunmayın yanarsınız, tembihinin hikmetidir.

Eğer bir günah işlemişseniz hemen eşdeğer bir sevap iş işleyin tembihinin nedeni de artı eksi, borç alacak misali el hasip olan Allah tealanın her işimizi ince ince muhasebe ettiğine işarettir.

Ve tövbe ederek yanlışı bırakın demek, ister enbiya olsan veya evliya, yanlışın sonu zarar görmektir. Hâşâ Allah sistemi torpil, iltimas, kayırma yapmaz.

Peygamberlerin çilelerinde ve öldürülmelerinde bu gerçeklik vardır.
Yanlışı yapan her kim olursa olsun karşılığını görür.
<Allahın yaratışında bir değişiklik göremezsin>
Ayetinin neticesi olarak, ateş herkesi yakar, su her cana hayat bahşeder.
Bu yazdıklarımızı inşaallah o kardeşimiz de okur, uygular,
Allah’a yolculuğunda hızlı mesafe aldığını, huzura güvene kavuştuğunu görerek,
Başka arkadaşlarına da ulaştırır.

Not;

Ağzı dualı zikir ehli kardeşlerimiz allah ismi celalını okuyacaklarına, zor günlerden geçtiğimiz şu dönemde, aşağıdaki zikiri yapsalar allah ve resulünün rızasına erer, zulmün her türlüsüne karşı durmuş olur, akan kanların durmasına, dul ve yetimlerin gözyaşlarına melhem olurlardı…

sağ el sağ diz üzerinde tespih ile okunur; işaret parmağı tespih tanelerini çekmek suretiyle hareket etmelidir.

’ allahumme, la ihtilacı riclül yesari, vela tüstini kitabi bi şimali vela min vera-i zahri, vela gafleti, vela dalaleti, vela ihaneti, vela şekaveti, vela lağvi vela şin’i, vela nefreti vela kin’i, vela kahrı vela gazabı, vela fitne-i vela fesadı vela öfke-i vela inadı, vela küfrü, vela küllü küffarı vela isyanı illa mutiun ya mucip, ya muin… bi icabet el dua-i ya erhamerrahimiyn’’

SOL DEVRİ

Soldan devire gelince;

Azizim;

Bilirsen, çok değerli bir bilgi aşağıya alınmıştır. Efendimizden sonra gelmiş geçmiş en büyük âlim, hikmet ilminin kâşifi zatın, el yazması eserinden tercüme edilen bilgi faydanıza sunulmuştur…

Eğer zat soldan devir eder ise semada ve yerde celâl kuvvet bulur. Cehennem cuşa gelir.
Bu devir sadece zata mahsustur.
Ki onda tevhit tecellisi, marifetullah bilgisi ve görev yetkisi mevcuttur.
Bu efâlin bir özelliği rahmeti davet etmesidir.
Avamın bu işte nasibi yoktur.
Bu demektir ki;

Hikmetullâh’ta semada ve arzda celâl kuvvet bulur, marifetullah’ın diğer bazı ilim ve efalleri de bu duruma eşlik ederse hava yükseklerde soğur, su buharı yoğunlaşmaya başlar semada yağmur bulutları oluşur. Avamın bu işte nasibi yoktur. Nur-u tevhide mazhar olmuş, Zat evliyasına ait ilahi yetki ve tecellilerinden birisidir.

Bu gerçekliğe tecrübelerimizle şahit olduk ki sol devrine ihtiyaç duyulmadan da rahmet alınması mümkündür. Asla bu sol devrine ihtiyaç yoktur. Sol devri kâfire yardım eder, müminlere zarar verir. Dünyayı mahviyete götürür. Celal denizinin coşmasına, iyi olan her ne varsa mahvına sebepler üretir… Bu konu başka bölümlerde derinliğine ehli için açıklanmıştır.

Celâlî güçler deyince her türlü olumsuzluklar akla gelmelidir.

Bu hareketle sağ ayak ve vücudun sağ tarafı tamamen devrin içinde mahsur kaldığından, yerlerde ve göklerde cemâlullah mahsur olur. Mahlûkatı koruyan melekî güçler esir alınmıştır. Bu efâl celâlin en muazzam kuvvetidir. Genelde semada ve yerde hayatı cehenneme çevirir. O nedenle rahmet kapısı açıkken çok kazalar ve zararlar oluşur. Yeterli rahmet yağar yağmaz zat hemen cemalde efâlini yapar, sağ devriyle önceki tecelliyi karşılar.(yukarıda bahsettiğimiz gibi sol devrine girmeye asla ihtiyaç olmadığı yıllar yılı tecrübe edilmiştir. Ancak eserde böyle yazıldığı için bilgilendirmek amacıyla yazılmıştır. Sol devri ne zat evliyası ne de sıradan insanlar tarafından asla yapılmamalıdır. İnsan bilerek isteyerek kendisini ve yakın çevresini cehenneme atmamalıdır… İslamın bütün farzları ve diğer emirleri celali en aza indirip hayatı kolaylaştırmak üzerine bina edilmişken sol devriyle celal denizlerini (cehennemleri)coşturmanın âlemi yoktur.)

Sağ devri yapmak hayatı davet eder. Vücudun, aklın, ruhun ve nefsin kemali, sağ devri ile yerinde olur. Sol devir hemen her şeyi olumsuz etkileyerek âlemleri ifsat eder. Kişi enfüsinde sıkıntıya maruz kalırken diğer yandan sıfatların tamamında (afakta) olumsuzluklar, aksilikler peş peşe gelir. İnsanı her bakımdan darlığa düşürür. Malı mülkü elden çıkardığı gibi hayati tehlikeleri de beraberinde getirir.

Bu efali efendimiz s.a.v hayatında sadece bir defa tecrübe maksadıyla yapmıştır…

Rahmet için bile bu efalin yapılmasına ihtiyaç yoktur.Bu sol devrinden kişilerin hayatı cehenneme döner. O nedenle ev içinde ve trafikte düzenli olarak sağ devrine uygun hareket edilmeli, sağ yanımızı içeriye alacak davranışlardan, kesinlikle kaçınmalıyız. Merdivenden inip çıkarken mecburi sol devri yapanların hemen bir hareketle sağdan deviri pratik olarak yaparak solunu içeri almalıdır.

Şimdi konumuza dönerek yeniden tembih ediyoruz ki asla sol devrine girilmemeli.

Sıradan hareketlerimize dahi dikkat etmeliyiz. Yolculuklarımızda planlama yaparak sağdan gidip yine sağdan gelerek sol kolu içeri almalıyız. Şeriatta farz ibadetlerin hikmetlerinden ibadet dışında da yaralanmak lazımdır.

Şöyle ki;

Namazda sağ el sol eli tutar. Buna günlük davranışlarımızda da uymalıyız. Aksini asla yapmamalıyız. Melekî âlemi kontrol eden bu efâl, celali melekleri efâldan mahrum eder ki zararları kişiye dokunmaz.

Namazda sol ayak üzerine oturulur, her daim böyle yapmalıyız.
Sağ ayakla yürüyüşümüze başlarız.
Hacılar sol kollarını içeri alarak tavaf yaparlar.
Kamet sağ el sağ kulağa götürülerek yapılır.
Sol el sol yanakta tutulursa esef olur,
Kişi sürekli kötümser senaryolar yazar.

Namaz kılmak sanıldığından daha fazla hayırlı, sağlık afiyetimiz için faydalı bir ibadettir. İnsanın kurtuluşunun vesilesi olduğundan ilahi emirdir. Yoksa Allah’ın ilahlığını tatmin için değildir. Namaz cennete açılan kapı, Allah’a ulaştıran Miraç merdivenidir. Ve asla vakit aksamasına sebebiyet vermemek, kazaya bırakmamak gerekir.

Beş vaktin üstüne kuşluk ve gece namazları ile takviye bile gerektiren bir zincirleme yükselme aracıdır.

Sol el ceza meleklerine davetiye çıkarır; sağ el lütuf, kerem meleklerini harekete geçirir. O nedenle sağ yanına yatarken sağ el baş altına konulur öylece uyunur. Sol yanına yatılırken el yanağa asla konulmaz.

Fahri Âlem Efendimiz bunları bile ümmetine bildirmiş, işlerinizi sağ el ile yapın, sol el ile yiyip içmeyin buyurmuş, şeytan sol eli ile yer içer demiştir. Ama öğrenip uygulayacak akıl sahibi nerede…

Maalesef hayat bilgilerinden insanımız bihaberdir. İlmihal bilgisi yetersiz veriliyor. İslam sağlıklı ve hür yaşamanın sistematiğini on dört asır önce gündeme yerleştirdiği halde zamanla birçok has bilgiye hurafe gözüyle bakılmış, hikmetleri üzerinde yeterince düşünülmemiştir.

İnsan vücudu yaratılırken hakikat kimyası ile donanmıştır.

Yerleri ve gökleri harekete geçirecek marifetullah insanın melekelerine yerleştirilmiş. Tin suresinde insanın üreme organları incir ve zeytin ile remz edilerek, hikmet deryası olan bedeni ve ana rahmi üzerine yemin edilmiştir. ‘’Biz insanı ahseni takvim üzere en güzel şekilde yarattık’ buyrulmuştur.

İnsan dünyaya geldiği andan itibaren Yaratma fiiline kelamı ve hareketleri ile otomatik olarak katkıda bulunur. Bilinçli bilinçsiz her hareketi ve kelamı bir şeyleri yokluğa gönderirken bir şeyleri varlığa davet eder.

İbadetler bu oluşun disiplinli yapılmasından başka bir şey değildir.

Hayatın bekası ve huzurun devamı için allah cc. rahmeten kullarını mürselleri, nebileri ve kitapları ile bilgilendirmiştir. Din dünyadan kalktığı anda kıyamet kopacaktır. Çünkü yenilenmeyen herşey yokluğa mahkûmdur…

Göklerin rahmeti, merhameti yerdeklerin talebiyledir.

Ağzımızdan çıkan esmalarla, vücudumuzdan meydana gelen hareketler hikmet efâllerini oluşturur.

O hareket ve sözler melekleri Hikmetullâh’ın san-i kudret iktizasınca göreve davet eder.

Başımıza gelenlerin ekserisi kendi hareketlerimizin ve sözlerimizin zahire çıkan sonuçlarıdır.

Biz talep etmişizdir, Kudretullâh (mucip sıfatının gereği olarak) icabet etmiştir. “Siz talep edersiniz, biz icabet ederiz” ayetinin sonucudur…

Şu ayetlerin üzerinde biraz dikkatle düşünmek Allah tealanın göklerde, yarattıklarından uzaklarda olmadığını anlamamıza yardım edecektir inşaallah…

’ Allah’la birlikte başka ilahlar( varmış gibi) a dua (İtaat) etme.

O’ndan başka ilah yoktur ille O vardır…

O’nun zatından gayri herşeyi (zihninden, kalbinden çıkar at ) yok bil.

Hüküm (sadece) O’nundur.

Varlık âleminde gördüğün herşey yaratıcının veçhinden (görüntüsünden-zahirinden) başka değildir…

(herşey ve hepiniz) O’na döndürüleceksiniz.

Gördüğün herşey yok (fani) olmaya mahkûmdur.

Kalıcı (baki olan) azamet ve ikram sahibi rabbinin veçhi (yüzü-zahiri) dir. )

Sizi de fiillerinizi de yaratan biziz.’ Kasas 88-fetih 26,27

Kaderimizin büyük bir bölümü irademizle yahut istemeden yaptığımız efâllerimizle sözlerimizin (esmaların) tecellisinden ibarettir. Şer-i yasaklar ve emirleri anlayabileceğimiz kadar kolaylaştırarak, dünya ve ahirette huzurlu yaşamamız için düzenlenmiştir.

Kuran-ı Kerimi biraz daha dikkatli okumak, doğru anlamak zorundayız.

Anne babamızı, cinsiyetimizi tayin edemeyiz ama iyilik ekerek iyilik biçebilir,

hayır konuşup, hayırla karşılaşabiliriz.

İnsan ister ilahi yasalara inansın ister inanmasın her hareket ve sözüyle dua halindedir.

İnananların dua ve dilekleri nispeten düzenlidir, inanmayanlarınki ise daha düzensiz ama Hikmetullâh’ta hep geçerli (hareketler) dualardır.

Unutmayalım ki ya Allah’a tapınıp, emir ve yasaklarını yapıyoruzdur yahut şeytana tapınıp nefsimizin ve şeytanın emirlerini yerine getiriyoruzdur.

Allahın emir ve yasakları cennetin yolu üzerindeki işaret taşları, şeytanın emir ve yasakları ise cehenneme giden yolun işaret taşları gibidir.

Dileyen cennete dileyen cehenneme gitmekle ancak kendisine hizmet eder.

Allah tealanın kimsenin ibadetine ihtiyacı yoktur. O cehennemin de sahibidir, cennetin de… Kullarına karşı adildir. Dileyeni cennete sevk eder, dileyeni cehenneme sevk eder.

Tercih nefis sahiplerine aittir.

Namazın kazasının olmadığını, kaçan fırsatın ebediyen kaçtığını yıllardır dostlarımızla paylaşıyorum. İlk defa görüşümüzü destekleyen bir değerli görüş sahibinin kısa izahına rastladım.

Sayın Hayri Cara beyefendi bu meseleyi veciz bir anlatımla izah etmişler.

İşte o mükemmel anlatım;

’Salât Yönelişti değil mi? Evet!

Bu yönelişte göreceğimiz VECHULLAH değil mi? Evet!

Vechullah “her an YENİ bir şen de ” değil mi? Evet!

Şimdi namazı borç olarak düşünmeden olaya bakarsak!

İkame olunmamış her salât geri gelmesi, telafisi imkânsız, kaçırılmış bir fırsat demektir! Çünkü o an ki şe’n, şimdiki şe’n değil!

O an görmen gereken, şimdiki görmen gereken değil!

Buna bir örnekte yeni doğan çocuklar!

Birbirlerine çok yakın, saniye farkıyla doğan bebeklerin beyin programları farklı olabiliyor! Farklı Burçların etkisi dolayısıyla…

Her an farklı fırsattır! Ya değerlendirirsin, ya kaçırırsın! Kaçan bir daha geri gelmez!

Zira zaman geriye değil, ileriye dönük işlevdedir sürekli yeni bir şe’nde olarak!

Az da olsa, Neden” Salâtın kazası olmaz!” sözünü açabildik mi acaba?

Bilemiyorum!

Cuma salâtı haftada bir gelen FIRSATTIR! Değerlendirmek nasibimiz ola!’’

Kaza namazı olarak kıldıklarınız, nafile namaz yerine geçer, aziz okur. Geçen vakte ilaç olmaz, kaçırdıklarınızı size geri getiremez. Vaktinde kılamadığınız yahut kılmadığınız o namazın size kazandıracaklarını geri getiremediğiniz gibi kılmamaktan dolayı kaybettiklerimizi de yerine koyamaz.

Dün yapmadığınız işlerinizden dolayı kayıp kaçaklarınız nasıl giden fırsatlar olarak hanenize yazıldıysa, kılmadığınız namazlarınızın kayıpları da asla geri gelmeyecek zarar ziyan hanenize eklenecektir. Selam ve dua ile.

İHTİLAÇNAME-İLM-i Ebedan / İHTİLAÇ İLMİ

İHTİLAÇ EDERSE:

’’Ol damar ki oynar arasıra neden

Hakk’tır onu hikmetle depreten

Es geçme arif ol anla işaretini

Çok kısa zamanda bekle beşaretini’’

’’Seyirir ise vücudunda bir yerin eğer

Cenabı hakk Hikmetullah’tan verir haber

Riayet eyledi buna bunca peygamber

Bu ilim evliyaların rehberi oldu.’’

Başın tepesi:

İHTİLAÇ EDERSE:

Cahtan verir haberi.

Cah: Mensubu memuriyet, rızıktan nasip, vuslat derecesinde nimet bolluğudur. Müdafaa gerektirmez. Çünkü saadet, memuriyet, rütbe, rızık ve saadettir. Ticaret ziyade; hayat sıhhat ve afiyettedir. Manevi olarak velayet derecesine çıkmak, ihtilaç ilminin verilmesi anlamına da gelir. Habir esmasını okuyup tecelli ettirdiğinde, ihtilaç ilminin verilmesi anlamında başın tepesi şiddetle seğirir.

Başın tepesinin sol yanı:

Hükümetimiz tarafından celali işlere; askerlik, polislik gibi işlere tayin edilir.

Başın tepesinin sağ yanı:

Devlette sivil memur olarak görev alır.

Başın yan tarafı.

Sağda ve solda hayır haberdir.

Sağda; müminler tarafından veya bir kadın tarafından hayırlı haberdir.

Solda; celalden habere delalettir. Her ikisinde de müdafaa istemez.

Solda olan ihtilaçta içine bir korku düşerse, besmeleye; ya dafiun, ya maniun esmalarını ekler; zatımı ve sıfatımı korumanı niyet ederim diyerek,

Sağdan bir devir yaparsın.

Zat kendinsin. Sıfatın ise evladın, ailen, akrabaların ve müminlerdir.

İhtilaç ederse: ALIN

Sağda rızık, solda hayır haberdir.

İki kaş arası:

Sağda ve solda dostluktur. Kaşın burunla birleştiği nokta sağ yana kayarak seğirirse kadın veya müminden dostluktur. Veya siyaseten bir ülke ile dostluktur.

Solda ise, erkekten dostluk veya siyaseten gayrimüslim bir devletle dostluktur. Müdafaa gerekmez.

Kaşların evveli, başladığı mahal:

Sağda ve solda dostluktur.

Kaşların orta yeri:

Sağda rızık gelir…

Solda yine mala dair keder olur.

Sağda ise, rızık, cemalden tecellidir. Sıhhat bulmak, nimeti uzmaya kavuşmaktır. Şükretmek gerekir.

Solda ise; oluşacak kederi savunmak, engellemek icabı hikmettir. Bunun için: sağ el şahadet parmağını sol kaşın üzerine koyup (La kederi fil hayati )okuyup sağa doğru çekmek gerekir. Ve sol elini sol dizi üstüne koyup, şahadet parmağını olduğu yerde deprederek(yukarı aşağı indirip kaldırarak)La kederi fil hayati, ene Hayyul baki) okunur. İhtilaç kesilinceye kadar okumak gerekir. İhtilaç olur olmaz ilk uygun saatte okursan çabuk zail olur. İhmal edersen tecelli belli bir dereceye kadar devir eder ki geri çevirmek zor olur. Yani birkaç gün müdafaa etmek zorunda kalırsın.

Kaşların nihayeti:

Sağda hüzün, solda servete delalet eder.

Sağda ise: Hemen sağ el şahadet parmağını sağ kaşın ucuna koyar (La hüzni fil hayati ) okur, sağa doğru çekersin.

Gözün üst kapağı:

Sağda güzeldir.( kitabın orijinalinde güzeldir yazmasına karşılık, tecrübelerimde tam tespit edilemedi)Başka ihtilaçlarla karıştığından bilinemedi. Kedere geldiğinden şüphe edildi.

Solda ölüme kadar giden acı haber işareti.(Çok kere tecrübe edildi ki büyük kederlere işarettir. Korunduğun hallerde hangi kederlerin önlendiğini tam anlamak mümkün değildir. İhmal ettiklerimde çok kedere neden oldu. Asla ihmal edilmemeli. Aksi takdirde insan çok üzülebiliyor. İhmal etmeseydim bu ölümü önlemiş olacaktım, ya da bu kaza olmayacaktı gibi.)

İhtilaçlar eceli kazayı önlemek için bildirilir. Duasını yaparsın o kaza önlenir. Eceli müsemma olan durumlarda ya haber alınamaz, ya müdafaa etmek nasip olmaz. Eğer Allah dua etmene izin verdiyse kabule şayandır. Dua ile o zararı önlemeni istiyor ki sana haber veriyor. Kader konusu çok yönlü bir meseledir. Burada bir hadisi şerifi zikretmekte fayda vardır.

Peygamberimiz buyurdu ki:

’Sadaka veriniz. Sadaka kazayı belayı önler ömrü uzatır.’

Bundan anlıyoruz ki eceli kaza önlenebilir. Şeytan seni yanıltmasın. Söylenilene uy. Tecrübe et. Bu ilim tecrübe sonucu edinilmiş ve faydalanılmak üzere kayda geçilmiştir.

Bazen müdafaa etmekte geciksen olay gerçekleşse bile daha hafif atlatıldığını görürsün. O nedenle asla ihmal etme. Bu ihtilaçta sıfatına olduğu kadar, zatın da dâhil olduğundan ve ölüme kadar haber verildiği için hayatını korumak açısından ihmale gelmez.

Solda bu ihtilaç olduğunda hemen sağdan bir devir eder, Besmeleye; ya dafiun, ya maniun esmalarını eklersin. Veya ayet el kürsi ile devir edersin. Devirden çıkmadan sağ el şahadet parmağını sol gözün üstüne koyar,

( Allahümme la ihtilacı vela kederi fil hayati. Ya hayy el baki bi hayatil beka-i ve bi dul el ömrü fil hayati.)

Diyerek dokuz kere okur sağa doğru çekersin. Sonra devirden çıkarsın. İhtilaç devam ederse sen de müdafaaya davam edersin. Kaç gün sürerse devam et. Ta ki ihtilaç zail olana kadar.

Birkaç günü geçerse bu sefer okuduktan sonra parmağını sola doğru çekersin.

Efal ve evkat ilmini bilmeyenler bu söylenilen işleri namaz vakitlerinde yaparlar. Cemal ve celal vakitlerini biliyorsa zührede, kamerde, müşteriden birinde okumalıdır. Hangi saatte kalınıyorsa teshirde o saat bulunur, devamlı orada kalınarak okunur. Bu kitabı elinde bulunduran kişi hakikat ilmine vakıf demektir. Okuyup düşünüp kendini geliştirmelidir. Bundan daha değerli ne olabilir. Akıl sahiplerine bu tembihe bile gerek yoktur. Aklı yoksa bir insanın neyi olabilir ki.

Gözün alt kapağı:

Sağda haber;

Solda hışımdır.(hışım ani beklenmedik şiddet)

Sağ el şahadet parmağını sol göz kapağı üzerine koyarak (La hışmi, vela hışmıke vela hışme hüliyy )okuyup sağa doğru çekilir. Ve devamla sol el sol dizi üzerine koyup bunu okumalıdır.

( Hayyul cismaniyeti ve bi ruhaniyeti, fi deymumiyeti fil hayati )

Sağ devri yapmak suretiyle de savunma yapılmalıdır.

Gözün kuyruğu:

Solda mal,

Sağda güzel, hayır haberdir.

Sol göz kuyruğundan bir parmak solu:

Hükümetten takip. Acı haber. Büyük keder.

(La kederi fil hayati) okuyarak müdafaa etmek lazımdır.

Gözün üstü: (Kapakla kaş arasındaki bölüm)

Sağda dostunu göremez;

Solda gösterir dostunu.

Sağdaki ihtilaç ziyade derecede ise bir dostun seni ziyareti çok istediği halde izin çıkmamıştır. Öce soldan bir devir yapıp, sonra bir uygun cemal satında sağdan devretmek ve bunu okumak gerekir. Sağ el şahadet parmağı sağ göz üstüne konur.

(La ihtilacı fevga aynel yemini fil hayati )okunur. Maksat hâsıl olur.

Göz bebeği:

Sağda hafif geçirilen bir hastalık,

Solda sürurdur. Mutluluktur.

Sağda ise; Sağ el şahadet parmağını sağ göz üzerine koyup,

< La renci fil cismaniyeti ve fir ruhaniyeti. vela zahmeti ve la mihneti ve la emrazı ve la illeti vela hicabı ala aynel yakin>okur, parmağını yavaş yavaş sağa doğru çekersin.

Gözün pınarı:

Sağda levm, (gıybetin demektir.)

Solda zeyn işaretidir.

Sağda ise hemen Sağ el şahadet parmağını göz üzerine koyup okursun. Levm bir insan hakkında fena söz söylemektir. Burada senin gıyabında kötü konuşuluyor demektir. Karşıladığın takdirde gıybet edemezler. Fitneyi vaktinde önlemiş olursun.

Solda zeyn demek servet mal demektir. Yeni bir elbise giymek, düğün dernek gibi yerlere gidip mesut olmak, misafir gelmesi vb gibi Müdafaaya gerek yoktur.

Göz bebeğinin altı:

Sağda güzel,

Solda hışımdır. Sağ el şahadet parmağı ile sol göz üstünde okunmalıdır. Sağa çekilir.

Burun deliği:

Sağda hüzün,

Solda kahır oldu. Hemen sağ el şahadet parmağını burun deliğinin sol yanına koyarak okursun.

Sağda dahi aynı şekilde bunu okursun.

Dudak içi.

Dudak ister alt dudak olsun ister üst dudak içten seğirirse;

Sağda zarar;

Solda güzeldir.

Sağda ise sağ el şahadet parmağı ile dudağın içine koymak suretiyle okursun.

Üst dudak:

Sağda ve solda cesarettir.

Sağda cemalden cesaret, solda celalden cesarettir. Müdafaa gerektirmez.

Alt dudak:

Sağda ve solda korkudur.

Sağda az olur, solda çok.

Solda ise ve ya

Okursun. Sağa doğru çekersin.

Yanaklar;

Sağda az solda çok utanmaktır.

< El iyazü billahi teala >diyerek okumak lazımdır. Yine sağ el şahadet parmağı ile.

Alt çene:

Çenede her hangi bir damar seğirirse yakınlarından birine ölüm yakın demektir.

Çok kuvvetli şakırdar şekilde ihtilaç etmişse kendin için ölüm tecelli etmiş, Azrail görevlendirilmiş demektir.

Efalde yapılır çaresi.

Korkma ve gereğini yerine getir. Hemen; hangi saat olursa olsun aşağıdaki tarif üzere korunma yap.

Sağ el parmaklarının tamamı ile çenenin sol yanını ay şeklinde tutar, başparmağını sağ tarafına koyar ve bunu okursun.

< La ihtilacı fil hayati. Ve fil cismaniyeti. Ve fil ruhaniyeti. vel ihya-i fil hayati. Ve bi dul el ömrü fil hayati. Ya hayy el baki. Bi hayatil beka-i. Ya muhyi ente halikun. Ya muğdike iğda-ike hayati cediden ve ömren davilen. bi lutfike. Ve keremike ya ekramel ekramin.> okunur.

Uygun saate varınca yeniden okursun. Sağ devri yaparak korunursun. Sağ devrinde besmeleden sora ‘’ en el hayyün ve en el muhyün’’ okunur. Veya Besmeleden sonra ‘ ya Hayyul baki okursun.’ İhtilaç kesilir. Devam ederse, sen de okumaya devam edersin.

Bu ihtilaç bana onlarca kere oldu. Savunmakla geçti. Korkarak panikleme. Allaha dua et yeter. Bu tecelli kendi efalindendir. Şimdi gereğini yaparsın geçer. Sadece geciktirme. Savunmayı ilk haber aldığın saatte yap. Sonra zührede durarak devam edersin. O ihtilacın devam ettiği dönemde geceleri sol kolunun üstüne yatarsın. Vücudunun soğuduğunu anlarsan birkaç gün sol tarafına yatmalısın. Gribal enfeksiyonlarda ilaç almakla beraber sol yanın üzerine yatarsın. Sağdan devirle besmeleye el şafiun ve el kaviyyun okursun.

Bu tecelli çok sol devri yaptığın ve sağına fazla yattığın için de olabilir. Sol kol üstüne yatmakla vücudun ısınmasını sağlarsın. İnsanın sağ tarafı soğuk, sol tarafı hararetlidir. Soluna yatınca sağ tarafın, sol yanından hararet alır. İlm-i ledün hikmeti böyledir. İnsanlar hareketine dikkat etmelidir. Nur görenler daha da bir dikkatli olmak zorundadır.

Hiç bir işi kesretle yani aşırı ısrarla yapmamalıdır. Bu pek büyük bir nasihattir. İtikat edersen canın kurtulur. Bunu, hem hafız Hüseyin kemal hazretleri tecrübe etmiş, yazmış, hem hocam Hacı İsmail Fidan hz. hem de bu fakir, onlarca kere tecrübe etmişizdir. Hele bir seferinde bilerek müdafaa etmeyip, ölüme çok yaklaştım, döndüm. İleride ibret olsun diye yazacağım. Çok büyük hata idi. Celalın bir tuzağı olduğunu döndükten sonra yaşadıklarımdan anladım. Müthiş bir deneyimdi.

İhtilaç ederse KULAK:

Sağda solda hoş haberdir.

Sağda cemalden hoş haberdir ki müminlerdendir. Veya bir kadından haberdir.

Solda dahi bir erkekten hoş haber demektir. Ama bu ihtilaçta saatleri güzel bilmek lazımdır. Celal saati midir? Cemal midir? Eğer zaman kamer saati ise mutlak sağda ve solda müminlerden hoş haberdir.

Utar itte ise bir kadından hoş haberdir. Ama haberin sonunda celal tecellisi vardır. Böyle ise hemen sağdan bir devir yapmak lazımdır ki, Şemsten Utarit’e tecelli intikal etmesin.

Eğer bu ihtilaç Müşteride ise devlet tarafından hoş haberdir.

Merihte ihtilaç alındıysa, celalden bir tecelli vardır. Zuhalden tecellidir. Ancak Merih makam-ı sıyanet olduğundan muhafaza durumu olduğundan hoş haberdir. Hayırdır.

Eğer ihtilaç zuhalde alındıysa o haberde hoş olsa da bir celal söz konusudur. Hem sağdan bir devir yapıp uygun esmalar okunmalıdır. Çünkü Zuhal onu Utarit’ten devr alacaktır. İlle de celalidir. Sakınmakta fayda vardır.

Alınan ihtilaç utaritte alındıysa semtsen bir haberdir ki ille de dostluk üzeredir.

………Bu durumu açıkladık ki bütün ihtilaçlarda bu hususa dikkat etmelidir.Alınan işaret bir önceki dostundandır.Dost saatin karakterine göre o haberi tahkik etmek gerekir.Buna dikkat edilmelidir.

İhtilaç ederse DİL:

Bir gizli sırrı hikmetten edecek beyan. Dilin ortasında ihtilaç olursa bir gizli sırrı açıklar. Dilin ucunda olursa küçük sırları söylersin. Bu daha ziyade hikmet işiyle ilgilenenler arasındaki sohbetlerde olur. Öğrencinin o sırrı hak etmesiyle Allah izin vermiş demektir.

Gırtlak.

Sağda rızık ziyadeliği,

Solda ihsan demektir.

Boğazın dışı:

Sağda mal,

Solda gam. Hemen sağ el şehadet parmağını boğazının sol tarafına koyup < La gamı fil cismaniyeti ve firruhaniyeti vela hüzni vela ihtilacı Hulki fil hayati> okur ve bir sağ devri yaparsın.

Boğazın içi:

Zevk ve sefa ile güzel yemekler yiyeceksin demektir. Hıçkırık şeklinde olursa, yine nadiren yediğin, zevk alacağın ziyafet nitelikli bir yemek yiyeceksin demektir. Daha yemeden şükrünü eda edebilirsin.

Boynun sağ tarafı:

Kendin ve müminler sıkıntıda.

Sol devri çok yapılmış demektir. Bu keyfiyet zat için geçerlidir ki, zat çok sol devir yaptığından müminler sıkıntıya girmiştir.

Bu ihtilaç sair kişilerde olursa sıkıntıda olan kendisidir. Evladı ayalidir. Hemen bir sağdan devir yapılır. Durum değişir. Zat için sağ devirden sonra gezintiye çıkarak geniş bir sağ devir daha yapmakta icap eder.

Boynun sol tarafı:

Zat kendisi ve küffar sıkıntıda demektir.

Zat hemen bir sol devri yapar ve Zührede bunu okur. Sağ elin şehadet parmağını boynun sol tarafına koyar < La ihtilacı üngul yesari fil hayati.>Tecelli değişir.

OMUZ:

Sol omuzdan alınan işaret celalde sukut işaretidir.

Sağ omuz işareti ise cemal sukut ediyor demektir. Sağdan devir edilir. Sağ elini sağ omuz üzerine koyar ve bunu okursun< La ihtilacı vela sukutu fil hayati>

Solda ise çok büyük keder vardır. Sağ eli sol omuz üzerine koyarak okur ve sağa doğru çekersin.

Eğer avam ise şu şekilde de okuyabilir. Sağ el sağ diz üzerine koyar şahadet parmağını deprederek sağ omuzda olan için okur.

Sol omuz için ise yine sağ el sağ diz üzerinde < La ihtilacı ketfül yesari vela sukutu vela nüzulu vela hubutu fil hayati>

Zat bunu böyle okuyamaz. Zira deprem olur. Tembih ediyorum. Zat konumunda olan buna çok dikkat etmelidir. Nedamet büyük olur.

OMUZ II.

Bu konuda iki ayrı bilgi vardır. Önemine binaen kaydettik. Tecrübe edildiğine göre ikinciye uyulması gerekir.

Sağda cemal sukut,

Solda celal sukut etmektedir. Her iki durumda da tehlike çok büyüktür. Ölüme kadar işaret etmektedir. Saatlerin durumuna göre tetkik etmek gerekiyor. Defalarca tecrübe edilmiştir. Yakınların ölümü bu ihtilaçla alınmıştır. İhmal edildiği zamanlarda ölümler gerçekleşmiştir. Savunulduğunda önlendiği görülmüştür. Tabii daha önce belirttiğimiz gibi bu haberler hep önlenebilir olayların haberleridir. Okursan önlersin. Okumazsan olay gerçekleşir.

Eğer sağda ise müdafaa ettikten başka, birkaç gece özellikle sol tarafına yatman gerekir. Müdafaanın da zührede olmasına dikkat edilmelidir. Okunacak dua bir öncekinde yazıldı.

Sol omuzda olursa:

Bir öncedeki şekilde okunduktan başka birkaç gece sağ tarafına yatmak gerekir. Sukuta dair efal ve esma okunmuştur. Keder büyüktür. İhmal etmeyip müdafaa etmelidir. Bu ihtilaç devam ederse savunmaya devamla otururken sol ayak sağ ayak tarafından bağlanmalıdır. Ayakta dururken sağ ayak önde olmalıdır.

…Havada kesafet olup bulutlar kuvvetli olduğunda çakan şimşeğin rengine dikkat edersin. Bembeyaz ise Sol ayak arkada sağ ayak önde olarak durursun. Kalabalık arasında olduğunda gizlice sağ elini sağ diz üzerine koyup şehadet getirirsin. Efal yaparak. Ve ellerini namazdaki gibi bağlarsın. Şiddeti azalıncaya kadar öyle davranırsın.

Eğer Şimşek kırmızımsı, turuncu renge yakınsa, yani çok parlak değilse yıldırım düşmesi söz konusudur. Hemen sağ deri yaparak şiddeti azaltmanın çaresine bakarsın. Eğer nur gören birisi isen sen dahi bu işleri yapabilirsin. Zat isen zaten sözümüz hep sanadır. Bir an bile gaflet etmemeli ümmeti Muhammedi ve kendini korumalısın. Bilmelisin ki celalde merhamet yoktur. Ayırım yapmaz. Hatta sana tam düşmandır. Esas mücadele celale karşıdır. Zaruret olmadıkça celal efali yapmamalısın. Celal tecelli ettiğinde onun kendi efalinden olduğunu ve anca cemal efali ile teskin edilebileceğini unutmamalısın

Nur-u tevhitten murat, ilmi-ledün dür

İşlenen efal sırrına, Hikmetullah dediler

Efal-esma bilgisine, marifetullah denilir

Yapılan tecelli edince, adı hakikat oldu.

Tevhit-i nur-u Muhammed’den, şeriat oldu

Musa zuhalde, Davut merihte, İsa utaritte

Oldular tevhit; Muhammet zührede oldu

Bu yüzden, Zühre cümle tevhitleri bozdu

Görülen nurların vahyinden kur’an oldu

Muhammedin vücudu levhi mahfuz oldu

Sıfatullahta nur-u tevhit onu hıfz etti

Bu ilimden tecelli, makbul şeriat oldu

Ey aziz, sakın hayrette istifrak olma

Hakikat budur, gayrinde allah arama

Hikmetullah böyle, başka gerçek arama

İlahi ihsandır, halka eyle yardımı

Koltuk altı;

Sağda ve solda zahmet (zorluk) gösterir.

Sağda ise sağ elini sağ dizi üzerine koyarak okur.< La zahmeti fil hayati illa rahati >

Solda ise, sol elini, sol diz üzerine koyarak bunu okur.< La ihtilacı vela zahmeti fil hayati >

Mürşit Allah ilimidir. İlim konusunda en büyük rehber ise Hz Muhammed Sallallahu ves sellem olup; Gerçeğe giden yolda bütün insanlığa ondan gayrı mürşit yoktur. Bize Kur’an-ı Kerimi ve hadislerini ve bu ihtiyaç ilmini bildirdi.

Şimdiye kadar bu ilim çok gizlide idi. Hafız Hüseyin kemal onu umum insanlara bildirmek arzusu ile açığa çıkararak eşe dosta yazdı, verdi.

Allahu tealanın Rüşdi (El Raşidün ) isminin tezahürüdür. O’nun ismi kemali sıfatı aliyesinden dostlarını irşat eder. Zahirde ilim ilm-i şeriattır. Batında bu ilim, ilm-i ihtilaç ve nur görmek ve sırrı marifetullahı bilmek, efali ledünyeye vakıf olmak ve insanlığa hizmet etmektir.

İhtilaç ilminden başka ilm-i nur ki sırrı marifetullahtır.

Ve diğeri İlm-i Efal ilmi ki Kemalullahtır.Bütün bu ilimler insanı

Allah’ın;Nur-u Cemaline;

sıratı müstakimde, nur-u hidayette olarak vuslata ulaştırır. Nur-u tevhitte ki sıratı müstakimden murat nur-u hidayettir. Yani nurların işaretlerine dikkatlice uyarak gitmesi için, hikmet ehline işaret, tembihattır. Yani her yaptığın işinde nurlar görmeye başladığında, o gördüğün nurların işaretlerine dikkat et, o nurları kendine yoldaş kıldık celalını cemalını vahyen bildiriyor. Cemal olanları yap celal olanları tecrit et demektir.

Bilesin ki azizim;

Allah teala hazretleri sevdiklerine Habir sıfatından, ihtilaç ile her kazayı haber ederek, değişken her tecelliyi önceden bildirir.

sevdiklerini kemale ve nur-u cemale ulaşmaları için her türlü yardımı yaparak vuslat için yolunu nur-u hidayette açar. O işaretlerin ne anlama geldiğini bilip, istenmeyen tecellilerin (efalini değiştirerek ) zahire zuhurunu önler. Şer-i şerife uygun hayatın devamına ve saadete dair olanları yapar. İşte kemal budur.

Nur-u sıfatullahta daima inkişaf (gelişme )ile hicaba sebep perdeleri tek tek ref edip (açıp) nur- sıfatullaha şahit olur.

Yani tevhide ulaşır. Bir diğer adıyla Miracına ulaşır. Oradan, hizmet etmek üzere yetki almış olarak yeniden, Hakk’tan halka nüzul ile insanlığa tenezzül eder. Sırrı celal efallerini tecrit edip, işlemez.

Sırrı cemal efalleriyle ve esmalarıyla insanlığa Kur’an-ı Kerim’in doğrultusunda hizmet eder. Eğer Zat olarak tayin edilmişse Hz: Muhammed efendimizden tayin ile manevi mühür kendisine teslim edilir. Bu mühür dahi Nurdandır ve ancak alanla verenin bilgisindedir. Bir başkasına bu sır kapalıdır. Yetkili kılınan evladı resulden olan zat ilimdeki inkişafı derecesinde ve tevhit olduğu esmalar doğrultusunda bir dönem dünyayı (genel tecellilerle) yönetir. Öyle yetkilerle gelmiştir ki isterse şeriatta değişikliğe gidebilir. Ancak eğer insafı varsa Kur’an’a tam uyar. Yoksa nefsine uymuş olur. Kendisinden sonra gelen zat o durumu değiştirir. Eğer cemalde tevhit olduysa (beyaz nur ile) zamanı barış içinde geçer. Celalde tevhit olduysa; (kırmızı nurda)Zamanı çok çetin geçer.

Eğer Kemalde (Yeşil nur ile) tevhit olduysa zamanı kemalde geçer.

Zat evliyaları ya beyaz nur ile cemalde, ya kırmızı nur ile Celalde veya Yeşil nur ile Kemalde tevhit olurlar. Başka sıfat nurlarında;

Siyah nurda, turuncuda, morda tevhit olup ta dönebilen olmaz. Mavi nurda ve sarı nurda tevhit olanlar dönebilir ancak onlarda şehit edilirler. Hz Ömer efendimiz müşteride sarı nurda (adalet nuru)tevhit oldu, gelmiş geçmiş en adil yönetimi icra etmesine rağmen, şehit edildi. Peygamber efendimize yalnız maddi olarak değil manevi görevli olarak ta hizmet eden Hz. Ömer efendimiz kamer şerefinde kaldığı için, tevhidi Müşteri saatinde Sarı Nur ile tevhit oldu. Kamer ile müşteri dost olmakla birlikte cemalde sukut vardır. O nedenle şehit olmuştur.

Hz Ali Efendimiz Utaritte Mavi nurda tevhit olmuş ancak zamanı savaşlarla geçtiği gibi kendisi ve evlatları şehit edilmiştir. Dostluk makamı olarak bilip sürekli şemste kalmışlar, şemsin dostu utaritte mavi nurda, celalın en kuvvetli makamında tevhit olmuşlar. Geri dönebilmelerine rağmen huzur bulamamış Muaviye iktidarı ele geçirmiştir. Mavi…

Tevhitte tam yetkili olarak sıfatullahla bir olan zat celali tecrit ile cemal ve kemalde mahlûkata hizmet eder.

Bu sırlardan en önemlisi,

Allah İsm-i celalı sağ el dışında hiçbir vücut azası hareket halindeyken okunmaz.

Okunduğu takdirde şiddet tecelli eder. Okuyan ve sıfatı bundan büyük zarar görür. Hayatı dahi ınkıtaya uğrar. Hz Ali ve evlatlar ve birçok veli ile peygamberin hayatı sana ibret olsun. Yanlış esmayı yanlış efal ile okuduğun anda kim olduğuna bakmadan o esmanın hükmü yerine gelir. Örneğin yanlış bir efal ile Mümiyt esmasını okusan ölüm gelir, Zekeriya gibi ağaç içine girsen bile gelir seni bulur. Azrail görev aldığından itibaren onu ancak, hikmette yapacağın uygun efalle ve esma ile durdurabilirsin. Maddi alandaki hiçbir tedbir onu durduramaz. Kaza geldiğinde tedbir elden gider. O kazaya karşı önceden haber alıp duasını yapabilen hakikat ehlinden başka kimse bir şey yapamaz. Ayetlerde bu hususta çok açıklamalar vardır. İleride belki bunlardan da yeri geldikçe söz edilecektir.

Allah ismi celili yalnız sağ el şehadet parmağında okunur.

Sol elde ve ayaklarda asla okunmaz. Örneğin yol yürürken besmele okunmaz. Durmuş vaziyette bismillah denir; rahmanirrahim derken adım atılır. Secdede Allah ismi okunmaz. Değil celal esması kemal esmalar bile okunmaz. Namazın tertibinden ibret almak lazımdır. Tekbir kulakta, Azım rükûda, ala sırf cemal secdede zikredilmiştir.

Yürürken içinde allah ismi celili olan hiçbir ayet ve sure okunmaz. Okunursa, okuyan ve etrafı iptilaya uğrar. Esasen islam âlemini içler acısı durumunda, yüzyıllardır bu hikmet ilminin bilinmemesinin,’’hayır zannıyla Şerre; şer zannıyla hayra dua edilmesidir.’’Bugün eldeki kitaplarda ve tarikat usullerinde öyle dualar var ki asla ağza alınmadığı gibi, akla bile getirmemelidir. Ancak zikir olarak okunmaktadır. Mevlam izin verirse nasibimizde varsa, bununla ilgili bir kitap yazmayı diliyorum.

Allah isminin dizden aşağıda okunması caiz değildir. Sakınmak gerekir. Unutulmasın.

Arkada KÜREK Kemiği;

Sağda rahmet yağar,

Solda Kurak olacak işareti.

Avam insanlara sadece bir malumattır. Ama zata mahsus bir hürmeti ledünyedir.

Solda ihtilaç varsa kuraklık oluyor, rahmet kapısının açılması gerekiyor demektir. Eğer yağmur yağarken sol kürek ihtilaç ederse, rahmete mani olacak bir tecelli oldu, hava açılacak, dilersen engelle, dilersen razı ol demektir. Yağmura çok ihtiyaç olduğu zamanda;

Zat sağ ayak başparmağında okur < yünezzilül rahmeti > Aynı saatte, ardı sıra sol elde okur.< Allahümme yüzidül rahmeti> Bu nüzule dairdir. Ancak zat okur. Avam bunu okuyamaz. Ticaretinde tedenni olur. Bu efalde tenzil edilmiştir. Öce aşağıda okundu, sonra yukarıda. Aşağıdan yukarıya gitti cezbe-i ruhaniye. Sonra sol ayakta okur. Yünezzilül rahmeti>

Ve sonra sol el sol dizi üzerine koyarak sol şehadet parmağı ile okur.

Bütün bu okumalarda parmaklar oldukları yerde aşağı yukarı hareket ettirilir. Yani efal yapmış olur.

Bunu okuyan kişi yani zat önce zührede bu efali yapar. Beş saat sonra Merihte aynı şekilde okur. Beş saat sonra da zuhalde okur. Söylediğimiz gibi bunu ancak ilm-i ledün’ü yeterince öğrenmiş, nur gören zatın yetiştirdiği ihvan okur ya da zat kendisi okur. Burada nüzule dair iş yapılmıştır hem esmada ve efalde ve hem evkatta. Hava bulutlanmaya başlar. Zat gündüz bile olsa sol yanı üzerine yatar ki sema soğuk olur ve bulutlar alçalmaya başlar. Artık yeterince yağmur yağıncaya kadar zuhalde kalınır. Sol el ile tespihle rahmete dair bir ayeti kerime okunur. Eğer herhangi bir tehlikeli işaret alınırsa zuhalde koruma yapılmalı. Tehlike geçmezse rahmetin alınmasından vazgeçip zühreye yeniden ulaşılıp o tecelli savuştuktan sonra yeniden rahmet duasına girilmelidir.

Yağmur yeterince yağdıktan sonra Merihe ve orda kalmayıp zühreye geçilmelidir. Sağdan devir edilir ve <İnnallahe cemilün yühubbül cemal> hadisi şerifini sağ el sağ diz üzerinde okursa hava cemale tebdil eder. Zuhalin dostu Merih ve onun dostu zühredir. Üçler olur. Üçleri geçmemek gerekir.

Bu konuda biraz daha izahat gerekir. Zührede söylenileni yaptın beş saat sonra merihte yapacaksın dedik ya. Bu beş saat içinde hiçbir ibadet, efal yapmamalısın. Beş saat sonra zuhalde okuduğunda da. Başka efal yapılmaz. Yağmur yeterince yağıncaya kadar da yalnız zuhalde kalır,her zuhalde okuman gereken duayı okursun..Yani başka efal yapmaz, yalnız rahmet ayetini okursun. Namazlarını da zuhalde kılarsın. Sadece farz namazları kılman yeter. Yoksa rahmet kapısı kapanır. Rahmet alamazsın.

Sağdan devir rahmeti engeller. Havanın açılmasına neden olur. Sol kürek ihtilaç ederek haber verir. Hava açılacak demektir.

Aşırı rüzgâr, fırtına olursa sağdan devir o şiddeti engeller. Çok ileri derecede şiddet olduğunda, sağ el şehadet parmağı ile sol dizin üzerine koyarak okursun şiddet teskin olur. Bu durum Halk isyan ettiğinde de okunur. Anarşi zamanlarında okumanın yararı da olur. Hele üçlerde yaparsan aniden sükûnet tecelli eder. Mesela müşteride, şemste ve zührede okursun; üçler olur. Hem de hepsi cemal olduğundan çabuk sonuç alırsın.

Sağ kürek kemiğinin rahmete işaret olduğunu yazmıştık. Çok şiddetli yağması halinde haberleri takip etmeli. Aşırı sellere, seylâp yapmasına izin verilmemelidir.

Her şeyin aşırısı mal ve can kaybına sebep olur. Bir de her hangi bir efali uzun süreli yaptığında değiştirmekte zorlanırsın. Hayrete sebep olur. Zahmet çekersin. Hikmet eğlence değildir.

İhtilaç ederse; Bel

Müşkülat olacaktır. Zorluk, eziyet.

Yaptığı efalini çok yapmıştır. Değiştirirken müşkülata uğrayacağını cenabı hakk haber veriyor. Kedere sebep olacak derecede ısrar edilmiştir. Hemen yapmakta olduğu efali bırakır;

Sağ elini beli üzerine koyarak (La ihtilacı fil hayati Allahümme Rabbena Atina fid dünya ve fil ahireti haseneten.)

Ve bunu dahi okur;

(Rabbi yessir vela tuassir rabbi temmil bil hayır. Allahümme ente afüvvü bi affike ve gına vehvezna mini la ihtilacı celalike ve bi emrike ve bi hıfzıke ente hafuzu külle şey’in mahfuzu bike ene fi amanike ve bi hıfzıke ya erhamerrahimin)

Ve elini sağa doğru çeker. Ayrıca sağ devri yapmakta gerekir.

İhtilaç ederse; PAZULAR

Sağda rızık

Solda mal… pazu omuz ile dirsek arasıdır. İçe doğru kaslar.

Sağda cemal kuvvet buldu

Solda celal kuvvet buldu.

Sağ taraf kadınlar

Sol taraf erkeklerdir.

Sağ taraf müminler

Sol taraf kâfirlerdir. Pazulardaki işareti çok güzel tahkik etmek lazımdır. Bunun için hem ne okuduğundan haberi olacak ve hem ihtilacın alındığı saat bilinecek ki ne anlama geldiği tam tespit edilebilsin.

İnsanın belden aşağısı rububiyeti, belden yukarısı ulviyeti temsil eder. Sağ taraf cemal sıfatını, sol tarafı celal sıfatını temsil eder. Sağ pazu cemalde melekler kuvvet buldu anlamına da gelir. Sol pazu ise ceza melekleri veya celali melekler kuvvet buldu demek anlamına da gelir.

Ruh sağ taraf, nefs sol taraftır. Ruh ta nefiste bütündedir ancak makam ve temsil olarak söylediğimiz gibidir. Yani sağda ruh temsil edilir solda nefis. İman kalptedir. Bundan maksat yürek değildir yüreğin bulunduğu mevki aynı zamanda kalbin mekânıdır. Çakışırlar. O nedenle yürek hep kalbin etkisi altındadır. Anlaşılması için ikisi aynı şeymiş gibi anlatılır. Aslında aynileşir de. Kan merkezi olan kalp solda olduğundan nefis kanla ve kalple birlikte anılır. Gerçi kan da bütün vücuttadır. Ancak mekân soldur. Sol taraf sıcak sağ taraf soğuğu temsil eder. Yine sağ taraf güney sol taraf kuzeyi temsil eder. Ön doğuyu arkamız batıyı temsil eder.

Pazunun ihtilacını anlamak bütün bu bilgilerin ışığında değerlendirilir. İhtilaç utaritte alınmışsa sol küffar kuvvet buldu demektir. Bu türlü tahlil imam-ı zamana aittir.

Avam için sağda rızık solda mal değerlendirmesi yeterlidir.

Zata ait olanı hizmeti ledünye içinde habir sıfatından alınan haberin doğru değerlendirilmesi bakımından çok incelik teşkil eder. Bu sol pazu ihtilacı utaritte alınmış ise sağdan devir yapmak celalın gücünü düşürmek lazımdır. Zuhalde ve merihte dahi aynı şekilde değerlendirilir. Celal kuvvet bulmuştur, Sağdan devirle önlem alınmalıdır.

Eğer sol kol zührede kamerde ve müşteride seyrimse müminlerin erkekleri kuvvet buldu demektir. Zuhalde merihte utaritte sağ pazu seyirirse müminler kuvvette demektir. Kuvvettedir derken umuru diniyeleri, hayatları, imanları, ticaretleri velhasıl dünyaları yerindedir demektir. Ve ahiretleri dahi yani gelecekleri dahi yerli yerindedir. Hani derler ya asayiş berkemaldır. Zatın ailesi evlatları ve sevdikleri de buna dâhildir.

DİRSEK ihtilacı;

Sağda ve solda hoş haberdir.

Sağda cemalde, kadından hoş haberdir,

Solda erkek veya icabından hoş haberdir.

DİRSEKTEN BİLEĞE dış yan ihtilacı,

Sağda lağvi, solda şin

Lağvi bir şeyi bozmak manasınadır. Şin ayıp bir iştir. Lağvi boş iş gereksiz meşguliyet anlamına da gelir.

Ancak solda olan işaret ayıp olacak demektir. Utanç olur.

Allah teala zatına yapmak istediği işinin ne olduğunu bildirir ki zat onu yapmaktan vazgeçer. Mesela şaka yapacak ancak karşıdaki kişinin o şakadan utanması veya lüzumsuz bulması olacaktır.

BİLEKTEN DİRSEĞE varınca; iç taraf.

Sağda dua kabul, tamam…

Solda kusur, hata oldu.

Lağvi bir şeyi bozmak kaldırmak yani yok etmektir ki mahviyettir. Yapmış olduğu veya yapacağı bir efalde allah rızası yok demektir. Hemen; Sağ el sağ diz üzerine koyarak bunu okursun.

‘’La Lağvi fil hayati vela kabuhul efali fil hayati.’’.

Ve ardından sol el sol dizi üzerinde sol el şehadet parmağını deprederek bunu okur.’’La kusuru fil hayati’’

Bu okumaları sayı olarak en az üç, dokuz veya ondokuz, yirmibir gibi bir sayıda okur.

Önce sağ el sağ dizde, sonra sol el sol dizde okumak hubut yani düşürmek demektir.

Bu ihtilaçta bir diğer okuma biçimi de sol kolunu namazdaki gibi göğüs altına koyar, sağ elini dirseğe koyup aynı esmaları okuduktan sonra sağa doğru çeker. Bileğe kadar. Her ihtilaçta okuduktan sonra seyrime kesilinceye kadar hangi saatte kalınıyorsa o saat geldikçe okumaya devam edersin. Eğer zamanları yani saatleri bilmiyorsan namazları vaktini geçirmeden kılarsın ve her namazdan sonra okursun. Saatlere göre ibadet etmeyenler vakit namazlarını tam vaktinde kılarak bu işleri yaparlar. Esasen tevhide ulaşıncaya kadar bütün bu işleri namaz vakitlerinde yaparsın. Eğer bir rehberin varsa o seni yönlendirir. Yoksa Efendimizi rehber edinir şeriata tam uyarsın. Muhterem efendimizin ruhaniyeti seni yönlendirir. Zamanın zatına beni ulaştır diye dua edersen allah seni o zata ulaştırır.

Hz Ali Kerremallahü veçhe buyurmuştur ki ‘’Lemyarif İmamezzaman, mate cahil ün’’anlamı; İmam-ı zamanı tanımadan ölen cahil ölür, demektir.

İhtilaç ederse; BİLEK:

Sağda mal;

Solda keder.

Sol bilek ihtilacı alınır alınmaz, sol el sol dizi üzerine koyarak, önce sol ayak başparmağını deprederek (La ihtilacı vela kederi )okur. Sonra da sol şehadet parmağını deprederek aynı duayı okursun (la ihtilacı vela kederi) bu efal nüzul efalidir yani kederi düşürmek içindir. Bu efalden keder mahviyete gider. Vaktinde savunursan beşeriyete intikal etmeden yok olur. Geç kaldınsa hafif atlatırsın.

Bütün işaretlerde alır almaz savunma dualarını okursan hemen ifna olur. Geciktirdikçe önlemekte zorlaşır. Bu tembih daha önce de yapıldı.

Ellerin üstü;

Sağ el üstü ihtilaç ederse Hüzün olur.

Solda olursa: Şereftir.

Sağda olduğunda hemen sağ el sağ dizde( la hüzni fil hayati) veya (Ela inne evliya Allahu la havf ün aleyhim ve la hüm yehzenün) okunur.

Avuç içi:

Sağda rızık;

Solda maldır. Sağda ise eline mal veya para girer;

Solda ise alış veriş veya fatura ödeme gibi para çıkar. Harcama yapar.

Eğer planlanmış bir satın alma yoksa Sol el sol dizde ‘’La fakri vela masrafı ‘’ okursun.

Ve sonra sağ elde (Allahümme egannü bi ticareti gına ül hayati fil hayati )okursun.

Allah ismi belden aşağı azalarda okunmaz. Caiz değildir. Büyük zarar görülür. Ancak, namazdaki gibi otururken sağ el şehadet parmağında sağ dizde okunur. Diz kaldırılırsa daha iyi olur. Yalnız sağ elde okunur. Başka azalarda asla olmaz. Solda asla ve asla okunmaz. Okuyan iptilaya duçar olur. Mesela;

( Allahümme yüzidül meserreti daimen, fil hayati)okursun. Tespihle veya şehadet parmağını deprenirsin. Tespih çekerken şehadet parmağın ile çekersin. Tespihi sol ele almak bile caiz değildir. Sol elde tespih çekmek çok büyük zararlar açar. Maalesef bundan kendisini mana ilminde âlim sayanlar bile bihaber kalmışlar. Bunu ancak zat evliyası yapabilir o da rahmet duası için bazı seçilmiş ayetleri okuyabilir. Hikmette sol el efali kesinlikle yasaktır. Kitabı solundan verilenlerden olunur. Sol elin dünya işlerinde bile ancak mecbur hallerde kullanılır. Yazı yazmak yemek yemek son derecede sakıncalıdır. İşi asla rast gitmez. İmanına zarar gelir. Küçükten sol el kullanımı engellenmelidir. Peygamberimiz buna çok dikkat etmiştir. Hadis kitaplarında kaydı vardır.

EL Başparmağı:

Sağda sabır;

Solda kam.

Kam: güzel, adil, arzu, istek demektir. Bir şeyi severek istemektir. Dilemektir.

Müdafaa gerekmez. Bir bakıma yaşama sevincidir.

EL Şehadet parmağı:

Sağ el şehadet parmağı: cemalden sebebin zuhuruna işarettir. Yani faydalı hayırlı bir şey ortaya çıkacak. Yapılan bir iş veya duanın makbul olduğuna işarettir.

Sol el şehadet parmağı: Bu iyi tetkik edilmelidir. Genelde zararlı, keder verecek bir iş işlendiğinde ihtilaç eder. Ancak rahmet duası okunduğunda da ihtilaç ettiği olur. Bu işaret alındığında zat ne okuduğuna bakmalı. Bir de ihtilacın alındığı saat önemlidir. Yapılan tetkike göre hareket edilmelidir. Yapmakta olduğun iş olumsuz hatalı bir iş ise de cenabı hak uyarır yapma der. Mesela sol elinle sağ elini tutarsın bu ihtilaçla uyarılırsın.

El orta parmak;

Sağda hüzün,

Solda ferah, sürur ve şadumanlıktır.

Sağda ise hemen sağ el şehadet parmağını sağ dizi üzerine koyarak bunu okursun.< la hüzni fil hayati> o tecelli zail olur.

Yüzük parmağı;

Sağda rütbe,

Solda gam: Sol el sol dizi üzerine koyup okursun< la gammi fil hayati>

Cici parmak;

Sağda hayır şerre tabi

Solda muhalefet eder. < Sağ el sağ diz üzerinde ‘la hüzni fil hayati illa yahteligul meserreti fil hayati >okursun

İhtilaç ederse GÖĞÜS;

Sağda cemal zayıf; hüzün olur

Solda celal zayıf düşmüş. Sürur, mutluluk olur.

Sağda olduğunda; hemen sağ el sağ dizi üzerine koyarak okur.< Allahümme la hüzni vela yuzigu fil hayati>

Solda çok ihtilaç olursa;(sağ el sağ dizde; Vesi-a kürsüyyühüs semavati vel arzı )okunur. Bunu böyle zat okuyamaz diğer insanlar okur. Zat arzı kelimesini okumaz. Zira deprem olmasına sebep olabilir. Zat zühreyi bekler ve sol devri yaparak tedbir almış olur.

İhtilaç ederse MEMELER

Sağda güzel solda sürurdur.

İhtilaçta kadın erkek farkı yoktur.

Göbek ve Etrafının ihtilacı;

Sağda olursa hüzün solda sürurdur.

Hemen sağ el şehadet parmağını veya bütün avucunu göbek sağ tarafına koyup ( Allahümme la hüzni bi ihtilaç ün nafi fil hayati) veya (la ihtilaç ün nafi fil hayati)

Esas göbek yani kesilen yer ihtilaç ederse cesarettir. Yapmış olduğun veya yapmakta olduğun şey Allah rızasına uygundur, zata ve sıfata fayda sağlayacaktır demektir.

Göbek sol taraf boşluğu: Suhulet ve meserrettir.

Göbek sağ taraf boşluğu: Hüzne delalettir.

Sağ el sağ dizi üzerine koyarak(la hüzni fil hayati illa bi meserreti) okur.

Karın ihtilaç ederse: sağda ve solda sürur, şadlık ve ferahlıktır.

GÖBEK ALTI: Sağda ve solda büyük korku olacaktır.

Bazı kadınlar göbek atarlar. Hâlbuki bu korkuyu davet eder. Kendi arzusuyla hata en korkuyu davet ederler.

Sağda müminler ve zat için helake neden olacak bir şey tecelli edecek demektir. Sağ elini ihtilaç eden yere koyar (Allahümme la hüzni fil hayati ve fiz zemani ve fil asri ve fil dehri) okursun çok geniş zaman alırsın. Ve bunu dahi okursun(Ela inne evliya allahu la havfün aleyhim vela hüm yehzenun.)

Böğrü ihtilaç ederse;

Sağda ve solda vuslattır.

Sağda vuslat eden erkektir,

Solda kadındır

Arka taraftaki boşluk, eğeler altındaki bölge.

Sağda hastalanacak

Solda hastalıktan halas bulacak

Sağda ise; sağ el şehadet parmağı ihtilaç eden yere konur vediası dokuz veya on bir kere okunur.

Bağırsak gürültü ederse.

Sağda hava beyaz ve seyrek olarak bulutlanıyor.

Solda kesafet fazla olarak ve yağmur yüklü bulutlarla hava kapanıyor. Gök gürültülü yağmur ihtimali artıyor demektir. Solda olandan kırmızı şimşekler ve yıldırım düşmeleri olacağına işarettir. Efalde şiddet oluşmuş. Okunan duada kahriyeye dair esma var demektir. Dikkatli olmak gerekirse okuduklarının tetkikini yaparak şiddet ihtimaline karşı tedbir almak gerekir. Zat bunu bilir. Sağdan devirle durumu sükûnete tebdil eder. Sağ elle sol eli namazdaki gibi bağlar.

Eğer efalinde küffara karşı kariye efali ve esması yapılmış ise siyah şimşek beklentisi dahi olmalı. Durum takip edilmeli ve müminlere zarar vermesi önlenmeli.

Sağdan devir edilip cemale dair esmalar okunursa beyaz şimşek çakar. Buna sabır edilmeli yağış alınmalı. Sarı şimşek zatın müşteride sağdan devir yapmasından olur. Sabırla cemale geçmesi beklenir.

Kırmızı şimşekte zat kendisi cemalde sıfat celalde demektir. Cemal mahsur olmuş. Hemen sağdan devirle tecelliyi değiştirmek gerekir. Bu ihmal edilmez. Şiddet vardır. Celal hem yağışın şiddetiyle hem yıldırımlarla zarar verecek demektir. İhmal edilmez, pişmanlık olur. Bütün bu tecellilerin kendi efalinden olduğunu zat bilir ve korkmaz efalini değiştirir.

Bu konu esrar-ı hikmet kitabında daha geniş olarak yazılmıştır. Tevhit olan zat efallerine ve evkatlarına ve esmalarına son derecede dikkat ederci fideli işleri yapar zarar verecek işlerden kaçınır.

İhtilaç ederse kasık.

Sağda mihir,

Solda oğul.

Sağda mihir güzeldir. Ömür uzamasına dahi delildir.

Solda ise bir evladın olacak demektir. Daha ana rahminde döllenme olur olmaz cenabı hakk sana haber verir. Sağda kız evladın olacak solda oğlun olacaktır. Sağda başka güzellikler de olabilir ancak bu ihtilacı aldığın halde eşin hamile olduğunu anlarsa kız olacağına işarettir. Hamilelik yoksa başka bir mihir’e delalettir. Ömür uzaması vs. gibi

Doğacak evladın kemiği, damarları, derisi ve saçının babaya benzeme ihtimalinin daha ziyade olduğu tecrübe edilmiştir.

Eti, iliği, kanı ve yağının anneye benzediği dahi çoklukla tecrübe edilmiş ve kayıt altına alınmıştır.

İnsanın cesedi ana ve babasından aldığı benzerlikleri ve huylarının yanı sıra ana rahmine kaldığı saatin yıldızının etkisinde olarak anasur-u Erbaa ( Dört ana unsur ) dan oluşur.Toprak su hava ve ateş.

Ayrıca kırk hafta evkatta dolaşarak ana rahmine kaldığı saatin dostunda dünyaya gelir ki dünyaya geldiği saatin ve burcun etkisini de taşır. Bütün bu saatlerin ve yıldızlar ile burçların celal ve cemal oluşlarına göre karakteri belirir. Anne ve babasından aldıkları ile birleşip esas kişilik özelliklerini kazanır.

Nur-u kudretinden ferman olunca

Halik sıfatından ihsan olunca

Allah kula evlat nasip edince

Bahçede dikilmiş fidana benzer.

Bel soğukluğu veya idrar zorluğu olduğunda yani idrar yolları iltihaplarında, Kamerde enel şafi un esması ile sağ devri yapılır, beş saat sonra zührede aynı şekilde yapılırsa bi iznillah şifa yap olunur.

İhtilaç ederse zekeri:

Sağda ailesiyle cinsel temas, cimağ,

Solda haberdir.

Sidiğin aktığı mahallin alt tarafı;

En çok sevdiğinden ayrılmaktır.

Sağdan devir yapılırsa ayrılığı karşılayıp, men eder. Zira soldan çok devir yapılmış demektir.

Hemen sağdan bir devir yapılarak, sağ el şehadet parmağını sol ayak başparmağına koyarak aşağıdaki esmaları okur ve sağa doğru kavisli bir hat çekerek sağ ayak başparmağına gelir. Sol ayakta üç veya dokuz kere okunan dua sağ ayağa gelince de bir veya üç kere okunarak tamamlanmış olur. Okunacak dua budur.

Ya mucip bi icabetike. Ente mucibün ecip dağveti ve akbil haceti.Ya gaziyel haceti ya mucip ed daveti. Enen tecelliyati fela yekuti şeyin bi icap et il haceti.>

Bazuların ihtilacı.

Sağda mühim, yeterli efal olmuş,

Solda az işareti.

Hemen sağ elini sağ dizi üzerine koyup bunu okuya.

Ve solda ise, sol elini sol dizi üzerine koyarak okur.

Dübür ve etrafı ihtilaç ederse;

İşi oturmaktır. İstirahattır. Rahatlıktır.

Solda ise yolculuk

Sağda ise mal ve servettir.

Kasıktan diz kapağına kadar bacaklar:

Sağda cemale vuslat

Solda taşıta binmek

Kasık uyluk:

Sağda rızık

Solda yolculuk

Diz kapağı:

Sağda içe doğru bölüm, yorgunluk olur,

Solda, içe doğru olan damar, rızık.

Diz;

Sağda hüzün

Solda sürur.

Sağda ise sağ el ile sağ diz üzerinde efalli olarak < Allahümme la hüzni fil hayati >okunur.

Diz kapağının altı:

Sağda güzel haber

Solda keder olur. Hemen sol el sol diz üzerine koyarak okunur.

Dizden aşağı baldır arkası;

Sağda mal

Solda güzel.

Dizden aşağı baldır ön bölümü.

Sağda rah,

Solda erzak.

Baldır kaba etleri:

Sağda elem(büyük acı)

Solda firak (ayrılık)

Sağda olduğunda sağdan bir devir ile sağ el sağ dizi üzerinde bunu okursun. İhmal edilmemeli Keder büyüktür.< Allahümme la mematı, vela yemuti, vela mümiti, vela mevti, vela mahviyeti, vela fena el cismaniyeti, vela elemi, vela hüzni, vela gam mı, vela fakri, vela cevri, vela cefai, vela zararı, illa yüzidül ömrü >esmalarından beş tanesi tertiplenerek okunur. Okunması istenen esmalardan anlaşılacağı gibi büyük bir haberdir, ölüme kadar gider. İhmal edilmez. Öce ölümü engelleyecek bir ikisi seçilir sonra diğerlerinden dilediğini seçersin. İhtilaç kesilinceye kadar okursun. Bir veya kaç günde kesilirse.

Eğer ihtilaç sol baldır etinde olmuşsa; Sol elle sol diz üzerinde bunu okursun < la firkati fil hayati> ihtilaç zail olur, istemediğin bir tecelliye maruz kalmamış olursun. Allahümmme bölümü sol elde okunmaz. Sağ elde okuduğunda okunur. Sol elde Allah ismi asla okunmaz.

Bütün ayak birden:

Sağda hicret olur;

Solda küffara perişanlık olur

Sağ ayağın bu ihtilacının sebebi soldan çok devir yapılmış olmasındandır. Sağ ayak ayrılmak ister vatanından. Bu efalin çok yapıldığı yerden müminler ayrılır, yani terlerini küffar istila etme ihtimali vardır. Bu efali böyle aşırı yapmak zat için doğru değildir. Sağ ayak müminler ve evladından kızı ve kadın akrabalarıdır. Aile efradı denilebilir.

Soldaki ihtilaç ise aşırı derecede sağ devri yapılmasından ileri gelir, küffara perişanlıktı ancak kendisi dahi sol ayakta olduğundan zarar görür, sıkıntıya düşer. Bu dahi böyle aşırı olarak yapılmamalıdır.

Solda olduğunda bir sağ devri yapılmalı ve sağ el şehadet parmağı ile sol ayak başparmağından başlayarak sağ ayağa çekilen hakikat kapısında < Niğmeten halalen tayyiben >okunmalıdır.

Sağda bu ihtilaç olduğunda,

Sağdan bir devir yapıldıktan sonra, sağ el sağ ayak üzerine konarak, şehadet parmağı, sağ ayak başparmağının üzerinde olarak;

< La ihtilacı riclül yemini, ene basitün bi basiti, ene sabitün bisebati, fil hayati ve bi hayatil bekai>

şeklinde okur. Sağ ayak başparmağı iner kalkar şekilde okunur. Tabii el parmağı dahi birlikte aynı hareketi yapmış olur. Yeterince okunduktan sonra, sağ el sağ dizde yeniden aynı dualar okunur. Efalde tedenni ile düşürülür. O tecelli zail olur.

Solda olduğunda zat kendi hayatının tehlikeye düşmemesi için,

Öce sol ayak başparmağında, hemen ardından sol el sol diz üzerinde

okur.

Zat kendi hayatının bekası için bunu yapmalıdır. Hz Allah teala habir sıfatından sana haberini verdi. Hakk’ullahta noksanlık yoktur. Lütfundan sana beyan ediyor. Eğer efali cemal ile o tecelliyi karşılamaz isen (Zekeriya, Yahya; Nesimi ve hâlla-cı Mansur gibi) hayatını kaybetmiş olursun. Vebali senin kendi boynunadır. Hakk’ullahta kusur yoktur. Sana kendi yaptığın efalinin sonucu oluşan tecelli haber verilmiştir. Efalin sahibi dahi sensin. Cenabı hakk sana oluşmuş tecelliyi haber verir. Sen ister değiştirirsin, ister neticesine razı olursun. Bilmeyenler için belki hoş görülebilir ama sana haberini işte bildirdik. Hemen müdafaa gerekir.

Ayrıca sol ayakta zatın yakınlarından oğlu ve akrabaları dahi vardır. Onları da korumak lazımdır. Müminler dahi sıfatıdır ki erkeklerdir. Küffar sıfatı esma ile sol tarafından tecrit edilmiş olur. Evvela sol ayakta sol ayak başparmağı depreşilerek okunur, sonra sol el sol diz üzerinde aynı esmalar okunur ve o tecelli düşürülür. Allah ismi sol ayakta da sol elde de okunmaz. Buna dikkat şarttır. Okursa şiddetle celal tecelli eder. Karşılaması güç olur. Belden aşağı azaları hareket halinde iken sağda bile okunmaz. Yürürken İçinde Allah ismi olan ne esma ne ayet ne sure asla ve kat’a okunmaz. Sağ devirlerinden küffar perişan olur. Ancak celal saatlerinde bu fazlasıyla yapılmaz. Saatlere dikkat etmek lazımdır. Cemal saatlerine özellikle zührede ve kamerde yapılır ki İslam ülkelerinde celalın gücü azalsın. Bütün bunlardan anlaman gereken hikmet ilminin önemini kavramaktır. Hikmet oyun yeri değildir. Ol dersin olur. Melekler ne dersen onu tecelli ettirirler. Emre amade varlıklardır. Bu ilim kusursuz tatbik ister. Ne yaparsan bilerek yapacaksın. Sonucun ne olacağını bilmediğin işlere girişmeyeceksin.

Parmaklardan ayağın altındaki boşluğa kadar olan mahal, ayakaltında:

Sağda hüzün,

Solda sefa olur.

Sağda ise; sağ el sağ dizde okursun.

Ayak tabanının çukur kısmı:

Sağda matluba muafık güzel,

Solda nahoşluk, olur.

Sol ihtilaç ettiğinde, hemen sol el sol dizi üzerine koyarak,

La hüznü vela gammi, vela emrazı fil hayati>okunur.

Sol elde Allah ismi okunmaz. Zira cebbar isminden tecelli olur. Âlemi ceberuttan tecelli pek dehşetlidir. Çok şiddet gösterir. Sol elde Allah ismi okunması hikmette olmaz. tecelli celalden olur.

Ayaküstü: en yüksek noktası;

Sağda cemali zat sıkıntıda muahezede

Solda Celali zat sıkıntıda demektir.

Sağda olduğunda bunu okur. Soldan bir yarım devir yapar, yani arkası kıbleye gelecek kadar ve oturup sağ el sağ dizde ‘’ya Hayyul baki bi hayatil bekai fil hayati>

Solda olmuşsa;

Sol el sol dizde olarak >ya Hayyul baki fil hayati ve bi dul el ömrü fil hayati> her ikisinde de fazla ihmale gelmez. Zatın hayatı emniyete alınmak gerekir.

Ayakucu Parmaklara yakın:

Sağda cemale vuslat ve meserret

Solda hüzün. Solda ise müdafaa etmek için sağ el sağ diz üzerinde>Allahümme la hüzni fil hayati ve halakal meserreti>okursun.

Küçük parmaklardan gayri bütün parmaklar birden.

Sağda cemal ile solda celal iledir mücahedesi.

Sağda ise> allahümme eğdini kitabi bi yemini>okur;

Solda ise; sol el sol dizi üzerine koyup okunur.

Bütün parmaklar birden:

Sağda cemale vuslat,

Solda celal eder ezdad. Onunladır mücahede.

Sağda ise sağ el sağ dizde bunu okusun.

Ve sol el sol dizi üzerine koyarak, hemen

Okursun…

Sol ayakta olan için ise;

Önce sağdan bir devir yaparsın. Bu devirde besmeleye el hayyün ve el muhyün esmalarını eklemek suretiyle hayatını korumayı ön plana çıkarırsın. Devirden sonra önce sol ayak başparmağını deprederek

Okur, daha sonra aynı esmayı sol elde okursun. O tecelliyi düşürürsün. Bunu ihmal etmeye gelmez. En büyük kederlerin bildirildiği bir ihtilaçtır.

Ayak şemik kemikleri:

Sağ ayak dıştaki; kısa yürüyüş yapmaktır.

Sağ ayak içteki şemik; şereftir.

Sol ayak içi; yürümek

Dışındaki şemik; Şereftir.

Topuk.

Sağda; makamında durmak

Solda; ayrılmaktır, seferdir.

Solda ise; hemen sol el sol dizi üzerine koyarak

Okursa o yolculuk gerçekleşmez. İstemediği durumlar için geçerlidir. İsteyerek planlayarak yapmayı düşündüğü zaman savunma yapılmaz.

Ayak başparmak:

Sağda mal,

Solda; acele etmektir.

Ayak ikinci parmak:

Sağda ve solda devletten resmi ve hoş haber almaktır.

Ayak orta parmakları;

Sağda ve solda kavga haberidir.

Hemen sağ ayak başparmağını deprederek okunur;

Ve sonra sağ el sağ diz üzerine konarak efalli okunur. Yanı dua. Tecelli düşürülmüş olur.

Ayak dördüncü parmak;

Sağda cidal ve solda sürurdur.

Sağda ise yukarıdaki tertip ile okunur. Yani önce ayakta ayak parmağı hafif hafif indirilip kaldırılarak;

Ve sonra sağ şehadet parmağı az indirilip kaldırılarak aynı dua sağ dizi üzerinde okunur. Burada ihtiyaca göre şu esmalar dahi okunur.

>La harbi, vela fesadı, vela harabiyeti, vela kederi fil hayati>gibi.

İhtilaç ederse ayak küçük parmağı;

Sağda ve solda rızık ve maldır.

Gezegen saatleri-Evkatlar

Aziz’im;

Öncelikle selam es selame; bu gezegen saatleri meselesi hemen öğrenilip uygulanacak bir iş değil. Sizden önce bu konuyu talep edenlere verdiğimiz cevabı size de gönderiyorum.

Şeriatın herkese önerdiği metot ve sisteme uyum sağlarsanız maksat sizin için de hâsıl olur.

1400 yıldır maneviyatta ilerlemek isteyenler aşağıdaki yazımızda belirttiğimiz şekilde beş vakit namaza kuşluk namazı ile gece namazını eklemiş, salâtı vitri yatsıdan bir iki saat sonra yatmadan önceye almış, evkat meselesini tealiye uygun şekilde çözmüşler.

Böylece miraç merdiveninin basamaklarını sıkılaştırmışlar ki sukut, hubut, nüzul gibi isimlerle adlandırılan, manada derece kaybının önüne geçmişler.

Lütfen siz de bu göndereceğim metodu düzenli olarak hayatınıza yansıtın. Namazlarınızı asla kazaya bırakmayın. Hangi vaktin girmekte ve çıkmakta olduğunu bilemezsiniz. Vakitler arasındaki hikmete dair ilmlerden de haberdar olmadığınıza göre, ezana göre vakitleri zamanında değerlendirmelisiniz.

Mümin abdestini alır, kulağı ezan sesinde, salâvat çekerek namaza hazırlanır. Eğer söylediklerimizi yapma gayretinde olursanız göreceksiniz ki birkaç ayın içinde kalbe ve hayatınızın her safhasına huzur güven gelecek, ibadette rabbimizle birlikte olmaktan haz almaya başlayacaksınız inşaallah.

Eğer vaktiniz müsait ise bu verilen saatlerin arasını da zikirle doldurabilirsiniz.

Hadisi kutside <benim öyle kullarım vardır ki farz namazlarına nafileler ekleyerek bana yaklaşmaya çalışırlar > mealinde ifadeler vardır.

Ayrıca düzenli meal ve kuran okuyun, efendimizin hayatını okumaya başlayın, o bizim için yürüyen kurandır. Örnektir. Hadis kitaplarından da kendinize rehberlik edecek çok bilgi edinebilirisiniz.

İşte sizin gibi talepte bulunan Büşra kardeşimize verip, sonra da sayfamızda yayınladığımız o yazı;

’Selam Büşra;

Gezegen saatleri dediğin evkatlarda çok çok çok ilimler var… Eğer bir ibadet ehli bizim tavsiye ettiğimiz gibi yedi-sekiz vakit namaz kılarsa evkatlardan beklenen en güzel neticeyi alır, sürekli teali ederek, maksada nail olur.

Siz beş vakice kuşluk ve gece namazını eklediğinizde iş tamam olur. Hele bir de yatsıyı vaktinde kılar, salâtı vitri yatmadan önce kılarak vakti sekize çıkarırsan aliyyül ala olur. Herşeye rağmen vakitlerin cemal olanlarını değerlendirmek isterseniz, bu sekiz vaktin dışında değerlendirebilirsiniz.

Efendimiz s.a.v. ’ dinle yarışmayın din sizi yener’ buyurmuşlar. Yani kendinizi fazla yorarsanız, kişiden kişiye değişmekle beraber, zamanla yorgun düşmek söz konusu olabilir demek istemiş.

Eğer önerdiğimiz sistem doğru olmasa sen nasıl olur da hemen nur görmeye başlayabilirdin. Demek oluyor ki sistem ideal şekilde verildi, ara katmanlara takılmadan, süfliyattan etkilenmeden âlemi melekûta geçtin maşaallah.

Şimdi sana düşen sakin sakin bu sistem içinde zikirlerini yapıp yolunu açık tutmaya ve ilerlemeye devam etmektir. Hikmetullahta aceleye yer yok… Geleceği bugüne taşıyamazsın. Eğer uygun düşerse haftanın bir -iki  gününü oruçla geçirirsen hızlı yol almak için bu sana yeter. Selam es selame’

Yazdı bunu yadigâr, imam-ı zaman

Selamet yolunu bildirdi temam

Tecrübe ile bu ihtilaç nameyi temam

Amel eder selamet bulursun vesselam.

Böyle seyirir ise vücudunda bir yerin eğer

Bil cenabı hakk hikmetullahtan veriyor haber

Riayet eylediler bu ilme bunca peygamber

Bu ilim bütün evliyaların rehberi oldu.

Yazdığım ahkâmı sana bıraktım yâd

Şüphesiz cümleniz ediniz itikat

Amel etmesine eder isen murat

Hikmetullahın Lütfi, ihsanı oldu.

Ol damar ki oynar vücudunda neden

Hikmetullahın efal tecellisinden

Kudretullahtan hak’tır onu depreden

Bütün bunlar habir sıfatının işareti oldu.

Anla işaretinden nedir haberi

O haberden zuhur eder müjdeleri

İçirir hayatta hep ab-ı kevseri

Vuslatullahın doğru yolu bu oldu.

Bu ilimde her yerde teslim olunmaz

Zira insan bir daha cihana gelmez

Zevki ruhani burada her yerde olmaz

Kanaat, hikmette bozar kaideyi

Teslim, tevekkül, kanaat zahirde olur

İlmi ledün mücahede ile yol bulur

Bulur doğru yolu cemale teslim olur

Cemalde tevekkül eder, kâmilen oldu.

Efalde olan ihsanları kâmilen bilmek

İlmi ledün’ü doğru dürüst bilerek girmek

Ki boşa gitmesin ömrünce çektiğin emek

Gerek dünyevi gerek uhrevi bulsun necatı

Eğer bütün vücut birden ihtilaç ederse

Hemen sağ ayak başparmağından başlarsa

Okursa; ‘’ya hayyül baki bi hayatil bekai’’

Bunu sağ el şehadet parmağında okumalı

Hemen sağdan bir devirle işe başlarsa

Bunu dört azasıyla dahi yaparsa

Sağ ayak, sağ el, sol ayak, sol elde okursa

Mahveder celalı, bu yapmış olduğu tecelli.

Dört kuvvetle karşılandı kalp oldu münceli

Sırrı hakikatte zata bu pek büyük bir tecelli

Kemalı hakikat efali kemalden etti tecelli.

Zata marifetullah ihsanından bahşeder belli

Tecelli değişti yoktur zata zeval

Dört efalde birden okundu kemal.

Kuvvet buldu tecelli-i efalden cemal

Celal efalinden olan tecelli zail oldu.

Bu pek büyük zara eder dikkat etmeli

Sırrı marifetullahta daim cemal ile gitmeli

Kudret tecellisinin seyrini etmeli

Saadetle karşılandı celal zail oldu.

İlmi ledün hayat ve saadet yeridir

Bilen erbabı kemalat dağları taşları eridir

Yedi cehennem zat üzerine gelse reddedebilir

Gösterir heybetin cihana, pek az kalır cürmü

Saadet keramet hakikat ilmi ledünde

Metanet sebat, hakikat marifetullah hep anda

Hakkın sevgilisinin efal tecellisinde

Kudret, kuvvet, saadet ilmi ledündedir eder efalini

Sırrı hakikatten kemal bahş eder

Efal cemal kudretullahtan müminler istifade eder

Zat ilmi ledünde marifetullahtan hünerler eder

Marifetullah sırrındandır sırrı efalin tecellisi

Bütün tecelliyat hep zat efalinden

Sırrı marifetullah hikmet ilminden

Şifa-i hakikat hep ilmi ledünden

Mükevvenatta o tecelliden eder zuhuru.

Zat hakkın kemal sırrı marifetullah hüneri

Sırrı yezdandan hikmette böyledir mukadderi

Cemal efali hep şereflendirir müminleri

Hayatı ebedi hep zatın efalinden oldu.

Kimyayı hakikattir zata, hem sırrı saadet

İlm-i ledün zata bildirdi hakikat, hikmet

Marifetullahtan zata bu bir azim devlet

Zatta sıfatullahın olmuştur, azim irfanı

Tecelliyat haktır, daima zat efalinden

İlmi ledün bilindi sıfatullah nurundan

Zat düzenli terfi eder şuhudiyetinden

Kemal irfan ile işler cemal efalini

Feyzi ilahidir sıfatullahtan

Zatı tefyız etti nuru tevhitten

Zatın efali marıfetullahtan

Tecelli hakk hem sıfatullah oldu

Zat sıfatullah ile nuru tevhitte

Sırrı marifetullah, kemal kudrette

Zahir olur hakikat iktiza-i hikmete

Seyir eder zat, derece-i terfii oldu

Zat daim tealide âli derecatta

Sırrı efal tecellisi kemalı hakikatte

Lütfi ilahide daim azim devlette

İlmi ledünde vuslat, nuru tevhitte oldu.

İhtilaç nameyi şimdi güzel bildin amma

Bunun bazı hakikatleri daha var.

Kitabın tamamında bunlara vakıf olacaksın.

*****************

DİKKAT

Ölüm korkusu olan hallerde, ihtilaç alınır alınmaz;

Sağ el şahadet parmağını sağ ayak başparmağına koyarak;

‘’Hayyün, ganiyyün, mün’imün’’ esmalarını okur. Elini yerden kaldırmadan, sola doğru yarım daire oluşturacak şekilde çekerek yavaş yavaş sol ayak başparmağına varır; orada *el müteammi niğmeten, helalen tayyiben *okur.19 veya 21 veya daha fazla her iki ayakta okursun. Tekrar sağ ayağa aynı hattı çeker, sağ ayakta üç defa daha * El müteammi niğmeten, helalen tayyiben* okuyarak efali bitirirsin. Bir müddet salâvatı şerife getirirsin.

Hayat baki olur. Bir sağ devri yaparsan daha da iyi olur.

**********************************************

Bir kimse Allah’ına ve Peygambere yakın olmak istiyorsa, daima salâvatı şerife okuması gerekir.

< Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala âli seyyidina Muhammed:>

*******

İHTİLAÇ EDERSE İKİ KÜREK ARASI

Hazreti Muhammed aleyhisselamın nübüvvet mührünün yeridir orası. Bu işaret zat evliyasına mahsustur. Meratibi âliye ye terfi-i derecatıdır. Efali cemal bir sıfatından, diğer bir cemal sıfatına vuslat etmiştir.

Allah tealaya Habib olmuştur. Ve mahbup ve merguptur.

Mesela merihte bir efali cemal işledikten sonra, zühreye geçmiş ve orada aynı güzel, cemal efali yapmıştır. Evkatta yukarıdan aşağıya inmiştir. Hikmette teali etmiştir. Uruçtur. Yani çıkmak. Derecatı âliye de teali oluşmuştur.

İş bu ihtilaç her kime olursa, büyük adam olacağına işarettir. Saadet ve gınaya, rahata erişecek demektir.

Oranın seyirimesi; celal ve cemal efalleri eşit duruma gelmiş demektir. İlmi ledünde yapmış olduğu, sırrı celal efali ve sırrı cemal efalinin inkişafı müsavi dereceye gelmiş demektir.

Veyahut ilmi ledünde sırrı marifetullahta, nur görmede, cemal ve celal nurlarına olan ilmi ledün malumatı eşit duruma gelmiştir.

Ve yahut esmullah cemal ile esma-i celal tecelliyatı müsavi olmuştur.

Ve sırrullah cemal sıfatına ve sırrullah celal sıfatına vukufu eşit derecede olmuştur.

Ve ya, sırrı marifetullahtan zatına ilim tarif edilip, derece-i âliye de, meratibi haseneye, kemalde tekâmül etmiştir.

Efali hasenesi, Resulullah’ın mazhariyetine uygundur, lütfünde teali vardır. Zat ondan daimi haz almıştır. Ve derece itibariyle pek büyük bir zat olmuştur. Evliyalar arasında yüksek mertebeye çıkmıştır. Veya hürmetli hikmetullah derecelerine terfi etmiştir.

Eğer iki kürek arasına, Rüyada mühür vurulduğunu görürse, kendisinin zamanın zatı olduğu, Efendimizin mühürü kendisine verdiği, Ölünceye kadar sahibi zaman olarak iki cihanın tasarrufunun kendisinde olduğunu belirtir.

Sırrül Esrar’dan Alıntılar–1

İnsanın Asli Vatana Dönüşü

İnsan, iki yönden mütalaa edilir: “Cismani”,”Ruhani.”

Cismani, yani dış görünüşteki maddi hali demektir. Bu bapta herkes eşittir. Ve umumi bir hüküm alır.

Ruhani durumu – bu kalıbın ötesinde saklı duruma – gelince orada özel bir hal başlar.

Umumi hükümde mütalaa edilen insan; bazı derecelerle asli vatanına dönebilir. O dereceleri almak için, dinimizin zahirdeki emirlerini birer sebep olarak ele alır ve ilerler… Ve sırası ile Manevî yola; marifet âlemine geçer. Hele marifet çok yücedir. Peygamber S.A. efendimiz onu överken şöyle buyurur:

-”Her şeyi Özünde toplayan bir hikmet var ki, o hak marifetidir.”

Kulun bunlara erebilmesi için; görsünler, işitsinler diye, iş tutmaması gerekir.

Yapılacak işler için dereceleri üç bölüme ayıracağız. Ki bunlara cennet tabir edilir:

BİR: Mülk âlemindeki cennet… Buna MEVÂ denir.

İKİ: Melekût âlemindeki cennet. Buna NAİM cenneti tabir edilir.

ÜÇ: Ceberut âlemindeki cennet. Buna da FİRDEVS cenneti denir.

Bu anlatılanlar, cismani, – bu maddi – varlığın tadacağı nimetlerdir ki bunlara ancak, üç çeşit ilmi benlikte toplamakla ulaşılır: Şeriat, Tarikat, Marifet…

Yeri gelmişken yukarıya yarısı beyan edilen Hadis-i Şerifin tümünü zikredelim.

-”Bütün hayırları, hikmeti derleyen şey. Hakka karşı irfan sahibi olmak ve onunla amil olup, sonra, batılın da ne olduğunu bilmek ve terktir.”

Sırası gelmişken Peygamber S.A. efendimizin yaptığı bir duayı da anlatalım:

-”Allah’ım, bize hakkı göster ve ona uymayı nasip et; batılı bildir ve ondan kaçmayı kolay eyle.”

Keza, Peygamber S.A. efendimizin bu hususta bir Hadis-i Şerifini yine zikredelim:

-”Herkim nefsini bilir, onun uygunsuz arzularına muhalif kalırsa, gerçekten Rabbini bilmiş ve ona uymuş olur.”

Buraya kadar anlatılan şeyler, umuma şamil olan işlerdir. Bir de üstün istidada sahip insanların hali var ki, onları da aşağıda anlatacağız…

Bunlara, ”HAS İNSAN” tabirini kullanıyoruz.

Bu insanın vusulü, Hakka tam yakınlıktır. Oluşu sebebine gelince tek şeyle olur, o da hakikat ilmi ki buna, lâhutî olan yakınlık âleminde:

TEVHİD tabir edilir. Bu hal âdet olduğu üzere dünya hayatında olur.

Bu hale ermek için, uykuda olmakla, ayıklık arasında bir fark yoktur. Belki de esas uykuya dalınca, kalb bir aralık fırsat bulur ve asıl vatana gider. Bu gidiş külli de olur, cüz’i de…

Nasıl ki Allah-ü Teâlâ bir ayetle şöyle ferman eyler:

-”Allah-ü Teâlâ, nefisleri ölüm zamanı gelince öldürür. Bazılarını da uykularında… Hakkında ölüm hükmü olanı tutar. Kalanları, muayyen bir zaman için geri salar.” (Zümer–42)

Buna işaret olarak Peygamber S.A. efendimizin bir Hadis-i Şerifini zikredelim:

-”Âlimin uykusu, cahilin ettiği ibadetten hayırlıdır.”

Burada kastedilen âlim, tevhid nuru ile içini nur eden; sonra da, harfsiz, sessiz, sır dili ile TEVHÎD ESMASINA devam eden zattır. Asıl insan budur. Bunu anlatan birkaç tane hadis-i kudsi zikredelim.

-”İnsan, sırrımdır; ben de onun…”

–”Batın ilmi sırlarımdan bir sırdır; onu, kullarımın kalbine koyarım, benden gayrı o hali bilen olmaz.”

-”Kulumun zannına göreyim. Beni aradığı an, onunlayım. İçinden anarsa, zatımda anarım. Bir topluluk içinde anarsa, daha hayırlı bir cemaat içinde anarım.”

Bu anlatılanlardan arzu edilen tek şeydir. O da:

İnsan varlığında cüz’i bir yer işgal eden TEFEKKÜR İLMİ…

En önemlisi bu.

Bu tefekküre dair Peygamber S. A. efendimizin buyurduğu birkaç Hadis-i Şerifi anlatalım:

-”Bir anlık Tefekkür, bir yıllık ibadetten hayırlıdır.”

-”Bir anlık Tefekkür, yetmiş yıl ibadetten hayırlıdır.”

-”Bir anlık tefekkür, bin yıl ibadetten hayırlıdır.”

Her işte basarı, Hakkın zatında saklıdır.

Tefekküre dair zikri geçen Hadis-i Şerifler, biraz tefsir ister. Çünkü aynı mevzu üç şekilde anlatılıyor.

Her kim, bazı hikmet taşıyan işleri düşünür, onun bir parçasından birçok parçalar olduğunu, onlardan dahi nice şeyler husule geldiğini düşünürse ki buna tefekkür denir, yaptığı bu tefekkür bir yıllık ibadete bedel olur.

Herkim, yaptığı ibadeti düşünür ve onların hikmetine karşı irfan duygusu taşırsa, bu tefekkürü yetmiş yıllık ibadete bedel olur.

Herkim, İlâhi marifeti düşünür; Allah-ü Taâlâya karşı tam irfan duygusuna sahip olmayı dilerse, bunun yaptığı tefekkür de bin yıllık ibadete bedel olur.

Asıl irfan ilmi budur. İrfan ilmi demekle TEVHİD halini kasd ediyorum. Ârif kişi irfan iştiyakını duyduğu-zata, mahbubuna bununla erer. Bu halin neticesi ise, ruhani bir halle; tam yakınlık âlemine uçup gitmek olur.

Âbidler, cennete yürür giderler.

Ârifler ise, yakınlık âlemine uçar giderler.

Âşıkların kalbine has gözleri var;

Onlar görür, bakamaz başka nazırlar.

Kanatları bir başka, ne hacet damara;

Uçarlar, Melekûta, Âlemlerin Rabbına.

Bu uçuş, irfan sahibinin iç âleminde olur.

Bu hale erene hakiki insan, adı verilir. Allah’ın sevgilisi, mahremi, gelini

tabir edilir.

Bayazid-i Bistami Hz. şöyle buyurur:

—İrfan sahipleri, Allah’u Taâlâ’nın gelinleridir.

Diğer rivayette ise, şöyle anlatılır:

—Evliya zümresi, Allah’ın gelinleridir. Gelinleri ise, ancak sahipleri bilir.

İrfan sahibi olan “veli” kullar, bu görünen kalıp perdesine bürünmüştür.

Allah-u Teâlâ bir kudsi hadiste şöyle buyuruyor:

-”Velilerim, kubbelerim altındadır. Benden gayrı onları tanıyan olmaz.”

İnsanlar, duvaklı süslü geline bakarken ne görebilir ki? Ancak, dıştaki süsünden başka.

Yahya b. Maaz-ı Razi Derki;

-”Veli yeryüzünde, Allah-ü Taâlâ’nın reyhanıdır, onları sıddık zümresi koklayabilir.

O kokuyu alır, Rablerine iştiyak duyarlar. Değişik huylarına göre, ibadetleri artar. Bu da varlıklarından soyunduktan fena haline göredir.

Hakkın zati varlığına yakınlık, maddi varlıktan soyunup, fena âlemine geçiş kadardır. Fena hali ne kadar artarsa. Hakka yakınlık o kadar artar.

Asıl veli, halinde tam yokluğa varan ve Hakkın varlığını müşahedeye dalandır.

Onun-nefsinde, bir seçme kudreti yoktur. Ve onun benliğinde Hakla beraber ikinci bir varlık, karar kılamaz.

O, birçok kerametle teyid edilmiş olmasına rağmen, hepsinden beridir. Hiç biri ile ilgisi yoktur.

Orada hiçbir halin iflası görülmez.

Çünkü RÜBUBİYET sırrının ifşası küfürdür.

MÎRSAD adlı eserde şöyle denir:

—Keramet sahiplerinin hepsi, hallerinden perdelidir. Keramet gösteren için; keramet hayız hali sayılır. Böyle olmakla beraber bir velinin en az, bin makamı vardır ilki kerametler kapısıdır. Ondan geçen öbürlerine nail olur. Aksi halde hiç birine…

İNSANIN ESFELİ SAFİLİNE REDDİ (GÖNDERİLMESİ)

Allahu Teâlâ; “Lâhut âleminde” Kudsi Ruhu, tam kıvamında yarattıktan sonra, Onu aşağılara göndermeyi diledi ve gönderdi. Bundan kasdı; güçlü padişahın katındaki doğruluk otağında, yakınlık bulmak ve ünsiyetin (birlikteliğin) artmasıydı. Ki orası, Evliya ve Enbiyanın makamıdır.

Allahu Teâlâ O Kudsi Ruhu önce, Ceberut âlemine gönderdi. Beraberinde “Tevhid Tohumu” bulunuyordu. Uğradığı âlemde Onun benliğine Nuraniyet hali emanet edildi. Ve orada bir kisve giydi.

Oradan “Mülk âlemi“ne geçti. Orada kendi benliğine has Hakkın yarattığı kisveyi giydi. O kisvenin giydirilmesindeki murad; bu ‘Mülk âlemi’nin yanmamasını temindi… İşte o kisve, bu yoğun ceseddir.

Bu Kudsi Ruha, giydiği Ceberut Kisvesi dolayısıyla, “Sultani Ruh” tabir olunur (denilir). Melekût âlemi’nden aldığı kisve icabı, O’na ‘Seyrani’ ve ‘Revani’ Ruh, tabir edilir (denilir). Mülk âlemi’ne nisbeti ile ona cismani Ruh tabir olunur.

Bu efal âleme gelmeden maksat. Kalp ve kalıp vasıtası ile yakınlık ve derece kazanmaktır. Bu âleme gelecek, Kalp arzına TEVHÎD tohumunu ekecek ve orada TEVHÎD ağacını bitirecek…

“O ağacın aslı olduğu yerde durur” ve dalları sürür boşluğunu doldurur. Ve orada Allah rızası için, TEVHİD meyveleri verir.

Ve sonra Kalb arzına Şeriat tohumu ekti. Orada Şeriat ağacını büyütmeyi istedi. Ve derecelere ait meyvelerin hâsıl olmasını (oluşmasını) istiyordu.

Allah’u Teâlâ Ruhlara cesetlere girmeyi emredince, her birine has (özel) yer ayırdı.

‘Cismani Ruh’un yeri, etle kan arası oldu.

Kudsi Ruh’un yeri sırda yapıldı. Bu iki Ruhtan, her birinin ayrı ayrı yerleri ve bu vücud ülkesinde metâ-ı, kârı (işlevi) ve ticareti vardır. O ticaretler, bol ve bereketlidir.

Allah’u Teâlâ onları anlatırken şöyle buyurdu:

-”Gizli ve aşikâre bol ve bereketli kâr ümit ederler…” (Fatir–29)

Her insana layık olan odur ki, bu vücud âleminde yapacağı işi bile… Anlaya… Çünkü bu âlemde boynuna hangi hüküm asılmış ise, o hâsıl olmaktadır. Ama bir âyeti Kerimede zikrolunan, o hırs ve dünya düşkünü insan için şöyle buyurulur:

-”Kabirlerin açılacağı ve sinelerde olanların ayrılıp ortaya atılacağı zamanı düşünmez mi?”(Âdiyat:9–10)

-”Biz, insanların yapacağı işin özetini boynuna taktık”. (İsra–13)

RUHLARIN CESETTEKİ YERLERİ

Cismani Ruhun, cesetteki yeri sinedir. Zahiri duygularla beraberdir. Onun meta-ı şeriattır. Yaptığı iş, Allah’ın emri olan farzlardır. Allah’u Teâlâ o emirleri ile zahirdeki (dış âlemdeki) ahkâmı düzenlemiştir.

O ruh, farzları eda ederken şirk ehli olmaz. Çünkü Allah-ü Teâlâ onun için şöyle buyurdu:

-”O yaptığı ibadette Rabbine şirk koşmasın” (Kehf- 10)

Allah birdir; bir’i sever. Yani İbadetin, yalnız kendine has olmasını ister. Dahası var: Ameller gösterişsiz olmalı, duysunlar diye, yapılmamalı. Sonra, yapılan ibadetin, dünyada iken kârı gözetilmemelidir.

Yapılan ibadetten hâsıl olacak Velâyet hali, keşif ve müşahede hali mülk âlemine aittir. Bu haller yer zemininden sema yüksekliğine kadar böyledir.

Sonra bazı bu âleme has KEVNİ keramet tabir edilen, ruhbanlara ait işler vardır-onlar da, suda yürümek, hava boşluğunda uçmak, az zamanda çok yer kat etmek. Uzaktan söyleneni duymak ve iç âlemde gizli şeyleri haber vermek gibi şeylerdir…

Âhiret âleminde ise, bazı iyilikler bulabilir. Onlarda cennet, huri, köşkler, kılman, içkiler ve cennetin diğer nimetleri… Bunlar, birinci cennet olan meva cennetindedir.

Revani ruhun yeri kalbdir. Metaı, manevi yolculuğa dair olan ilimdir. Bu ruhun meşgalesi Hakkın zatına ait isimlerin ilk dördü iledir. Diğer on iki isimde olduğu gibi, bu dört isimde de ses, harf, konuşma olmaz. Allah-ü Teâlâ bu hale işaret için şöyle buyurdu:

-”İster Allah deyiniz, isterse Rahman; hangisini çağırırsanız, çağırın; güzel isimlerin hepsi onundur.” (İsra–110).

Yine buyurdu:

-”Güzel isimler Onundur; onlarla çağırınız.” (Araf- l80).

Bu âyetlerdeki işaret şudur ki, uğraşılması gereken esaslı iş, İlâhi isimlerdir. O da iç âlemine dair olan bilgidir. Bu bilgiden hâsıl olan marifete gelince:

TEVHİD esmasının sonucu olduğunu söyleriz.

İlâhi esmaya dair Peygamber S.A. efendimizin şu Hadis-i Şerifi vardır:

-”Allah-ü Teâlânın doksan dokuz ismi vardır; herkim onları ezbere sayarsa, cennete girer.”

Anlatmak istediğimiz mevzuu açıklayan Peygamber S.A. efendimizin bir Hadis-i Şerifi de şöyledir:

-”Ders, bir harftir, tekrarı bindir.”

Yani, zata has isim bir tane; ama onun huyuna bürünen sayısız.

On iki İlâhi isim LÂ İLÂHE İLLALLAH cümlesinin esasına dayanır. Çünkü bu cümlenin harfleri on ikidir.

Allah-ü Teâlâ, kalb işlerindeki her harfe bir isim verdi. Ayrıca her âlemin üç ismi vardır. Allah-ü Teâlâ, sevenlerin kalbini öylece, sevgide sabit kıldı…

Bu durumu, Allah-ü Teâlâ şöyle haber verdi:

-”Allah iman eden kimselerin kalbini dünyada ve âhirette sabit söz üzerine tespit etti”. (İbrahim – 27).

Ve onlara, ünsiyet zevkini ihsan eyledi.

TEVHİD ağacını onların kalbine yerleştirdi. Aslı, yerin yedinci zemininde sabit olup, belki daha aşağıda; dallarına gelince, sema yüksekliğinden taa, arşa kadar veya daha yukarı uzar.

Allah-ü Teâlâ diğer Ayet-i Kerimede şöyle buyurur:

-”O bir pâk ağaca benzer, kökü yerde, dalı semaya uzar.” (İbrahim – 24).

Revani ruhun yeri, kalb hayatıdır. Melekût âlemini müşahede eder. Müşahede ettiği şeylerin bir kısmı, cennetler ve onun ehli, nurları ve içinde bulunan meleklerdir.

Sonra konuşması iç âleme dair olur. İlâhi isimlerin batın manasını düşünür; “sessiz ve harfsiz” konuşur.

Bu ruhun, Âhiretteki yeri ise, NAİM cennetidir.

Sultani ruha gelince… Onun da olduğu ve tasarruf ettiği bölge FUAD’dır. Bunun metaı ise, marifettir. İşine gelince, kalb dili ile vasıta kılınıp yalvarılan İlâhi ilimlerin hepsidir.

Peygamber, S.A. efendimiz ilmi anlatırken şöyle buyurur:

-”İlim iki çeşittir. Biri, dildeki ilim; bu Allah’ın kullarına karşı bir tutanağıdır.

Öbürü de kalblerdeki ilimdir. Faydalı olan da budur.”

Esas yararlı bilgi bu ilmin çerçevesi içindedir.

Peygamber, S.A. efendimiz, diğer bir Hadis-i Şerifinde ise, şöyle buyurur:

-”Kur’an ‘ın bir dış, bir de iç manası vardır,”

Yine buyurur:

-”Allah-ü Teâlâ Kur’an’ı on batında inzal eyledi…

Her batın mânanın bir sonrası daha faydalı ve daha kârlıdır. Çünkü gerçeğe daha yakındır…”

Bahsettiğimiz, on iki İlâhi isim, bir nevi Musa a.s. Nebinin, taşa vurup açtığı on iki çeşmeye benzer. Bu durumu, Allah-ü Teâlâ bize şöyle haber verdi:

-”Musa, kavmi için bizden su talebinde bulundu. Ona:

–”Taşa sopanla vur.

Dedik, o zaman on iki göze fışkırdı. Her cemaat, içeceği yeri bildi.” (Bakara- 60).

Zahirdeki ilim, geçici yağmur suyuna benzer.

Batıni ilme gelince, temeli olan bir hazinedir ki bu, zahir ilimden daha yararlıdır.

Allah-ü Teâlâ, bir misal olarak şöyle buyurur:

-”Ölü yer, onlara kudretimizi bildiren bir delil olmalıdır.

Oraya can verdik, habbe çıkardık; ondan yemektedirler”. (Ya Sin–33).

Allah-ü Teâlâ bu afakta habbe yarattı. Bu habbe, hayvani nefsin kuvvetidir. Bir de enfüsi âlemde habbe halk etti. O da, ruhani ruhların kuvvetidir, gıdasıdır.

Peygamber s.a. efendimiz bir Hadis-i Şerifinde şöyle-buyurur:

-”Her kim kırk gününü ihlâs ile sabahlarsa, hikmet kaynakları kalbinden diline akar.”

Bu sultani ruhun kârına gelince, CEMÂL sıfatının tecellisini seyre dalıp hayran olmaktır. Bunu Allah-ü Teâlâ şöyle haber verdi:

-”FUAD gördüğünü yalanlamadı.” (Nece – 11).

Bir Hadis-i Şerifte ise, bu durum daha başka anlatılır:

-”Mü’min, Mü’minin aynasıdır.”

Birinci mü’minden imanlı kulun kalbi, ikinci mü’minden ise, Allah-ü Teâlâ murad ediliyor.

Allah-ü Teâlâ bir sıfatının Mü’min olduğunu bize şu âyetiyle bildirdi:

-”O Mü’min ve Müheymindir.” (Haşr, 23)

Bu sultani ruhun meskeni öbür âlemde, üçüncü cennet sayılan FÎRDEVS cennetidir.

Kudsi ruhun tasarruf ve durak yerine gelince, o da SlR’dır.

Bu ruhun hali, şu kudsi hadisle anlatılır:

-”İnsan benim sırrım; ben de insanın sırrıyım.”

Bu ruhun metaı hakikat ilmidir; bu ilim aynı zamanda TEVHİD ilmidir.

Yaptığı işlere gelince, TEVHİD isimlerine devamdır.

Buradaki devam, sır lisanı ile olur. Öbürlerinde olduğu gibi, burada da zahiri nutuk yoktur:

-”Sözü bağırarak demekte isen; o gizliyi bildiği gibi, en hafiyi de bilir.” (Ta Ha – 7).

Kudsi ruhun haline Allah-ü Tabladan başkası vakıf olamaz.

Bu ruhun kârı, manâ yavrusunun zuhurudur. Müşahede ettiği ve gördüğü, Allah-ü Taalânın veçhidir. Hem celâl; hem de cemâl sıfatlarına bakar. Bakışı sır gözü iledir. O günde yüzler parlak olarak Rablerine bakarlar. Orada benzeme ve benzetilme yoktur. O işitir ve görür.

İnsan, gayesini bulunca, akıl inhisarı altına girer.

Kalbler hayrete dalar. Diller tutulur; bu hallerden haber vermeye gücü yetmez. Çünkü Allah-ü teâlâ görünen misallerden münezzehtir.

Anlattığımız bu haberler ilim sahiplerine ulaşınca, onlara gerekir ki, ilim makamlarını anlamaya çalışalar. Bütün rağbetlerini, oraya yönelteler, gerçek yüzünü anlamaya bakalar. Teveccühlerini daha ötelere aşıralar…

Daha yükseklere varalar. Daha ilerisi “Ledünni ilme”ereler. Anlattığımız halleri inkâra sapmadan, zati olan ehadiyet makamını bulmaya, irfan sahibi olmaya bakalar.

Kalb; manen diri bir kalbden TEVHİD tohumunu alınca hayata kavuşur. Ve o tohum tam olur. Kemâle ermeyen tohumdan bir bitki bitmez.

Kur’an-ı Kerimin iki yerinde geçen: LÂ İLÂHE İLLALLAH, cümlesi, anlatmak istediğimizin esasına işaret eder.

Birinde: “LÂ İLÂHE İLLALLAH, cümlesi onlara okunduğu zaman büyüklenirler.” (Saffat – 35).

Bu âyet zahiri duruma işaret eder; yani avama dairdir. Diğer yerde ise, şöyle buyurulur:

-”Şunu bil ki, -L İLÂHE İLLALLAH- Allahtan başka ilâh yoktur sonra senin ve kadın, erkek mü’minlerin günahına bağış talebinde bulun!” (Muhammed- 19).

Bahsettiğimiz telkin bu âyetin delâleti ile olmaktadır. Ki bu, havas kullar için buyurulur.

ZİKİR TELKİNİ: Bu yolu, Resulullah s.a. efendimizden ilk talebeden Hz. Ali k.v. olmuştur. Peygamber s.a. efendimizden en yakın, en değerli ve en kolay yolu belletmesini temenni etmişti. Bunun üzerine Peygamber s.a. efendimiz Cibril’in gelmesini bekledi. Geldi; üç defa Peygamberimize s.a. yukarıda zikri geçen TEVHİD kelimesini telkin etti. Sonra Peygamber s.a. efendimiz aynı şekilde tekrar etti.

Bundan sonra Hz. Ali’ye k.v. belletti. Daha sonra ashaba geldi; aynı cümleyi onlara öğretti. Ve ayni manayı anlatmak için bir gün, şöyle buyurdu:

-”Biz küçük cihaddan döndük; büyük cihada geliyoruz”

Bunu söylerken nefisle edilen cengi murad ediyordu.

O büyük Peygamber s.a. bir gün ashaptan birine şöyle diyordu:

-”En büyük düşmanın; iki kaburga kemiğin arasın¬daki düşmandır.” (90)

(90) Bu bölüm, Seyyid Abdulkadir Geylâni Hazretlerinin Sırrül Esrar adlı kitabından alınmıştır.

“Tez erişti seherler canların meclisine
Yürek hala yanıyor halde maşallah kaldı
Şifalar sundu zikir, bir garip dertlisine,
Unutuldu kelâmlar dilde bir ALLAH kaldı…”Yunus Karaçöp

Aziz kardeşim;
Her varlık ister istemez,
yaratılış gayesiyle orantılı zikir etmeye programlanmışken,
insanoğluna, sınırsız bir yelpazede,
dilediği sıfatta,
dilediği esma ile zikir yetkisi verilmiştir.
Kelimenin tam anlamıyla, Cenâb-ı Hakk’a halife kılınmıştır.

Yani evrende,
belli sınırlar içinde kalmak şartıyla,
insanoğluna hüküm yetkisi verilmiştir.
Âdemoğlundan, bu yetkiyi kullanırken beklenen,
hayatın bekasına,
adalete, bütünlüğe halel getirmemesidir!
Çünkü yapacağı duanın, yani zikrinin,
sıfatullâh’ta (mutlaka) kabul edileceği bildirilmiştir.

Kuran-ı Kerim,
Yapacağımız zikrin nasıl olması gerektiğini,
bizzat Allah Teâlâ’nın kelamıyla belirtmiş,
birliği ve tekilliği korumamız istenmiştir.

Usulüne uygun zikrin yollarını kâmilen göstermiş,
düzenli zikri (az da olsa sürekliliği) tavsiye etmiş,
adil olmayı,
olmazsa olmaz kural olarak ortaya koymuştur.

Hem zikri yapanın bekası,
hem de sıfatullâh’ın,
yani tecelli mekânının haksızlığa maruz kalmaması için,
esmalarından,
Esma-i Hüsna’sının zikri önerilmiştir.

Esma-i Hüsna’dan murat;
hayatın devamlılığına uygun isimlerin zikredilmesidir.
Yokluğa ve zulme, kahır ve gazaba neden olacak isimlerinden uzak durulmasıdır!

İsimler; anlamlarına göre tecelli edeceğinden, kahır ve gazabı, yıkım ve ölümü davet edecek isimlerin zikrinden uzak durulması gerekir.

Bu nedenle; İslam’da beddua yasaklanmış, “Mü’min ya hayır konuşsun ya da sussun” buyurulmuştur.

Özetle,
Anlamlarına göre,
olumsuz esmâların zikrinden uzak durulmalı,
hayata ve hidayete davet dururken, ölümü davetin haksızlık olacağı
ve zikri yapanın sorumlu tutulacağı unutulmamalıdır…

Allah ism-i celâli,
her zaman ve her yerde,
herkes tarafından zikir edilebilecek bir esma değildir.
O isim bütün esmalarını camiğ olduğundan zikrinde,
adaba eksiksiz riayet gerekir.

Arada bir hatırlamayı kastetmedik tabii…
Düzenli zikirden bahsediyoruz.

Öyle insanlar var ki
günde binlerce kere Allah ism-i celâlini okuduğunu söylüyor.
Allah ism-i celâli,
“ayaklar hareket halindeyken zikir edilemez”.
Edilirse fayda yerine zarar hâsıl olur.
Yürüyen bir insan,
içinde Allah ism-i celâli olan bir ayeti okuyamaz.
Okursa mesul olur.
Çünkü dünyada ve kendi nefsinde şiddet,
olumsuz her şey yani celâl tecelli eder.

Literatüre girmiş birçok zikir şekli,
Kur’an’ın özüne muhaliftir; ne yazık…

Maalesef;
Kuran-ı Kerim;
“Göbekten aşağıda azalar hareket ederken OKUNMAZ!” hükmü
“Göbekten aşağıda tutulmaz!” şeklinde çarpıtılmıştır.

Tıpkı;
“Temiz olmayanlar bu kitaba yaklaşamazlar” hükmünün
“Abdestsiz Kur’an okunmaz” şeklinde çarpıtıldığı gibi…

Çarpıtmaların kasıtlı yapıldığı şüphe götürmez bir gerçektir…
Birincide yanlış zikirle şeytana fırsat tanınırken,
İkincide Kur’an-ı Kerim’in düzenli ve sürekli okunması önlenmiş
Ve hükümlerini hayatımıza taşımamız engellenmiştir…

Azizim;
Namazın adabı,
her konuda bize ibret olmalıdır.
Dikkat edilirse;
Namazda tekbir kulaklarda “Allah” ve “Ekber” sözleri getirilir,
uzun kıraatler, sol el, sağ el tarafından sıkı sıkıya bağlıyken okunur.
Celâl esmaları,
hareketsiz durumlarda,
kıyam halindeyken
yahut vücudun baş bölgesinde okutulur.
Tekbir getirilir getirilmez, el bağlanır.
Rükûda,
kemal esması olan “El-Aziym” esması zikredilir.
Secdede,
sırf cemal olan “El-âlâ” ismini tespih ederiz.
Otururken bütün azalar sabittir.
Göz dahi hareket ettirilmez, secde noktasından ayrılmaz.
İhtiram ve dikkat, ciddiyet hat safhadadır.

Otururken;
Sağ ayak başparmağı dik olarak yere sabitlenirken,
Sol ayaküstüne oturulur.
Bütün bunların bir anlamı olduğunu açıklamak üzere;
Resulü Kibriya Efendimiz aleyhisselâm
“Namazda sol elinizi sağ elinizle bağlayın,
sol ayağınızın üstüne oturun ki, şeytan vuslat bulmasın” buyurmuştur.

Bu sırdan da anlayacağımız üzere vücudumuz bir hakikat kimyasıdır.
Sol yanımızla Allah’ın celâlini,
Sağ yanımızla cemâlini temsil ederiz.

Sol el ile iş yapmak en aza indirgenmiş, çoğunlukla sağ elin kullanılması istenmiştir.
Sol elle tespih çekmek kesin olarak yasaklanmıştır. “Kitabı sol tarafından verilenler, hüsrandadır” denilmiştir.
El işte göz oynaşta zikir yapılamaz…
Özellikle; namaz dışında, toplu zikir olmadığı bilinmelidir.

Geçmiş günahlarımızdan ve halen içinde bulunduğumuz sıkıntılardan;
ARINMA DUASIDIR.

Geçmişimizden kaynaklanan her ne olumsuzluk varsa tamamından kurtulmak, affedilmek, kutsanmak, arınmak için aşağıdaki dua tarif edildiği şekilde, en az kırk gün aralıksız her namazın ardından okunmalıdır…

Sağ el şahadet parmağı ile tespih taneleri teker teker çekilir. Eğer yanımızda tespih yoksa sağ el sağ diz üzerine konur, şahadet parmağı sürekli aşağı yukarı inip kalkarak hareket ederken, acele etmeden okunur. Bu efâl(hareket), yalnız esmâlara başlandığında başlar, iş bitinceye kadar kesintisiz devam ettirilir.

Niyet;
Öncelikle niyet edilir… Niyetsiz dua hedefsiz atılan ok gibidir. Tavsiye edilen niyet şöyledir.

“Ya Rabbim, okuyacağım esmaların ve yapacağım efâllerin zatımda ve sıfatımda tecellisiyle, zatımı ve sıfatımı korumanı niyet ve talep ediyorum. Arş-ı âlâ’ndan, Mucip sıfatınla dua ve dileklerimi kabul buyur.
İstimdat ya Resulullah, istimdat ya Habibullah, istimdat ehl-i beyt-i Güzin, istimdat ashab-ı kiram ve’l istimdat cümle ruhaniyat…” dedikten sonra;

Dokuz kere istiğfar getirilir. Tavsiye edilen istiğfar ise şu şekildedir…
’’Subhanallahu ve bi hamdihi subhanalahul azıym, estağfirullah’’

Dokuz kere salâvat getirilir. Tavsiye edilen salavatı şerife şu tertip ile olanıdır..
’’Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala âli seyyidina Muhammed.’’

Ve bir kere euzü besmele çekildikten sonra dilediğin sayıda, zamanın el verdiğince ve kalp ile dil birliği sağlandığı süre;

“Ya latıfün ya latıyf. Bi lutfikel hafiyyü bil kudretilletiy isteveytü biha alel arş” esma tertibi okunur.
Tamamlamaya karar verildiğinde dokuz kere daha salâvat-ı şerife getirilir.

Zamanın yetersiz olduğunda zikir sayısı azaltılır, yeterli vaktin olduğunda artırılır, ancak her namazdan sonra en az dokuz kere zikredilmesi uygun olur. Yani zikirde kopukluk, ara vermek olmamalıdır. İbadetin ve zikirin az bile olsa devamlı olanı makbuldür.

Umulur ki geçmişe dair her tür olumsuz tecelli varsa tamamının ifnası bu zikirle gerçekleşir. Tecrübe edilen ve sık müracaat edilen bir zikirdir. İstiğfar ve salâvatlar dışında kalan bu bölüm yürürken dahi okunabilir… Namazlarda düzenli okunduysa,istendiğinde namaz aralarında da bu bölüm okunabilir.Bu zikiri samimi şekilde okuyup tecelli ettirenler,rüyalarında sağ önlerinden bir kitap yahut temiz sayfa aldıklarını görürler..’’Kitapları sağ önlerinden verilenler,kurtuluşa erenlerdir’’ayetinin muhatabı olurlar.

BU şekilde zikiri tamamlayan kardeşlerimiz, ihtiyaç halinde, telep eden yakınlarına verilebilirler.
Yani herkesin okuyabileceği bir cemâl duadır. İçinde celâl esması yoktur… Kalp gözünün açılmasına, okuyan kişinin alemi melekût ile temasa geçip nûr görmeye başlamasına vesile olur.

Bu arada zikire başlayan kardeşlerimiz, günde bir defa zikrini tamamladıktan sonra, aşağıda tarifi yapılan sağ devrini yaparlarsa yerde ve gökte negatif güçleri bağlamış, nefsanî ve şeytani baskılardan, düşmanlarından gelecek her türlü tehlikeden kendilerini korumuş olurlar… Sağ devri hacıların Kâbayı muazzamayı tavaf etmiş gibi sevap kazanaırlar. Kâbe insan kalbini temsil eder. Sağ devri ile kişi kendi kalbi üzerinde tavaf yapmış, allahın celalini temsil eden sol yanımızı daire içine alarak bütün celalullah’ı hapsetmiş, cemalullaha sığınmış olur… Bu devir kesretle yapılmaz. Günde bir defa yapılması yeterlidir. Daha fazlası ancak ileri derecede bir olumsuz tecelliden haberdar olunursa yapılır ki, ihtilaç namede hangi hallerde sağ devri ile savunma yapılacağı yazılır. Aşağıda ihtilaç name de mümin kardeşlerimizin hizmetine sunulacaktır… Yüzyıllar boyu halktan gizlenmiş bu efaller ve ihtilaçname günümüz insanının içinde bulunduğu zorluklardan dolayı açık edilmiştir.

Dünya döner, ay döner, güneş döner galaksiler döner, evren döner… Allah’ın bir ismi “devvar”dır. Ve bir gezegen dışında tamamı saat yönünün tersine yani soluna döner. Bu dönüşe ilm-i ledün dilinde sağ devri denir. Bedenin sol yanını içeri alır, hapseder. Sol Allah’ın celâl sıfatlarını, sağ Cemal’ini temsil eder. Celâl yıkıcı güç, cemâl yapıcı güç demektir. Ve evren düalite üzerine var edilmiştir. Varlık cemalden, yokluk celaldendir.

O nedenle Hz. Mevlana, “her şey döner ben neden dönmeyecekmişim dedi” semaya başladı. Ama kesrete gitti. Günde bir keresi yeter. Ehli şartlarına uyarak üç kere de devir yapabilir. Ancak üçten ziyadesi zarar-ı muciptir. İşte o mucize dönüşün nasıl yapıldığına dair yazımız;

Tam da Kâbe’de hacıların yaptığı farz ibadet şekliyle;

SAĞ DEVRİ:

Sağ devri efâl sırrında en büyük korunma efâlidir… Her türlü tehlike anında yapıldığı gibi, günlük olaylarda olması muhtemel olumsuzluklardan Allah’a sığınmaktır. Allah tealanın gazabından lutfuna sığınmaktır.
Ayet el Kürsî ile yapılan devire “devri âlâ” denir. Kişinin kendi kalbi etrafında tavaf etmesi demektir. Kâbe’nin tavafı ile eş anlamlıdır. Hz İbrahim Halilullah zamanından bu yana ehli tarafından bilinen bir ibadet şeklidir. Allah’ın celâl sıfatından, cemâl sıfatına sığınmak demektir.
Evrende her ne olursa Allah’ın sıfatlarının tecellisinden ibarettir. Gerek kaderin cilvesi, gerekse yine kader sırrının gereği olarak yaptığımız işlerin, söylediğimiz sözlerin sonucu olarak bize geri dönen olumsuz tecellilerin etkisinden korunmak üzere yapılır… Ayet el Kürsî’nin koruyucu etkisine sığınmaktır. Cenabı Hakk’ın bir sıfatı diğer sıfatını izale eder. San’iğ kudret ezelde böyle hükmetmiş… Açlığı, nimeti izale eder; hastalığı, şifa sıfatı iyileştirir.
Geçmişte bilmeden veya irademizle hayır zannıyla yaptığımız efâl ve dualarımız hikmette belli işlemlerden geçtikten sonra beşeriyete intikal ile bize mükâfat veya ceza olarak döner. Ceza olarak dönenlerden Allah’ın af ve koruyuculuğuna sığınmak üzere bu sağ devri seçilmişler tarafından yapılagelmiştir.

Her ne hikmetse hep gizlenmiş. Bu zamanda Mü’min’lerin imdadına yetişmek üzere bildirilmesinde bir sakınca görülmemiş, beyanına Hakk Teâlâ izin vermiştir. Bu efâli düzenli olarak yapan bir Allah yolcusu hem içten hem dıştan gelen saldırılara karşı korunmuş olur. Hasta ise şifa bulur, dertli ise deva bulur, süluku sırasında karşılaştığı engelleri kolay aşar. Kendisini emniyette hissedeceğinden Allah’a yolculukta cesareti artar. Şeytanın tuzaklarından, aklî yanılgılardan, vesvese ve evhamlarından arınır.

Günde bir defa yapılır…

Namaz kılanların herhangi bir vakit için bunu adet edinmesi ve her gün aynı vakitte yapması tavsiye edilir. Yirmi dört saatte bir yapılması yeterlidir.
Sağ devri besmeleye eklenecek ihtiyaca göre eklenen iki esma ile de okunur. Ancak bu esma bilgisi gerektirdiğinden daha zordur. En iyisi Ayet el Kürsî ile korunmaktır.
Her duada olduğu gibi niyet etmek gerekir. Niyetsiz ibadet olmaz. Abdestsiz ibadet olmadığı gibi niyetsiz ibadet de olmaz.
Niyetsiz ibadet hedefsiz ok gibidi, denilmiştir.

Bana bütün dualarımda şöyle niyet etmem emredildi:
“Allah’ım; okuyacağım esmâların ve yapacağım efâllerin sırrı mucibince(hikmeti gereğince)zatımı ve sıfatımı korumanı niyet ve talep ederim. Dostuma dost düşmanıma düşman, zaman içinde an serian ve gariben mucip sıfatınla Arşı alandan tecelli buyur” derim.
Sonra; “İstimdat ya Resulullah
İstimdat ya Habibullah,
İstimdat ehli beyti güzin,
İstimdat ashabı-ı kiram,
ve’l istimdat cümle ruhaniyât” diyerek yardım dilerim.

Ve üç yahut dokuz kere salâvat-ı şerife getiririm.

“Allahumme salli âlâ seyyidina Muhammedîn ve âlâ âlihi ve sahbihi ecmain”
Veya
“Allahumme salli âlâ seyyidina Muhammedîn ve âlâ âli seyidine Muhammed”

Ellerini namazdaki gibi bağlar,

Bir Fatiha okur, ardından besmele çeker, Ayet’el Kürsî’yi bir defa okursun. Kırk beş derece, bir çeyrek daire soluna, ayaklarını yerden kaldırmadan, sağ ayağını ileri atarmış gibi sürükleyerek döner, sol ayağını yeni durumuna adapte eder, vücudun duruşunu düzeltirsin.
Yönün doğuya olur.

Yeniden aynı ayeti besmele ile birlikte okur, bir çeyrek daire dönüşle, yönün kuzeye gelir.
Yeniden aynı ayeti besmele ile birlikte okur, bir çeyrek daire dönersin, yüzün batıya dönmüş olur.
Yeniden okuyarak kıbleye dönersin ve devir tamamlanır.
Kendini ve sıfatını okuduğun esmâların(Ayet’el-Kürsi’nin) anlamıyla daireye aldın demektir.

Burada dilersen bir kere daha ayeti kebiri okur gökyüzüne nefes edersin.
Yeniden okur yere yönelerek üflersin.
Yeniden okur ve yutkunursun, yutarsın.

Böylece yedi yönden kendini korumuş olursun. Bu son üç okuyup üfleme iş her zaman şart değildir. Sıkıntı duyulduğunda yapılır. Ancak yapmakta bir sakınca da yoktur, pek güzeldir.

Eller yanlara bırakılır..Üç veya dokuz salâvat getirilerek devir tamamlanır.
Bir kere de;
“Lâ ilahe illallahü vahdehu lâ şerikeleh lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve âlâ külli şey-ün kadir” okursun.
İşin tamam olur…

Daireden sol adımını ileriye, çizdiğin dairenin dışına atarak çıkarsın.

Sol ayakta kendi zatın vardır. O nedenle solla çıkarsın, kendini daireden çıkarmış olursun. Buna çok dikkat etmelisin. Aksi halde o dairede kendin dahi hapsolmuş olursun ki bu hikmette yasaktır; zarar görürsün. İptilaya uğrarsın. Bu yaptığın efâl ile hem kendini hem yakın çevreni, sevdiklerini, Mü’min’leri koruma altına aldın demektir. Tecellisi halinde seni üzecek her tecelli Allah’ın izniyle mahviyete gidecek, affedilecektir.
Sağ Devri bu demektir.

Hikmet ilminden haberdar olan Azizim;
Normal olarak günde bir defa bu devri Zühre saatinde yaparsan CELÂL sıfatını kontrol altına alırsın. Herhangi bir ihtilaç almamışsan bu şekilde yaparsın. Eğer bir ihtilaç varsa o ihtilacın gerektirdiği esmalardan ikisini besmeleye ekleyerek sağ devrini yaparsın.

SAĞ DEVRİNİN FAZİLETİ

Değerli Büyüğüm;
Nakşî tarikatına bağlı biri sag devri yapabilir, fetih suresi okuyabilir mi?
Onlar Allah zikri çekiyor ya niyetlenirken sizin dediğiniz gibi zikre başlasalar olur mu?
Yani onlar sessiz Allah zikri ellerini kalplerinin üzerine koyarak çekiyorlar,
Bu efal sayılıyor mu?
Bu zikre başlarken, bizim yaptığımız gibi niyetle başlasalar olur mu?
Selam es selame

i..y( 4/4/2015 )

Selam es selame,azizim;
Her mümin eğer biliyorsa bu sağ devrini hayatı boyunca yapabilir, yapmalıdır…
İslam’ın bütün ahkâmı nefsimize, şeytana ve küffara karşı kişiyi korumak,

dünya ve ahiretini düzene sokmak,
mümkünse dünyada cennet cemale ulaştırmaktır.

Sağ devri de nefsimizi, şeytanı, küffarı ve münafık şerlerini defederek, sağlığımızı ve imanımızı, zatımızı, çokluk çocuğumuzu, hısım akrabamızı, devletimizi ve milletimizi bu şer güçlerin etkilerinden korumak için yapılır…

Efendimizin zamanında müşrikler bile her sabah Kâbe’yi tavaf ederek işlerine başlarlar,
akşam tavaf yaparak gecelerini başlatırlardı.
Bu sayede Allah inancı yaşamış, hanif din ayakta kalmış, şeytan Allah’ı inkâr ettirememiş, ancak şirk koşturacak kadar fitne çıkarabilmişti. Hal bu ki günümüzde sayısız ateist türedi cehaletimizden, kadim bilgileri hurafe bilip terk etiğimizden…

Gerekçeleri ile birlikte geniş olarak verdiğimiz bu bilgiden yola çıkarak,
elden geldiğince kendiniz ihmal etmeden düzenli sağ devri yaptığınız gibi,
çocuklarınıza, akraba ile dostlarınıza bu hikmetullah gerçeğini öğretin,
hayatları boyunca yapmalarını sağlayın inşaallah.

Hastalanacağından korkan ve ya hasta olanlara sağ devri yaptırırsanız ya hastalanmaz yahut hafif atlatarak çabuk iyileşirler.
Ayet el kürside beş adet Allah ismi vardır. Bunlardan birisi el şafi esması biri el âlim esmasıdır. Hem ilim tecelli eder kişide hem şifa hem de hızf eman sağlanır.
Ayet el kürsi, en büyük korunma ayetidir, arş ve kürs’ü koruyan ayettir.

Fetih suresini elbette okuyabilir, her sureyi okuyabilirler.
Niyet her şeyin başıdır. Ameller niyetlere göre değerlendirilir. Öyleysa bizim önerdiğimiz niyet geniş anlamlı bir niyettir. Onlar da aynı niyetle okurlarsa zatları ve sıfatları koruma altına alınır.

İnsanın hemen her davranışı bir hikmet efaldir.
Kontrolsüz olarak celali ve cemali efallerle mücehhez dünyaya geliriz.
İhtiyaçlarımız niyetlerimizin, kelamlarımızın ve efallerimizin ortak bileşkesi olarak meleki âlemde kabul görür, tecelli ederek bize geri döner.

Bugün yapıp ettiklerimizin sonuçları ahirde yani gelecek bir zamanda bize nimet yahut külfet olarak geri döner. San’i kudret binayı ezelden böyle kurmuş.
Talep ederiz icabet edilir. Talep bilinçli yahut bilinçsiz olarak dursuz duraksız yapılır.

Yani her halimizle, inançlı olalım yahut olmayalım, sürekli talep eder konumdayızdır.
Er rahman ismi şerefiyle cümle mahlûkatın, er rahiym ismi şerefiyle de inananların dua ve dilekleri yani yapıp ettikleri meleki âlemde değerlendirilir, karşılığı zerre miktar eksik fazla olmamak üzere kendisine iade (ikram-sunulur) edilir.

Yani hayatımızı davranışlarımızın neticelerini yaşayarak idame ettiririz.
Nefsinize uymayın, Allah’a itaat edin denilmesinin anlamı, sistem herkese adil davranır,
ateşe dokunmayın yanarsınız tembihinin derin sebepleridir.

Eğer bir günah işlemişseniz hemen eşdeğer bir sevap iş işleyin tembihinin nedeni de artı eksi, borç alacak misali el hasip olan Allah tealanın her işimizi ince ince muhasebe ettiğine işarettir.

Ve tövbe ederek yanlışı bırakın demek, ister enbiya olsan veya evliya, yanlışın sonu zarar görmektir. Hâşâ Allah sistemi torpil, adam kayırma yapmaz.

Peygamberlerin çilelerinde ve öldürülmelerinde bu gerçeklik vardır.
Yanlışı yapan her kim olursa olsun karşılığını görür.
<Allahın yaratışında bir değişiklik göremezsin>
Ayetinin neticesi olarak, ateş herkesi yakar, su her cana hayat bahşeder.
Bu yazdıklarımızı inşaallah o kardeşimiz de okur, uygular,
Allah’a yolculuğunda hızlı mesafe aldığını, huzura güvene kavuştuğunu görerek,
başka arkadaşlarına da ulaştırır. Selam es selame

Not;
Ağzı dulı zikir ehli kardeşlerimiz allah ismi celalını okuyacaklarına,
zor günlerden geçtiğimiz şu dönemde,
aşağıdaki zikiri yapsalar allah ve resulünün rızasına erer,
zulmün her türlüsüne karşı durmuş olur,
akan kanların durmasına,dul ve yetimlerin gözyaçlarına melhem olurlardı…

sağ el sağ diz üzerinde tespih ile okunur;
işaret parmağı tespih tanelerini çekmek suretiyle hareket etmelidir.

” allahümme,la ihtilacı riclül yesari,
vela tüstini kitabi bi şimali vela min vera-i zahri,
vela gafleti,vela dalaleti,vela ihaneti,velal şekaveti,
vela lağvi vela şin’i,vela nefreti vela kin’i,
vela kahrı vela gazabı,velal fitne-i vela fesadı
vela öfke-i vela inadı,vela küfrü,vela küllü küffarı
vela isyanı illa mutiun ya mucip,ya muin…bi icabetel dua-i ya erhamerrahimiyn’

SOL DEVRİ

Soldan devire gelince;
Azizim;
Bilirsen, çok değerli bir bilgi aşağıya alınmıştır. Efendimizden sonra gelmiş geçmiş en büyük âlim, hikmet ilminin kâşifi zatın, el yazması eserinden tercüme edilen bilgi faydanıza sunulmuştur…

Eğer zat soldan devir eder ise semada ve yerde celâl kuvvet bulacağından rahmet yağar.

Bu devir sadece zata mahsustur. Ki onda tevhit tecellisi mevcuttur. Bu efâl rahmeti davet eder. Bu demektir ki; Hikmetullâh’ta celâl kuvvet bulur, hava yükseklerde soğur, su buharı ağırlaşmaya başlar semada bulutlar oluşur. Beşerin bu işte nasibi yoktur. Nur-u tevhide mazhar olmuş, Zata ait ilahi yetki ve salahiyetin tecellilerinden birisidir.

Bu devir, zat evliyası tarafından bile olsa günlük üç defadan ziyade yapılmaz… Şiddet oluşur, tebdil edilmesi çok güç olur. Beşer için bir defası bile, akıl edilemeyecek kadar zararlara sebep olur. Kişi her yönden savunmasız kalır. Yerlerde ve göklerde ne kadar cemâl kuvvet ve kudreti (hayırlı gelişme) varsa bağlanır, bütün celâlî (olumsuz) güçler harekete geçer.

Celâlî güçler deyince her türlü olumsuzluklar akla gelmelidir.

Bu hareketle sağ ayak ve vücudun sağ tarafı tamamen devrin içinde mahsur kaldığından, yerlerde ve göklerde cemâl mahsur olur. Mahlûkatı koruyan melekî güçler esir alınmıştır. Bu efâl celâlin en muazzam kuvvetidir. Genelde hayatı cehenneme çevirir. O nedenle rahmet kapısı açıkken çok kazalar ve zararlar oluşur.

Yeterli rahmet yağar yağmaz zat hemen cemalde efâlini yapar, sağ devriyle önceki tecelliyi karşılar.
Sağ devri yapmak hayatı davet eder. Vücudun, aklın, ruhun ve nefsin kemali, sağ devri ile yerinde olur. Sol devir hemen her şeyi olumsuz etkiler. Kişi enfüsünde sıkıntıya maruz kalırken diğer yandan sıfatların tamamında (afakta) olumsuzluklar, aksilikler peş peşe gelir. İnsanı darlığa düşürür.
Hayat cehenneme döner. O nedenle ev içinde ve trafikte düzenli olarak sağ devrine uygun hareket edilmeli, sağ yanımızı içeriye alacak davranışlardan, kısıtlamaktan kaçınmalıyız.

Şimdi konumuza dönerek yeniden tembih ediyoruz ki asla sol devrine girilmemeli. Sıradan hareketlerimize dahi dikkat etmeliyiz.

Şeriatta farz ibadetlerin hikmetlerinden yaralanmak lazımdır.
Şöyle ki;
Namazda sağ el sol eli tutar. Buna günlük davranışlarımızda da uymalıyız. Aksini asla yapmamalıyız. Melekî âlemi kontrol eden bu efâl, celali melekleri efâlden mahrum eder ki zararları kişiye dokunmaz.
Sol ayak üzerine oturulur. Sağ ayakla yürüyüşümüze başlarız.
Hacılar sol kollarını içeri alarak tavaf yaparlar.
Kamet sağ el sağ kulağa götürülerek yapılır.
*Sol el sol yanakta tutulursa esef olur, insan sürekli kötümser senaryolar yazar. Olaylara umutsuzluk penceresinden bakılır.

Namaz kılmak sanıldığından daha fazla hayırlı, sağlık afiyetimiz için faydalı bir ibadettir. İnsanın kurtuluşunun vesilesi olduğundan ilahi emirdir. Yoksa Allah’ın ilahlığını tatmin için değildir. Namaz cennete açılan kapı, Allah’a ulaştıran Miraç merdivenidir. Ve asla vakit aksamasına sebebiyet vermemek, kazaya bırakmamak gerekir.
Beş vaktin üstüne kuşluk ve gece namazları ile takviye bile gerektiren bir zincirleme yükselme aracıdır.

Sol el ceza meleklerine davetiye çıkarır; sağ el lütuf, kerem meleklerini harekete geçirir. O nedenle sağ yanına yatarken sağ el baş altına konulur öylece uyunur. Sol yanına yatılırken el yanağa konulmaz.

Fahri Âlem Efendimiz bunları bile ümmetine bildirmiş, işlerinizi sağ eş ile yapın, sol el ile yiyip içmeyin buyurmuş, şeytan sol eli ile yer içer demiştir. Ama öğrenip uygulayacak akıl sahibi nerede…

Maalesef hayat bilgilerinden insanımız bî-haberdir. İlmihal bilgisi yetersiz veriliyor. İslam sağlıklı ve hür yaşamanın sistematiğini on dört asır önce gündeme yerleştirdiği halde zamanla birçok has bilgiye hurafe gözüyle bakılmış, hikmetleri üzerinde yeterince düşünülmemiştir.
İnsan vücudu yaratılırken hakikat kimyası ile donanmıştır.
Yerleri ve gökleri harekete geçirecek marifetullah insanın melekelerine yerleştirilmiş.

Ağzımızdan çıkan esmâlarla vücudumuzdan meydana gelen hareketler hikmet efâllerini oluşturur.

O hareket ve sözler melekleri Hikmetullâh’ın san-i kudret iktizasınca göreve davet eder.

Başımıza gelenler hep kendi hareketlerimizin ve sözlerimizin zahire çıkan sonuçlarıdır.
Biz talep etmişizdir, Kudretullâh (mucip sıfatının gereği olarak) icabet etmiştir. “Siz talep edersiniz, biz icabet ederiz” ayetinin sonucudur…

Kaderimizin büyük bir bölümü irademizle yahut istemeden yaptığımız efâllerimiz ve sözlerimizin tecellisi ile oluşur. Şeri yasaklar ve emirleri anlayabileceğimiz kadar kolaylaştırarak, dünya ve ahirette huzurlu yaşamamız için düzenlenmiştir. . Anne babamızı, cinsiyetimizi tayin edemeyiz ama iyilik ekerek iyilik biçebilir, hayır konuşup, hayırla karşılaşabiliriz.

İnsan ister ilahi yasalara inansın ister inanmasın her hareket ve sözüyle dua halindedir.
İnananların dua ve dilekleri nispeten düzenlidir, inanmayanlarınki ise daha düzensiz ama Hikmetullâh’ta hep geçerli (hareketler) dualardır

Unutmayalım ki ya Allah’a tapınıp, emir ve yasaklarını yapıyoruzdur yahut şeytana tapınıp nefsimizin ve şeytanın emirlerini yerine getiriyoruzdur. Allahın emir ve yasakları cennetin yolu üzerindeki işaret taşları, şeytanın emir ve yasakları ise cehenneme giden yolun işaret taşları gibidir. Dileyen cennete dileyen cennete gitmekle ancak kendisine hizmet eder. Allah tealanın kimsenin ibadetine ihtiyacı yoktur. O cehennemin de sahibidir… Kullarına karşı adildir. Dileyeni cennete sevk eder, dileyeni cehenneme sevk eder. Tercih nefis sahiplerine aittir… Selam ve dua ile.

Namazın kazasının olmadığını,kaçan fırsatın ebediyen kaçtığını yıllardır dostlarımızla paylaşıyorum..İlk defa görüşümüzü destekleyen bir değerli görüş sahibinin kısa izahına rastladım..Sayın Hayri Cara beyefendi bu meseleyi veciz bir anlatımla izah etmişler.
İşte o mükemmel anlatım;
’’Salat Yönelişti değil mi? Evet!
Bu yönelişte göreceğimiz VECHULLAH tı değilmi? Evet!
Vechullah “her an YENİ bir şe’n de ” değilmi? Evet!
Şimdi namazı tanrıya borcumuz olarak düşünmeden olaya bakarsak!
İkame olunmamış her salat geri gelmesi, telafisi imkansız, kaçırılmış bir fırsat demektir! Çünki o an ki şe’n, şimdiki şe’n değil! o görmen gereken, şimdiki görmen gereken değil!

Buna bir örnekte yeni doğan çocuklar!
Birbirlerine çok yakın, saniye farkıyla doğan bebeklerin beyin programları farklı olabiliyor! Farklı Burçların etkisi dolayısıyla…
Her an farklı fırsattır! Ya değerlendirirsin, ya kaçırırsın! Kaçan bir daha geri gelmez! Zira zaman geriye değil,ileriye dönük işlevdedir yeni bir şe’nde olarak!
Az da olsa,Neden”Salatın kazası olmaz!”sözünü açabildikmi acaba? Bilemiyorum!
Cuma salâtı haftada bir gelen FIRSATTIR! Değerlendirmek nasibimiz ola!.’’

Kaza namazı olarak kıldıklarınız,nafile namaz yerine geçer.Geçen vakte ilaç olmaz,kaçırdıklarınızı size geri getiremez. Vaktinde kılamadığınız yahut kılmadığınız o namazın size kazandıracaklarını geri getiremediğiniz gibi.kılmamaktan dolayı kaybettiklerimizi de yerine koyamaz.
Dün yapmadığınız işlerinizden dolayı kayıp kaçaklarınız nasıl giden fırsatalar olarak henenize yazıldıysa kılmadığınız namazlarınızın kayıpları da asla geri gelmeyecek zarar ziyan hanenize eklenecektir.selam ve dua ile.

Sırrül Esrar’dan Alıntılar–1

İnsanın Asli Vatana Dönüşü
İnsan, iki yönden mütalaa edilir: “Cismani”,”Ruhani.”
Cismani, yani dış görünüşteki maddi hali demektir. Bu bapta herkes eşittir. Ve umumi bir hüküm alır.
Ruhani durumu – bu kalıbın ötesinde saklı duruma – gelince orada özel bir hal başlar.
Umumi hükümde mütalaa edilen insan; bazı derecelerle asli vatanına dönebilir. O dereceleri almak için, dinimizin zahirdeki emirlerini birer sebep olarak ele alır ve ilerler… Ve sırası ile Manevî yola; marifet âlemine geçer. Hele marifet çok yücedir. Peygamber S.A. efendimiz onu överken şöyle buyurur:
-”Her şeyi Özünde toplayan bir hikmet var ki, o hak marifetidir.”
Kulun bunlara erebilmesi için; görsünler, işitsinler diye, iş tutmaması gerekir.
Yapılacak işler için dereceleri üç bölüme ayıracağız. Ki bunlara cennet tabir edilir:
BİR: Mülk âlemindeki cennet… Buna MEVÂ denir.
İKİ: Melekût âlemindeki cennet. Buna NAİM cenneti tabir edilir.
ÜÇ: Ceberut âlemindeki cennet. Buna da FİRDEVS cenneti denir.
Bu anlatılanlar, cismani, – bu maddi – varlığın tadacağı nimetlerdir ki bunlara ancak, üç çeşit ilmi benlikte toplamakla erilir: Şeriat, Tarikat, Marifet…

Yeri gelmişken yukarıya yarısı beyan edilen Hadis-i Şerifin tümünü zikredelim.
-”Bütün hayırları, hikmeti derleyen şey. Hakka karşı irfan sahibi olmak ve onunla amil olup, sonra, batılın da ne olduğunu bilmek ve terktir.”

Sırası gelmişken Peygamber S.A. efendimizin yaptığı bir duayı da anlatalım:
-”Allah’ım, bize hakkı göster ve ona uymayı nasip et; batılı bildir ve ondan kaçmayı kolay eyle.”

Keza, Peygamber S.A. efendimizin bu hususta bir Hadis-i Şerifini yine zikredelim:
-”Herkim nefsini bilir, onun uygunsuz arzularına muhalif kalırsa, gerçekten Rabbini bilmiş ve ona uymuş olur.”

Buraya kadar anlatılan şeyler, umuma şamil olan işlerdir. Bir de üstün istidada sahip insanların hali var ki, onları da aşağıda anlatacağız…
Bunlara, ”HAS İNSAN” tabirini kullanıyoruz.
Bu insanın vusulü, Hakka tam yakınlıktır. Oluşu sebebine gelince tek şeyle olur, o da hakikat ilmi ki buna, lâhutî olan yakınlık âleminde:
TEVHİD tabir edilir. Bu hal âdet olduğu üzere dünya hayatında olur.
Bu hale ermek için, uykuda olmakla, ayıklık arasında bir fark yoktur. Belki de esas uykuya dalınca, kalb bir aralık fırsat bulur ve asıl vatana gider. Bu gidiş külli de olur, cüz’i de…
Nasıl ki Allah-ü Taâlâ bir ayetle şöyle ferman eyler:
-”Allah-ü Taâlâ, nefisleri ölüm zamanı gelince öldürür. Bazılarını da uykularında… Hakkında ölüm hükmü olanı tutar. Kalanları, muayyen bir zaman için geri salar.” (Zümer–42)

Buna işaret olarak Peygamber S.A. efendimizin bir Hadis-i Şerifini zikredelim:
-”Âlimin uykusu, cahilin ettiği ibadetten hayırlıdır.”
Burada kastedilen âlim, tevhid nuru ile içini nur eden; sonra da, harfsiz, sessiz, sır dili ile TEVHÎD ESMASINA devam eden zattır. Asıl insan budur. Bunu anlatan birkaç tane hadis-i kudsi zikredelim.
-”İnsan, sırrımdır; ben de onun…”
–”Batın ilmi sırlarımdan bir sırdır; onu, kullarımın kalbine koyarım, benden gayrı o hali bilen olmaz.”
-”Kulumun zannına göreyim. Beni aradığı an, onunlayım. İçinden anarsa, zatımda anarım. Bir topluluk içinde anarsa, daha hayırlı bir cemaat içinde anarım.”

Bu anlatılanlardan arzu edilen tek şeydir. O da:
İnsan varlığında cüz’i bir yer işgal eden TEFEKKÜR İLMİ…
En önemlisi bu.
Bu tefekküre dair Peygamber S. A. efendimizin buyurduğu birkaç Hadis-i Şerifi anlatalım:
-”Bir anlık Tefekkür, bir yıllık ibadetten hayırlıdır.”
-”Bir anlık Tefekkür, yetmiş yıl ibadetten hayırlıdır.”
-”Bir anlık tefekkür, bin yıl ibadetten hayırlıdır.”
Her işte basarı, Hakkın zatında saklıdır.

Tefekküre dair zikri geçen Hadis-i Şerifler, biraz tefsir ister. Çünkü aynı mevzu üç şekilde anlatılıyor.
Her kim, bazı hikmet taşıyan işleri düşünür, onun bir parçasından birçok parçalar olduğunu, onlardan dahi nice şeyler husule geldiğini düşünürse ki buna tefekkür denir, yaptığı bu tefekkür bir yıllık ibadete bedel olur.

Herkim, yaptığı ibadeti düşünür ve onların hikmetine karşı irfan duygusu taşırsa, bu tefekkürü yetmiş yıllık ibadete bedel olur.

Herkim, İlâhi marifeti düşünür; Allah-ü Taâlâya karşı tam irfan duygusuna sahip olmayı dilerse, bunun yaptığı tefekkür de bin yıllık ibadete bedel olur.
Asıl irfan ilmi budur. İrfan ilmi demekle TEVHİD halini kasd ediyorum. Ârif kişi irfan iştiyakını duyduğu-zata, mahbubuna bununla erer. Bu halin neticesi ise, ruhani bir halle; tam yakınlık âlemine uçup gitmek olur.

Âbidler, cennete yürür giderler.
Ârifler ise, yakınlık âlemine uçar giderler.
Âşıkların kalbine has gözleri var;
Onlar görür, bakamaz başka nazırlar.
Kanatları bir başka, ne hacet damara;
Uçarlar, Melekûta, Âlemlerin Rabbına.

Bu uçuş, irfan sahibinin iç âleminde olur.
Bu hale erene hakiki insan, adı verilir. Allah’ın sevgilisi, mahremi, gelini
tabir edilir.
Bayazid-i Bistami Hz. şöyle buyurur:
—İrfan sahipleri, Allah’ü Taâlâ’nın gelinleridir.
Diğer rivayette ise, şöyle anlatılır:
—Evliya zümresi, Allah’ın gelinleridir. Gelinleri ise, ancak sahipleri bilir.
İrfan sahibi olan “veli” kullar, bu görünen kalıp perdesine bürünmüştür.
Allah-ü Taâlâ bir kudsi hadiste şöyle buyuruyor:
-”Velilerim, kubbelerim altındadır. Benden gayrı onları tanıyan olmaz.”
İnsanlar, duvaklı süslü geline bakarken ne görebilir ki? Ancak, dıştaki süsünden başka.
Yahya b. Maaz-ı Razi Derki;
-”Veli yeryüzünde, Allah-ü Taâlâ’nın reyhanıdır, onları sıddık zümresi koklayabilir.
O kokuyu alır, Rablerine iştiyak duyarlar. Değişik huylarına göre, ibadetleri artar. Bu da varlıklarından soyunduktan fena haline göredir.
Hakkın zati varlığına yakınlık, maddi varlıktan soyunup, fena âlemine geçiş kadardır. Fena hali ne kadar artarsa. Hakka yakınlık o kadar artar.
Asıl veli, halinde tam yokluğa varan ve Hakkın varlığını müşahedeye dalandır.
Onun-nefsinde, bir seçme kudreti yoktur. Ve onun benliğinde Hakla beraber ikinci bir varlık, karar kılamaz.
O, birçok kerametle teyid edilmiş olmasına rağmen, hepsinden beridir. Hiç biri ile ilgisi yoktur.
Orada hiçbir halin iflası görülmez.
Çünkü RÜBUBİYET sırrının ifşası küfürdür.
MÎRSAD adlı eserde şöyle denir:

—Keramet sahiplerinin hepsi, hallerinden perdelidir. Keramet gösteren için; keramet hayız hali sayılır. Böyle olmakla beraber bir velinin en az, bin makamı vardır ilki kerametler kapısıdır. Ondan geçen öbürlerine nail olur. Aksi halde hiç birine…

İNSANIN ESFELİ SAFİLİNE REDDİ (GÖNDERİLMESİ)
Allahu Taâlâ; “Lâhut âleminde” Kudsi Ruhu, tam kıvamında yarattıktan sonra, Onu aşağılara göndermeyi diledi ve gönderdi. Bundan kasdı; güçlü padişahın katındaki doğruluk otağında, yakınlık bulmak ve ünsiyetin (birlikteliğin) artmasıydı. Ki orası, Evliya ve Enbiyanın makamıdır.
Allahu Taâlâ O Kudsi Ruhu önce, Ceberut âlemine gönderdi. Beraberinde “Tevhid Tohumu” bulunuyordu. Uğradığı âlemde Onun benliğine Nuraniyet hali emanet edildi. Ve orada bir kisve giydi.

Oradan “Mülk âlemi“ne geçti. Orada kendi benliğine has Hakkın yarattığı kisveyi giydi. O kisvenin giydirilmesindeki murad; bu ‘Mülk âlemi’nin yanmamasını temindi… İşte o kisve, bu yoğun ceseddir.

Bu Kudsi Ruha, giydiği Ceberut Kisvesi dolayısıyla, “Sultani Ruh” tabir olunur (denilir). Melekût âlemi’nden aldığı kisve icabı, O’na ‘Seyrani’ ve ‘Revani’ Ruh, tabir edilir (denilir). Mülk âlemi’ne nisbeti ile ona cismani Ruh tabir olunur.
Bu efal âleme gelmeden maksat. Kalp ve kalıp vasıtası ile yakınlık ve derece kazanmaktır. Bu âleme gelecek, Kalp arzına TEVHÎD tohumunu ekecek ve orada TEVHÎD ağacını bitirecek…
“O ağacın aslı olduğu yerde durur” ve dalları sürür boşluğunu doldurur. Ve orada Allah rızası için, TEVHİD meyveleri verir.
Ve sonra Kalb arzına Şeriat tohumu ekti. Orada Şeriat ağacını büyütmeyi istedi. Ve derecelere ait meyvelerin hâsıl olmasını (oluşmasını) istiyordu.
Allah’u Taâlâ Ruhlara cesetlere girmeyi emredince, her birine has (özel) yer ayırdı.
‘Cismani Ruh’un yeri, etle kan arası oldu.
Kudsi Ruh’un yeri sırda yapıldı. Bu iki Ruhtan, her birinin ayrı ayrı yerleri ve bu vücud ülkesinde metâ-ı, kârı (işlevi) ve ticareti vardır. O ticaretler, bol ve bereketlidir.

Allah’u Taâlâ onları anlatırken şöyle buyurdu:
-”Gizli ve aşikâre bol ve bereketli kâr ümit ederler…” (Fatir–29)
Her insana layık olan odur ki, bu vücud âleminde yapacağı işi bile… Anlaya… Çünkü bu âlemde boynuna hangi hüküm asılmış ise, o hâsıl olmaktadır. Ama bir âyeti Kerimede zikrolunan, o hırs ve dünya düşkünü insan için şöyle buyurulur:
-”Kabirlerin açılacağı ve sinelerde olanların ayrılıp ortaya atılacağı zamanı düşünmez mi?”(Âdiyat:9–10)
-”Biz, insanların yapacağı işin özetini boynuna taktık”. (İsra–13)

RUHLARIN CESETTEKİ YERLERİ
Cismani Ruhun, cesetteki yeri sinedir. Zahiri duygularla beraberdir. Onun meta-ı şeriattır. Yaptığı iş, Allah’ın emri olan farzlardır. Allah’u Taâlâ o emirleri ile zahirdeki (dış âlemdeki) ahkâmı düzenlemiştir.
O ruh, farzları eda ederken şirk ehli olmaz. Çünkü Allah-ü Taâlâ onun için şöyle buyurdu:
-”O yaptığı ibadette Rabbine şirk koşmasın” (Kehf- 10)
Allah birdir; bir’i sever. Yani İbadetin, yalnız kendine has olmasını ister. Dahası var: Ameller gösterişsiz olmalı, duysunlar diye, yapılmamalı. Sonra, yapılan ibadetin, dünyada iken kârı gözetilmemelidir.
Yapılan ibadetten hâsıl olacak Velâyet hali, keşif ve müşahede hali mülk âlemine aittir. Bu haller yer zemininden sema yüksekliğine kadar böyledir.
Sonra bazı bu âleme has KEVNİ keramet tabir edilen, ruhbanlara ait işler vardır-onlar da, suda yürümek, hava boşluğunda uçmak, az zamanda çok yer kat etmek. Uzaktan söyleneni duymak ve iç âlemde gizli şeyleri haber vermek gibi şeylerdir…
Âhiret âleminde ise, bazı iyilikler bulabilir. Onlarda cennet, huri, köşkler, gılman, içkiler ve cennetin diğer nimetleri… Bunlar, birinci cennet olan meva cennetindedir.

Revani ruhun yeri kalbdir. Metaı, manevi yolculuğa dair olan ilimdir. Bu ruhun meşgalesi Hakkın zatına ait isimlerin ilk dördü iledir. Diğer on iki isimde olduğu gibi, bu dört isimde de ses, harf, konuşma olmaz. Allah-ü Taâlâ bu hale işaret için şöyle buyurdu:
-”İster Allah deyiniz, isterse Rahman; hangisini çağırırsanız, çağırın; güzel isimlerin hepsi onundur.” (İsra–110).
Yine buyurdu:
-”Güzel isimler Onundur; onlarla çağırınız.” (Araf- l80).
Bu âyetlerdeki işaret şudur ki, uğraşılması gereken esaslı iş, İlâhi isimlerdir. O da iç âlemine dair olan bilgidir. Bu bilgiden hâsıl olan marifete gelince:
TEVHİD esmasının sonucu olduğunu söyleriz.

İlâhi esmaya dair Peygamber S.A. efendimizin şu Hadis-i Şerifi vardır:
-”Allah-ü Taâlânın doksan dokuz ismi vardır; herkim onları ezbere sayarsa, cennete girer.”
Anlatmak istediğimiz mevzuu açıklayan Peygamber S.A. efendimizin bir Hadis-i Şerifi de şöyledir:
-”Ders, bir harftir, tekrarı bindir.”
Yani, zata has isim bir tane; ama onun huyuna bürünen sayısız.
On iki İlâhi isim LÂ İLÂHE İLLALLAH cümlesinin esasına dayanır. Çünkü bu cümlenin harfleri on ikidir.

Allah-ü Taâlâ, kalb işlerindeki her harfe bir isim verdi. Ayrıca her âlemin üç ismi vardır. Allah-ü Taâlâ, sevenlerin kalbini öylece, sevgide sabit kıldı…
Bu durumu, Allah-ü Taâlâ şöyle haber verdi:
-”Allah iman eden kimselerin kalbini dünyada ve âhirette sabit söz üzerine tespit etti”. (İbrahim – 27).
Ve onlara, ünsiyet zevkini ihsan eyledi.
TEVHİD ağacını onların kalbine yerleştirdi. Aslı, yerin yedinci zemininde sabit olup, belki daha aşağıda; dallarına gelince, sema yüksekliğinden taa, arşa kadar veya daha yukarı uzar.
Allah-ü Taâlâ diğer Âyet-i Kerimede şöyle buyurur:
-”O bir pâk ağaca benzer, kökü yerde, dalı semaya uzar.” (İbrahim – 24).
Revani ruhun yeri, kalb hayatıdır. Melekût âlemini müşahede eder. Müşahede ettiği şeylerin bir kısmı, cennetler ve onun ehli, nurları ve içinde bulunan meleklerdir.
Sonra konuşması iç âleme dair olur. İlâhi isimlerin batın manasını düşünür; “sessiz ve harfsiz” konuşur.
Bu ruhun, Âhiretteki yeri ise, NAİM cennetidir.

Sultani ruha gelince… Onun da olduğu ve tasarruf ettiği bölge FUAD’dır. Bunun metaı ise, marifettir. İşine gelince, kalb dili ile vasıta kılınıp yalvarılan İlâhi ilimlerin hepsidir.
Peygamber, S.A. efendimiz ilmi anlatırken şöyle buyurur:
-”İlim iki çeşittir. Biri, dildeki ilim; bu Allah’ın kullarına karşı bir tutanağıdır.
Öbürü de kalblerdeki ilimdir. Faydalı olan da budur.”
Esas yararlı bilgi bu ilmin çerçevesi içindedir.
Peygamber, S.A. efendimiz, diğer bir Hadis-i Şerifinde ise, şöyle buyurur:
-”Kur’an ‘ın bir dış, bir de iç manası vardır,”
Yine buyurur:
-”Allah-ü Taâlâ Kur’an’ı on batında inzal eyledi… Her batın mânanın bir sonrası daha faydalı ve daha kârlıdır. Çünkü gerçeğe daha yakındır…”
Bahsettiğimiz, on iki İlâhi isim, bir nevi Musa a.s. Nebinin, taşa vurup açtığı on iki çeşmeye benzer. Bu durumu, Allah-ü Taâlâ bize şöyle haber verdi:
-”Musa, kavmi için bizden su talebinde bulundu. Ona:
–”Taşa sopanla vur.
Dedik, o zaman on iki göze fışkırdı. Her cemaat, içeceği yeri bildi.” (Bakara- 60).

Zahirdeki ilim, geçici yağmur suyuna benzer. Batıni ilme gelince, temeli olan bir hazinedir ki bu, zahir ilimden daha yararlıdır.
Allah-ü Taâlâ, bir misal olarak şöyle buyurur:
-”Ölü yer, onlara kudretimizi bildiren bir delil olmalıdır. Oraya can verdik, habbe çıkardık; ondan yemektedirler”. (Ya Sin–33).

Allah-ü Taâlâ bu afakta habbe yarattı. Bu habbe, hayvani nefsin kuvvetidir. Bir de enfüsi âlemde habbe halk etti. O da, ruhani ruhların kuvvetidir, gıdasıdır.
Peygamber s.a. efendimiz bir Hadis-i Şerifinde şöyle-buyurur:
-”Her kim kırk gününü ihlâs ile sabahlarsa, hikmet kaynakları kalbinden diline akar.”

Bu sultani ruhun kârına gelince, CEMÂL sıfatının tecellisini seyre dalıp hayran olmaktır. Bunu Allah-ü Taâlâ şöyle haber verdi:
-”FUAD gördüğünü yalanlamadı.” (Necm – 11).
Bir Hadis-i Şerifte ise, bu durum daha başka anlatılır:
-”Mü’min, Mü’minin aynasıdır.”
Birinci mü’minden imanlı kulun kalbi, ikinci mü’minden ise, Allah-ü Taâlâ murad ediliyor.
Allah-ü Taâlâ bir sıfatının Mü’min olduğunu bize şu âyetiyle bildirdi:
-”O Mü’min ve Müheymindir.” (Haşr, 23)
Bu sultani ruhun meskeni öbür âlemde, üçüncü cennet sayılan FÎRDEVS cennetidir.

Kudsi ruhun tasarruf ve durak yerine gelince, o da SlR’dır.
Bu ruhun hali, şu kudsi hadisle anlatılır:
-”İnsan benim sırrım; ben de insanın sırrıyım.”
Bu ruhun metaı hakikat ilmidir; bu ilim aynı zamanda TEVHİD ilmidir.
Yaptığı işlere gelince, TEVHİD isimlerine devamdır.
Buradaki devam, sır lisanı ile olur. Öbürlerinde olduğu gibi, burada da zahiri nutuk yoktur:
-”Sözü bağırarak demekte isen; o gizliyi bildiği gibi, en hafiyi de bilir.” (Ta Ha – 7).

Kudsi ruhun haline Allah-ü Taâlâdan başkası vakıf olamaz.
Bu ruhun kârı, manâ yavrusunun zuhurudur. Müşahede ettiği ve gördüğü, Allah-ü Taalânın vechidir. Hem celâl; hem de cemâl sıfatlarına bakar. Bakışı sır gözü iledir. O günde yüzler parlak olarak Rablerine bakarlar. Orada benzeme ve benzetilme yoktur. O işitir ve görür.
İnsan, gayesini bulunca, akıl inhisarı altına girer.
Kalbler hayrete dalar. Diller tutulur; bu hallerden haber vermeye gücü yetmez. Çünkü Allah-ü taâlâ görünen misallerden münezzehtir.

Anlattığımız bu haberler ilim sahiplerine ulaşınca, onlara gerekir ki, ilim makamlarını anlamaya çalışalar. Bütün rağbetlerini, oraya yönelteler, gerçek yüzünü anlamaya bakalar. Teveccühlerini daha ötelere aşıralar…
Daha yükseklere varalar. Daha ilerisi “Ledünni ilme”ereler. Anlattığımız halleri inkâra sapmadan, zati olan ehadiyet makamını bulmaya, irfan sahibi olmaya bakalar.
Kalb; manen diri bir kalbden TEVHİD tohumunu alınca hayata kavuşur. Ve o tohum tam olur. Kemâle ermeyen tohumdan bir bitki bitmez.
Kur’an-ı Kerimin iki yerinde geçen: LÂ İLÂHE İLLALLAH, cümlesi, anlatmak istediğimizin esasına işaret eder.
Birinde: “LÂ İLÂHE İLLALLAH, cümlesi onlara okunduğu zaman büyüklenirler.” (Saffat – 35).
Bu âyet zahiri duruma işaret eder; yani avama dairdir. Diğer yerde ise, şöyle buyurulur:
-”Şunu bil ki, -L İLÂHE İLLALLAH- Allahtan başka ilâh yoktur sonra senin ve kadın, erkek mü’minlerin günahına bağış talebinde bulun!” (Muhammed- 19).
Bahsettiğimiz telkin bu âyetin delâleti ile olmaktadır. Ki bu, havas kullar için buyurulur.

ZİKİR TELKİNİ: Bu yolu, Resulüllah s.a. efendimizden ilk talebeden Hz. Ali k.v. olmuştur. Peygamber s.a. efendimizden en yakın, en değerli ve en kolay yolu belletmesini temenni etmişti. Bunun üzerine Peygamber s.a. efendimiz Cibril’in gelmesini bekledi. Geldi; üç defa Peygamberimize s.a. yukarıda zikri geçen TEVHİD kelimesini telkin etti. Sonra Peygamber s.a. efendimiz aynı şekilde tekrar etti.
Bundan sonra Hz. Ali’ye k.v. belletti. Daha sonra ashaba geldi; aynı cümleyi onlara öğretti. Ve ayni manayı anlatmak için bir gün, şöyle buyurdu:
-”Biz küçük cihaddan döndük; büyük cihada geliyoruz”
Bunu söylerken nefisle edilen cengi murad ediyordu.
O büyük Peygamber s.a. bir gün ashaptan birine şöyle diyordu:

-”En büyük düşmanın; iki kaburga kemiğin arasın¬daki düşmandır.” (90)
(90) Bu bölüm, Seyyid Abdulkadir Geylâni Hazretlerinin Sırrül Esrar adlı kitabından alınmıştır.

 

6 YORUMLAR

  1. Selâmûnaleykûm

    Yazınızdaki aşağıda alıntıladığım bölümle sanırım başlamam gerek:

    “Niyet; Öncelikle niyet edilir…Niyetsiz dua hedefsiz atılan ok gibidir.

    Tavsiye edilen niyet şöyledir.“ Rabbim, okuyacağım esmaların ve yapacağım efâllerin zatımda ve sıfatımda tecellisiyle, zatımı ve sıfatımı korumanı niyet ve talep ediyorum. Arş-ı âlâ’ndan, Mucip sıfatınla dua ve dileklerimi kabul buyur. Ya kerim allah ve ya rahiymullah ve ya muciyp. İstimdat ya Resulullah, istimdat ya Habibullah, istimdat ehl-i beyt-i güzin, istimdat ashab-ı kiram ve’l istimdat cümle ruhaniyat…” dedikten sonra;

    En az üç veya dokuz kere istiğfar getirilir.Tavsiye edilen istiğfar ise şu şekildedir…’’Subhanallahu ve bi hamdihi subhanalahul azıym, estağfirullah’’

    Dokuz kere salâvat getirilir.Tavsiye edilen salâvatı şerife şu tertip ile olanıdır.’’Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala âli seyyidina Muhammed.’’Veya ’’Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala âlihi ve sahbihi ecmaiyn’’

    Ve bir kere euzü besmele çekildikten sonra dilediğin sayıda, zamanın el verdiğince ve kalp ile dil birliği sağlandığı süre; “Ya latıfün ya latıyf. Bi lutfikel hafiyyü bil kudretilletiy isteveytü biha alel arş”

    Veya; Ya kuddusün ya tahirun Ya latıfün ya latıyf. Bi lutfikel hafiyyü bil kudretilletiy isteveytü biha alel arş ‘’ esma tertiplerinden biri okunur.Tamamlamaya karar verildiğinde dokuz kere daha salâvat-ı şerife getirilir.

    Zamanın yetersiz olduğunda zikir sayısı azaltılır, yeterli vaktin olduğunda artırılır, ancak her namazdan sonra en az dokuz kere zikredilmesi uygun olur.Yani zikirde kopukluk, ara vermek olmamalıdır. İbadetin ve zikirin az bile olsa devamlı olanı makbuldür.

    Umulur ki geçmişe dair olumsuz tecelliler varsa tamamının ifnası bu zikirle gerçekleşir. Tecrübe edilen ve sık müracaat edilen bir zikirdir. İstiğfar ve salâvatlar dışında kalan bu bölüm yürürken dahi okunabilir… Namazlarda düzenli okunduysa, istendiğinde namaz aralarında da bu bölüm okunabilir.

    Bu zikiri samimi şekilde okuyup tecelli ettirenler, rüyalarında sağ önlerinden bir kitap yahut kuranı kerim yahut temiz sayfa veya eşya aldıklarını görürler. ’’Kitapları sağ önlerinden verilenler, kurtuluşa erenlerdir’’ayetinin muhatabı olurlar.

    BU şekilde zikiri tamamlayan kardeşlerimiz, ihtiyaç halinde, talep eden yakınlarına aynı zikiri aynı tertiplerle ve usullerle yapmak üzere verilebilirler. Yani herkesin okuyabileceği bir cemâl duadır. İçinde celâl esması yoktur…Kalp gözünün açılmasına, okuyan kişinin âlemi melekût ile temasa geçip nur görmeye başlamasına vesile olur.

    Bu arada zikire başlayan kardeşlerimiz, günde bir defa zikrini tamamladıktan sonra, aşağıda tarifi yapılan sağ devrini yaparlarsa yerde ve gökte negatif güçleri bağlamış, nefsanî ve şeytani baskılardan, düşmanlarından gelecek her türlü tehlikeden kendilerini korumuş olurlar…

    Sağ devri Kâbe-i muazzamayı tavaf etmiş gibi fayda sağlar, sevap kazanırlar. Kâbe insan kalbini temsil eder. Sağ devri ile kişi kendi kalbi üzerinde tavaf yapmış, allahın celalini temsil eden sol yanımızı daire içine alarak bütün süfliyatı hapsetmiş, cemalullaha sığınmış olur…Bu devir kesretle yapılmaz. Günde bir sabah bir akşam olmak üzere iki defa yapılması yeterlidir. Daha fazlası ancak ileri derecede bir olumsuz tecelliden haberdar olunursa yapılır ki,ihtilaçnamede hangi hallerde ek olarak sağ devri ile savunma yapılacağı yazılıdır.”

    Bu arada günde iki sefer sağ devri yapmaktayım.
    ayrıca okuduğum korunma duaları:
    41 defa Eûzü BiVechillâhil Keriym, ve kelimâtillâhit tâmmâtilletiy lâ yücâvizhünne berrun velâ fâcirun, min şerri mâ yenzilu minesSemâi ve mâ ya’rucu fiyhâ, ve min şerri mâ zerae fil ardı ve mâ yahrucu minhâ, ve min fitenilLeyli venNehâri, ve min şerri külli târikın illâ târikan yatruku bihayrin, yâ RAHMÂN!

    150 defa Rabbi enniy messeniyeş şeytanu Binusbin ve azâb; Rabbi euzü BiKE min hemezatiş şeyatıyn;
    Ve euzü BiKE Rabbi en yahdurun; Ve hıfzan min külli şeytanin marid;

    şimdi bunlara ilave olarak namazlardan sonra 19 defa “Ya kuddusün ya tahirun Ya latıfün ya latıyf. Bi lutfikel hafiyyü bil kudretilletiy isteveytü biha alel arş ” okumalıyım…

    Doğru mu anladım acaba …

  2. Selâmûnaleykûm

    Yazınızdaki aşağıda alıntıladığım bölümle sanırım başlamam gerek:

    “Niyet; Öncelikle niyet edilir…Niyetsiz dua hedefsiz atılan ok gibidir.

    Tavsiye edilen niyet şöyledir.“ Rabbim, okuyacağım esmaların ve yapacağım efâllerin zatımda ve sıfatımda tecellisiyle, zatımı ve sıfatımı korumanı niyet ve talep ediyorum. Arş-ı âlâ’ndan, Mucip sıfatınla dua ve dileklerimi kabul buyur. Ya kerim allah ve ya rahiymullah ve ya muciyp. İstimdat ya Resulullah, istimdat ya Habibullah, istimdat ehl-i beyt-i güzin, istimdat ashab-ı kiram ve’l istimdat cümle ruhaniyat…” dedikten sonra;

    En az üç veya dokuz kere istiğfar getirilir.Tavsiye edilen istiğfar ise şu şekildedir…’’Subhanallahu ve bi hamdihi subhanalahul azıym, estağfirullah’’

    Dokuz kere salâvat getirilir.Tavsiye edilen salâvatı şerife şu tertip ile olanıdır.’’Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala âli seyyidina Muhammed.’’Veya ’’Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala âlihi ve sahbihi ecmaiyn’’

    Ve bir kere euzü besmele çekildikten sonra dilediğin sayıda, zamanın el verdiğince ve kalp ile dil birliği sağlandığı süre; “Ya latıfün ya latıyf. Bi lutfikel hafiyyü bil kudretilletiy isteveytü biha alel arş”

    Veya; Ya kuddusün ya tahirun Ya latıfün ya latıyf. Bi lutfikel hafiyyü bil kudretilletiy isteveytü biha alel arş ‘’ esma tertiplerinden biri okunur.Tamamlamaya karar verildiğinde dokuz kere daha salâvat-ı şerife getirilir.

    Zamanın yetersiz olduğunda zikir sayısı azaltılır, yeterli vaktin olduğunda artırılır, ancak her namazdan sonra en az dokuz kere zikredilmesi uygun olur.Yani zikirde kopukluk, ara vermek olmamalıdır. İbadetin ve zikirin az bile olsa devamlı olanı makbuldür.

    Umulur ki geçmişe dair olumsuz tecelliler varsa tamamının ifnası bu zikirle gerçekleşir. Tecrübe edilen ve sık müracaat edilen bir zikirdir. İstiğfar ve salâvatlar dışında kalan bu bölüm yürürken dahi okunabilir… Namazlarda düzenli okunduysa, istendiğinde namaz aralarında da bu bölüm okunabilir.

    Bu zikiri samimi şekilde okuyup tecelli ettirenler, rüyalarında sağ önlerinden bir kitap yahut kuranı kerim yahut temiz sayfa veya eşya aldıklarını görürler. ’’Kitapları sağ önlerinden verilenler, kurtuluşa erenlerdir’’ayetinin muhatabı olurlar.

    BU şekilde zikiri tamamlayan kardeşlerimiz, ihtiyaç halinde, talep eden yakınlarına aynı zikiri aynı tertiplerle ve usullerle yapmak üzere verilebilirler. Yani herkesin okuyabileceği bir cemâl duadır. İçinde celâl esması yoktur…Kalp gözünün açılmasına, okuyan kişinin âlemi melekût ile temasa geçip nur görmeye başlamasına vesile olur.

    Bu arada zikire başlayan kardeşlerimiz, günde bir defa zikrini tamamladıktan sonra, aşağıda tarifi yapılan sağ devrini yaparlarsa yerde ve gökte negatif güçleri bağlamış, nefsanî ve şeytani baskılardan, düşmanlarından gelecek her türlü tehlikeden kendilerini korumuş olurlar…

    Sağ devri Kâbe-i muazzamayı tavaf etmiş gibi fayda sağlar, sevap kazanırlar. Kâbe insan kalbini temsil eder. Sağ devri ile kişi kendi kalbi üzerinde tavaf yapmış, allahın celalini temsil eden sol yanımızı daire içine alarak bütün süfliyatı hapsetmiş, cemalullaha sığınmış olur…Bu devir kesretle yapılmaz. Günde bir sabah bir akşam olmak üzere iki defa yapılması yeterlidir. Daha fazlası ancak ileri derecede bir olumsuz tecelliden haberdar olunursa yapılır ki,ihtilaçnamede hangi hallerde ek olarak sağ devri ile savunma yapılacağı yazılıdır.”

    Bu arada günde iki sefer sağ devri yapmaktayım.
    ayrıca okuduğum korunma duaları:
    41 defa Eûzü BiVechillâhil Keriym, ve kelimâtillâhit tâmmâtilletiy lâ yücâvizhünne berrun velâ fâcirun, min şerri mâ yenzilu minesSemâi ve mâ ya’rucu fiyhâ, ve min şerri mâ zerae fil ardı ve mâ yahrucu minhâ, ve min fitenilLeyli venNehâri, ve min şerri külli târikın illâ târikan yatruku bihayrin, yâ RAHMÂN!

    150 defa Rabbi enniy messeniyeş şeytanu Binusbin ve azâb; Rabbi euzü BiKE min hemezatiş şeyatıyn;
    Ve euzü BiKE Rabbi en yahdurun; Ve hıfzan min külli şeytanin marid;

    şimdi bunlara ilave olarak namazlardan sonra 19 defa “Ya kuddusün ya tahirun Ya latıfün ya latıyf. Bi lutfikel hafiyyü bil kudretilletiy isteveytü biha alel arş ” okumalıyım…

    Doğru mu anladım acaba …

    • selam es selame lütfen yazıyı tekrar tekrar okuyun..zikir bölümü ile diğer birlgileri birbirne karıştırmayın..günlük yedi vakit namaz öneriyoruz..niyet salavat sitiğfardan sonra zikir olarak…< “Ya kuddusün ya tahirun Ya latıfün ya latıyf. Bi lutfikel hafiyyü bil kudretilletiy isteveytü biha alel arş ” okuyun.selam es selame

  3. Selam es selame hocam. Karşılıksız, çıkarsız yardım ediyorsunuz, Allah razı olsun sizden. Zikirle ilgili olarak sorum şu ki, her namazdan sonra niyet istiğfar salavat bölümleri okunacak mı yoksa sadece ya latifun ya latif kısmı yeterli mi?
    Teşekkürler.

CEVAP VER